Ayın kitap önerileri arasında Toni Morrison’dan “Sevilen” ve İhsan Oktay Anar’dan “Efrasiyab’ın Hikayeleri” de var…

“Çünkü gözlerini açıp dünyaya baktığında hoş şeyler görmüyorsun. Gözlerini bu yüzden kapatıyorsun.” – Efrasiyab’ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar

kitap önerileri

Kitap Önerileri: Aralık 2018

Sharon M. Draper – İçimdeki Müzik

Melody, doktorların beyin felci teşhisi koyduğu doğuştan engelli bir çocuktur. Konuşamaz, yürüyemez, ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz ancak sadece parmaklarını kullanabilir. Fotoğrafik bir belleğe sahip olan Melody’nin zihinsel hiçbir engeli olmamasına rağmen bunu göstermesi pek de kolay olmaz. Her zaman yanında olan ve ona inanan ailesi sayesinde birçok şeyin üstesinden gelir ancak bunun yanında hayal kırıklıkları da yaşar. Yazar Sharon Draper’ın da zihinsel engelli bir kızı varmış. Sanıyorum ki bu kitabı yazarak, engelli bir birey neler yaşar, ailesi nelerin mücadelesini verir göstermek istemiş, insanların engelli bireylere nasıl baktığı ve davrandığıyla ilgili görüş ve tecrübelerinden yola çıkarak Melody’nin gözünden bir kurgu yaratmış. Çok hüzünlü buldum kitabı. Aynı zamanda hem annenin hem çocuğun azmine gıpta ettim. Her hayatın zorlukları var ama bazı hayatlar hakikaten çok çok zor!

 

İhsan Oktay Anar – Efrasiyab’ın Hikayeleri

Amacı, herkesi bıktırmış bir kabadayının canını almak olan Ölüm’ün yolu Cezzar Dede ile kesişir. İyi kalpli, görmüş geçirmiş Cezzar Dede, kalan hayatını torunlarına masal anlatarak geçiren sevimli bir ihtiyardır. Ölüm, Cezzar Dede ile bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre her ikisi, sırayla hikayeler anlatacak ve Ölüm, her hikaye için dedeye bir saat daha yaşama hakkı tanıyacaktır. Onlar bir yandan birbirlerine hikayeler anlatırken, Ölüm de sıradaki kişinin canını almak için peşine düşecektir. Tek kelimeyle mükemmel! Her şeyiyle enfes bir kitap! Anar’a bir kez daha hayran oldum. Ana hikayenin içerisinde, tam sekiz hikaye daha var ki hepsi birbirinden güzel, anlamlı ve etkileyici. Yazar sadece bu kitabında yazdıklarıyla 9-10 kitap yazardı heralde. Din, aşk, cennet, korku gibi konuların işlendiği hikayeler çok güzel. Yazarın dili ve anlatımıyla kitap su gibi akıyor. Elimden bırakamadım.

 

Sigmund Freud – Çocukta Fobinin Analizi

Beş yaşında bir çocuk olan Hans’ın at fobisi vardır. Babası, aynı zamanda Freud’un arkadaşıdır ve oğlunun söylediği sözleri, aralarında geçen diyalogları ve yaşadığı olayları gün be gün kaydederek Freud’a gönderir. Freud ise okuduğu mektuplardan yola çıkarak çeşitli tespit ve tahlillerde bulunur. Kitapta bu mektuplar ve notlar paylaşılmakta. Konuya ilgi duyanlar için enteresan bir kitap. Açıkçası çocukların analizi, yetişkinlerinkinden daha çok ilgimi çekiyor. Çok açık, saf ve zekice buluyorum. Enteresan bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

 

Werner Herzog – Buzda Yürüyüş

Werner Herzog, yakın arkadaşı ve önemli bir eleştirmen olan Lotte Eisner’ın ölmek üzere olduğunu haber alır ve Münih’ten Paris’e doğru yola çıkar. Ancak yürüyerek… Kitap, yazarın bu yürüyüş sırasında, gün be gün yazdığı notlardan oluşmakta. Kah o gün yaşadıklarını kaleme alır, kah anılarından bahseder, kah arkadaşını anar bu yazılarında. Ölmek üzere olan arkadaşına yürüyerek ulaşmaya çalışması da, kitaba verdiği isim de manidar. Jaguar Kitap, yine değişik bir kitapla buluşturuyor bizi.

 

Toni Morrison – Sevilen

Toni Morrison’a 1988’de Pulitzer, 1993’te de Nobel Ödülü kazandıran ünlü romanda, köle olarak çalıştığı çiftlikten kaçan Sethe, iki yaşındaki kızını beyazların eline geçmemesi için öldürür. Sonrasında öldürdüğü kızının ruhunun evde dolaştığına inanmaya başlar ve bu olayın etkisinden bir türlü kurtulamaz. Aradan yıllar geçer ve yirmili yaşlarda, nereden geldiğini bilmediği, çocuk gibi konuşan bir kız Sethe’in kapısını çalar. Sethe’in canına kıydığı yavrusu karşısında duruyordur: Sevilen… Sevilen eve yerleşir ve Sethe’le arasında derin bir bağ kurulur ancak işler pek de umulduğu gibi gitmez… Irkçılık ve kölelik gibi konuların büyülü bir kurgu içerisinde işlendiği ‘’Sevilen’’, sinemaya da uyarlanmış. Filmde rol alan Oprah Winfrey kitabı okurken kendini Sethe’le özdeşleştirdiğini söylemiş. Lauryn Hill filmde rol alacakmış ancak hamileliği sebebiyle kadrodan çıkmak zorunda kalmış. Çok hüzünlü bir kitaptı, çeviriyi de başarılı buldum, cümleler su gibi akıyordu. Filmi nasılmış, onu da izlemek istiyorum.

 

Antonio Altarriba, Kim – Uçma Sanatı

Bu harika çizgi romanda Antonio Altarriba, babasının hayatını anlatmakta. Arka planda İspanya İç Savaşı varken, babasının yaşadığı köyden kaçışı, kendini bulma ve yeni bir hayat kurma çabaları, sevinçleri, hayal kırıklıkları, annesiyle olan evliliği ve ölümü konu alınıyor. Bir insan 90 yaşında neden intihar eder?

 

Antonio Altaribba, Kim – Kırık Kanat

Altarriba bu sefer de olayları annesinin tarafından anlatıyor, Kim ise bunları çiziyor. Yine çok dokunaklı bir hikaye var karşımızda. Bir kadının mücadelesine, bir annenin  ve bir eşin hayatına tanık oluyoruz. En az ilki kadar dokunaklı ve hüzünlü buldum kitabı. Özellikle -her iki kitapta da- Altarriba’nın anne- babasıyla ilgili yazdığı şeyler çok hüzünlendirdi beni. Kitaplar kaç zamandır kütüphanemde bekliyordu, bilseydim daha evvel okurdum.

 

Şükrü Erbaş – Yaşıyoruz Sessizce

Şükrü Erbaş’ın bu kitabı, eşini kaybettikten sonra yayımlamış. Karısı için yazdığı şiirlerin hepsi çok hüzünlü, çok dokunaklı. Hepsi birer ağıt sanki. Çok duygulandım, çok etkilendim şiirleri okurken. Özlem, sevgi, aşk, pişmanlık, özlem, hayal kırıklığı, özlem ve en çok da özlem var o şiirlerde. Hiç gelemeyecek, gelmeyecek birini özlemek içeriden ölmek değil de nedir? Çok beğendim…

 

Friedrich Nietzsche – Ecce Homo

Kişi nasıl kendisi olur? ‘’İşte İnsan’’ anlamına gelen ‘’Ecce Homo’’da Nietzsche’nin o şiirsel anlatımıyla birleşen sert üslubuyla bir kez daha karşı karşıyayız. Nietzsche bu kitapta kendini anlatıyor ve kitabın önsözünde bunu neden yaptığını belirtiyor. ‘’Neden Böyle Akıllıyım?’’, ‘’Neden Böyle Bilgeyim?’’, ‘’Neden Böyle İyi Kitaplar Yazıyorum?’’ şeklindeki bölüm başlıkları çoğu insana ukalaca gelmiş ama ben öyle bulmadım. Başlıkları bu şekilde değerlendirmenin kitabı hafiflettiğini düşünüyorum açıkçası. Bence işin magazinsel kısmı bu. Belki bu tip şeyler çoğunluğun dikkatini çeker ama esas içeriği es geçmemek lazım.

 

Orhan Pamuk – Beyaz Kale

Türkler tarafından esir alınan Venedikli genç, İstanbul’a getirilir. Astronomi ve bilimle ilgilenen bu genç, Paşa’nın hastalığına çare bulunca, kendisine tıpa tıp benzeyen bir Hoca’ya hediye edilir. Hoca da Venedikli gibi, astronomi ve bilimle ilgili, felsefi sorularla haşır neşirdir. Kimseyi beğenmeyen, herkesin aptal olduğunu düşünen Hoca, bilimsel çalışmaları desteklenmediği ve bir sonuca ulaşamadığı için öfkelidir. Venedikli ile köle- efendi ilişkisi içerisinde yeni bilimsel çalışmalar yaparak çocuk Padişah’ı etkilemek, böylece isteklerini gerçekleştirmek ister. Ancak Padişah’ın tek isteği kehanet dinlemektir. Hoca’nın kehanetleri tutmaya başlayınca Padişah’ın gözüne girer. Derken, İstanbul’da veba salgını baş gösterir… Zaman zaman zor aksa da genel olarak kurguyu beğendiğimi söyleyebilirim. Kitabı sonu bana başka bir kitabı hatırlattı ama hangisi, çıkaramadım.

 

Sunullah İbrahim – O Koku

Mısırlı yazar Sunullah İbrahim’in ‘’O Koku’’ adlı novellası 1966’da toplatılmış ve 1986’ya kadar tam metniyle basılmamış. Yazdığı önsözde duygu ve düşüncelerini, kitapla ilgili aldığı tepkileri, neyi niçin yazdığını açıkça paylaşmış. Mısır Cumhurbaşkanı Nasır’ın hapse attırdığı solculardan biri Sunullah İbrahim. Kitaptaki anlatıcı, hapisten çıktıktan sonra ev kontrolüne tabii tutulan bir adam. Bu adamın davranışları, düşünceleri, zaman zaman hatırladıkları ve insanlarla olan ilişkileri kısa ve yalın cümlelerle anlatılıyor ancak herhangi bir duyguya değinilmeden… Açıkçası önsözden sonra okuduklarımdan daha çok etkilenirim diye düşünmüştüm, sanırım beklentim arttı. Yine de, özellikle, dil ve üslubuyla farklı bir kitap olduğunu düşünüyorum.

 

Bu ayın öne çıkan kitapları; Efrasiyab’ın Hikayeleri ve Sevilen.

Aralık ayında neler izlediğime gelirsek… Black Mirror’ın kalan son iki sezonunu da izledim ve bir- iki bölüm dışında gayet başarılı buldum. Zeki Demirkubuz’un ‘’Kıskanmak’’ filmini izledim ve bayıldım! Nergis Öztürk efsane oynuyordu ve görüntüler, açılar, ambians da çok iyiydi bence. ‘’Bekleme Odası’’ fena değildi. Uzun zamandır izlemek istediğim Semih Kaplan’ın ‘’Yusuf Üçlemesi’’ni en sonunda izledim: Yumurta, Süt, Bal. Niye bugüne kadar izlemedim diye kızdım kendime. ‘’Bal’’ kesinlikle favorim! Yorgos Lanthimos’un ‘’Istakoz’’u yine tokat gibi çarptı suratıma. Bu adam böyle çarpıcı filmleri nasıl çekiyor, böyle sert filmleri nasıl şiire dönüştürüyor anlayamıyorum. Bir kez daha hayran kaldım. Nikolai Leskov’un ‘’Lady Macbeth of the Mtsensk’’ isimli romanından uyarlanan ‘’Lady Macbeth’’te de dekor, görüntü, ambians ve oyuncular çok başarılıydı ancak kitabı okuduktan sonra izleyince biraz hayal kırıklığı yaşadım. Film ne olursa olsun kitabın önüne geçemiyor, kitabını okuduktan sonra hemen hemen her film biraz az kalıyor. Adını ilk kez duyduğum yönetmen Xavier Dolan’ın aynı zamanda senaryosunu da yazdığı ‘’Mommy’’, davranış bozukluğu olan bir annenin oğlunu yetiştirme çabasını anlatıyor. Açıkçası filmin ortalarında biraz sıkıldım ancak sonlara doğru yine meraklandım ve final beni kalbimden vurdu. Herkes sever mi bilmiyorum ama izlenebilir. Ve son olarak, ‘’The Crown’’un iki sezonundan sonra üçüncüyü merakla beklediğimi söyleyebilirim.

Bu ayın da sonunu böyle getirdim. Dilerim her şey gönlünüze göre olur. Herkese huzurlu, sağlıklı ve bol kitaplı günler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN