Kişisel gelişim kitabı olarak da nitelendirebileceğimiz “Bağlanma” terapistim tarafından önerilmese burun kıvıracağım kitaplardandı. Ama gelin görün ki, ilişkilerle ilgili bazı soruları çok güzel cevaplıyor. Demek ki Nilipek’in de Döngü şarkısında dediği gibi;

“Kaybettiğini sandığın bir şeyi bulmaya
Yine bu sokağa geldin en sonunda
Ve dediler ki
Burada değil, hiç yoktu zaten, sen kaybetmedin”

Peki akıllarda tek soru; bu Döngü’ler nasıl kırılacak?

Okumalarımı çeşitlendirmeyi her zaman seven biri oldum. Bence tek tip okumalar yapmaktansa bir romanın üzerine bir deneme sonra bir analiz araya bir öykü üzerine bir biyografi şeklinde karıştırarak gitmek okumanın heyecanını zinde tutuyor. Kişisel gelişim olarak da nitelendirebileceğimiz Bağ-lan-ma ise terapistim tarafından önerilmese burun kıvıracağım kitaplardandı. Ama gelin görün ki ilişkilerle ilgili bazı soruları çok güzel cevaplıyor.

Romantik ilişkilerde mutlu bir azınlık hariç kadın-erkek hep birlikte kırgın olduğumuzu düşünüyorum, hatta bazen de kızgın. Ben ise burada size biraz plus-size bir Carrie Bradshaw taklidi yapıp ilişkilerdeki döngülerden bahsetmek istiyorum.

Nedir Bu Döngü?

Sex and the City izleyenler bilirler, Carrie’nin sürekli yanlış adamları seçtiğini düşündüğü için psikolog yardımı almaya başladığı bir bölüm vardı. New York’ta yaşayan free-lancer bir köşe yazarı olmadığım için elbette benim psikologa danışma nedenim yalnızca bu değil. Ancak buna benzer bir döngüyü ilişkilerimde benim de yaşıyor olduğumu fark ettiğim için psikologuma danıştığımda bana yukarıdaki kitabı önerdi.

Başta “eyvahlar olsun, yine kişisel gelişemeyeceğiz” diye önyargılı yaklaşmış olsam da aslında psikolojik sağlam temellendirmeler ve araştırmalara dayanan bu kitap bana bazı şeyleri anlamam için çok yardımcı oldu. Zira “Çığlık” filmini ilk izlediğinde filmin başında “şu adam çok hoşmuş” dediği karakter filmin sonunda katil çıkmış biri olarak “duygusal olarak erişilemez” erkekleri ortalama bir babanın manavda karpuzun iyisini çat diye seçebilmesi gibi seçebiliyor oluşumun bilimsel bir nedeni varmış.

Meğerse insanlar bağlanma alışkanlıkları bakımından çeşitli gruplara ayrılıyor ve bu gruplardaki insanlar sürekli olarak bir döngünün içinde benzer alışkanlıkları tekrarlıyormuş.

Bağlanma Alışkanlıkları

Elbette ki kitabı özetleyerek kimsenin içini sıkmak istemem zira bu bir kitap önerisi yazısı ama size özetle insanların bağlanma tipleri açısından üç gruba ayrıldığından bahsetmek isterim. Bunlar kitapta kısaca; normal, kaygılı ve kaçıngan olarak tanımlanmış, bir de son bir sınıf olarak iki sağlıksız bağlanma alışkanlığının özelliklerini de gösteren “kaygılı kaçıngan” grubu var. Bilin bakalım kim bu gruba giriyor…

Özetle kaygılılar; daha erken bağlanan, empatisi daha yüksek ancak karşı tarafın hisleri ve davranışlarına ilişkin olarak sürekli bir endişe içerisinde yaşayanlar. Bu grup empatisi yüksek olduğu için ister istemez karşısındaki insanın hislerindeki ufak değişimleri dahi hissedebiliyor ve endişeleri nedeni ile bunları yanlış yorumlayıp sürekli karşıdakini kaybetme endişesi taşıyor.

Kaçınganlar; bir kişiye bağlanma konusunda zorluk çeken, empati anlamında daha zayıf ve ilişkilerle ilgili realistik olmayan beklentileri bulunan kişiler. Bu gruptakiler ise sıklıkla gerçek durum bu olmasa dahi kendilerini sınırlandırılmış, bunalmış hissediyor ve içlerinde oldukları durumdan (ilişkiden) kurtulmak istiyorlar. Normal bağlanma tipindeki kimseler ise kaygılılar ve kaçınganların yaşadığı duygu durumu ve endişeleri yaşamayanlar.

Buraya kadar anlatılanlar belki düşünerek bulabileceğimiz ya da deneyimlerimizle “aa evet şu kişi muhtemelen bu gruptandır” diye çıkarımlar yapabileceğimiz şeyler. Peki size; bu iki sağlıksız bağlanma tipinin yani kaygılılar ve kaçınganların birbirlerini bir mıknatıs gibi çektiklerini söylesem!

Kitapta çok daha detaylı ve bilimsel bir şekilde ele alınıyor olmakla birlikte söylenen şu ki; bu iki farklı bağlanma tipi birbirleri ile çift haline gelmeye oldukça meyilli. Zira kaçınganlar yapıları gereği flörtleşme havuzunda daha uzun kalıyorlar. Sebep? Bildiniz, çünkü bağlanamıyorlar ve ilişkilere ilişkin kimsenin karşılaması mümkün olmayan beklentileri var. Bu nedenle bir partnerden diğerine koşuyor ve kendilerini pek çok kısa süreli ilişki (ki bunları ilişki olarak adlandırmaktan da kaçınıyorlar) içerisinde buluyorlar.

Bu esnada kaygılılar ise kaçınganlardan etkileniyor. Çünkü bir kaygılı olarak empatileri ve bağlanma içgüdüleri yüksek olduğundan kaçınganlar ile bir ilişki kurma konusunda daha uzun süre çabalayabilecek, daha ısrarcı olan gruptalar. Üstelik bir kaygılı bir ya da birkaç kez kaçıngan biri ile ilişki yaşadıktan sonra kafasındaki ilişki tanımı bu insanlar üzerinden oluşuyor. Bir yerde küçük çaplı bir adrenalin bağımlısı oluyorlar diyebiliriz. İlişkideki belirsizlik ve güvensizlik hissine (onları aslında son derece rahatsız etse de) fazlasıyla alıştıkları için normal bağlanma tipindeki insanları daha az çekici hatta “sıkıcı” bulmaya başlıyorlar.

Sonuç olarak birlikte bulunmaları son derece güç olan bu iki bağlanma tipindeki kimseler bir şekilde kendilerini birbirinin benzeri ilişkiler içerisinde buluyor.

Döngüyü Kırmak

Buraya kadar her şey tamam, hatta kendim için şöyle söyleyebilirim ki dünyanın en şansız insanı olmadığımı, Cupid tarafından lanetlenmediğimi ve bana benzer döngüleri yaşayan pek çok insan olduğunu bilmek oldukça rahatlatıcı.

Bu döngüleri kırmak için ise kitapta her bir bağlanma tipine göre farklı tavsiyeler verilmiş. Çok kısa bir özete ihtiyacımız olur ise de çözüm; normalleri seçmek. İşte bu kadar basit ama aslında hiç de değil. Zira belli bir yaşa kadar geliştirdiğimiz bağlanma alışkanlıkları ve “ilişki” algısı bizleri sürekli benzer insanlara itiyor.

Burada ise kitabın önerisi kısaca şöyle; flörtleşme havuzunuzu genişletin, ilk etapta önyargılı yaklaştığınız insanlara şans verin ve beklentilerinizi söylemekten çekinmeyin.

Bu son maddenin özellikle önemli olduğunu düşünüyorum çünkü her iki bağlanma grubunun ilişkilerinde de temel sorun, beklentilerin ve hissedilenlerin açıkça ortaya konmamasından ve bunun yerine başka davranışlarla karşı tarafa hissettirilmeye çalışılmasından kaynaklanıyor. Kaygılılar bunu aşırı ilgi (sürekli arama, kontrol etme vb.) ya da tam tersi bir pasif agresif davranış (asla aramama, trip atma, soğuk davranma gibi) ile gösterirken  kaçınganlar kendini ilişkiden çekme, çeşitli bahaneler yaratarak uzaklaşma, idealize ettikleri eski/hayalet ilişkileri ile içinde oldukları ilişkiyi kıyaslama gibi davranışlarla gösteriyorlar.

Dolayısı ile bu iki bağlanma tipinin bir ilişkiyi uzun süre yürütebilmeleri oldukça zor hale geliyor. Normal bağlanma alışkanlıkları gösterenler ise gerektiğinde kaçınganlara’a kırılmadan ya da kişisel algılamadan zaman ve mesafe verebiliyor ya da kaygılıların endişelerine ve taleplerine kendilerini sıkışmış hissetmeden yanıt verebiliyorlar. Bu bakımından da bu bağlanma türlerindeki insanlar ile uzun süreli bir ilişkiyi mümkün kılıyorlar.

Modern Zamanlarda Aşk Yorulmuş Mudur?

Kitabı bitirken merak ettiğim konu ise şu oldu: Acaba bu bağlanma tipleri bundan 50 ya da 100 yıl önce de hayatımızda var mıydı? Örneğin kaçınganlar için bağlanmaktan çekinme, yalnızca çocukluklarından gelen bir travmalar vb. nedenlerle değil de modern hayattaki değişiklikler ve sosyal medya ile gelen sonsuz insana erişebilir olma konforu ile oluşan bir durum mu? Belki de 1910’lu yıllarda kaçınganlara savaşa gidip birkaç yıl dönmemek iyi geliyordu. Veya kaygılılar her an gelebilecek bir Whatsapp mesajı yerine mektup bekledikleri için karşı tarafın her hareketini değerlendirme fırsatı bulamıyorlardı.

Belki de normal hayattaki güçlükler ilişkilerle ilgili uzun uzun düşünmeye fırsat dahi tanımıyor, insanlar yalnızca bir şeyler hissedebilmenin verdiği keyifle anı yaşıyorlardı. Belki de Nil’in dediği gibi modern zamanlarda aşk gerçekten yorulmuştur. Bunu değerlendirmeyi de sizlere bırakıyor ve hepimize edindiğimiz yeni bilgiler ile hayatımızın Rose, Jack, Monica ya da Chandler’ını bulmak için iyi şanslar diliyorum.

Kitabı satın almak için tıklayın.

İlginizi çekebilir: BetilK’dan Kitap Önerileri

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Gizem selam, yazına bayıldım, kalemine sağlık! O kadar güzel anlatmışsın ki, bir psikoloji mezunu olarak ayrıca ilgimi çekti, en kısa zamanda alıp başlamayı düşünüyorum. :)

  2. Merhaba,

    Çok teşekkür ederim.💫 Umarım kitabı da seversin bana çok yardımcı oluyor diyebilirim haha