Bir tiyatro sezonunun daha sonuna geliyoruz. Dokuz ayı aşkın süredir sahnenin karşısında yer alma maratonum genel olarak bereketli ve keyifli geçti. Diğer taraftan sezon boyunca kayıplar yaşadığımız, üzüldüğümüz, sinirlendiğimiz, şaşırdığımız ve yorulduğumuz çok gelişme yaşandı. Böyle dönemlerde en büyük sığınağım, tahmin ettiğiniz üzere tiyatro oldu. Tiyatronun bir umut olduğuna inancımla oyunları izlemeye, alkışlamaya devam ettim. Finale yaklaşırken bir kez daha emin oldum ki evet “tiyatro iyileştirir”.    

macbeth1
Macbeth Düzenleniyor | Fotoğraf: Pax Tiyatro

2025-2026 tiyatro döneminin son oyunlarını izlerken tüm bir yılın değerlendirmesini yapmak ve kapanış öncesi aklımda ve ruhumda kalan oyun önerilerimin de üzerinden geçmek istedim. Farklı hikâyeler, bilindik durumlar, hareketli uyarlamalar ve etkileyici performanslarla sezonun kapanışını tiyatro tutkuma yakışır şekilde yaptım. İşte, sezon finali yapmanız, bir sonraki sezona not etmeniz ve belki de yine yeniden izlemeniz için oyun önerilerim sizlerle.   

*İzlenme sırasına göre listelenmiştir. 

This is Living, Klan Sahne

this-is-living-instagram-gonderisi-45-10
Aykut Temel-Buse Gül | Fotoğraf: Klan Sahne

Dünya Tiyatro Gününü daha anlamlı kılan This is Living, sevginin gücünü ve aşkın bağlılığını iyi bir metin ve müthiş oyunculuklarla anlatıyor. Sahnede çiftimiz Alice ve Michael var. İlk başta nerede olduklarını anlamaya, zaman ve mekânı onlarla kavramaya çalışıyoruz. Sonrasında hikâyenin başlangıç noktasına gidiyor ve ilk kalp çarpıntılarına ortak oluyoruz. Zaman yolculuğu bu dakikadan itibaren hız kesmeden devam ediyor. Bir bakmışız olayların ortasındayız, bir bakmışız heyecanlarını paylaşıyor ve sonra gerçekler kendini göstermeye başladıkça sarılıp acılarını dindirmek istiyoruz. Onlar kendilerini anlatırken bizler de duygu değişikliklerinden nasibimizi alıyor, gülerken ağlıyor, çaresizlik içinde kıvranırken neşeleniyor, umutsuzca beklerken tebessüm ediyoruz. Hüzünle karışık duygularla da oyundan ayrılıyoruz. Aşkın en güzel halini görmek çok iyi geliyor ama hayat her zaman o kadar toz pembe olamıyor. İnsanın başına her şeyin gelebileceğini anlamak, biraz canımızı acıtıyor. Tıpkı oyunun adı gibi yaşam da böyle bir şey; iyi olduğu kadar kötü, acı olduğu kadar mutluluk da var. Her türlü duygu hayata, ayrılık da sevdaya dahil.

Biz bu çifti çok sevdik çünkü Aykut Temel ve Buse Gül’ün başarılı oyunculukları söz konusu. Sahnede uyumları bir yana, saniyeler içinde bir durumdan diğerine, bir duygudan duyguya geçerken, bizi de bu geçişlere sürükleyip iliklerimize kadar hissettirmeleri bir yana. Yere serilen muşambadan ve ortada ahşap banktan ibaret olan sahne düzeniyle, şaşalı bir dekor olmadan da başarılı oyunculuklarla seyircileri otobüste, evde, hastanede, nehirde.. . Hissettirmek mümkünmüş. Aykut Temel’n yönetmenliğinde This is Living, sezonu kapatmanız veya bir sonrakinin açılışını yapmanız üzere her tiyatro sever tarafından öncelikle not etmelik.

Macbeth Düzenleniyor, Pax Tiyatro

Geç seyrettiğim, geç olduğu için hayıflandığım ama alkışlarımla telafi ettiğim Macbeth Düzenleniyor, bi’ küçük başrol oynama meselesi. Bir tiyatro grubuyla tanışıyoruz, Macbeth oyununu sergileyecekler, her şey hazır gibi ama tek bir sorun var: Macbeth kim olacak? Oyunu sahnelemenin heyecanını yaşayan oyuncuların gözünü hırs bürüyor, hepsi başrol sırasına giriyor ve kral tacı da kapanın elinde kalıyor. Sonrasında ne mi oluyor? Taç kimdeyse, kendini Macbeth ilan ediyor, bir yandan seyircilere ayıp olmasın, malum herkes Macbeth’i izlemeye gelmiş, oyunu sahnelemeye çalışıyor, karakterlerin hakkını veriyor, tiradları sıralıyor, kılıçlar çekiliyor, okyanuslar aksa da ellerdeki kan geçmiyor ve sonunda trajedi tam bir kaosa dönüşüyor. Tüm bunların sahnede gerçekleştiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz çünkü herkes her yerde; sahne dışında, seyircilerin arasında, salon kapısının arkasında, koşuyor, uçuyor ve oyun sonuna kadar o enerji arştan hiç inmiyor. Oyunun bu kadar aktif, dinamik ve heyecanlı olmasında oyuncuların payını ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım. Alperen Aldanmaz, Bekirhan Ak, Can Çelik, Ekin Kıvanç, Gizem Yegit ve Egemen Topçu, bırakın oynamayı eğlendikleri ve o neşelerinden bizim de payımızı aldığımız bir gerçek. Hep birlikte oyunun sonunda Macbeth’i bilmem ama onların oyunculuktaki krallığının önünde Shakespeare ile birlikte saygıyla eğiliyoruz. Batuhan Gelener, başarılı uyarlaması ve yönetmenliğiyle, klasiklerin uyarlanmasına mesafeli duranların önyargılarını anında silmiş. Gelin, benim yaptığımı yapmayın ve hiç vakit kaybetmeden ilk gösterimde Macbeth Düzenleniyor’da yerinizi alın.

Şafakta Buluş Benimle, SBB

Sevdiğim oyun yıllar sonra bu kez de iki genç oyuncunun enerjisiyle sahnede. Robyn ve Helen, gülerek çıktıkları bir yolculuk, felaket ve sonrası… Daha ilk dakikadan itibaren içine alıyor, yer yer sarsıyor, isyan ettiriyor ve çoğunlukla da o sevgiyi içimizde hissettirip gözlerimizin dolmasına sebep oluyor. Keşke zamanı çevirebilseydik diyoruz, mümkün olmadığını anlayınca da anılara sarılıyoruz. O anılarla da yaşamayı öğrenmeye devam ediyoruz. Sevginin gücü, sonsuz bağlılık, ‘iyi ki var’ dediğimiz aile kavramlarıyla bezeli oyunda boğazımızda bir düğümle ve ikilinin anılarıyla ayrılıyoruz. Sahnedeki ilk oyunlarında Melis Tamtaş ve Selin Çobanoğlu, oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Daha önceden çok sevdiğim oyunculardan bu oyunu izlemiştim. Yıllar sonra, iki genç oyuncunun, karakterlerin duygu ve düşüncelerini olması gerektiği gibi yansıtarak ve bizi de hislerine ortak ettirerek oynadıklarını görmek güzeldi. Temennim, yeni sezonda, bu defa başka oyunlarda izlemeye devam etmek. Aynı temennide buluşmak isteyenleri de önce Şafakta Buluş Benimle’ye davet ediyorum. 

Ballı Süt, Kadar & Cogito

ballisut_6
Tülin Özen & Nilperi Şahinkaya | Fotoğraf: Berrak Başpınar

İsmini okuduğumda içimde çocukluğumun canlandığı Ballı Süt, iki kız kardeşin hikâyesi olduğu kadar benim de kendimden ortak anılar bulduğum bir oyun. Babaannesiyle büyüyen biri aklı selim, diğeri ergenliğini henüz bitirememiş iki kız kardeşin yıllar içindeki dönüşümlerine, beklenmedik hamlelerine, şaşırtan değişimlerine şahit olurken ülkemizin de 20 küsür yıllık süre içinde neler yaşadığını bir kez daha hatırlıyoruz. İki kız kardeş travmalarını çarpıştırıyor, yaşadıkları ve yaşayamadıkları öyle bir noktaya geliyor ki hiç ummazdık denilen gerçek oluyor. Çok şeyler yaşanabilir, kendimizin bile tahmin edemediği gerçeğimiz olur ve yaşamla ilişkimiz 180 derece yön değiştirebilir. Ancak iyi aile ve kardeşlik bağları varsa, zaman ve mekân fark etmez birbirimize tutunduğumuz bir nokta illa ki olur ve hayat bu noktadan sonra daha emin adımlarla ilerlemeye devam edebilir. Anneanneyle birlikte büyüyen, akşam yatmadan önce ballı sütü zorla içittirilen ve kız kardeşlerimle de sıkı sıkıya bağımı devam ettiren biri olarak ben de çocukluğumdan çok şey gördüm belki de bu yüzden Ballı Süt aklıma gelince yüzümde bir tebessüm beliriyor. Hissettirdiklerini bir yana bırakacak olursak, hayranı olduğum Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya’yı bir arada sahnede görmek oyunu listeye almak için başlı başına bir neden bence. Uyumu, oyun boyunca paslaşmalarının yanı sıra iki kardeş olmak da çok yakışmış. Oyunun sahneleme tekniğindeki farklı yaklaşımı ayrıca belitmek gerek. Sadece iki kardeşin ilişkilerini paylaştığı yer ve mekanlardan ibaret olmayan sahnede ayrıca barkovizyonda yıllar içinde memlekette yaşanan olaylar yansıtılarak zaman yolculuğundan geçiyoruz. Anıl Can Beydilli’nin kalemiyle tanıştığımız ve iki güzel oyuncuyu sahnede izleme şansı yakaladığımız Ballı Süt’e bu veya önümüzdeki sezon eğer denk gelirseniz, bence neden olmasın?

Sürüklenmiş, Satsuma Sahne

suruklenmis-4
Rıza Kocaoğlu & Tuğrul Tülek | Fotoğraf: Satsuma Sahne

İşte size sezonun değerlendirmesinde ilk beşte sayacağım ve daha sorulmadan önereceğim iyi bir oyun. Bu kez de sahnede iki erkek kardeş var, ayrı dünyaların insanı Mark ve Tiny, belirli bir yaştan sonra kendi hayatlarına sürükleniyor ve bu hayatın içinde var olma çabalarına devam ediyor. Babalarının hastalığıyla yeniden bir araya gelen bu iki kardeş, kendi dünyalarını birbirlerine yeniden anlatıyor. Hiçbir şey kaldığı yerden devam etmediği gibi, yeniden bir araya gelince de eskiye dönmüyor. Hikâyelerimizle, geride bıraktıklarımızla, affedemediklerimizle, yanımızda taşıdıklarımızla hayat denizinde sürükleniyor, kıyıya da öyle hemen vurmuyoruz. Bunun gerçekliğine vardığımızda denizci baba, yengeçler, kumlar, fırtınalar ve yıldızlar içinde, belki aynı düzlemde belki de bambaşka bir boyutta hayatımıza devam ediyoruz. Düşündükçe yeni yeni aydınlanmalar, kabullenişlerle oyunun etkisi uzun süre içimizde devam ediyor. Bu etkinin en büyük sebeplerinden biri de muhteşem iki oyuncu oluyor. Tuğrul Tülek ve Rıza Kocaoğlu, iki kardeş olmanın yanı sıra, çatışmaları, sevgileri ve dayanışmaları da ayrı bir hayranlık nedeni. Sırf o fırtına sahnesi için bile oyunu yeniden izleyebilirim. Oyunculuklarıyla bizi büyülemekle kalmıyor, sayelerinde bir duygudan bir duyguya “sürüklenmiş” olarak oyundan ayrılıyoruz. İbrahim Çiçek’in altını çizdiğimiz yönetmenliğinde, görkemli dekoru, derin metni ve hep hatırlayacağımız karakterleriyle bu özel oyuna seyirci kalın ve bırakın sizi de tiyatronun büyüsüne sürüklesin.

Beyoğlu’nda Gizli Kanto, Map Production

dsc07990
Beyoğlu’nda Gizli Kanto | Fotoğraf: Map Production

Bir tiyatro sezonu müzikalsiz olur mu? Elbette olmaz. O zaman istikametimiz Beyoğlu’nda Gizli Kanto! Şarkısı, kantosu, dansı, yalanı, entrikası bol, dekoru zengin, kostümleri renkli  bu müzikalin seyircileriyiz. 1900’lerin İstanbul’una gidiyoruz, ruhunu da içimizde hissediyoruz. Bir babanın zengin içgüveysi bulma, kızının da sanatını icra etme derdiyle oyun başlıyor, olaylar beklenmedik yerlere gidiyor, planlar pek karşılık bulmuyor ama tüm bunların sonunda kazanan aşk oluyor. Onlar eriyor muradına, biz çıkıyoruz kerevetine. Baştan sona enerjinin düşmediği, diyaloglardan şarkılara, danslara, nevi şahsına münhasır karakterlerle bir sahneden diğerine geçerken eğlenme kotamız dolup taşıyor. Sezgin Uzunbekiroğlu, Adem Yılmaz, Barış Aytaç, Ezgi Oltes, Ece Kazımoğlu, Onur Erol ve Sertan Özdemir verilen tüm görevleri yerine getiriyor, kostümlerinden ziyade karakterleri bizzat üzerlerine giyerek deyim yerindeyse “döktürüyorlar.”  Belirtmesem olmaz, Adem Yılmaz’a da bir Oscar vermeliler bence. Sadece oyunculuğu değil, kalemiyle bu kadar çok karakterle, oyun içinde çevrilen oyunlarla yarattığı metin için de. Zeynep Sevi Yılmaz’ın  yönetimindeki bu müzikalde eğleniyoruz, sevenleri destekliyoruz, çiftlerimizin mutluluklarına ortak alıyoruz. En önemlisi de, şu berbat günlerde iki saat de olsa sorunlardan uzaklaşarak birlikte gülüyor, kantolar söylüyor ve alkışlıyoruz çünkü en özlediğmiz ve ihtiyaç duyduğumuz ortak duygular bunlar. İşte bu yüzden, bir doz keyif için buyurun Beyoğlu’nda Gizli Kanto‘ya.  

Gördüğünüz üzere, bir sezonu daha, iyi oyunlarla sonlandırmak üzereyim. Bu süre içinde metinleriyle, oyunlarıyla, oyunculuklarıyla, dekor, ışık ve kostümleriyle tiyatro yolculuğumu keyifli kılan tüm tiyatro emekçilerine sonsuz teşekkürler. Yeni sezonda yine, yeni, yeniden birlikte olmak dileğiyle!

Kapak Fotoğrafı: Pax Tiyatro

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den Oyun Önerileri