Tiyatro mevsimine geri sayıma başladığımız şu günlerde, yılın en büyük tiyatro organizasyonu perdelerini açmaya hazırlanıyor. 30. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim ile 3 Aralık tarihleri arasında yerli oyunları, yabancı yapımları ve dans performanslarını şehrin dört bir yanında seyirciyle buluşturuyor. Tiyatroya dair aktivitelerle yine salonlarda yerimizi alacak, 100’ü aşkın oyuncu, yazar, yönetmeni alkışlayacak ve festivalin 30. yaşını hep birlikte kutlayacağız.

İstanbul Tiyatro Festivali, bu yeni yaşına özel olarak sadece yerli ve yabancı yapımlara ev sahipliği yapmakla kalmıyor; söyleşiler, atölyeler, buluşmalar ve kitap kulüpleriyle tiyatronun başrolde olduğu etkinliklere de perdelerini açıyor. Bu yıl altı yabancı yapımla ilk defa seyircisini selamlayacak on bir yerli oyun da bizlerle. Bunun yanı sıra, sadece salonlarda değil, ‘bize her yer tiyatro’ dediğimiz farklı mekânlarda, hızlı veya yavaş turlarla şehrin her iki yakasında da yerimizi alacağız. Uyarlamalar, bildiğimiz konular, tanık olduğumuz hayatlar kadar, içeriğiyle çarpıcı, işlenişiyle sıra dışı oyunları izleyecek olmamız, festival merakımıza ve heyecanımıza ivme kazandırıyor.

30-itf_afis_1
30. İstanbul Tiyatro Festivali | Afiş: İKSV

İşte bu heyecanı paylaşmak adına festivalde öncelik vermeniz, programınıza almanız ve alkışlamanız üzere oyun seçkim sizlerle:

30. İstanbul Tiyatro Festivali’nden Öne Çıkanlar

Lacrima, Strasbourg Ulusal Tiyatrosu

3_lacrima_carolineguielanguyen_c2a9jeanlouisfernandez_017
Lacrima | Fotoğraf: Jean Louis Fernandez

Lacrima; 22 ve 23 Ekim tarihlerinde Turkcell Platinium Sahnesi’nde oynanıyor. Caroline Guiela Nguyen’in yazıp yönettiği oyunda; Dan Artus, Dinah Bellity, Natasha Cashman, Charles Vinoth Irudhayaraj, Anaele Jan Kerguistel, Maud Le Grevellec, Liliane Lipau, Nanii, Rajarajeswari Parisot, Vasanth Selvam yer alıyor.

Festivalin açılışına yakışacak Lacrima bizi 2025 yılına Paris’e götürüyor. Yüksek modanın kapalı kapıları ardında, bir İngiliz prensesinin düğünü için sipariş edilen olağanüstü bir gelinliğin yolculuğuna Paris’ten çıkıyor, Alençon’daki dantel atölyelerine, oradan Mumbai’deki nakış ustalarına kadar gidiyoruz. Dünya, üretimin beraberinde getirdiği vicdani sorumlulukların ve görünmeyen emeğin odağında, tüm çıplaklığıyla karşımızda. Hayatımızın amacı sandığımız ideallerin bizi nasıl tükettiğini izlerken, birlikte yaşamanın ve üretmenin anlamını yeniden sorgulayacağız. Kültürlerarası ve eş zamanlı bir kurguyla ilerleyen oyunda, kumaşın ilmek ilmek işlenişinin binlerce saate yayılan sürecini takip edecek, kaçınılmaz ve sarsıcı bir sona doğru adım adım ilerleyeceğiz. Açılış oyunu olması kadar 20 yıllık bir iş birliğini temsil etmesi de Lacrima’yı seçmemdeki en önemli nedenlerden biri. İKSV ile ENKA’nın yıllar öncesinde başlayan tiyatro ortaklığı, bu oyunla taçlanıyor çünkü. İşte bu yüzden de, Lacrima, listemizin başında olmayı hak ediyor. 

İlginizi çekebilir: Halil Şimşek’ten Caroline Guiela Nguyen ile Sohbet

Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım

silahscca7occ88rkc4b1zc4b1rabiahanc4b1m_yatay1
Silahşör Kızı Rabia Hanım | Fotoğraf: İKSV

Silahşör Kızı Rabia Hanım ; 24-25 Ekim, Phebus Müzayede Evi’nde oynuyor. Reşad Ekrem Koçu’nın yazdığı ve Lara Lakay’ın uyarladığı oyunda Bedir Bedir oynuyor.

Söz konusu Reşad Ekrem Koçu ve hikâyeleri olunca, bu oyun da listeme en üst sıralardan girecek demektir. Önce, Boğaz’daki yalısında kurduğu arzu krallığıyla İstanbul’un 17. yüzyıl başındaki ahlak kalıplarını altüst eden Silahşör kızı Rabia Hanım’la tanışıyoruz. Sonra da onun cüretkâr fantezilerine kurban giden iki genç âşığın, Yusuf ile Letaif’in gerilim dolu öyküsüne tanık oluyoruz. Gerçek bir müzayede evinde arzu nesneleri ve günah eşyaları açık artırmaya çıkarken, hunhar ve hipnotik bir İstanbul kabaresinin de kapılarını aralıyoruz. Bir tiyatro sahnesinde değil, tarihi Phebus Müzayede Evi’nde, çağdaş anlatı tiyatrosunu canlı müzikle renklendiren sürükleyici bir müzayedenin misafirleri olurken, hikâyenin sonunda gökten düşen üç elmadan nasibimizi alıyoruz.

Rüzgâr Ağacı, İstanbul Devlet Opera ve Balesi ve MDTistanbul

ruzgar_agacc4b1_yatay_afis_gocc88rseli
Rüzgâr Ağacı | Fotoğraf: İKSV 

Rüzgar Ağacı; 24-25 Ekim 2026’de AKM Tiyatro Salonu’nda oynuyor. Fernando Melo’nun karegorafisini üstlendiği eserdeki dansçılar arasında; Anna Viktoria Zesakes, Berk Can Ceylan, Bianca Cerioni, Chiara Giorda, Demet Aksular, Ekin Ançel, Evrim Akyay, Ferhat Güneş, Kamola Rashidova, Mert Aksu, Miray Bacı, Müge Bayramoğlu, Tufan Elitaş, Tuğçe Göncü yer alıyor.

Festivalin en özel yapımlarından Rüzgâr Ağacı, müzik, resim ve dansın müthiş ortaklığına imza atıyor. Günümüzün dikkat çeken koreograflarından Fernando Melo’nun yarattığı Rüzgâr Ağacı, İstanbul Tiyatro Festivali ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ortak yapımı olarak yeniden hayat buluyor. Danimarkalı ressam Vilhelm Hammershøi’nin esrarengiz dünyasından esinlenen bu yapımda bedenler, bir belirip bir kayboluyor, ağır çekim bir ritme kapılıyor, yer çekimine meydan okuyor. Signe Lykke’nin bestelediği ve Copenhagen Phil tarafından kaydedilen senfonik müzikleri ile Raphael Frisenvænge Solholm ve Fernando Melo’nun tasarladığı, sürekli şekil değiştiren sahne düzeniyle büyüleneceğimiz ve uzun süre etkisinde kalacağımız bu gösterim için şimdiden hazırız.

Requiem, Klaipėda Drama Tiyatrosu

requiem_c_domasrimeika__4
Requiem | Fotoğraf: Domas Rimelka

Requiem, 11-12 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde oynuyor. Dmitry Krymov’un yazıp yönettiği oyunda; Darius Meškauskas, Samanta Pinaitytė, Jonas Baranauskas, Digna Kulionytė, Sigutė Gaudušytė, Toma Gailiutė, Karolis Maiskis, Artūras Lepiochinas, Vaidas Jočys / Edvardas Brazys, Elzė Jankūnaitė / Barbora Jokubauskaitė yer alıyor.

Yine çarpıcı bir oyunla festival maratonumuza devam ediyoruz. Rus tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Krymov’un ustalığı bu kez Requiem’de karşımıza çıkıyor. Tek bir hikâye değil, tiyatro ve edebiyat dünyasının karşılaşması niteliğinde. Haruki Murakami’nin Sahilde Kafka’sından Shakespeare’in Hamlet ve Ofelya’sına uzanıyor, oradan günümüz dünyasının savaş ve kayıplarının sert gerçekliğiyle yüzleşiyoruz. Oyunu özel yapan ise büyük yazarları sahnede buluşturmasından kaynaklanmıyor, en karanlık zamanlarda bile umudunu yitirmeyen, doğup büyümüş ya da henüz doğmamış; bu tuhaf ve acımasız dünyaya düşen tüm çocuklara adanmış olması. Eminim, oyun sonunda bizler de bu çocuklara sımsıkı sarılacağız.

Aksak Deliryum, Galata Perform

aksak_delicc87ryum_foto_1
Aksak Deliryum | Fotoğraf: İKSV

Aksak Deliryum, 24-25 Kasım’da Alan Kadıköy’de oynuyor. Yeşim Özsoy’un yazıp yönettiği oyunda; Batur Belirdi, Elif Temuçin, Eray Karadeniz, Evrim Doğan, Sanem Öge, Yaman Ceri yer alıyor.

Tufan masallarından beslenen çağdaş bir kıyamet anlatısını dinlemeye var mısınız? O zaman hep beraber İstanbul, Etiler’deki kafenin kapısnı çalalım. Yaklaşan bir felaketin henüz kimsenin adını koyamadığı işaretleri, gündelik hayata sızıyor. Dünyanın sıradanlaşan çatışmaları, savaşları ve tükenişleri arasında yaşam her zamanki akışında sürerken, büyük bir yıkımın çoktan başlamış olabileceği ihtimali giderek belirginleşiyor. Tüm bunların ortasında, kesişen hayatların, sırların ve tesadüflerin savurduğu altı karakter; aşk, aidiyet, inanç, güç, hafıza ve hayatta kalma arzusu etrafında örülen ilişkiler içinde yollarını arıyor. Etkileyici ses, müzik ve ışık tasarımlarıyla bezeli oyunun sonunda, bu altı karakterin arayışı son buluyor mu, kıyamet kopuyor mu, hep birlikte göreceğiz.  

Dil Problem Değil (Language: no broblem), Monty & Moussem

lnb_c-borisbreugel_22
Dil Problem Değil (Language: no broblem) | Fotoğraf: Boris Breugel

Dil Problem Değil (Language: no broblem); 28-29 Kasım’da Alan Kadıköy’de oynuyor. Oyunun konsepti, perfomasıyla da izlediğimiz Marah Haj Hussein’e ait.

Festivalin en dikkat çekici bir diğer oyununda Belçika’da bir tren yolculuğuna davetliyiz. Yolculuk boyunca karşılaşılan insanlarla ilerlerken bu kişisel hikâyeye, işgal altındaki Filistin’de yaşayan aile üyelerinin ses kayıtları karışıyor. Zihnimizde de bir takım sorular belirmeye başlıyor: Baskı altında farklı diller zihnimizde nasıl yan yana var olur? Birden fazla dil arasında yaşamak ve yerinden edilmek, algılayışımızı nasıl etkiler? Mizahı, öfkeyi, sevgiyi ve absürdü bir araya getiren bu oyunda sömürgeciliğe başka bir açıdan bakacak, dilin her zaman çevrilemeyecek yanlarını sahiplenecek ve direniş üzerine düşünmeye devam edeceğiz. Tıpkı günümüzde halen devam ettiğimiz gibi.

04_the_big_crying_c2a9rahi_rezvani_online_5
Nederlands Dans Theater | Fotoğraf: Rahi Rezvani

30. İstanbul Tiyatro Festivali’nde öne çıkan oyunlar bunlarla sınırlı değil elbet. Bir festival klasiği İstanbul Mon Amour: Aşk > Nefret < Aşk ile Kadıköy sokaklarında üç imkansız aşkın peşine düşmek için de heyecanlıyım. Festivalin olmazsa olmazı dans tiyatrosu Nederlands Dans Theater, yine listemin önemli yıldızlarından.

Özetle, 30. İstanbul Tiyatro Festivali ile oyunlara doyacak, tiyatronun güzelliğini iliklerimize kadar hissedecek ve şehre dönüşümüze sanatla resmiyet kazandıracağız. O halde gelin, festival programını pusulamız ilan edelim ve rotamızı şehrin sahnelerine çevirelim. Şimdiden iyi seyirler!

Festival programına buradan ulaşabilirsiniz.

Kapak fotoğrafı: İKSV

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den 2025 – 2026 Sezonundan Oyunlar