2026 Venedik Film Festivali Günlüğü #3: Neler İzledik?
Üçüncü yazıyla beraber Venedik günlerinin nabzını tutmaya devam. İçeride bu seneki jüri başkanı Maggie Gyllenhaal’un kısa filmi de var, Bangladeş sinemasının deneysel tarafları da… Buyrun beraber devam edelim.

“Flesh Impact”

17 dakikalık kısa film, Maggie Gyllenhaal’un Marilyn Monroe’nun 100. yaş günü anısına tasarladığı özel bir çalışma. Hikâye, New York’ta küçük bir tiyatro salonunda seçmelere katılan yaşlı bir kadının (Ellen Burstyn) monologuyla başlıyor. Yaşlı kadının kariyerini, travmalarını ve “Hollywood’un sömürü çarklarını” anlatışıyla birlikte film, tahmin edeceğiniz üzere bir Marilyn Monroe alternatif evreni. Dakota Johnson’ın canlandırdığı genç Marilyn imgesi de cabası. Gyllenhaal, Monroe mitolojisini yüceltmek ya da basit bir biyografik dramatizasyona gitmek yerine, şöhretin ve sömürülmenin yarattığı hayalet olma hissiyatına dokunmaya çalışmış. Ellen Burstyn’in performansı muazzam. Ancak kısa formatın getirdiği bir tamamlanmamışlık ve marka iş birliğiyle yapılmış olması nedeniyle ticari tarafının yer yer hissedilmesi, filmi biraz sınırlıyor.
“The Spiral”

İtalyan sinemasının son dönemdeki psikolojik gerilim ve korku temsilcilerinden Paolo Strippoli, festivalin Ana Yarışma seçkisinde bu kez olaylı bir aile trajedisiyle karşımızda. Kızının geçirdiği korkunç bir kazanın ardından onu kurtarmak için gizemli ve tekinsiz bir kadınla anlaşma yapan burjuva bir annenin (Jasmine Trinca) hikâyesini izliyoruz. Strippoli hoca, beden korkusu öğelerini paranormal kulvardan ziyade gündelik hayatın, annelik suçluluk duygusunun ve toplumsal çürümenin içinde kurcalıyor. Fırtınalı bir gecede Roma’da bir apartman dairesinde başlayan süreç, Bari’nin yerlisi burjuva bir ailenin adım adım kanlı bir sarmala sürüklenişini absürt bir tempoyla veriyor. Festivalin en derli toplu ve sürükleyici tür işlerinden biri.
“Look Back”

Tatsuki Fujimoto’nun efsanevi tek bölümlük mangasından uyarlanan film, “Shoplifters” ve “Monster”ın ustası Hirokazu Kore-eda’nın ellerinde “live-action” bir drama dönüşüyor. İçine kapanık ve sosyal kaygıları olan Kyomoto ile özgüveni yüksek Fujino’nun manga çizme tutkusu üzerinden kurdukları 13 yıllık dostluğu, üretmenin sancılarını ve kaybın getirdiği kabullenişi konu alıyor. Kore-eda’nın insan ilişkilerindeki o malum, vurucu dili Fujimoto’nun melankolik dünyasıyla örtüşüyor. 35mm filme çekilen görseller, mevsim geçişlerinin fon oluşturduğu Akita kırsalı ve içine serpiştirilen rotoskop animasyonlar perdede akıyor. Fakat duygusal tonu haricinde elimizde ne kalıyor derseniz, buhar olup uçacak dernlikte bir hikâye…
“Jupiter”

Fransa’nın yeni seçilen cumhurbaşkanı Paul Archambault (Denis Ménochet), göreve geldiği ilk günlerde Rusya’nın Ukrayna civarında nükleer füze patlatmasıyla patlak veren küresel bir krizin ortasında kalır. Fransa’nın nükleer angajman kodlarını (“Jupiter” sığınağı ve komuta yetkisi) elinde tutan tek kişi olarak, müttefiklerin kararsızlığı ve kabinesinin baskıları arasında kıyametin eşiğinde tek başına bir karar vermek zorunda kalıyor. Hikâye çoğunlukla cumhurbaşkanlığı uçağı ve Élysée Sarayı’nın altındaki komuta sığınağında geçiyor. Denis Ménochet’nin, o devasa fiziğine rağmen omuzlarındaki nükleer sorumluluğun altında ezilen çaresiz adam portresi oyunculuk dersi niteliğinde. Ancak film, diyaloglar üzerinden ilerlerken bir noktadan sonra aynı etik ve politik tartışmaların etrafında dönüp duruyor.
“The Difficult Bride”

Venedik’in “Orizzonti” bölümünde dünya prömiyerini yapan ve festivalde “Bisato d’Oro” ödülünü kazanan yapım, Dakka’da geçen psikolojik ve fantastik öğeli bir dram. Düğününe günler kala şaşaalı bir güzellik salonuna giden gelin Zaineen’in, üzerindeki toplumsal ve ailevi beklentiler arttıkça bedeninin kontrolden çıkmasını ve geleneğin ritüellerine karşı başkaldırmasını anlatıyor. Bangladeş sinemasının Venedik’teki bu ilk uzun metraj temsili, güzellik standartlarını, evlilik kurumunu ve Doğu toplumlarındaki kadın üzerindeki baskıyı beden psikolojisi üzerinden işleyen son derece özgün bir iş. Metaforik anlatımı yer yer fazla anlatımcı kaçsa da bana göre, cesur yaklaşımıyla dikkat çekiyor.
Diğer içeriklerime Instagram üzerindeki blog’umdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.
Kapak Fotoğrafı: La Biennale di Venezia
İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den 2026 Venedik Film Festivali Günlüğü #2: Neler İzledik?

Eralp Alper







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!