Sınır Tanımayan Maceralar: Taze Kitap'ın Kurgu Kitaplığı
Gerçek dünyanın katı kurallarından ve ciddiyetinden kaçmak istediğimizde, hikâyeler bize başka dünyaların kapısını aralar. Üstelik o kapıdan geçmenin belirli bir yaşı yoktur. Uzun yıllar çocuk edebiyatından “doğru”yu göstermesi, uslu olmayı öğretmesi ve çizilen belli başlı kalıpları koruması beklendi. Oysa iyi bir çocuk edebiyatı kurgusu, okurunun karşısına elinde cevap anahtarıyla dikilmez; onu merak etmeye, soru sormaya ve kendi cevaplarını bulmaya davet eder. Hatta çoğu zaman okurunun ruhunu hareketlendirir, yeni perspektifler sunar ve empati kurmanın yollarını açar.
İşin en güzel yanı da tüm bunları dünyanın en keyifli aktivitesine dönüştürerek yapmasıdır. Elinizde bir kitapla koltuğa gömülebilir, halıda yuvarlanabilir, çimlere uzanabilir, şezlonga yayılabilir, şişme yatağınızla suyun üzerinde süzülebilir ya da bir ağaç dalına tüneyebilirsiniz. Nerede, nasıl okursanız okuyun, iyi kurgulanmış bir kitabın en büyük sihri daha ilk birkaç cümlede elinizden tutup sizi içindeki dünyaya sürüklemesidir. Okurken şaşırabilir, kahkahalar atabilir ya da bir kutu peçete bitirecek kadar ağlayabilirsiniz. Ancak son sayfayı kapatıp derin bir nefes aldığınızda kitabınıza şöyle bir sarılır, sayfalar arasında gezinirken altını çizdiğiniz cümleleri, kenarlara kondurduğunuz ufak işaretleri, yani birlikte geçirdiğiniz zamanın izlerini görüp gülümsersiniz.
O an elinizde tuttuğunuz şey, artık rafta duran herhangi bir hikâyeden çok daha fazlasıdır. Sizden parçalar, zihninizden geçen en muzır ya da en içten düşünceler saklıdır kitabınızdaki kelimelerin arasında. Tatili tatil yapan en keyifli detaylardan biri de şehre dönüp bavulunuzu boşaltırken içinden çıkan her kitapla tam da o anılara, o kurgu evrenlere yeniden dokunduğunuzu hissetmektir. Bir kere bu tadı aldığınızda, evinizde ya da bir kitapçıda, önünden geçtiğiniz her kitaplıkta parmaklarınız sıradaki seyahatiniz için yeni bir yol arkadaşı, yeni bir kitap, yeni bir hikâye aramaya başlar.
Hadi gelin şimdi çocuk yetişkin demeden hep birlikte Taze Kitap’ın kurgu kitaplığını karıştıralım.
Hababam ruhunu yeniden alevlendirelim
Dünya çocuk edebiyatının en unutulmaz karakterleri her zaman çok soru soran, düzene uymayı reddeden ve cesur çocuklardır. İşte Asiye, tam da onlardan biri. İlk bakışta okuldan sıkılan, haylaz bir çocuk gibi görünse de aslında oldukça meraklı, içi içine sığmayan ve edebiyatta genelde erkek karakterlere biçilen “haşarı” rolünü neşeyle yerle bir eden zeki bir kız. Sayfalar arasında gezinirken Hababam Sınıfı’nın o naif komedisinin izlerine rastlamanız çok mümkün. Çünkü Asiye serisi, şakanın dozunu kaçırmanın veya dersten kaytarmanın bedelini okuruna tepeden parmak sallayarak değil, bizzat yaşayıp tökezleyerek anlatıyor.
Sonuçta bizler de İnek Şaban’la, Güdük Necmi’yle, Kel Mahmut’la büyümüş bir nesiliz. Onların haylazlıklarına kahkahalarla gülerken ince ahlakı ve dostluğu içselleştirmeyi nasıl bildiysek, bugünün çocukları da Asiye’nin muzipliklerinde kendi yansımalarını buluyor. Belki de tam olarak bu yüzden, neredeyse on yıldır okurlarının sadece bir kitap kahramanı olarak değil, “en yakın arkadaşı” olarak bağrına bastığı bir karaktere dönüştü Asiye.
Bugünün çocuklarına 90’ların analog sıcaklığını anlatmak
90’lardaki mahalle kültürünü, kalabalık aile neşesini, insanların samimiyetini ve o zamanın şen şakrak dizi ve filmlerini hatırlarsınız. İşte bu kitapları okumak, tam olarak o günlere geri dönmek gibi bir his. Özellikle de Çince, Korece, İspanyolca, Rusça, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve İsveççe dahil yirmiye yakın dile çevrilip tüm dünyada milyonlarca okura ulaşan Dedemin Bakkalı. Bu kitabın en büyük gücü, dijitale doğan günümüz çocuğu ile analoğa doğan ebeveynini eşit bir düzlemde buluşturması. Elinde tableti, bugünün imkânlarıyla dünün hatıralarını hayal bile edemeyen çocuğu alıp bir yaz günü dedesinin bakkalında yevmiye defteri tutan, kese kâğıdına leblebi paketleyen, oralet içip esnaf muhabbeti yapan bir çırağa dönüştürüyor. Üstelik lafın gelişi de değil, Dedemin Bakkalı Çırak kitabında tüm bunları gerçekten de yapıyor ve okuyucusuna da çırak olmanın yollarını içindeki etkinliklerle gösteriyor.
Şermin Yaşar bu kitaplarında, çocuklara samimiyeti hatırlatırken aslında yetişkinlerin kibrine, kendini beğenmişliğine ve bitmek bilmez “çok meşgul” hallerine de kocaman bir ayna tutuyor. Örneğin Dünyanın En Önemli Öğrencisi’nde, zamanında girmediği bir sınav yüzünden diploması elinden alınan ve ortaokula dönmek zorunda kalan bir iş adamının trajikomik hallerini okuyoruz. Şirket işlerini ve pek önemli toplantılarını bir kenara bırakıp sınıf arkadaşlarından ödev koparmaya çalışan, kantinde tost sırasına giren ve okul bahçesinde futbol oynayan dünyanın en önemli patronu, genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı Fikri Bey üzerinden kaybettiğimiz değerleri yeniden hatırlıyoruz.
Aynı evin içinde bile ekranlara gömülüp birbirinin yüzüne bakmayı unutan modern ailelere en eğlenceli itiraz ise Babaannem Geri Döndü ile geliyor. Bu kitapta sırf adı Hasibe diye elinde örgüsü, cebinde akide şekeriyle çayın yanında bol nar ekşili kısır yemesini beklediğimiz klasik bir babaanneyle karşılaşacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onun yerine pembe saçları, tütülü bale eteği, kaykay patenleriyle bir gün çocuk gibi ağlayıp zırlayan, öteki gün mahalledeki diğer babaannelerle halı saha maçına koşan birini bulacaksınız. Bildiğimiz tüm ezberleri bozan bu şahane kadın, bir evden yükselen kahkaha sesinin ve aile sohbetinin kıymetini hatırlatıyor.
Kim istemez ki evden çıkarken Para Ağacı‘nın dalından üç beş yaprak koparıp bu değirmenin suyunun nereden geldiğini düşünmeden dilediğince harcamayı? Hayal etmesi çok cazip gelse de bu kitapta işler hiç de tahmin ettiğiniz gibi ilerlemiyor. Bir gün bahçesinde dalları paradan yapraklarla dolu bir ağaçla karşılaşan karakterimizin başına gelenleri okuyunca emeksiz yemek olmayacağını anlıyoruz. Bedavadan gelen servetin etraftaki insanları nasıl değiştirdiğine, komşulukların ve samimiyetin açgözlülüğe nasıl yenik düştüğüne şahit oluyoruz.
Peki ya bir kasaba dolusu insan bir sabah her şeyi abartmaya başlasaydı neler olurdu? Organik yaşayacağım diye çimen yemeye başlayanlar, temizlik yapacağım diye evi foşur foşur yıkayıp suyunu çıkaranlar, en ufak bir olayı dünyanın en büyük meselesi hâline getirenler… Abartma Tozu, her şeyin dozunu kaçıran gösteriş budalası hallerimizi hicvederek bizi tam da en insani zaaflarımızdan yakalamayı başarıyor.
Rutinler, oyuncaklar ve algoritmalar
Bazen bir hikâye, çocuğun elindeki kısıtlı imkânlardan devasa dünyalar yaratma becerisini ortaya çıkarır. Zekice kurgulanmış tuzaklarıyla bizi ekran başına kilitleyen Evde Tek Başına’yı izlerken hangimiz Kevin olmak istemedik ki? Kaçış Planı’ndaki Burçin’in başına gelenler onu aratmayacak cinsten. Bir süreliğine anneannesinin yanına gönderilen Burçin’in çok önemli bir sorunu var. Yetişkinler bir çocuğun olmazsa olmaz en temel ve önemli ihtiyacını bavula koymayı unutmuş: Oyuncaklarını! En eğlenceli şeyin çengel bulmaca olduğu sessiz sakin bir evin ne kadar sıkıcı olabileceğini bir düşünün. Canı çok ama çok sıkılan Burçin’in sınır tanımaz çocuk aklıyla hazırladığı harika bir planı var. Anneannesinin evindeki biblolar, düğmeler, kalemler ve kağıtlar da bu görev için olmazsa olmaz!
Çince, Korece, Arapça, Rusça ve Ukraynaca gibi dillere çevrilen Oz Yazılımcısı ise hepimizin severek okuduğu klasik çocuk edebiyatı eserinin içine teknoloji, yazılım, kodlama ve bol miktarda algoritma serpiştirilmiş hâli. Dorothy, bir gün parkta köpeğiyle gezerken bulduğu gizemli gözlüğü takmasıyla kendini bir anda “Ozcraft” isimli dijital bir evrende buluyor. Oradan eve geri dönebilmesinin tek bir yolu var: Yazılım öğrenmek! Bunu nasıl yapacağını bilmiyor olsa bile hiç sorun değil, karşısına çıkan adımları sakince takip etmesi yeterli. Çünkü algoritmanın mantığını bir kere kavradıktan sonra her şeyin üstesinden gelebilir.
Hilda’nın maceraperest dünyası
Bir tatil sabahı evde herkesten erken kalkmışsınız ve televizyonun kumandasını aile fertlerinden önce kapmışsınız… Ekranda da Scooby-Doo var. Karavanıyla seyahat ederken karşılaştıkları her gizemi adım adım çözüşlerini, ekran karşısında kendi tahminlerinizi yürütmenizi ve bölümün sonunda suçlunun en baştan beri aklınızdaki kişi çıktığı zamanki o haklı gururu hatırlıyor musunuz? İşte Hilda serisi, bu maceraperest ruhu yeniden uyandırıyor. Ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın, kendini her defasında tuhaf ve fantastik olayların tam ortasında bulan meraklı bir maceraperest var karşımızda. Hilda’nın dünyasında kayadan troller, görünmez minik elfler ve doğanın en kadim sırları var. Karşılaştığı gizemleri ise yalnız başına değil, Trolberg kasabasındaki sadık izci arkadaşlarıyla omuz omuza vererek atlatıyor.
Netflix’e de uyarlanan Hilda’nın doğanın tam kalbinde geçen maceraları, sadece fantastik bir anlatıdan ibaret değil. Hikâyenin etrafını saran sıcacık bir kasaba kültürü, komşuluk ilişkileri, okul sıralarındaki heyecanlar ve dostluk bağlarıyla dolu. Kendi yolunu çizen, düşe kalka doğruyu bulan bu cesur kızımız, hayal gücümüzü özgür bırakırken bir yandan da yaşadığımız dünyaya, çevremize, doğaya ve bizden farklı olan her şeye nasıl empatiyle yaklaşmamız gerektiğine de dikkat çekiyor.
Çizgi romanlarla ipuçları peşinde koşalım
Kurgu kitaplığının en eğlenceli duraklarından biri de çizgi romanlar. Eğlenceli hikâyeleri rengârenk çizimlerle bir arada okumanın keyfi bambaşka. Klasik dedektiflik maceralarının retro ve zarif havasını modern bir Pembe Panter estetiğiyle buluşturan Dedektif Pati serisi, dünyanın dört bir yanından ödüllerle dönen küresel bir fenomen. Foyles Book of the Year ödülüne aday gösterilen ve New Zealand Children’s and Young Adult Awards‘da finalist olan, şifrelerle dolu bu interaktif çizgi roman serisi, yirmiye yakın dile çevrildi ve şimdiden dünya çapında on binlerce okurun kitaplığında. Müzedeki kayıp tablolardan botanik bahçelerindeki gizemli çiçek hırsızlıklarına kadar her adımda okurunu gizem çözmeye davet eden Dedektif Pati, görsel dikkati ve sanat okuryazarlığını harika bir bulmaca oyununa dönüştürüyor.
Balkız ve Müfettiş Balburun, Amerikan Kütüphaneler Birliği (ALA) tarafından “Çocuklar İçin En İyi Çizgi Roman” ödülüne layık görülen, 18’den fazla dile çevrilerek dünya çapında binlerce okura ulaşan oldukça başarılı bir çizgi roman serisi. En büyük hobisi sallanan koltuğunda bisküvi atıştırmak olan emekli müfettişimiz Balburun ve torunu Balkız’ın peşine takıldığı doğa ve bilim odaklı vakaların ardı arkası kesilmiyor. Her kitabın içine ustalıkla yerleştirilmiş 15 şifreli bulmaca sayesinde okur, doğanın sırlarını çözerken davanın aktif birer dedektifine dönüşüyor.
Taze Kitap’ın kurgu evreni, yeni kuşağın bilincini inşa eden, sorgulayan, deneyimleyen ve kendi yolunu çizen karakterlerle dolu devasa bir lunapark gibi. Bu lunaparkta çocuklar doğruyu ve yanlışı birileri onlara tepeden dikte ettiği için değil kendi düşünce sentezleriyle, tıpkı hayatın kendisi gibi düşe kalka, kahkahalar atarak ve doyasıya eğlenerek öğreniyorlar. Yazının başından beri adım adım gezdiğimiz Taze Kitap’ın kurgu kitaplığında hep aynı ortak mesaj var: İyi kurgu, okurunu kalıplara sokmaz, onu geliştirerek özgürleştirir.
Sırtımızdaki telaşlı yetişkinlik pelerinini ve bitmek bilmeyen yapılacaklar listesini bir kenara bıraktığımızda anlıyoruz ki, kaliteli edebiyatın gerçekten de bir yaşı yok. Sadece çocukların değil içindeki o neşeli, asi ve meraklı çocuğu hiçbir zaman kaybetmek istemeyen 7’den 77’ye her yaştan okurun bu kurgu dünyaların kapağını aralaması ve rengârenk serüvenlere atılması dileğiyle…
Kapak Fotoğrafı: Taze Kitap
İlginizi çekebilir: Taze Kitap’tan Yaşsız Bir Edebiyat
Taze Kitap 






İlk yorumu siz yazın!