Gözümün nuru Türk Edebiyatı, özellikle de klasikler… Bana dert ortağı olan, beni büyüten, dertlendiren, güldüren ve kederlendiren, her zaman farklı yere sahip olan kitaplar… Okuduklarımın hepsi edebiyat değil belki ama anlamak ve değerlendirmek için önce okumak gerekiyor. Eskiler rafa kalkmıyor ama yeni yazarlarla tanışmanın da keyfi bir başka!

kitap-önerileri-türk-edebiyatı
Türk Edebiyatı Kitapları

Aylık kitap önerileri yazılarımda yer alan Türk edebiyatı kitapları:

Ergun Kocabıyık – Aynadaki Narkissos

kitap önerileri – kocabiyik
Aynadaki Narkissos, Ergun Kocabıyık

Murat Gülsoy’un önerdiği kitaplardan biri olan ‘’Aynadaki Narkissos’’, yüz ve uzuvlarını hem gerçek hem de sembolik anlamlarıyla irdelerken bu bağlamda ayna, benlik, rüya, tasavvuf ve aşk gibi konulara da değiniyor. Akademik bir kitap olmasına rağmen kolay okunuyor çünkü hem çok akıcı hem de merak uyandırıcı. Bunların yanı sıra yazar, çeşitli resim ve fotoğraflarla anlatımını güçlendirmiş. Her gün kaç kere aynaya, kaç kere birbirimizin yüzüne bakıyoruz ama elbette bunları düşünmüyoruz hatta yazılan birçok şey aklımızın ucundan dahi geçmemiştir. Tam da bu yüzden çok ilgi çekici, okuyanı etkileyen, çok özgün bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Ayfer Tunç – Mağara Arkadaşları

kitap önerileri – tunç
Mağara Arkadaşları, Ayfer Tunç

Kitap, Ayfer Tunç’un sekiz öyküsünden oluşuyor. Bu öyküler birbirinden bağımsız olsa da hepsinin ortak paydası yalnızlık. Genel olarak baktığımda kitabı çok beğendiğimi söyleyemem ama öyküleri şöyle bir tek tek aklımdan geçirdiğimde bazısını çok beğenirken, bazısını hiç sevemedim. Sekiz öykünün içinde en beğendiğim ise ‘’Ses Tutsağı’’ydı. Bana göre Ayfer Tunç’un hiçbir öykü kitabı, ‘’Taş Kağıt Makas’’ın ve içindeki öykülerin önüne geçemiyor. Oradakiler bir başkaydı…

Murat Gülsoy – Bu Filmin Kötü Adamı Benim

kitap önerileri – gülsoy
Bu Filmin Kötü Adamı Benim, Murat Gülsoy

Murat Gülsoy’un üç anlatıcılı ve iki bölümden oluşan kitabı ‘’Yunus Nadi Edebiyat Ödülü’’ne sahip. Önder ve Defne genç bir çifttir. İstanbul’daki hayatlarını bırakıp Datça’ya taşınırlar. Önder kitap yazmaya karar verip daha bireysel bir hayat sürmeye başlar ancak Defne bu durumdan rahatsızdır zira onun isteği daha renkli bir yaşamdır. Önder’in mutsuz evliliğini kurtarma çabaları, kitabını yazarken sürekli karşısına çıkan babası ve kitabını yazma kaygısı… Romanın bazı yerlerinde Önder’in yazdığı kitaptan alıntılar da paylaşılıyor. ‘’Bu Filmin Kötü Adamı Benim’’in çok katmanlı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabı akıcı buldum ama çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Teknik ve kullanılan yöntemler, katmanlar arasındaki yumuşak geçişler ve okurken kitaptan kopmuyor olmam önemliydi tabii.

Peyami Safa – Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

kitap önerileri – safa
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa

Romanlarında ruhsal betimlemelerle öne çıkan Peyami Safa, bu kez de bacağındaki hastalıktan mustarip, annesiyle birlikte fakir bir hayat yaşayan on beş yaşındaki çocuğun hikayesini anlatıyor. İyileşmesi için sakin bir hayat yaşaması gerekirken, bir de paşanın kızına aşık olması duygularını allak bullak eder. Gencecik yaşında hissettiği duygular ve bunalımları, yazar tarafından etkileyici bir biçimde anlatılıyor. Yazarın en beğendiğim kitabı olmasa da elimden bırakmadan okudum. Anlatımın akıcı olmasının yanı sıra uzun zamandır Türk Klasikleri’nden okumadığım için de hoşuma gitti sanıyorum. Keşke 15-20 sene evvel okusaymışım.

Mine Söğüt – Gergedan

kitap önerileri – söğüt
Gergeden, Mine Söğüt

‘’Deli Kadın Hikayeleri’’nin izinden gidiyormuş, çizimler harikaymış, öyküler çok sarsıcıymış, kitap aforizmalarla doluymuş, cümleler tokat gibi çarpıyormuş vs vs… Mine Söğüt tarzını da yaratıcılığını da çok beğendiğim bir yazar. Ancak ‘’Gergedan’’ adlı kitapta, ‘’Deli Kadın Hikayeleri’’nde hissettiklerimin zerresini hissetmedim; Bahadır Baruter’in çizimlerini enfes buldum; etkileyici öyküler vardı ama sarsıcı olduklarını düşünmüyorum. Bu kitaptan bağımsız olarak, aforizmalardan gına geldi artık! Tokat gibi çarpmadı cümleler ama düşündürdü, evet… Çok reklamı yapıldı, çok konuşuldu ve tartışıldı. Hemen hemen tüm kitaplarını okuyan biri olarak, kesinlikle yazarın en iyi kitabı değil.

Oğuz Atay – Korkuyu Beklerken

kitap önerileri – atay
Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay

Birkaç sene evvel Atay’ın tüm kitaplarını okudum fakat bazı anlar onun yazdıklarını ve yazılarındaki duyguları o kadar özlüyorum ki hemen kütüphaneme gidip rast gele bir kitabını seçip bir kez daha okumaya başlıyorum. Yazarın ‘’Korkuyu Beklerken’’ adlı öykü kitabını işte böyle zamanlardan birinde seçtim. Kitabı daha önce okuduğum ve bahsettiğim için anlatmayacağım ama bu seferki okumamda etkilendiğim öyküleri yazabilirim: Beyaz Mantolu Adam, Unutulan, Korkuyu Beklerken ve Babama Mektup… Birkaç sene evvel, bir Oğuz Atay furyası almış başını gitmişti. O dönem popülizm rüzgarında savrulup gidecek, kitapları harcanacak diye endişelenmiştim açıkçası. Allah’tan bize neyi, nasıl yapacağımızı anlatan o kitaplar çoğaldı ve insanlar onları okumaya ve konuşmaya başladılar. Oğuz Atay da kurtuldu, en azından şimdilik…

Nihad Siris – Sessizlik ve Gürültü

kitap önerileri – siris
Sessizlik ve Gürültü, Nihad Siris

Fethi Şiyn, baskı nedeniyle düşüncelerini istediği gibi yazamadığı gibi kendinden istenileni de yazmayan bir gazetecidir. Bir sabah, Lider’in iktidara gelişinin yirminci yıl kutlamalarına uyanır ve kendini sokağa atar. Çılgınca bağıran kalabalığın arasında insanları inceler, attıkları sloganları dinler… İktidarın ve iktidara yakın kişilerin hesap ve planları, Lider’i alkışlayan halkın kendi aralarındaki konuşmaları ve bunun gibi birçok şey Fethi Şiyn’in monologları yoluyla okuyucuya ulaşıyor. Suriyeli yazar  Siris’in 2004 yılında yazdığı kitabı daha dağıtıma çıkmadan yasaklanmış ancak Beyrut, Lübnan, Ürdün ve daha sonra diğer ülkelerde yayımlanmış. Okumaya değer, dikkat çekici bir kitap olduğunu düşünüyorum.

İhsan Oktay Anar – Efrasiyab’ın Hikayeleri

kitap önerileri – efrasiyabın hikayeleri
Efrasiyab’ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar

Amacı, herkesi bıktırmış bir kabadayının canını almak olan Ölüm’ün yolu Cezzar Dede ile kesişir. İyi kalpli, görmüş geçirmiş Cezzar Dede, kalan hayatını torunlarına masal anlatarak geçiren sevimli bir ihtiyardır. Ölüm, Cezzar Dede ile bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre her ikisi, sırayla hikayeler anlatacak ve Ölüm, her hikaye için dedeye bir saat daha yaşama hakkı tanıyacaktır. Onlar bir yandan birbirlerine hikayeler anlatırken, Ölüm de sıradaki kişinin canını almak için peşine düşecektir. Tek kelimeyle mükemmel! Her şeyiyle enfes bir kitap! Anar’a bir kez daha hayran oldum. Ana hikayenin içerisinde, tam sekiz hikaye daha var ki hepsi birbirinden güzel, anlamlı ve etkileyici. Yazar sadece bu kitabında yazdıklarıyla 9-10 kitap yazardı heralde. Din, aşk, cennet, korku gibi konuların işlendiği hikayeler çok güzel. Yazarın dili ve anlatımıyla kitap su gibi akıyor. Elimden bırakamadım.

Orhan Pamuk – Beyaz Kale

kitap önerileri – beyaz kale
Beyaz Kale, Orhan Pamuk

Türkler tarafından esir alınan Venedikli genç, İstanbul’a getirilir. Astronomi ve bilimle ilgilenen bu genç, Paşa’nın hastalığına çare bulunca, kendisine tıpa tıp benzeyen bir Hoca’ya hediye edilir. Hoca da Venedikli gibi, astronomi ve bilimle ilgili, felsefi sorularla haşır neşirdir. Kimseyi beğenmeyen, herkesin aptal olduğunu düşünen Hoca, bilimsel çalışmaları desteklenmediği ve bir sonuca ulaşamadığı için öfkelidir. Venedikli ile köle- efendi ilişkisi içerisinde yeni bilimsel çalışmalar yaparak çocuk Padişah’ı etkilemek, böylece isteklerini gerçekleştirmek ister. Ancak Padişah’ın tek isteği kehanet dinlemektir. Hoca’nın kehanetleri tutmaya başlayınca Padişah’ın gözüne girer. Derken, İstanbul’da veba salgını baş gösterir… Zaman zaman zor aksa da genel olarak kurguyu beğendiğimi söyleyebilirim. Kitabı sonu bana başka bir kitabı hatırlattı ama hangisi, çıkaramadım.

Orhan Pamuk – Kırmızı Saçlı Kadın

kitap – pamuk
Kırmızı Saçlı Kadın, Orhan Pamuk

Bu ayın beni şaşırtan kitabıydı ‘’Kırmızı Saçlı Kadın’’. Lise yıllarında para kazanmak için Mahmut Usta’yla birlikte su bulmaya çalışan Cem, Öngören’de yaşadıklarının tüm hayatını etkileyeceğinden henüz habersiz, genç bir delikanlıydı. Sonra evlendi ve iş güç sahibi bir adam oldu ancak geçmiş insanın peşini bırakır mı? Bırakmaz, bırakmadı da… Freud’un meşhur Oedipus Kompleksi’nin kitabın ana konusu olduğu söylenebilir. Kurguyu, olaylar ve kişiler arasındaki bağlantıları çok beğendim. Kitapta havada kalan, zorlama ya da abartı hiçbir şey göremedim. Kafa yoran, düşündüren bir kitap olduğunu söyleyemem ama kesinlikle çok akıcı ve merak uyandırıcı.

Hakan Günday – Piç

kitap – gunday
Piç, Hakan Günday

Piçler şöyledir, piçler böyledir gibi yüzlerce aforizma benzeri cümlenin olduğu, zorlama bulduğum bir Hakan Günday kitabı… ‘’Piç’’ olarak nitelenen birkaç genç erkeğin, arkadaşlık, aile ilişkileri, aşk gibi birçok konudaki düşünce, duygu ve eylemlerinin anlatıldığı romanda bir-iki yer dışında dikkatimi çeken ya da merakımı uyandıran bir satır dahi olmadı. Bundan birkaç sene evvel kitabı okumaya başlamış, sarmayınca bırakmıştım. Bu sefer sebat gösterip sonuna kadar okumak istedim zira belki de sonunda çarpıcı bir şeyler vardı. Sonunda çapıcı değil ama beni duygulandıran bazı şeyler oldu ama hayır! Nerede ‘’Daha’’, nerede ‘’Az’’ nerede ‘’Piç’’!

Mine Söğüt – Beş Sevim Apartmanı

kitap – sogut
Beş Sevim Apartmanı, Mine Söğüt

Cihangir’deki Beş Sevim Apartmanı’nda, beş akıl hastası ve bir psikiyatrist yaşamaya başlar. Doktor Samimi, komşuları olan hastaları gün be gün ziyaret ederek haklarında birtakım notlar alır. Ne var ki doktorun sağlıklı olduğu söylenemez zira kendisinin zihni çocukluğundan beri cin ve perilerle meşguldür. Zaten her şey bu yüzden başlar… Apartmanda yaşayan hastaların her birinin hikayeleri kendi ağızlarından, hatırladıkları gibi okura sunulduktan hemen sonra olayların gerçek seyrinden bahsediliyor. Kişilerin akıl hastası olduğunu düşünürsek, anılarının birer hezeyan olduğunu anlamak mümkün. Karakterlerin zihinlerinde yaşadığı ve gerçekten olan olayları okurken Mine Söğüt’ün yaratıcılığına hayran kaldım. Kitabı elimden bırakamadım. Kasvetli, depresif ve karanlık havayı çok sevdim. Sadece tek korkum, yazarın gün gelip kendini tekrar etmeye başlaması… Dilerim olmaz.

Murat Menteş – Antika Titanik

kitap – menteş
Antika Titanik, Murat Menteş

Burada kitabın konusundan bahsetmeyeceğim çünkü diğer Menteş kitaplarında olduğu gibi entrika, kovalamaca, çözüm bekleyen olaylar vesaire vesaire… Karakterler ve kurgu faklı gibi olsa da kelime oyunları, tarih bilgileri, birbirinin amcasının oğlu nitelemeler bir süre sonra -kısa bir süre sonra çünkü yazarın diğer kitaplarında da aynı şeyleri görmek mümkün- kabak tadı vermeye başladı. Menteş, son zamanların sevdiğim Türk yazarlarından olduğu için kitabın sonuna dek okumak istedim ama çok zorlandım. Hikayeden değilse de Menteş’in kendini sürekli tekrar ediyor olması hem bunalttı hem de kızdırdı beni. Bence kendisi çok daha yaratıcı şeyler yazıp okurunu şaşırtabilir. Şaşırt bizi Murat Menteş!

Zülfü Livaneli – Arafat’ta Bir Çocuk

kitap – livaneli
Arafat’ta Bir Çocuk, Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli’nin ilk dönem öykülerinin bir araya getirildiği bir kitap ‘’Arafat’ta Bir Çocuk’’. Bir-iki öyküyü sevdim ancak beni o kadar da etkileyen şeyler olmadı, ne kurgusal ne de dil ve üslup olarak. Kitapta sekiz tane öykü var, bu öykülerde daha çok dışlanmışlık ve yalnızlık gibi duygular işlenmiş. Çok ilgimi çeken konular olmasına rağmen kitabı beğendiğimi söyleyemeyeceğim, maalesef.

Melisa Kesmez – Nohut Oda

kitap – kesmez
Nohut Oda, Melisa Kesmez

Daha önce Melisa Kesmez’in herhangi kitabını okudum mu hatırlamıyorum ama elimden geldiğince, genç yazarları okumaya çalışıyorum. Yazarın beş öyküden oluşan kitabında ev, yuva, hane, konut ne demek; bir konut nasıl hane olur ya da bir yuvaya nasıl dönüşür bunları okuyoruz aslında. Kimisinde kadın-erkek, kimisinde baba-kız, kimisinde iki kız kardeş hikayelerin kahramanı… En beğendiğim öykü ‘’Annemin Çadırı’’ oldu. Durum öykülerini, karakterlerin ruh hallerini, bunalımlarını okumayı severim ama geri kalan öyküleri çok beğendiğimi söyleyemiyorum.

Ali Teoman – Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı

kitap – teoman
Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı, Ali Teoman

Çok sevdiğim ve birçok Türk yazardan farklı bulduğum Ali Teoman’ın, kitaplarını okumayı çok seviyorum fakat anlatamıyorum. Bilge Karasu’nun kitaplarını anlatmaya çalışıp başaramadığım gibi… Kitabın adı, konusunu bir nebze sezdiriyor ancak Teoman’ın dili, kurgusu ve üslubu yine bambaşka. Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan kitapta, tabiri caizse oyun içinde oyun var. Teoman’ın, bu ilk kitabını Nurten Ay imzasıyla yayımlaması da bunlardan biri, belki de…

Ferit Edgü – Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı

Bu ay en sevdiğim ve diğerlerinden farklı bulduğum Türk yazarları listeye koymuşum, şimdi farkettim. Ferit Edgü’nün kitaplarını da severek, merakla okuyorum. Diğerlerinden ufacık bir farkı var ki, o da okurken daha rahatım çünkü anlamakta, takip etme hiç zorlanmıyorum. Yazarın bu kitabında, anne-babasız büyüyen, atlara düşkün ve hatta ahırda yaşayan Çakır’ın hayat hikayesi, anlatıcının gözüyle yazılmış. Bu anılar, anlatıcının Çakır’ın eski fotoğraflarına bakmasıyla canlanıp kaleme aktarılıyor ve elbette başka hatıralar da devreye giriyor. Okuması keyifli ve bir o kadar da hüzünlü bir kitaptı. Çok sevdim!

Ayfer Tunç – Kırmızı Azap

kitap – tunç
Kırmızı Azap, Ayfer Tunç

Son kitaplarıyla beni hayal kırıklığına uğratsa da, Ayfer Tunç okumaktan da vazgeçemiyorum. Kitabı okumaya başladığımda biraz bozuldum çünkü yazarın öykülerinin derlemesi olduğunu ancak o zaman anladım. Neredeyse tüm kitaplarını okuduğum için, tekrar aynı öyküleri okumayı sıkıcı buldum ama yine de okumaya devam ettim. Daha önce karşılaşmadığım öyküler vardı kitapta. Evvelce okuduklarımı yeniden okumak da güzel bir deneyim oldu. Ayfer Tunç’un eski öyküleri de kitapları da başka bana göre. Yenilerde o tadı alamıyorum.

Bilge Karasu – Narla İncire Gazel

kitap – karasu
Narla İncire Gazel, Bilge Karasu

‘’Gece’’ ve ‘’Kılavuz’’dan sonra, ‘’Acaba ne zaman çok düşünmeden, irdelemeden okuyacağım bir Karasu kitabı olacak?’’, diye düşünürken, birkaç sene geçti ve ben birkaç Karasu kitabı okudum… ‘’Narla İncire Gazel’’, altı bölümden oluşan bir kitap. Kitapta neden bahsediliyor? Kitapta şundan ya da bundan bahsediliyor, diyemem çünkü her şeyden bahsediliyor aslında. Yazarın deneme şeklinde yazdığı yazılarda günlük durumlar, olaylar, duygular ve düşünceler yer alıyor ama tabii Karasu’nun kelimeleri, ifade şekli ve anlatımıyla satırların şiir gibi aktığını söyleyebilirim. Kedilerle ilgili kısımlar, yine çok keyifliydi. Uzun zamandır bu kadar rahat okuduğum bir Bilge Karasu kitabı olmamıştı, hani.

Mine Söğüt – Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey

0000000343248-1
Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey, Mine Söğüt

Yazacağı yeni roman için eski fotoğraflar araştıran Olcayto’nun yolu Madam Arthur Bey’le kesişir ve kendi hayatına dair şeyler de bulacağı, karanlık bir dünyanın içine çekilir. Mine Söğüt’ün romanında birçok karakter ve olay var. Kitaba adını veren Madam Arthur Bey bir kadın adam, bir antikahraman. Kitabın konusu ise iktidar. Bolca metafor, gerçeküstü olay ve karakterlerin olduğu kitaba kasvetli ve karanlık bir hava hakim. Hikaye okuyucuda merak uyandırıyor ama yazarın üslubu da romanın rahat okunmasında bir etken. Mine Söğüt’ün kitaplarını seviyorum ben. Farklı buluyor, okurken keyif alıyorum. Bu romanı da öyle oldu.

Necati Cumalı – Susuz Yaz

0000000020586-1
Susuz Yaz, Necati Cumalı

Baronun aristokrat yaşamından Anadolu insanının kır yaşamına ani bir geçiş yaparak, Necati Cumalı’nın bu sekiz öyküden oluşan kitabını okumaya başladım. Kitaba adını veren ‘’Susuz Yaz’’ın sinemaya uyarlandığını herkes bilir. Bunun yanı sıra kitaptaki birkaç öykü de aynı şekilde sinemaya uyarlanmış. Benim gibi Türk Filmleri’ ne meraklı olanlar hemen hatırlayacaktır. Elbette bazı ufak tefek değişiklikler var ama öyküleri okurken bir yandan da film izliyor gibi hissettim. Ege insanın yaşayışı, ilişkileri, var oluşu, geçimi ve daha birçok konuya değiniliyor bu öykülerde. Öykü severlerin hoşuna gidebilir.

Recaizade Mahmut Ekrem – Araba Sevdası

Mahmut Ekrem – Araba Sevdası
Araba Sevdası, Recaizade Mahmut Ekrem

Yazarın ilk ve tek romanı olan ‘’Araba Sevdası’’, aynı zamanda Türk Edebiyatı’nın da ilk realist romanı olma özelliğini taşımakta. Osmanlı Paşası’nın oğlu olan Bihruz Bey, alafranga hayat tarzına meraklıdır. Şık giysiler giymeyi, güzel arabaları sever, sıradan insanlarla yarım yamalak Fransızcası ile konuşarak caka satmaktan hoşlanır. Çamlıca’daki ormanda gezdiği günlerden birindeyse, karşılaştığı genç bir kadına aşık olur. Dönemin İstanbul’unun ve İstanbullu’sunun içinde buunduğu durumlar, yaşayış tarzları, konuştukları konular ve daha nicesi romanda mevcut. Fakat esas beni benden alan, Çamlıca’dan orman, Kısıklı’dan köy olarak bahsedilmesi ve bu muhitlerin yeşilliğinin, ağaçlarının betimlenmesiydi… Türk Edebiyatı’nda bir ilk olması sebebiyle -özellikle- okunabilir.

Zülfü Livaneli- Engereğin Gözü

engerek
Engereğin Gözü, Zülfü Livaneli

Biricik efendisine sadakatle bağlı olan Habeşli harem ağası, ömrünü öldürülme korkusuyla geçirecek olan efendisinin, tahta çıkmasıyla mutlu olmuştu. Ancak bu mutluluk pek uzun sürmedi. Hükümdar, birtakım oyunlarla hapsedildi. Harem ağası’nın kafasını kurcalayan birçok soru işareti vardı ve yaptığı araştırmalar sonucunda, dönen oyunların efendisinin annesi tarafından planlandığını öğrendi. Hikaye böyle başlıyor… Saray ve haremde olan bitenler harem ağasının ağzından anlatılıyor. Esas dikkat çeken şey ise harem ağasının, efendisine karşı duygu ve davranışlarının zaman içindeki değişimi… Livaneli’nin en sevdiğim ve beğendiğim kitabı olamadı ama okuduğum sürede elimden de düşmedi.  

Orhan Kemal – Murtaza 

kitap – kemal
Murtaza, Orhan Kemal

Ailesiyle birlikte Yunanistan’dan Türkiye’ye göç eden Murtaza, bekçilik yaparak hayatını kazanıyordu. Genç adamın işine verdiği ciddiyet mahalleliyi bıktırınca, işinden kovduruldu ve bir fabrikada gece bekçisi olarak çalışmaya başladı. Bu sıralarda evlendi, çocukları oldu ve büyüdüler… Murtaza, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için elinden geleni yapıyordu ancak her şey plandığı gitmiyordu elbette… Murtaza, doğru ve dürüst bir insan olmak için çabalayan, ilkelerinden ödün vermemek için kendinin de diğerlerinin de insan olduğunu unutan temiz kalpli bir adamdır aslında… Orhan Kemal’in üslubunu artık biliyor ve seviyorum. Hüzünlü hatta acıklı bir hikayeydi bana göre. Severek okudum.

Murat Gülsoy – Gölgeler ve Hayaller Şehrinde

kitap – gulsoy
Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Murat Gülsoy

Fuat, Meşrutiyet döneminde Fransa’dan İstanbul’a gönderilmiş bir gazetecidir. Görevini yerine getirirken kendi geçmişine olan merakı da yeniden depreşir ve araştırmaya başlar. Kitap, Fuat’ın arkadaşı Alex’e yazdığı mektuplardan oluşmakta. Eski İstanbul’u okumak, bir insanın köklerini bulmak için verdiği emeği görmek, şaşkınlığına, hüznüne, pişmalığına, öfkesine şahit olmak güzel bir deneyimdi. Murat Gülsoy’un en sevdiğim romanı ‘’Nisyan’’dı, ikinicisi de bu oldu…

Hasan Ali Toptaş – Geçmiş Şimdi Gelecek

kitap – toptas
Geçmiş Şimdi Gelecek, Hasan Ali Toptaş

Bu ayın bir başka öykü kitabı da Toptaş’tan… Kitap, yazarın yazdığı ilk öykülerden oluşuyor. Alıştığımız, aşina olduğumuz dil ve üslup, mekan ve karakter tasvirleriyle tipik bir Toptaş kitabı olduğunu söylemem mümkün. Beğendim ancak hafızamda kalan ya da çok etkilendiğim bir öykü olmadı. Sanırım yazarın öykülerindense romanlarını daha çok seviyorum.

Ayfer Tunç – Aşıklar Delidir

kitap – tunc
Aşıklar Delidir, Ayfer Tunç

 ‘’Allah’ım sana geliyorum.’’ Dedirten, bana fi tarihinin Harlequin kitaplarını hatırlatan kapak tasarımını gördüğümde neredeyse okumaktan vazgeçecektim! Ama geçmedim çünkü Ayfer Tunç’un kitaplarını okumayı seviyorum. Her ne kadar ‘’Dünya Ağrısı’’ romanında hayalkırıklığı yaşasam da yazarın gönlümdeki yeri ayrıdır… İki aşığın hastalıkla kesişen yolları ve kendi hayat hikayelerinin ‘’Yazı’’ ve ‘’Tura’’ olmak üzere iki ayrı bölümde anlatıldığı, güzel bir kitap… Güzel yani o kadar… Okumasaydım bir şey kaybetmezdim doğrusu. Tunç’un daha güzel romanlarını, öykü kitaplarını okudum. Keşke kitabın adı sadece ‘’Yazı-Tura’’ olsaydı…

Tahsin Yücel – Gökdelen 

kitap – yucel
Gökdelen, Tahsin Yücel

Sene 2073… Ünlü müteahhit Temel Diker, İstanbul’u New York’a çevirmek için kolları sıvamış sıra sıra gökdelenler inşa etmeye başlamıştır. Fakat arsalarından birinin içindeki küçük evde, yaşlı bir amca yaşamaktadır. Bu amca evini satmaya yanaşmayınca Diker, hayalini gerçekleştiremeyeceğini düşünerek kaygılanır ve evi satın almanın yollarını aramaya başlar. Ünlü avukat Can Tezcan’ın bu konu için bulduğu çözümse dikkat çekicidir; yargının özelleştirilmesi… Uzun zamandır Tahsin Yücel okumak istiyordum ancak hangi kitaptan başlayacağımı bir türlü bulamıyordum. ‘’Gökdelen’’ karşıma çıkınca alıp okumak istedim. Bence kurgu ilginçti, anlatım akıcıydı ama sanki bazı konuların üzerine daha çok düşülmeliydi. Örneğin, ‘’yılkı insanları’’ daha derin anlatılabilirdi zira bana göre fazla yüzeysel geçilmişti. Çok beğenmemekle birlikte elimden bırakamadan okudum çünkü finali çok merak ediyordum. Çoğunlukla yaptığı çevirilerden tanıdığım ve okuduğum Yücel’in daha birçok kitabını okumayı düşünüyorum ama hangisi?

 Oğuz Atay – Tehlikeli Oyunlar

kitap – atay
Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay

Yazacağım pek bir şey yok. İkinci okuyuşum,… Biraz bunaldığım bir zamandı, hem konuşmaya ihtiyacım var gibiydi hem de yalnız kalmak istiyordum… Böyle zamanlarda Atay okumak iyi gelir bana. Bu kadar.

Zülfü Livaneli – Orta Zekalılar Cenneti

kitap – livaneli
Orta Zekalılar Cenneti, Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli’nin kitaplarına bayılmıyorum. Her kitabını beğendiğimi de söyleyemem. Ama ne yazdığını merak ederim. Bu kitabının da adına tav oldum ve yine bir kurgu okuyacağım diye kitaba başladım. Kurgu olmadığını görünce biraz hayal kırıklığı yaşadım fakat denemelerinin ortalarına yaklaştıkça beklemediğim kadar keyif aldım. Eleştirilerinin birçoğunu çok yerli yerinde buldum, üslubunu sevdim. Çoğu konuda aşağı yukarı aynı fikirde olmamız da şaşırttı beni. Ne kadar kitaplarını okusam da, Livaneli çocukluğumdan beri severek dinlediğim bir şarkıcıydı benim için. Ancak bu kitabından sonra bakış açım biraz değişti açıkçası.

Memduh Şevket Esendal – Ayaşlı ile Kiracıları

kitap – esendal
Ayaşlı ile Kiracıları, Memduh Şevket Esendal

Cumhuriyet Dönemi Ankara’sında geçen hikayede, dokuz odalı bir dairede birlikte yaşayan insanların birbirinden farklı hayatları, dünya görüşleri, beklentileri ve bir arada yaşarken karşılaştıkları olay ve durumların anlatıldığı klasik bir Türk Romanı… Benim de okuma sebebim buydu zaten. Okul hayatım boyunca, edebiyat dersinde adı çokça geçmesine rağmen, okumamıştım. Yani, çok etkilendiğimi, daha önce okumadığım için çok hayıflandığımı falan söylemeyemiyorum. Dönem kitabı olarak azıcık düşünsem aklıma gelecek, beğendiğim başka kitaplar var ama bunu okumadan bilemezdim elbette.

Mine Söğüt – Kırmızı Zaman 

kitap – sogut
Kırmızı Zaman, Mine Söğüt

Seneler evvel ‘Deli Kadın Hikayeleri’ni okumaya başladığımda Mine Söğüt’ün adını ilk kez duymuştum. Kitaptaki öykülerdeki kurguları çok sevmiş ama en çok o depresif ve karanlık havaya tav olmuştum. ‘’Kırmızı Zaman’’da da karanlık ve gizemli bir hava hakim. Her bölümün başında birbirinden bağımsız ama ilintili kelimelerin anlamları ayrıntılı bir şekilde paylaşıldıktan sonra öyküleri okumaya başlıyoruz. İstanbul’un sokaklarında, hastanelerde, morglarda geziyor, denizciler, cellatlar, denizkızları, katillerle karşılaşıyor, hayal mi gerçek mi olduğunu ayırt edemediğimiz olaylarla karşı karşıya geliyoruz. Başta kopuk gelen öykülerin aslında birbirine bağlı olduğunu anladığımızda gizem de yavaş yavaş çözülür gibi oluyor aslında. Çok severek okudum. Niye bunca zaman Mine Söğüt okumaya ara verdim diye de kızdım kendime. Kitaplarını seviyorum ayrı… Ama o rastalı saçlarıyla, koyu boyadığı gözlerini ve evindeki o rengarenk köşeye de bayılıyorum.

Zülfü Livaneli – Huzursuzluk

kitap – livaneli
Huzursuzluk, Züflü Livaneli

Çocukluk arkadaşının ölümü üzerine İstanbul’dan Mardin’e giden İbrahim, burada duyduklarından sonra, arkadaşının hikayesini merak ederek araştırmaya başlar. Böylece esrarengiz Ezidi Kızı Meleknaz’ın peşine düşer, gizem onda çözülecektir… İbrahim, Meleknaz’ı bulur mu? Bulunca ne olur? Okuduktan sonra göreceksiniz. Zülfü Livaneli’nin bence en iyi romanı değil ama keyifle okudum. Konunun içinde geçen Anadolu Efsaneleri ve birtakım bilgiler çok hızlı geçilmiş, havada kalmış gibi hissettirdi bana. Kurguyu da çok ilgi çekici bulmadım açıkçası. Buna rağmen kitabı niye keyifle okuduğumu bilemiyorum. Zülfü Livaneli kitaplarının ben de tam da böyle bir yeri var; çok beğenmesem de okumaktan keyif alıyorum, okumadığım kitaplarını illa ki okumak istiyorum.  Başka yazar olsa ‘Kardeşimin Hikayesi’nden sonra okumayı bırakırdım ama olmadı işte…

Abbas Sayar – Yılkı Atı

kitap – sayra
Yılkı Atı, Abbas Sayar

Yazarın ilk ve en ünlü romanı olan kitap, Türk Klasikleri arasındaymış. Ne var ki, ben okul hayatım boyunca Sayar’ın adını bir kez dahi duymadım. Hasan Ali Toptaş sağ olsun, ‘Harfler ve Notalar’ı okuduktan sonra ‘Yılkı Atı’nı not almıştım defterime… Kitabı okurken Ömer Seyfettin’in ‘Kaşağı’sını okuduğum zamanlara döndüğümü hissettim. Konunun atlar olmasından mı yoksa inceden verilen mesajlar ya da karakterlerden mi, bilemiyorum. Kitap hüzünlüydü hüzünlü olmasına da beni biraz da eskiye dönmek hüzünlendirdi galiba. Biz insanlar, şeylere ve diğer canlılara işimize yaradığı ölçüde değer vermeyi ve işi bitince gözden çıkarmayı ardından gözden çıkardığımız tekrar işe yarayacaksa şayet sahiplenmeyi iyi beceriyoruz. Kitapta da aslında bundan bahsediliyor ama buradaki köylülerin belki bir ayrıcalığı olabilir; onlar bunu bir nevi cahillik ve çaresizlikle yapıyorlar. Çizgi filmi de olan ‘Yılkı Atı’ her yaşta okunur, unutulmaz da…

Peyami Safa – Bir Tereddütün Romanı

kitap – safa
Bir Tereddütün Romanı, Peyami Safa

Kahramanlarının birtakım tereddütler içinde debelendiği, okuyucusuna da bu tereddütleri yaşatan klasik bir Peyami Safa kitabıyla daha karşı karşıyayız. Aniden evlenmeye karar veren roman kahramanı beyefendi, evlilik fikrini, evlenmek istediği kadında aradığı özellikleri, evlilik sonrası hayatını ince ince düşünürken, iki farklı tarzda kadın arasında kalır. Bu kadınlar üzerine düşünürken bir yandan da eski ile yeni adetler, yaşam tarzı ve alışkanlıkları da gözden geçirir. En sonunda karar verir ki, insan esasen en bağlı olduğunu düşündüğü fikrinde bile tereddütler içerisindedir. Evlilik, aşk, intihar, bunalım, yaşam ve ölüm gibi kavramların irdelendiği bu Peyami Safa kitabı benim için bir numara olmasa da, yine psikolojik çözümlemeleri ve düşündürdükleriyle ilgi çekici diye düşünüyorum.

Alper Canıgüz – Kan ve Gül

kitap – caniguz
Kan ve Gül, Alper Canıgüz

Malum haziran ayı gelince biraz kafa dağıtmak için de okumak istediğim zamanlar oluyor. Alper Canıgüz’ün yeni kitabının çıktığını duyunca hemen almamış, bu yüzden yazın gelmesini beklemiştim. Yine absürd bir polisiye hikayeyle karşımıza çıkan yazar, değişik bir kurgu, enteresan karakterler yaratmasına rağmen, yüzümü güldürmedi Zar zor okuduğumu da söyleyemem ama diğer kitaplarından aldığım keyfi alamadım. Yine de biraz değişiklik oldu…

Namık Kemal – İntibah

kitap – namik kemal
İntibah, Namık Kemal

Kitap, iyi bir ailenin oğlu olarak yetişen Ali Bey’in, ona uygun olmayan, hafifmeşrep bir kadına aşık olunca, maddi-manevi sarsılmasının hikayesini konu alıyor. Namık Kemal’in sürgündeyken yazdığı bu romanın adı önce ‘Son Pişmanlık’ken sonradan ‘İntibah’ olarak değiştirildi. Uyanış anlamına gelen intibah, Türk Edebiyatı’nın ilk edebi romanı olma özelliğini taşıyor ki, bunu lisedeki edebiyat dersinden biliyoruz. Ne konusu, ne karakter tahlilleri, ne dil ve üslubu açısından beni cezbetmese de edebiyat tarihimizde önemli bir yere sahip olduğundan okumam gerektiğini düşündüm. Kaldı ki kitabın önsözünde bu konudan etraflıca bahsedilmekte.

Ferit Edgü – Giden Bir Kedinin Ardından

kitap – edgu
Giden Bir Kedinin Ardından, Ferit Edgü

Ferit Edgü’yü yazarken muhtemelen aynı şeyleri tekrar ediyorum. Ama yine yazmadan edemeyeceğim ki, Edgü okumayı çok seviyorum. Dil ve üslubu, değindiği konular, olayları gözlemleyişi, duygularını ifade edişi kısaca her şeyiyle çok keyif alarak okuduğum bir yazar. Bu kitabı da kısa öykülerden oluşuyor. Tam bir Ferit Edgü kitabı. İnsan okurken hem yalnız olmak istiyor, hem de kitap yalnızlığına ortak oluyor.

Deli Gücük – Zifirname

kitap – zifirname
Zifirname, Deli Gücük

Bir Anadolu kahramanı Deli Gücük’ün maceralarının anlatıldığı, çizimleriyle beni benden alan çizgi roman! Ayrı yazar ve çizerlerin aynı karakterden yola çıkarak oluşturduğu kitabı çok beğendiğimi söyleyemem fakat dediğim gibi, çizimlere bayıldım! Emeği geçenlerin içinde çok genç insanlar da var, senelerdir bu işin içinde olanlar da… Çok sık olmasa da birkaç ayda bir çizgi roman okumak benim için değişiklik oluyor.

Refik Halit Karay – Karlı Dağdaki Ateş

kitap – karay
Karlı Dağdaki Ateş, Refik Halid Karay

Kitap okuyan her kadının yolu, gençlik yıllarında, muhakkak ki Beyaz Dizi’lerden geçmiştir. Ben sadece bir kere okudum fakat benzer birçok roman okumuşluğum vardır. Karay’ın bu romanı da bana biraz onları hatırlattı; genç ve güzel öğretmen Binnur’un evlilik arefesinde olduğu zengin, eğitimli ve kültürlü bir genç olan Ulvi ile yaptığı kar tatili sırasında, 40’lı yaşlarındaki hırpani, yakışıklı ve yabani bir adam olan Yusuf’a aşık olmasını konu alan, sinemaya uyarlanmış bir kitap. Bence vakit kaybıydı, okumasaydım hiçbir şey kaybetmezdim ama buna rağmen biraz kafam dağıldı. Basit bir aşk hikayesi okumak, uzun zaman sonra iyi de geldi. Tabii kitabın yazarı Karay olduğundan arada güzel cümleler vardı elbette ama yine de, eh işte…

Orhan Pamuk – Kara Kitap

kitap – pamuk
Kara Kitap, Orhan Pamuk

Orhan Pamuk hayranı olduğumu söyleyemem. Son çıkan kitaplarını heyecanla takip ediyor, tüm külliyatını okumak için yanıp tutuşuyor da değilim ama en ortalama bulduğum kitabını dahi okumayı seviyorum. Sanıyorum bunda en önemli etken, şimdiye kadar okuduklarımın hepsinde öne çıkan İstanbul ve İstanbul insanı tasvirleri. Ancak ‘Kara Kitap’ta buna, karmaşık kurgu ve karanlık hava da eklendi. Avukatlık yapan Galip, karısı Rüya tarafından terkedilince, şehrin her yerini dolaşıp karısına dair ipuçları toplamaya çalışır. Derken, gazetecilik yapan kardeşi Celal’in de kayıp olduğunu öğrenir. Karısının kardeşiyle olduğundan şüphelenir ve araştırmalara başlar. Bir süre sonra da kendini Celal gibi yaşar ve düşünürken bulur… Diğerlerinden farklı ve ilginç bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Şimdiye kadar okuduğum Orhan Pamuk kitapları içerisinde ilk sırada ‘Kara Kitap’ var. Şimdilik…

Murat Gülsoy – Baba, Oğul ve Kutsal Roman

kitap – gulsoy
Baba, Oğul ve Kutsal Roman, Murat Gülsoy

‘Nisyan’dan sonra en sevdiğim Gülsoy kitabı… Neden mi? Kurguda sürprizler, rüya-gerçeklik iç içeliği, hikaye içinde hikaye olmasıyla birlikte Atay’dan Nobokov’a, Kafka’dan Tanpınar’a yapılan atıflar, benim gibi bir okuyucuyu etkilemek için birebir. Halbuki kitapta, orta yaşlardaki yalnız bir yazarın aşk hayatı ve içsel yolculuğu konu ediliyor. Yani, anlaşılacağı gibi pek de farklı ve ilginç bir konu değil. Ama Gülsoy’un üslubu o kadar yalın ve akıcıydı ki elimden bırakamadan keyifle okudum. ‘Nisyan’dan sonra o derece beğendiğim bir kitabı olmamıştı açıkçası. Ta ki buna kadar.

Hasan Ali Toptaş – Kuşlar Yasına Gider

kitap – toptas
Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş

Kısaca, hayatının son günlerini yaşayan bir babayla yazarlık yapan oğlunun ilişkisinin anlatıldığı bir roman diyebilirim ‘Kuşlar Yasına Gider’ için… Zaman zaman günlerce ortadan kaybolan, işlerini kafasına göre yapan baba, geçirdiği kaza sonucu bacağını kaybeder ve protez bacak edinir. Bu durum babanın moralini bozmuşken bir de üstüne başka hastalıklar da gelince, tüm bünyesi yavaş yavaş çöküşe geçer. Ankara- Denizli arası mekik dokuyan oğlu, babasının bu değişimine an be an tanık olur. Baba-oğul ilişkisinin yanı sıra aile, karı-koca ve akraba ilişkilerinin de dinamiklerine değinilirken, anlatıcının gözünden tasvir edilen yollar ve mekanlar da romanda sıkça yer alıyor. Kitabın sonunda hüzünlenmemek elde değil fakat Toptaş’ın okuduğum diğer kitaplarını düşündüğümde ‘Kuşlar Yasına Gider’ benim için son sırada yerini alıyor. Diğer kitaplarıyla kıyaslamasam da çok beğendiğimi söyleyemem. Dil ve üslup açısından diğer kitaplarından çok farklı görmesem de ‘Gölgesizler’, ‘Bin Hüzünlü Haz’ ve ‘Heba’daki gerilim ve hayal-gerçeklik iç içeliğini aradım doğrusu.

Peyami Safa – Biz İnsanlar

kitap – safa
Biz İnsanlar, Peyami Safa

1959 yılında yayımlanan roman, doğu kültür ve gelenekleriyle yetişmiş, kafası karışık genç öğretmen Orhan ile batı kültürüyle yetişmiş varlıklı bir ailenin kızı olan Vedia arasındaki sevgi ilişkisi üzerinden, toplumdaki doğu-batı çatışmasını konu almakta. Mütareke Dönemi İstanbul’unda, işgal kuvvetlerine duyulan öfke,öte yandan onlara edilen yardımlardan bahsedilirken milliyetçilik, emperyalizm ve sömürgecilik gibi kavramlara da değiniliyor. Ortaokul yıllarından beri Peyami Safa okumaktan hoşlanırım. Özellikle ruhsal çözümlemelerini hem hüzünlü hem de keyifli bulurum. Bu kitabını da beğendim. Fakat ne kadar yapmamaya çalışsam da diğer kitaplarıyla kıyaslamadan edemiyorum. ‘Yalnızız’ benim için hala ilk sırada.

Bilge Karasu- Troya’da Ölüm Var

Troyada Ölüm Vardı
Troya’da Ölüm Vardı, Bilge Karasu

Bilge Karasu’nun kitapları hakkında hep çok zor yazıyorum. Neyi nasıl anlatacağımı bulamıyorum. Anlattığım zaman da beceremiyorum, yazdıklarımdan memnun olmuyorum. ‘Troya’da Ölüm Vardı’ yazarın ilk kitabı. Karakterlerin, zamanın birbiri içine geçtiği, hem anlatım hem yapısal olarak diğerlerinden yine çok farklı kitap. Bunu her zaman söylüyorum, Karasu anlatılmaz ancak okunur bana göre. Kitapta olaylar var ancak düşüncelerle iç içe girdiğinden belli bir konudan bahsetmem pek mümkün değil. Şunu söylemem gerekir ki, Bilge Karasu hakikaten Türk Edebiyatı’nda her şeyiyle fark yaratan ve okunduğunda bu satırları bu adam yazmış, diyebileceğim bir yazar. Bu anlamda da okunmalı. Ama tek okumada anlaşılır mı bilemiyorum.  Diyebileceğim, ‘Troya’da Ölüm Var’ı severek okudum.

Adalet Ağaoğlu- Bir Düğün Gecesi

12 Mart döneminde, Ankara Anadolu Kulübü’nde düzenlenen bir düğün gecesinin konu edildiği roman, yayımlandığı yıllarda birçok ödüle layık görüldü. Bir düğün daveti üzerinden anlatılan ordu, iş ve politika dünyası arasındaki ilişkiler, düğüne katılan konukların gözünden aktarılmakta. Kitapta diyaloglardan çok monologlar bulunuyor. Karakterlerin kendi hayatları üzerinden politik ve sosyolojik yorumları okuyucuya sunuluyor. Cemil Meriç’in de bahsettiği, üslubunu övdüğü bir kitap olan ‘Bir Düğün Gecesi’, kurgusu ve olayın geçtiği zaman dilimi göz önüne alındığında, bana Zülfü Livaneli’nin ‘Konstantiniyye Oteli’ni anımsattı biraz. Kitabı okuyanlar ne düşünür, bilemiyorum.

Abbas Sayar- Yorganımı Sıkı Sar

Yine Hasan Ali Toptaş’ın kitabında adı geçen öykü kitaplarından biriydi ‘Yorganımı Sıkı Sar’.  Gerçek olaylardan esinlenerek yazılmış dört öyküden oluşuyor kitap. Okurken elimden bırakamadığımı söylemem. Fakat kitaptaki son öyküyü çok severek okudum. Bununla birlikte, kurgusal olsun dil ve üslup olarak olsun ya da ruh, çok etkilendiğimi söyleyemem. 

Hasan Ali Toptaş – Uykuların Doğusu

kitap – toptas
Uykuların Doğusu, Hasan Ali Toptaş

Toptaş’ın zaman zaman kendini de içine katarak kaleme aldığı, hayal ile gerçekliğin iç içe geçtiği postmodern bir roman ‘Uykuların Doğusu’. Yazarın hemen her kitabı hakkında yazdığımda benzer cümleler kuruyorum ancak Toptaş’ın artık son dönem Türk Edebiyatı’nda oturan ve okurlar tarafından benimsenmiş tarzı bu bence. Toptaş okurları da onun bu kurgularını ve anlatım tarzını sevdiği ve okumaktan keyif aldığı için, bunu bilerek onun kitaplarını tercih ediyorlar. Bir solukta okunacak kitaplar değil hiçbiri. Romanlarını elimden bırakamama rağmen, anlamak  ve kavramak için eni konu düşündüğüm birkaç yazardan biri. Kitabı herkes sever mi bilmiyorum ama her zaman söylediğim gibi, Toptaş okumaktan ben çok keyif alıyorum.

Sare Çizmecioğlu – Ayın Parlak Zamanı

kitap – cizmecioglu
Ayın Parlak Zamanı, Sare Çizmecioğlu

‘Ayın Parlak Zamanı’, yazarın çocukluğuna dair anılarını anlattığı, eski İstanbul’u, eski insanları, eski oyunları, eski hüzünleri ve eski sevinçleri hatırlatan nostaljik bir kitap. Anılar, belli başlıklar altında toplanmış ve sunulmuş. Özellikle Dücane Cündioğlu’nun ‘Arasokakların Tarihi’ adlı kitabını okuduktan sonra, anı  ve günlük okumak benim için daha önemli ve kıymetli bir hal aldı. Tarihi ezberlemek istemiyorum artık.

Oğuz Atay – Oyunlarla Yaşayanlar

kitap – atay
Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay

Oğuz Atay’ın yazdığı ilk ve tek tiyatro oyunudur… ‘Tutunamayanlar’ın gölgesinde kalmıştır ne yazık ki ama beni neredeyse onun kadar etkileyen kitaptır. Tabir-I caizse ‘oynayan’, arada kalmış Türk aydınını anlatır bu oyun. Batılı olmaya çalışan ancak Doğu’nun mirasını da yok sayamayan insanların denge bulmaya çalışmasının trajikomik hikayesidir. Ben ikinci kere okudum. İlkinden daha çok hüzünlendim.

Suat Derviş – Ankara Mahpusu

kitap – dervis
Ankara Mahpusu, Suat Derviş

Yazarın Fransa’da yayımlanan ilk Türk Romanı olma özelliğini taşıyan kitabı, aşkı uğruna özgürlüğünden vazgeçen genç bir adamın yaşadığı olayları, duygu durumlarını, o zamanın İstanbul’unun şartlarını ve insanlarının hikayelerini anlatıyor. Roman kahramanı Vasfi’nin uzun yıllar hapiste kaldıktan sonra, özgürlüğüne kavuşmasııyla birlikte hayata karışmaya çalışması ve yaşadığı duygu durumları, benim özellikle dikkatimi çekti ve etkileyici buldum. Kitabın orijinal, ilk basımını bulduğumda, henüz Suat Derviş’in adını duymamıştım açıkçası. Sonra sahafım kitaptan bahsedince, okumaya karar verdim. Kitabı Fransızca’sından okuduğum için Türkçe’si hakkında yorum yapamayacağım. Ancak oldukça sade, anlaşılır ve akıcı bir dil ve üslup kullanıldığını söyleyebilrim. Kaldı ki, kitabın ön sözünde Derviş’in  bu özelliğine de dikkat çekilmiş. Kitabı bitirdiğimde, alttan alta Reşat Nuri Güntekin’in ‘Damga’ adlı kitabını hatırlamadan edemedim. Bilmem hiç duydunuz mu?

Ferit Edgü- Doğu Öyküleri 

Doğu Öyküleri
Doğu Öyküleri, Ferit Edgü

Ferit Edgü, romanlarında ve öykülerinde abartılı, süslü cümleler, az duyulmuş kelimeler kullanmadığı için kimileri tarafından basit bulunabiliyor. Edgü basit kelimeler kullanır gerçekten de… Cümlelerini anlamak için çaba sarfetmek gerekmez. Ancak cümlelerde ve hatta kelimelerdeki duyguyla hemhal olabilmektir asıl mesele. Bu da bir derinlik, belki ruhsal bir yatkınlık, biraz da yaşanmışlık gerektirir. Ben şahsen, daha evvelki yazılarımda da sıkça bahsettiğim gibi Ferit Edgü okumaktan büyük keyif alıyorum. Bu kitabı dört uzun, on yedi tane de kısa olmak üzere, Doğu’da yaşadıklarını ve gözlemlediklerini aktardığı öykülerden oluşuyor. Tüylerimi diken diken eden o kadar çok yer oldu ki, saçma sapan yorumlara öfkelenmeyeyim diyorum ama yine de laf etmeden duramıyorum. Özellikle Minimal Doğu Öyküleri, bana göre öykücülüğün zirvesidir, bu yolda olanlara çok şey öğretecektir kuşkusuz.

Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü 

Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

Ahmet Hamdi Tanpınar deyince akan sular durur. Kendisini, hem edebi anlamda, hem ruh anlamında çok seviyorum. Okumaktan çok keyif alıyorum. Keyif almakla birlikte, beni çok hüzünlediren bir yazardır ayrıca. ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü birkaç sene evvel okuduktan sonra, bir kez daha okumaya karar verdim. Bunda ‘Aydaki Kadın’ kitabının etkisini yadsıyamam herhalde. İkinci okuyuşumda da çok keyif aldım, çok cümle çizdim, çok düşündüm. Keşke böyle defalarca okunduğu halde hep yeni tatlar veren daha çok kitap yazılsa…

Ali Lidar- Tesirsiz Parçalar

Ali Lidar- Tesirsiz Parçalar
Tesirsiz Parçalar, Ali Lidar

Ali Lidar’ın okuduğum ilk kitabı… Yazar içini dökmüş, hislerini anlatmış, kendisini etkileyen olayları paylaşmış falan filan. Yani kötü bulduğumu söyleyemem, özellikle ağır kitaplar okuduktan sonra okunabilir. Kafa dağıtır, dinlendirir. Yani kitapla ilgili söyleyebileceğim şey güzel olduğu. Ancak okunmazsa bir şey kaybedilir mi? Elbette ki hayır. Gerisi size kalmış. 

Ferit Edgü – Av

kitap – edgu
Av, Ferit Edgü

Çok severek okuduğum Edgü’nün 1953- 1967 yılları arasında yazdığı öykülerden oluşan, minik ama dopdolu kitap… Yine düşle gerçekliğin iç içe geçtiği, beni yine hüzünlendiren, yazara yine hayran kaldığım ‘Av’, özellikle ağır kitaplardan sonra soluklanmak, fakat bunu yaparken okurun kendine bir şeyler katması açısından kesinlikle tercih edilebilir. Kimi zaman içimi burksa da, Edgü okumak beni hep dinlendiriyor, dinginleştiriyor. Ben böyle hissedince, herkes benim gibi hissedecek zannediyorum. O yüzden yazarın kitaplarını illa ki önermekten kendimi alamıyorum.

Hasan Ali Toptaş – Kayıp Hayaller Kitabı

kitap – toptas
Kayıp Hayaller Kitabı, Hasan Ali Toptaş

Bazı kitapların adına vuruluyorum. Hele bir de sevdiğim bir yazarınsa, daha okumadan hayran falan oluyorum kitaba. Böyle garip ruh hallerine girmek bitiriyor beni. Biraz olgunluk, biraz dinginlik bekliyorum kendimden ama bazı zamanlarda olmuyor maalesef. Toptaş’ın kendi çocukluk anılarından beslenerek yazdığı kitap, küçük bir çocuğun gözünden dünyayı ve yaşadığı olayları anlatmakta. Böyle yazdığımda gayet basit ve sıradan geliyor kulağa, biliyorum. Aslında olağanüstü hiçbir şey yok kitapta; yazarın anlatımı, dil ve üslubundan başka… Yine olağan olayların, fantastik bir şekilde anlatıldığı, hayalle gerçeğin iç içe girdiği klasik bir Toptaş kitabı bu. Ben ayıla bayıla okudum. Sizi bilemeyeceğim.

Ahmet Hamdi Tanpınar – Aydaki Kadın 

kitap – tanpinar
Aydaki Kadın, Ahmet Hamdi Tanpınar

Tanpınar’ın adını duyunca, ister istemez boğazıma bir şeyler düğümleniyor. Çok hüzünlü, çok içli buluyorum kendisini. Her cümlesinde onunla hemhal oluyorum. Kitaplarını çok seviyorum. Fakat kendisi de, şahsen tanımadan sevdiğim insanlar arasındadır. ‘Aydaki Kadın’, yazarın tamamlayamadığı kitabı. Vefatından sonra, notları arasından derlenip 1987 yılında yayımlanıyor. Hatırlarsanız yazarın aylar evvel okuduğum ‘Mahur Beste’ adlı ilk kitabı da yarım kalmıştı. Mevzusu hayat olan kitap, biraz ‘Huzur’ kitabının esintilerini taşıyor… Romandaki kahraman kimi yerlerde ‘Tutunamayanlar’ın Selim’ini hatırlattı bana. Altını çizdiğim birçok cümle oldu yine, yine hüzünlendim. Çok çok beğendim. Keşke bitirebilseydi…

Murat Gülsoy – Sevgilinin Geciken Ölümü

Gazeteci Cem’in eşi Serap, geçirdiği kaza sonucunda bitkisel hayata girer. Cem de her şeyi bırakıp, bir gün uyanacak duygusuyla, genç kadınla tek başına ilgilenir. Ancak her gün birbirine benzemeye başlayınca, Cem gerilmeye, bunalmaya ve bununla birlikte Serap’la, geçmişiyle ve yaşadıklarıyla yüzleşir. Okurun da, Cem gibi, kendini sorguladığı, sık sık ‘Ben olsaydım ne yapardım?’ diye sorduğu bir kitap bu… Gülsoy okumak keyifli, etkileyici de üstelik ancak ‘Nisyan’ ın üzerine henüz hiçbir kitabı çıkmış değil, benim için.

Tarık Tufan – Ve Sen Kuş Olup Gidersin

kitap – tufan
Ve Sen Kuş Olup Gidersin, Tarık Tufan

Kendini, bir öykü kahramanı olmanın rahatlığına bırakan Tufan, hayatı, kimliğini, ilişkilerini sorgulayor, bu kısa kitabında… Dil ve üslubunu sevdim ve keyifle okudum. Fakat, beni tatmin eden derin sorgulamalar, etkileyici karşılaşmalar görmedim kitapta. Hatta biraz yüzeysel bulduğumu söyleyebilirim. Buna rağmen anlatımını ve bazı tespitleri beğendiğimden, yazarın diğer birkaç kitabını daha okumayı düşünüyorum.

Zülfü Livaneli – Konstantiniyye Oteli

kitap – livaneli
Konstantinniye Oteli, Zülfü Livaneli

Son yıllarda Türkiye’de yaşanan olayları, yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli’nin açılış gününde yaşananlar ve davetliler üzerinden birbirine bağlı bir kurguyla anlatan Livaneli, dil ve üslubu sayesinde de, okuyucunun karşısına gayet akıcı ve keyifli bir kitap çıkarmış. Bana farklı bakış açısı kazandırdı mı? Hayır. Ufkumu açtı mı? Hayır. Yeni fikirler edinmeme yahut oluşturmama yaradı mı? Hayır. Fakat biraz kafamı dinlendirmek, bu sırada da güzel bir şeyler okumak bana iyi geldi. Kurgu güzel, dil ve üslup güzel. Keyifle okunur.

Ahmet Hamdi Tanpınar – Abdullah Efendi’nin Rüyaları

kitap – tanpinar
Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Ahmet Hamdi Tanpınar

Tanpınar’ı çok, pek çok severim ama yazacaklarımın bununla bir alakası yok… Tanpınar’ın ilk hikaye kitabı olan ‘Abdullah Efendi’nin Rüyaları’, 1943 yılında yayımlanmış. Kitaba adını veren öykünün dışında, dört öykü daha yer almakta. Bu öykülerin benzer özellikleri gerçekle hayalin iç içe geçmiş, sürrealist ve sembollerle yüklü olmaları olsa gerek. Ve tabii tüm öykülerde, Tanpınar’ın içli, hüzünlü ve dokunaklı cümlelerini okumak mümkün. O kadar sevdiğim bir yazar ki, tarafsız yazmak için ne kadar çaba sarfettiğimi tahmin edemezsiniz…

Bilge Karasu – Göçmüş Kediler Bahçesi 

kitap – karasu
Göçmüş Kediler Bahçesi, Bilge Karasu

Bilge Karasu’nun birbirinden enfes ama okuması bir o kadar da emek isteyen on dört öyküden oluşan kitabı, beni yine benden aldı… Yine kafam karıştı, yine bazı cümleleri birkaç kez okudum ve yine, bir kez daha hayran oldum tabii ki! Karasu’nun diğer kitaplarını okuyanlar ne demek istediğimi anlamışlardır sanıyorum. Onca yazar içerisinde kendisini belli eden, çok özgün, bu yüzden de çok değerli; bu yolda olanların kesinlikle okuması gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ancak ilk defa okuyacaklar için, hala önerim Gece ile başlamaları. Sonrası nasıl olsa gelecek…

Reşat Nuri Güntekin – Acımak

kitap – rng
Acımak, Reşat Nuri Güntekin

İlk kez ortaokulda okuduğum kitabı bitirdiğimde, hüngür hüngür ağladığımı dün gibi hatırlıyorum. Sonrasında Güntekin’in elime geçen her kitabını büyük bir iştahla okumuş, okumakla kalmamış yaşamıştım. Üstünden seneler geçtikten sonra tekrar okuduğumda aynı şevk yoktu belki ama o zamanlarımı hatırlamak açısından güzel bir deneyim oldu benim için… Zehra öğretmenin, yüzünü dahi görmeye tahammül edemediği babası hakkındaki gerçekleri onun günlüğünden okuması, insanı insan yapan vasıfların başında gelen yumuşak kalpliliğe dair yazılmış diyalogları okumak, itiraf etmek gerekirse, geçmişi ve o masumluğu özlememe sebep oldu. Kitabı bitirdikten sonra karar veremedim; adı Merhamet olsa belki daha uygun olurdu…

Ayfer Tunç – Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

kitap – tunc
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, Ayfer Tunç

Nasıl da güzel bir isim değil mi? Ayfer Tunç’u bu kadar sevmesem, sırf adı için dahi bu kitabı okuyabilirdim belki… Böyle bir kurguya zaten ancak böyle bir ad yakışırdı, okuduktan sonra anladım. Bir sürü olayın asla kesintiye uğramadan peş peşe aktığı, beş yüz sayfalık bir kitaptan bahsediyorum. Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık kitabından  sonra okuduğum, karakter yönünden en zengin roman, şüphesiz ki Tunç’a ait. Keyifle okudum ancak, diğer romanları kadar beğenemedim.

Orhan Kemal – Yüz Karası 

kitap – kemal
Yüz Karası, Orhan Kemal

60’lı yıllarda yazılıp, zamanında gazetelerde tefrika edilen roman, elli yıl sonra ortaya çıktı ve yakın bir zamanda yayımlandı. O zamanların Adana’sının fakir bir mahallesinde başlayan ve iki kardeşin yaşam mücadelesini konu alan hikayede, İstanbul’a kadar uzanarak birçok olaya şahit oluyoruz. Birbirinden farklı karakterlere sahip olan bu iki kardeşin zaman ve şatlar karşısındaki değişimleri, vicdan muhasebeleri ve yaşadıkları olaylara verdiği tepkiler, Orhan Kemal’in gerçekçi anlatımıyla buluştuğunda oldukça etkileyici bir hal alıyor. Kemal’in okuduğum her romanında, sanki Türk filmi izliyorum gibi hissederim ve Türk filmlerine hayran biri olarak, onun kitaplarını okumaktan büyük keyif alırım. Bu kitabını da keyifle okudum.

Vedat Türkali – Bir Gün Tek Başına

kitap – turkali
Bir Gün Tek Başına, Vedat Türkali

1960 darbesi öncesini konu alan kitapta, Kenan adlı kahramanın yıllar evvel komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda pes etmesi ve ardından çevresinden koparak karısı ve çocuğuyla kendi halinde bir yaşam kurma çabası anlatılmakta. Ne var ki Kenan, bu korunaklı hayatında mutlu değildir ve günün birinde tanıştığı genç bir kadın olan Günsel, onda eski duygularını harekete geçirir; aşk, direniş, devrim…  Kitabı aldığım sahaf, ‘60’ların Tutunamayanlar’ı’ diyince, kitabı büyük beklentilerle okumaya başladım ve sanırım ister istemez hayatımın kitabı olan ‘Tutunamayanlar’la mukayese etmekten kendimi alamadım. Kenan başlarda bana da bir tutunamayan gibi gelse de, ilerleyen sayfalarda gerek dönemin olayları, gerekse tarz olarak kitapla hiçbir alakası olmadığına karar vererek, bağımsız bir gözle okumaya çalıştım romanı. Çok etkilendiğimi ve bayıldığımı söyleyemeyeceğim. Türkali’nin önemli kitaplarından biri olduğundan, nasıl olsa bir gün okuyacaktım. O gün de bu günmüş demek ki…

Ferit Edgü – Do Sesi

kitap – edgu
Do Sesi, Ferit Edgü

Osho’nun ardından Edgü kitabı koyarak şöyle derin bir nefes aldım da kendime geldim. Her zamanki gibi şiirsel öykülerden oluşan kitabı, elbette ki çok beğendim, keyifle okudum, kendimi buldum. Ferit Edgü’nün kurgularını, dil ve üslubunu, tarzını çok çok seviyorum. Okurken hem edebi hem de duygusal manada çok doyuyorum. O yüzden her yerde Edgü’den özellikle bahsediyorum. Birçok kitabını okudum, hepsini çok sevdim, her birini kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitaplığınızda bulunmalı…

Hasan Ali Toptaş – Harfler ve Notalar

kitap – toptas
Harfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş

Toptaş’ın, Milliyet Sanat’ta yazmış  olduğu yazıları toplandığı, keyifli bir deneme kitabı ‘Harfler ve Notalar’. Yazarın her zamanki lezzetine doyulmayan dil ve üslubunu okumanın yanı sıra, sevdiği yazar ve kitaplardan bahsetmesine de tanık olup hepsini teker teker not almanın dayanılmaz heyecanını da yaşayabiliyorsunuz. Özellikle romanlarını okuyup sevenler için, Toptaş’ın bu kitabını okumak da oldukça keyif verici olacaktır diye düşünüyorum.

Ferit Edgü – İşte Deniz, Maria

Bu kitaptaki öykülerle Edgü, bize minimalist edebiyat örnekleri sunuyor. Az kelime, çok duygu var bu öykülerde. Her zamanki gibi şiirsel ancak sade. Çok ama çok kısa öyküler var, hepimizin hayatının bir kesitinde bize değip geçen olaylar, duygular, durumlar… Yine bir edebiyat ziyafeti, elbette şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle lafı evirip çevirip bir yere getiremeyenler için…

Necip Fazıl Kısakürek – Bir Adam Yaratmak

kitap – necip fazil
Bir Adam Yaratmak, Necip Fazıl Kısakürek

Oyun yazarı Hüsrev’in babası, kendisini bahçelerindeki incir ağacına asarak intihar etmiş, hayatını kaybetmiştir. Hüsrev ise son yazdığı oyundaki kahramanın sonunu benzer bir şekilde kurgulamış, oyun çok ses getirince de bu benzerlik gazeteciler tarafından irdelenmek istenmiştir. Hüsrev, yakınlarıyla oyun hakkında tartışırken kaza sonucu halasının kızını vurur ve ölümüne sebep olur. Zaten buhranlar geçiren adam, iyice dibe vurur. Bu olaydan sonra, babasının intiharı kafasını sürekli meşgul etmektedir. Öyle ki, babası gibi intihar etmekten korktuğundan bahçedeki incir ağacını uşağına kestirir. Tiyatro oyunu olarak yazılan kitap üç perdeden oluşmakta. Kısakürek’in şiir dışında bir tür yazdığından haber yoktu önceden. Ancak bir takipçim bu kitaptan bahsedince merakımı cezbetti ve okudum. Bütününe depresif bir havanın hakim olduğunu söyleyebileceğim kitap, çok etkileyici cümle ve diyaloglarla dolu. Ölüm, yalnızlık, intihar, sanat ve kader konularının iredelendiği ve sorgulandığı kitap kesinlikle okunmalı, çok beğendim.

Murat Gülsoy – Bu Kitabı Çalın

kitap – gulsoy
Bu Kitabı Çalın, Murat Gülsoy

Gülsoy’un Yaratıcı Yazarlık Kursu’nu ve kendisini bir arkadaşım o kadar methetti ki, eğer bu yazıyı okuyanlarınızdan merakı olanlar varsa, yeni dönem için bir araştırma yapmasını kesinlikle tavsiye ederim. On iki öyküden oluşan kitap, Sait Faik Hikaye Ödülü’ne layık görülmüş. Öyküler birbirinden farklı. Farklı üsluplar, farklı kurgular, farklı ağızlardan yazılmış. Örneğin bir öykü, yazarın belleğindeki bir öykü karakteri tarafından anlatılmakta… Murat Gülsoy’un ‘Nisyan’ kitabı, benim favorilerim arasındadır. ‘Bu Kitabı Çalın’ı beğenmediğimi elbette ki söylemeyeceğim ama ‘Nisyan’da hissettiklerimi hissedemedim. Sadece, kayıp eşyalar bürosunda çalışan gencin, eline geçen bir kadın çantayla başlayan öykü kafamda yer etti ve çok beğendim. Öykü severler Murat Gülsoy’u okumalı. Kendisi çok severek okuduğum yazarlar arasındadır.

Bilge Karasu – Kısmet Büfesi

kitap – karasu
Kısmet Büfesi, Bilge Karasu

Kısmet Büfesi, Karasu’nun değişiyle, metinlerden oluşmakta. Her okur için farklı bir tecrübe olacaktır bu kitap çünkü gerek içerik, gerek düşünce, gerek yapısı bakımından çok özgün ve okuyucunun her daim aktif olmasını sağlıyor. Tabii Karasu kitapları, farklılığı ve derinliği bakımından herkesi sarmıyor belki ama sevenleri de onun üstüne tanımıyor. Ben kendisinin dört-beş kitabını okudum ancak hala Karasu’yu tanıma aşamasındayım. Bir- iki kitabı var ki, tüm külliyatını bitirdikten sonra tekrar okumam gerekiyor. Kendini okur olarak nitelemek isteyen okuyucuların, okuması gereken bir yazardır Karasu, fikrimce…

Hasan Ali Toptaş – Ölü Zaman Gezginleri

kitap – toptas
Ölü Zaman Gezginleri, Hasan Ali Toptaş

Ben öve öve bir hal oluyorum da bilmiyorum yazılarımdan sonra Toptaş okuyan oldu mu? Olsun… Ama herkes okumasın, sıkılanlar bir kenara bıraksın yahut başkasına hediye etsin. Ama birileri de okusun, öyle bir okusun ki, aynı öykülerindeki gibi zamansız bir hayal ve gerçeklik, varlık ile yokluk arasında kalsın, kitabı bitirince ancak gerçeğe dönsün, artık her yazarı beğenemesin. Toptaş’ın kurgularındaki zeka bir yana, dil ve üslubu da okuyucuya adeta şölen yaşatıyor. Bu kitabındaki öykülerin hepsi de birbirinden güzel, okuması birbirinden keyifliydi. Romanlarından aldığım keyfi, şiirlerinden ardından öykülerinden de alabilmek benim için büyük zevk. İyi ki var!

İlhami Algör – Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

kitap – algor
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör

İlgimi çeken metaforlar ve betimlemeler dışında, dil ve üslubunu da sevdiğim ancak genel olarak baktığımda bende, tekrar okuma hissi uyandıracak bir kitap değil. Filmi de çekildi popüler oldu diye, kitap aldı başını gitti. İnce olması, akıcı bir üslupla yazılması ve içerdiği ironilerin de bunda payı var sanırım. Kafa dağıtmak için belki okunur.

Murat Uyurkulak – Tol 

kitap – uyurkulak
Tol, Murat Uyurkulak

‘Merhume’yi okumadım ama diğer tüm kitaplarını okumuş biri olarak ‘Tol’ yazarın en başarılı bulduğum kitabı. Konusu için kısaca, bir 12 Eylül intikamı diyebilirim. Kurgusu, diyaloglar ve betimlemeler de oldukça dikkat çekici. Şimdiki zamanda geçen hikayede, geri dönüşler sıklıkla karşımıza çıkıyor. Üslubu sert bulmasam da, romana genel anlamda baktığımda oldukça sert olduğunu söyleyebilirim. Herkes sever mi bilmem. Siyaset, şiir, devrim ve o dönemlere bir yolculuk… Bir deneyin derim.

Yusuf Atılgan – Aylak Adam

kitap – atilgan
Aylak Adam, Yusuf Atılgan

İlk kez iki sene evvel okuduğum ve bir anda ‘aşerdiğim’ bir kitap olunca, okuma listemi biraz beklemeye alıp ‘Aylak Adam’ı tekrar okumak istedim. İyi ki de yapmışım. İlk okumamdan çok çok daha fazla keyif aldım. Kitaptan bahsetmeme gerek var mı? Sanmam. Artık anlamayan bile ‘Aylak Adam’ ve ‘Tutunamayanlar’ ı öve öve bitiremiyor. Akıllarınca bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Başarıyorlar da, büyük bir çoğunluk yiyor bu numaraları. Sonra bazıları anlıyorlar kof olduğunu. Hoş değil tabii; böyle güzel romanları artistlik olsun diye kullanmak ama ne yaparsınız, insanoğlunun eline güzel bir şey geçmeye görsün, sömürmeden duramaz. Ne mutlu ki bu tip kitaplar yine de değerini kaybetmiyor, bu da teselli oluyor biraz.

Hasan Ali Toptaş – Ben Bir Gürgen Dalıyım

kitap – toptas
Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş

Bir ayda iki kez Toptaş okumayı düşünmüyordum aslında. Ama baktım şubatın bitmesine az kalmış, kalın bir kitaba başlamak yerine, büyüklere masal niteliğinde, hem kolay hem de kaliteli bir şeyler okuyayım dedim. Kaliteli? Evet. Kolay? Hayır. Dil ve üslup açısından kolay okunsa, masal tadında olsa da, konu itibariyle pek de kolay okunan bir kitap değildi. Zamansız kesilen bir gürgen ağacının ağzından anlatılan öykü çok hüzünlüydü. İçim ezilse de elimden bırakamadan bir buçuk günde okudum o da ayrı bir konu. Elbette ki çok beğendim. Hasan Ali Toptaş yazacak da ben beğenmeyeceğim, o biraz zor. Kurgudaki sürprizler insanı giderek daha da hüzne boğarken, son sayfalarda en dip noktaya ulaşıyor. Öyküyü bir çok kişi düşünüp yazardı belki ama o cümleleri, Toptaş dışında çok az yazar kaleme alabilir bu ülkede.

Sadık Hidayet – Kör Baykuş

kitap – hidayet
Kör Baykuş, Sâdık Hidâyet

Biraz kafamı dinlemek için Beyoğlu’na gittiğim günlerden birinde Mephisto’da karşılaştım Hidayet’le. Neden o kadar kitabın içinde dikkatimi çekti, biliyorum elbette… Sadık Hidayet’I daha önce hiç okumasam da, duymuştum. Bunun yanında, kitabın adından yola çıkarsak, beni yakından tanıyanlar baykuşlara bayıldığımı bilirler. Her ne kadar toplumda kötülüğün habercisi olarak nam salmış olsalar da, ben onların gerek tiplerine gerekse bilgelik dolu bakışlarına ve duruşlarına hastayımdır. Az-çok sıradan başlayan hikaye, sayfalar ileledikçe esrarengiz bir havaya bürünerek son sayfada, en nihayet çözülür. Şimdiki zamanla geçmiş zaman, hayalle gerçek, anılarla rüyalar iç içe girmiştir. Klasik bir kurgu, sebep-sonuç ilişkisi göremeyiz ama gerçek hayata, kişinin kendisiyle hesaplaşmasına, korku, özlem, ümitsizliklerine şahit ve hatta ortak oluruz. Ben çok severek okudum. Tavsiye ederim.

Sema Kaygusuz – Barbarın Kahkahası

kitap – kaygusuz
Barbarın Kahkahası, Sema Kaygusuz

Yurt dışında aldığı ödüllerle de adından sıkça söz ettiren Kaygusuz’un, buna rağmen pek de popüler olduğu söylenemez. İyi ki de değil… İlk okuduğum ‘Sandık Lekesi’ adlı öykü kitabını çok sevmiş ardından iki kitabını daha okumuş, ancak onlardan pek keyif alamamıştım. İlginçtir, Sema Kaygusuz’da beni çeken bir şeyler var. Her kitabına adapte olamasam da kurguları, dil ve üslubunda anlayamadığım ancak beni okumam için kendine çeken bir kuvvet söz konusu. Başkası olsa, iki kitabında aradığımı bulamasam bir daha okumam. Ancak ‘Barbarın Kahkahası’nı okumaktan kendimi alamadım. İyi ki de öyle olmuş… Bir otelde yaşanan olaylardan yola çıkarak bir ülkenin tasviri yapılıyor kitapta. Metaforlarla dolu olan kitap, düşündürücü cümlelerle dolu. Kaygusuz’un dil ve üslubunu severim, kullandığı özgün kelimeler hoşuma gider. Bu kitabında da hepsi mevcut. Cinsiyetçilikten dine, milliyetçilikten demokrasiye birçok kavram üzerine analizler, okurla buluşuyor. Kaygusuz okumaya devam…

Hakan Günday – Kinyas ve Kayra

kitap – gunday
Kinyas ve Kayra, Hakan Günday

Hakan Günday’ın 2000 yılında yayımlanmış ilk romanı, çocukluk arkadaşı olan iki genç adamın Afrika, Amerika ve Türkiye’de yaşadığı olay ve durumları, kişiliklerindeki değişimleri, ruhsal dalgalanmaları, birbirleriyle ve toplumla ilişkilerini konu almakta. Günday’ın diğer kitaplarında olduğu gibi şiddet ve cinsellik yine ön planda. Ancak, ben genelin aksine bu kitabını çok beğenmedim. Neyini beğenmedim bilmiyorum. Aralarda çok hoşuma giden, hem fikir olduğum yahut beni düşündüren cümleler yok muydu? Vardı elbette ancak ‘Az’ ve ‘Daha’dan aldığım keyfi bu kitabından alamadım. Gerçek şu ki, Yeraltı Edebiyatı’ndan da biraz gönlüm geçiyor gibi artık, belki de bundan beğenmezliğim…

Füruzan – Kuşatma

kitap – firuzan
Kuşatma, Füruzan

Altı farklı öyküden oluşan kitap, yoksulluk, aşk, ölüm, yalnızlık çemberinde yaşam savaşı veren insanları konu almakta. Kitaptaki bir- iki öykü, Türk Sineması’nı yakından takip edenlere pek de yabancı gelmeyecektir. Daha önce ‘Parasız Yatılı’ kitabını da okuduğum Füruzan, kesinlikle çok iyi bir yazar ancak ben ne yazık ki öykülerinden istediğim tadı alamıyorum. Kendimi kaptıramıyor, hiçbir öykünün içine giremiyorum. Bende yer eden bir öyküsünü dahi hatırlamıyorum. Bunları yazarken biraz utanıp çekinmiyor da değilim ancak bazen olmayınca olmuyor. Belki ileriki zamanlarda tekrar okur, bu sefer daha farklı hissederim.

Hasan Ali Toptaş – Yalnızlıklar

kitap – toptas
Yalnızlıklar, Hasan Ali Toptaş

Yalnızlık, bir sürü yalnızlık, yalnızlıklar, nasıl da güzel anlatılmış! Dış dünya ve iç dünya, görünen ve hissedilenin iç içe geçtiği şiirler, nasıl muhteşem bir dille yazılmış… Toptaş hakikaten müthiş bir yazar. Daha önce okuduğum ‘Gölgesizler’, ‘Bin Hüzünlü Haz’ ve ‘Heba’dan sonra, ‘Yalnızlıklar’a da kelimenin tam manasıyla bayıldım!  Tekrar tekrar okuyacağım, özleyeceğim, zaman zaman hatırlayacağım kitaplar arasında yerini aldı, daha henüz ilk sayfalardayken. Bu satırları yazarken bile yeniden okumak istedim. Çok çok çok beğendim…

Orhan Kemal – Sokakların Çocuğu

kitap – kemal
Sokakların Çocuğu, Orhan Kemal

İstanbul’da yaşayanlar Cihangir’deki Orhan Kemal Müzesi’ne hiç gittiler mi bilmiyorum. Müze deyince aklımıza gelen o büyük binalardan çok, iki odalık bir müze Orhan Kemal’inki… Gittiğimde kapısı kitliydi, kimse yoktu. Kapı açıldı ve beklediğimden çok daha küçük ve hüzünlü bir mekanla karşı karşıya kaldım. Duvarda asılı eski birkaç fotoğrafla birlikte beni en çok etkileyen kendi el yazısıyla yazdığı notlar ve karısına ithaf ettiği kitaplar oldu. Orhan Kemal, bana göre Türk insanını çok iyi anlatan, kurgularında duyguları okuruna çok iyi ulaştıran, kıymetli bir yazar. Bu kitabında da çeşitli sebeplerden ötürü sokaklarda yaşamak zorunda olan Cevdet’in yaşadıkları konu ediliyor. Yalnızlık, geçim sıkıntısı, hayat gailesi ve topluma dikkat çeken kitap, Kemal’in gerçekçi anlatımıyla birleşip etkileyici bir hal alıyor.

Buket Uzuner – Uzun Beyaz Bulut Gelibolu

kitap – uzuner
Uzun Beyaz Bulut Gelibolu, Buket Uzuner

Ve yine bir çok satanlar kitabıyla daha karşınızdayım! Ama bu seferki bir hayalkırıklığı olmadı neyseki… Herkesin bildiği gibi, Çanakkale Savaşlar’ında ölen büyük dedesinin mezarını aramak için Gelibolu’ya gelen Zelandalı genç bir kadınla, Çanakkale’de yaşayan Beyaz Hala’nın yollarının, kaderin bir cilvesiyle kesişmesini konu alan hikaye, etkileyiciydi bana göre. Ancak beklentilerimin biraz altında bulduğumu da belirtmem gerekir. Daha ne olabilirdi? Bilemiyorum. Belki biraz daha duygu, biraz daha samimiyet… Yine de okunası bir kitaptır. Buket Uzuner’i severim, iyi ki vardır.

Oğuz Atay – Tutunamayanlar

kitap – tutunamayanlar
Tutunamayanlar, Oğuz Atay

Bu ayın ikinci kez okunacak kitabıydı Tutunamayanlar… Beni takip edenler bu kitabın hayatımda bir milat olduğunu bilirler. Çok değil ilk okuyuşum; 2 sene evvel, eylül 2013… Gerçek düşüncelerimle, nereye ait olduğumla/olmak istediğimle, neyi kabul edip neyi reddettiğimle, niçin kabul edip niçin reddettiğimle, neyi sevip neyi sevmediğimle yüzleşmeme, kendim hakkında düşünmeme, daha çok düşünmeme, kendimi ve dünyayı karşıma alıp düşünmeme sebep olan kitaptır. İkinci okuyuşumla gördüm ki, ilk seferkinden çok ama çok daha fazla keyif aldım. İlk kezki kadar sarsılmadım zira beni nelerin beklediğini biliyordum. Sarsılmadım belki ama tekrar düşündüm. Bu sefer daha çok duygulandım. O kadar ki, daha kitabın kapağını açarken, henüz ilk satırları okurken duygulanmaya başladım. Yine elimden bırakamadım, yine bir sürü satır çizdim, yine öfkelendim, yine hüzünlendim, yine ve yine ve yine… Diyeceğim bu kadar.

Aka Gündüz – Sansaros

Sahafların tozlu raflarından kopup gelen, yeni basımı –en azından bildiğim kadarıyla- olmayan, yazarının adını da ilk kez duymama sebep olan bir kitap Sansaros.  Karadenizli Sansar Osman lakaplı Sansaros ile Emine arasındaki aşk hikayesini konu alan kitap, bu hikaye etrafında dönen birçok olayla, belki biraz kurgusu, belki de biraz üslubu sebebiyle bana Panait Istrati kitaplarını hatırlattı. Hüzünlü bir hikaye, akıcı bir üslup… Eski basımdan okumak da bir o kadar keyifliydi…

Bilge Karasu – Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı

kitap – karasu
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Bilge Karasu

Bilge Karasu’ya, 1971’de Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandıran öykü kitabını okumak, itiraf etmek gerekirse benim için pek de kolay olmadı. Bunun sebebi muhtemelen diğerlerinden farkı olan üslubundan kaynaklandığını düşünüyorum. Bunu asla bir eksiklik yahu menfi bir eleştiri olarak yazmış değilim. Bilakis, Karasu’yu sevmemdeki en büyük sebep, alışılmışın dışındaki dil ve üslubudur. Sadece bu kitabında birkaç derece daha zorlandım, daha çok konsantre olamam gerekti ve dolayısıyle biraz yoruldum… Özellikle baskı rejimine dikkat çekilen kitap, inanç ve inançsızlığı da sorguluyor, kahramanların monologlarından dikkat çekici noktalar okuyucuya ulaşıyor.

Aziz Nesin – Rıfat Bey Neden Kaşınıyor?

kitap – nesin
Rıfat Bey Neden Kaşınıyor?, Aziz Nesin

Sosyal medyada insanların birbirine hakaret etmek için kullandığı cümlelerin –bana sorarsanız kesinlikle kendi öfke geçmişlerine ait, kimsenin memleketi o kadar da düşündüğü yok- sahibi Aziz Nesin’In okuduğum ilk kitabı, kısa öykülerden oluşuyor. Okuduğum kitap eski basım olduğu için, şu anda böyle bir kitap mevcut mu yahut başka bir isimle mi basılıyor bilemiyorum ama öykülerde dikkatli bir gözlemcilik yeteneği olduğu aşikar. Türk halkının günlük yaşantılarına, dönemin politik ve sosyal olaylarına dokunduran, ironik anlatımın hakim olduğu öyküler, bana göre başarılı bir kara mizah örneği. Nesin’in hayat tarzını, görüşlerini ya da söylemlerini onaylamıyor yahut desteklemiyor olabilirsiniz ancak çok iyi bir gözlemci olduğunu ve gözlemlediği olayları çok iyi yansıttığını ve okuyucuya yaşattığını inkar etmek, kendisine haksızlık olur. Kişilerin özel hayatıyla, yaptığı işteki yetkinliğinin –en azından şimdilik, sonradan değişir mi bilemiyorum bu fikrim- birbirine karıştırılmamasının gerektiğini savunurum hep. Bunun için de –belki biraz ukalaca olacak ama yeni dönemde aldığım kararlardan biri de tepki çekecek olsam da fikrimi söylemek- olgunluğa ve derinliğe ihtiyaç var diye düşünüyorum.

Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

kitap – ali
Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali

‘Şimdiye kadar bu kitabı nasıl okumadın?’ diyen varsa içinizde, acele etmeyin. Bu ayın ikinci kez okuyacağım kitapları arasındaydı ‘Kürk Mantolu Madonna’. Ama ilkinden çok daha fazla etkilendiğim su götürmez bir gerçek. Çok da yabancısı olmadığımız –Türk filmleri tutkunları anlayacaklardır- bir kurguya sahip olmasına rağmen, müthiş psikolojik tahliller ve düşündüren monologlarla bezenmiş, klasik bir kitap. Sabahattin Ali’nin birçok kitabını okudum, gerek öyküleri, gerek romanları olsun. ‘Kürk Mantolu Madonna’ bir novella. Asla eskimeyecek, tekrar tekrar okunacak ve her okunduğunda yeni bir tad alınacak Türk Klasikleri arasında.

Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi

kitap – pamuk
Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Kitaplara olan tutkum kadar olmasa da, eskiye, eski ve kullanılmış eşyalara zaafım vardır. Ne küf, ne naftalin kokusundan, ne örümcek ağından ne de kurttan rahatsız olmam, konu eski olunca… Doğru bir şey yapıp yapmadığımdan emin olmadan, sahaflardan tanımadığım insanların fotoğraflarını, tebrik kartlarını toplamayı severim mesela… Sanıyorum bu huyumdan mütevellit, Çukurcuma’daki müzeyi gezerken beni saran o nostalji duygusu kitabı almamda etkili oldu. Pamuk’un kızı Rüya’ya ithaf ettiği –ne şanslı evlatlar var-  ve Nobel Ödülü alan kitabı, 1970’li yıllarda yaşanan tutkulu ve hüzünlü bir aşk hikayesini konu ediyor. Ben, Pamuk’un anlatımını, dil ve üslubunu seviyorum. Daha önceki kitabını da keyifle okumuştum ancak yeni keşifler yaşamıyorum. Kitapta, klasik ve belki de klişe bir hikaye var, ancak duygular okuyucuya çok yoğun bir şekilde geçiyor. Bunun yanında ben fazla bir derinlik bulamadım. Bütün bunlarla birlikte, dönemin İstanbul’u içinde gezmek, o dönemin özelliklerini okumak gerçekten çok keyifliydi.

Metin Kaçan – Ağır Roman 

kitap – kacan
Ağır Roman, Metin Kaçan

70’lerin İstanbul’unda, Kolera Sokağı’nda geçen hikayeyi, filmi sebebiyle herkes az-çok biliyordur. Metin Kaçan’ın etkileyici insan portreleri çizdiği kitabı, Türk Yeraltı Edebiyatı’nın da ilk kitabı ya da kitaplarının arasında sanıyorum. Oldukça şiddetli, alaycılık ve umursamazlığın altında büyük acılar ve hüzünler barındıran yorgun insanların romanı ‘Ağır Roman’. Bu anlamda adıyla müsemma diyebilirim. Türünün ilk örneklerinden biri olduğu için okumuştum, ilgilenenlerin beğeneceğini düşünüyorum.

Alper Canıgüz- Gizliajans

kitap – alper caniguz
Gizliajans, Alper Canıgüz

Gizliajans’tan esrarengiz biçimde gelen iş teklifinden sonra Musa’nın hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktır; İşe girmesiyle birlikte tanıştığı tuhaf iş arkadaşları, gizemli mesajlar, iş yerinde tanışıp aşık olduğu kadının şüpheli halleri ve dönen dolaplar… Canıgüz’ün özgün karakterleri ve enteresan kurgusuyla, keyifli vakit geçirmek için okunabilecek bir kitap. Ancak diğer kitapları kadar keyif alarak okumadığımı belirtmem gerekir. Yine de Canıgüz okumak, onun satır aralarındaki dokundurmalarına hüzünlenmek, ironik anlatımıyla bir süre hem hal olmak keyiflidir benim için.

Barış Bıçakçı – Herkes Herkesle Dostmuş Gibi

kitap – baris bicakci
Herkes Herkesle Dostmuş Gibi…, Barış Bıçakçı

Barış Bıçakçı’nın her şeyden evvel, kitapları için seçtiği isimlere bayılıyorum! Bu kitabını seçmemdeki en büyük sebebin adı olduğunu itiraf etmem gerekir. Anakara sokaklarında geçen kitabın ana kahramanı sürekli değişmekte ancak bu kahramanlar bir yönüyle birbirlerine dokunmaktalar. Bu kadarcık anlatımdan, kitabın adıyla olan bağlantısını az-çok hissedebildiğinizi düşünüyorum. Çok hüzünlü ve aynı zamanda sürükleyici buldum. Bıçakçı’nın diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.

Ferit Edgü- O/ Hakkari’de Bir Mevsim 

kitap – ferit edgu
Hakkâri’de Bir Mevsim, Ferit Edgü

Bu ayın ikinci kez okuyacağım kitabını, ilk kez lise yıllarında okumuştum. O zaman hayata umutla baktığım, dünyayı değiştirebileceğime inandığım zamanlardı o yüzden yalnızlık ve yabancılaşmadan henüz pek haberdar değildim. Ya da haberdar olmaya hazır değildim, bilemiyorum. Hakkari’nin bir köyüne sürgün yahut kazazede olarak gelen ve orada bir kış mevsimi boyunca öğretmenlik yapan kahramanın yoksulluk, yokluk, yabancılaşma ve varoluş meselelerini irdeleyişine şahit oluyoruz. Ferit Edgü’nün bu müthiş, destansı romanı birçok dile çevrildiği gibi, filme de çekilmiş. Ben henüz filmini izlemedim ancak kitabını okurken o kadar etkilendim ki, filminde hayalkırıklığına uğrarım diye korkuyorum. Ferit Edgü bence Türk Edebiyatı’nın özel yazarlarından biri. Bu kitabını da kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum.

Tezer Özlü – Eski Bahçe – Eski Sevgi

kitap – tezer ozlu
Eski Bahçe Eski Sevgi, Tezer Özlü

Özlü’nün kısa anlatılarının toplandığı kitap, artık bir önceki kitabından etkisinden kurtulamadığım için mi bilemiyorum, biraz arada kaynadı. Özlü’nün alıştığımız anlatım tarzı, iç dünyası ve dış dünyayı gözlemleyişi, bu kitabında da göze çarpıyor. Ancak benim favorilerim hala Kalanlar ve Her Şeyin Sonundayım…

Murat Menteş – Korkma Ben Varım

kitap – murat mentes
Korkma Ben Varım, Murat Menteş

Büyük çoğunluğun okuduğu ve sevdiği bir yazar olan Menteş’in kitabını özetlemeyeceğim. Zira bana gelene kadar bunu yapan onlarca insan olmuştur. Arama motoruna bakarsanız görebilirsiniz. Özgün bir kurgu, özgün karakterler, akıllıca dokundurmalar, eğlenceli ve aynı zamanda ironik bir anlatım… Böyle bakınca her şey dört dörtlük görünürken, üzgünüm ama ben pek keyif alarak okuduğumu söyleyemeyeceğim. Menteş’in diğer kitaplarından aldığım zevki bu kitabından alamadım. Çok fazla insan, çok karışık olaylar, çok fazla hareket vardı ve biraz kafam karıştı, motivasyonumu yitirdim.

Bilge Karasu – Ne Kitapsız Ne Kedisiz

kitap – bilge karasu
Ne Kitapsız Ne Kedisiz, Bilge Karasu

Ne de Türk Edebiyatı Bilge Karasu’suz… Bu kadar değerli, kalemi güçlü ve özel bir adamı nasıl olur da herkes okumaz, nasıl olur adı bilinmez inanılır gibi değil! Hatta bu, düpedüz rezalet. Oruç Aruoba okuyanların arasında dahi Karasu’nun adını duymayanlar var. Çok rica ediyorum, şu yazılarımı okuyan 3-5 kişi varsa bari onlar okusun. Okusunlar ki ne demek istediğim anlaşılsın. Adından da belli olduğu gibi kediler ve kitaplar üzerine müthiş denemelerden oluşan, mükemmel bir kitap. Özellikle Karasu’nun kitaplar hakkındaki fikir ve düşüncelerini daha önce hiçbir yerde –Kitap Evin’nde dahi- okumamıştım. Benzersiz bir deneme kitabı… Mutlaka okunmalı!

Ali Teoman – Eşikte

Ali Teoman, ‘Pervaneler’ kitabını okuduktan sonra bende merak uyandıran ve tüm kitaplarını okuma isteği duyduğum yazarlardan biri… Toptaş ve Karasu gibi… Bu kitabında da zamansız bir zamanda, anılar, düşler ve gerçekler iç içe geçerek, isimsiz kadın ve erkeklerin gözünden anlatılmakta. ‘Pervaneler’ adlı öykü kitabından ‘Eşikte’ kadar keyif almadığımı belirtmem gerekir. İnsanın yüreğine dokunan, hayattan o kadar çok cümle, o kadar çok duygu vardı ki insanı tam can evinden vuran. Ali Teoman da popüler olmayan –popüler kültür sömürecekse olmamasını yeğlerim- çok değerli yazarlardan biri. Bu kitabını da okuyun derim…

Birgül Oğuz – Hah

kitap – birgul oguz
Hah, Birgül Oğuz

Bir yas kitabı ‘Hah’… Öykü desem değil. Ama öykülerden oluşan bir metin. Hüzünlü değil acılı… Maalesef ülkemizde iç rahatlığı ile yas tutulmuyor, tutturmuyorlar. ‘Hah’ta da tam da bu anlatılıyor. Tutulamayan ama yok da sayılamayan bir yası… Yazarın da gençliği göz önüne alındığında gerçekten gurur duydum okurken. Dil ve üslubu, söyleyiş tarzı, duyguları okuyucuya ulaştırması, gerçekten çok başarılıydı. Kendisinin başka kitabı var mı bilmiyorum ama, inşallah yolu açık olur.

Şule Gürbüz – Kambur

kitap – sule gurbuz
Kambur, Şule Gürbüz

Şule Gürbüz’ün henüz 18 yaşındayken yazığı kitap –evet ben de kitabı okurken şaşırdım- oldukça depresif ve fakat dikkat çekici. Bir kamburun, çevresinde olan olaylara, kendine, insanlara ve hayata olan bakışını ve yorumlayışını anlatan novella diyebileceğimiz türde bir kitap. Depresif olmasına rağmen uzun uzadıya cümleler ve paragraflar olmadığı için kolay okunuyor. Herkes sever mi bilmiyorum ama buhranların kıyısında dolaşmaktan hoşlananlar için ideal.

Hıfzı Topuz – Çılgın ve Özgür

kitap – topuz
Çılgın ve Özgür, Hıfzı Topuz

Özellikle siyasi olaylar sonrası, sosyal platformlarda sıkça paylaşılan sözlerin ve dörtlüklerin sahibi, –çoğu zaman kendisine ait olmayan bir çok söz de paylaşılmakta-  sıra dışı yaşamı, özgün şahsiyeti ve yaşam mücadelesiyle bir Neyzen Tevfik gerçeği var Türkiye’de. Hıfzı Topuz da bu gerçeğin yaşamını, yaptığı araştırmalar neticesinde ölümsüzleştirmiş, başarılı bir biyografi ortaya çıkarmış. Ancak, bir okur olarak Topuz’un üslubunu beğendiğimi pek söyleyemeyeceğim. Biyografi yazarının tarafsız olmasını, mesaj kaygısı gütmemesini tercih ederim. Ne var ki Hıfzı Topuz’da bu beklentimin karşılığını pek bulamıyorum. Neyzen Tevfik’in hayatı ve kişiliği ilgimi çektiği, kendisinin olduğu gibi, merak uyandırıcı  bir yaşam öyküsü olması kitabı okunur kılacak bir unsur zaten. Yine de bu çılgın ve özgür adamın hayatının çok daha iyi yazılabileceğini düşünüyorum.

Yekta Kopan – İki Şiirin  Arasında

kitap – kopan
İki Şiirin Arasında, Yekta Kopan

Yekta Kopan’ı ilk defa okudum. Maalesef daha önce okumadığım için pişman olduğumu söyleyemeyeceğim. Kısa öykülerden oluşan kitap keyifle okunuyor okunmasına ancak beni etkileyen, hafızamda yer eden, yazarın başka bir kitabını okumak için heveslendiren bir durum olmadı. Okumasaydım da bir şey kaybetmezmişim.

Halil Cibran – Ermiş

kitap – cibran
Ermiş, Halil Cibran

El Mustafa ismindeki kahin, on iki sene boyunca kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine dönerken, halk tarafından durdurulur ve onların özgürlük, haz, aşk, çocukluk, suç ve ceza gibi bir çok konu hakkında sorduğu sorulara yanıt verir. Verilen bu cevapları okuyan bir okurlarsa, bir düşünür bir yaptıklarına, yaşayışına bakar. Bazen bildiklerimiz yüzümüze çarparken, bazen de daha önce hiç aklımıza gerlmeyen şeyleri düşünmeye başlarız bu sözlerle. Doğu’nun Nietzche’si olarak anılan Halil Cibran, kesinlikle herkes tarafından okunması gereken bir düşünürdür. Es geçmeyin…

Oğuz Atay – Bir Bilim Adamının Romanı

kitap – oguz atay
Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay

Oğuz Atay, gelen teklif üzerine, çok sevdiği ve saygı duyduğu üniversitedeki hocası Mustafa İnan’ın hayatını, kendine has üslubuyla yazıyor. Yine de tam bir Oğuz Atay kitabı olduğunu söyleyemem. Bunun da, yazdığı satırların bir biyografiye ait olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Yine de, özellikle eleştiri niteliğindeki cümlelerde Atay’ın tarzı gözlerden kaçmıyor. Gerek üslup gerekse biyografinin akışı sayesinde, ilgiyle okudum ve beğendim. Böylece Atay’ın yazmış olduğu tüm kitapları okumuş oldum; ki zaten pek fazla olduğu söylenemez.

Hasan Ali Toptaş – Heba 

kitap – toptas
Heba, Hasan Ali Toptaş

Ziya, evinin anahtarını ev sahibesine teslim ederek taşraya gider ancak anıları onu yalnız bırakmaz. Ne çok şey yaşamıştır Ziya ve her insan aslında ne çok şey yaşar şu kısacık hayatta ve bazılarımız nasıl da heba olur. Toptaş, nasıl da muhteşem bir yazardır! Okuduğum her kitabında mı dil ve üslubuna, kurgusuna, karakterlerine ve derinliğine hayran olurum… Şu topraklardan bir Hasan Ali Toptaş daha çıkacağından şüpheliyim, o yüzden lütfen bu adamın kıymetini bilelim. Hayal ve gerçekliğin yine iç içe geçtiği, bende yine uçuyormuş hissi uyandıran bir Toptaş kitabı daha. Kitabı bitirdiğimde tüylerimin diken diken olması sadece beklemediğim bir finalle karşılaştığım için değildi şüphesiz. Bir insanın nasıl bu kadar mükemmel yazabileceğine şahit olmanın dehşeti de vardı. Hasan Ali Toptaş ve Bilge Karasu, bu topraklarda yaşayan herkesin okuması gereken edebiyatçılardan. Ziyan etmeyin… 

Tezer Özlü – Zaman Dışı Yaşam 

kitap – ozlu
Zaman Dışı Yaşam, Tezer Özlü

Özlü, diğer kitaplarından yola çıkarak yazdığı senaryoyu 1983 yılında kaleme almış. Diğer kitaplarını da okuduğum için, senaryoda kendine hayatına ait izleri görmem pek de zor olmadı. Kolayca okunan ancak hiç de kolay okunamayan bir Tezer Özlü kitabı daha, tanıdık üslubuyla karşımıza çıkıyor. Çok acıtan bir senaryo olmuş. Sonrasında filmi çekildi mi bilmiyorum. Özlü’yü okuduğum dönemlerde depresif bir hale bürünüyorum ancak biliyorum ki bu kadını okumak da bunu gerektirir.

Ahmet Hamdi Tanpınar – Mahur Beste

kitap – ahmet hamdi tanpinar
Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar

Behçet Bey ve onun etrafındaki insanları konu alan kitapta, Tanzimat’la birlikte toplum hayatında yaşanan değişiklikler anlatılmakta. Okuduğum ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ve ‘Huzur’ adlı kitaplarında olduğu gibi yazar, medeniyet meselesine dikkat çekmekte. Tanpınar’ın Türk Edebiyatı’nda özel bir yere sahip olduğunu düşünüyor, üslubunu çok seviyorum. Bu yüzden çok severek okudum. Bana göre Behçet Bey, bir Hayri İrdal değil ama, Tanpınar ne yazmışsa okunur, okunmalıdır.

Alper Canıgüz – Cehennem Çiçeği

kitap – alper caniguzz
Cehennem Çiçeği, Alper Canıgüz

‘Oğullar ve Rencide Ruhlar’ın büyümüş de küçülmüş kahramanı Alper Kamu’nun maceraları ‘Cehennem Çiçeği’nde de devam etmekte. Yine esrarengiz bir cinayeti çözmeye çalışan  kahramanımızın başına gelen olayları, onun gözünden izleme fırsatı yakalıyoruz. Alper Canıgüz’ün kitaplarını kafa dağıtmak ve keyifli vakit geçirmek için tercih ediyorum. Kara mizah ve ironiyle bezenmiş üslubunu da çok seviyorum. Yazarın kitaplarını saçma ve anlamsız bulanlar varmış, olabilir elbette. Ben de onların beğendiği, Kocan Kadar Konuş, Yol ve  O Adam Buraya Gelecek vb. kitapları saçma, anlamsız ve üstelik zaman kaybı olarak görüyorum. Ne var ki, kitaptan anladığımı da iddia etmiyorum.

Orhan Pamuk – Cevdet Bey ve Oğulları 

kitap – orhan pamuk
Cevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk

Hayatımda okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı olan roman, yazarın ayrıca ilk romanı. Nişantaşı’nda yaşayan bir ailenin üç kuşak hikayesinin anlatıldığı hikayeyi beklentilerimin çok üzerinde buldum. Bazı cümleler üzerine düşünsem de, bir aydınlanma yaşadığımı yahut farklı bakış açıları kazandığımı söyleyemem ancak eski İstanbul’u ve insanlarını okumak benim için çok keyifliydi. Roman esasen Türkiye’nin modernleşme sürecini ve insanların buna uyum sağlama çabalarını anlatmakta. Bu konu çerçevesinde yapılan ruhsal çözümlemeleri de sevdiğim için, kitabı severek ve ilgiyle okudum.

Bilge Karasu – Gece 

kitap – bilge karasu
Gece, Bilge Karasu

Hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği, derinlikli cümleleriyle beni etkileyen bir kitap oldu ‘Gece’. Karasu’nun müthiş bir yazar olduğunu düşünüyorum ve kendisiyle gurur duyuyorum. Daha önce okuduğum ‘Kılavuz’ kitabıyla da kendisine hayran kalmıştım, bu kitabında da beklediğimi fazlasıyla bulduğumu söyleyebilirim. Karasu ve Toptaş’ın kitaplarını okurken, kendimi hep uçuyormuş gibi hissederim. Varlıkla yokluk arasında gider gelirim ve ayaklarım asla yere basmaz. ‘Gece’yi okurken, zifiri karanlık bir gecenin ortasında yürüyormuşum, görüntüler bir görünüp bir kayboluyormuş gibi hissettim. Tek kelimeyle, mükemmel!

Cemil Kavukçu – Üstü Kalsın

kitap – cemil kavukcu
Üstü Kalsın, Cemil Kavukçu

‘Başkasının Rüyaları’ adlı öykü kitabını o kadar beğenmiştim ki, ‘Üstü Kalsın’ı okumak için sabırsızlandım. Ancak iki kitabı mukayese etmek haksızlık olur bana göre. Kitaptaki öyküler elbette ki kötü değil. Keyifle ve ilgiyle okunuyor ama ‘Başkasının Rüyaları’nda bir öyküyü bitirdiğimde, bir sonraki için heyecanlanır, elimden bırakamazdım. Bu kitapta öyle bir durum yaşamadım maalesef.

Sabahattin Ali – Sırça Köşk

kitap – sabahattin ali
Sırça Köşk, Sabahattin Ali

Çok sevdiğim Ali’nin yazdığı onlarca öykünün birkaçından oluşan kitabı, elbette keyifle okudum. Özellikle ‘Masallar’ kısmındaki öykülere bayıldım!  Bakanlar kurulunun kararıyla apar topar toplatılan öykü ‘Sırça Köşk’ de işte bu bölümde bulunmakta. Devlet yapısını ve iktidardakileri eleştirdiği masal tadındaki öyküyü burada anlatmayacağım ancak, kitapta okuduğum diğer öykülerden sonra kapanışın ‘Sırça Köşk’le olması tam isbet olmuş.

Murat Menteş – Ruhi Mücerret

kitap – murat mentes
Ruhi Mücerret, Murat Menteş

Popüler olan kitapları pek okumuyorum. Okusam dahi, popüleritesinin geçmesini bekliyorum çünkü kitap hakkında o kadar çok konuşuluyor ki, henüz okumadan tadı kaçıyor diye düşünüyorum. ‘Baudolino’yu okuyup bitirdikten sonra ‘Ruhi Mücerret’i okumak kesinlikle doğru bir karar oldu. Özgün karakter, keyifli bir üslup ve sürpriz gelişmelerle, rahatlamak için bire bir bir kitap bana göre. Okuduğum sürece mütemadiyen gülmemin yanı sıra, Menteş’in dokundurmalarını da oldukça sevdiğimi belirtmeliyim. Kafamı yoracağını düşündüğüm kitaplardan sonra, bir Murat Menteş yahut Alper Canıgüz kitabı koymak bana iyi geliyor.

Peyami Safa- Yalnızız

kitap – safa
Yalnızız, Peyami Safa

İki yalnızlık kitabının art arda gelmesi tesadüf olmasa gerek. Peyami Safa’nın bu kitabı, şubat ayı listemde ikinci defa okuyacağım kitaptı. İlk kez lise yıllarında okuduğumda, elbette ki şimdiki kadar etkilememişti beni. Psikolojik tahlillerle öne çıkan, yaşadığı dünyanın yozlaşmasından şikayetçi olan ve ideal bir dünya hayal eden Tarık ile, çevresindeki insanların etrafında olan olayların konu edildiği, adından çok daha fazlasını ihtiva eden, başarılı bir kitap. Özellikle yazarın, psikolojik rahatsızlıkla fiziksel rahatsızlık arasında kurduğu köprüyü ve aşk hakkındaki  cümlelerini çok sevdim. Birkaç sene sonra tekrar ve tekrar okuyacağım.

Ayfer Tunç- Dünya Ağrısı

kitap – tunc
Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç

Ayfer Tunç’un daha önce oldukça çok kitabını okudum. O yüzden kitaplar arasında kıyaslama yapabilecek durumda görüyorum kendimi. Buna dayanarak söyleyebilirim ki, ‘Dünya Ağrısı’ benim için tam bir hayalkırıklığıydı. Yazarın diğer kitaplarından aldığım zevkin zerresini almadım. Arada güzel cümleler olsa da, kitabı kurtarmaya yetmedi maalesef. Suzan Defter, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Taş Kağıt Makas kitaplarını yazanla, Dünya Ağrısı’nın yazarı sanki başka insanlardı ki, ben Ayfer Tunç’a hayran olan bir okuyucuyumdur. Bununla birlikte, bu tip talihsizliklerin de olabileceğini bilmek lazım.

Pınar Kür- Bitmeyen Aşk

kitap – kur
Bitmeyen Aşk, Pınar Kür

Bir romanda, hikayenin farklı gözlerden anlatımını her zaman sevmişimdir. Pınar Kür bu tekniği ‘Asılacak Kadın’ adlı kitabında da kullanmıştı ve ben okurken çok keyif almıştım. Ancak bu kitabı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Gereksiz uzunlukta ve sıradan olduğunu düşünüyorum. Sonu bana göre başarılı olsa da, kitabın bütününü okurken o kadar sıkıldım ki, sonundan da bir keyif alamadım. Yazar Pınar Kür olmasaydı sanıyorum yarım bırakırdım ama yine de sabredip okudum. Sonuç, hayalkırıklığı…

Yusuf Atılgan- Bütün Öyküleri

kitap – yusuf atilgan
Bütün Öyküleri, Yusuf Atılgan

‘Aylak Adam’ın bende her zaman çok ayrı bir yeri oldu. Ama bu, ‘Anayurt Oteli’ndeki yalnızlıktan etkilenmeme yahut ‘Canistan’ı elimden bırakamayarak okumama engel değildi elbette. Kitaptaki her öykü  çoğu yönden birbirinden farklıyken, tek ortak noktaları Atılgan gibi bir ustanın elinden çıkmış olmalarıydı. Ben çok severek okudum, özellikle öykü severlere tavsiye ederim.

Murat Gülsoy- Nisyan

kitap – murat gulsoy
Nisyan, Murat Gülsoy

Murat Gülsoy’u ilk defa okudum ve hayran kaldım! Ölüm döşeğinde bir yazar, yakın zamanı yavaş yavaş unutmakta ancak bölük pörçük hatırladığı anılarını çapıcı bir üslupla, paragraflar halinde okuyucuyla paylaşıyor. Okurken altını çizdiğim satırların yanı sıra, beni en çok etkileyen unutuşu ve ölüme yakınlaşmayı bire bir hissetmem ve benim de aynı süreci yaşamam oldu. Çok beğendim, kesinlikle tavsiye ederim.

Oğuz Atay- Oyunlarla Yaşayanlar 

kitap – oguz atay
Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay

Doğu ile batı arasında kalmış, değişen ölçüt ve hedeflerin ortasındaki Türk aydının bunalımını anlatan, çok sevdiğim Atay’ın yazdığı tek tiyatro oyunudur ‘Oyunlarla Yaşayanlar’. Tam gülümsetir gibi olduğu anda, okuyucusunuu derin bir hüzne boğmasıyla bilinir Oğuz Atay. Bu kitabında da öyle oldu benim için. Altını çizdiğim onca satır ve okuduğum süreçte bir nevi paralel evrende yaşıyormuş gibi hissetmem… Oğuz Atay okumak benim için böyle bir şey.

Sabahattin Ali- Değirmen

kitap – sabahattin ali
Değirmen, Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin alıştığım ve sevdiğim tarzıyla yazdığı birbirinden güzel ancak, diğerlerine kıyasla kimi biraz daha amatörce görünen öykülerinden oluşan güzel bir kitap ‘Değirmen’. Kitabın başında kendisi de, bazı öykülerinin çok basit olduğundan hatta onlardan utandığından ama yazarlık serüveninde nasıl yol aldığını göstermek açısından paylaştığından bahsetmiş. Ben onun kadar katı düşünmüyorum elbette. Bence yine çok dokunaklı öyküler vardı kitapta. Favorim değil belki ama okunmalı diye düşünüyorum.

Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar

kitap – oguz atay
Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay

Oğuz Atay, benim çok sevdiğim yazarlardan biri olduğu için, itiraf etmem gerekir ki kitaplarına tarafsız bakmam mümkün değil. Tutunamayanlar’dan sonra yazdığı bu kitabı, Türk Edebiyatı’ndaki ilk postmodernist roman olarak kabul ediliyor. Bu seferki kahramanı ise Hikmet Benol. Hikmet de Selim gibi, bir tutunamayan. Ancak, bazı yönleriyle ondan oldukça farklı. Kitapta çevresinde olaylar cereyan ederken, Hikmet’in, sıkıntılarını ve acılarını dindirmek için başvurduğu oyunlar anlatılmakta. İçinde Atay’ın birbirinden güzel tespitleri ve cümlelerinin bulunduğu, ‘Tutunamayanlar’dan sonraki favori kitabım oldu ‘Tehlikeli Oyunlar’. Bitirdikten sonra birkaç gün sürekli kitabı düşündüm. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Sezgin Kaymaz- Lucky

kitap – sezgin kaymaz
Lucky, Sezgin Kaymaz

Baş kahramanı Lucky adlı bir köpek olan gerçeküstü bir hikaye. Lucky, karşısına çıkan insanları buluşturur, onların gözünü açar ve bazen kaderlerinin bile değişmesine sebep olur. Kurgu açısından kitabı beğendim ancak, bazı kısımların, özellikle diyalogların, fazla uzun tutulduğunu ve okurken sıkıldığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Güzel bir hikayeyle kafa dağıtmak, hem gülmek hem hüzünlenmek ve bazen şaşırmak istiyorsanız, okumanızı öneririm.

Alper Canıgüz- Oğullar ve Rencide Ruhlar

kitap – caniguz
Oğullar ve Rencide Ruhlar, Alper Canıgüz

Alper Kamu serisinin ilk kitabı, Canıgüz’ün ise ‘Tatlı Rüyalar’dan sonraki ikinci kitabı olan ‘Oğullar ve Rencide Ruhlar’a bayıldım! Hele ki önceki gibi, yoğun ve ağır bir kitap okuduktan sonra, bu kitap bana çok iyi geldi. Beş yaşındaki, oldukça sıra dışı, bir çocuğun gözünden anlatılan hikayenin kurgusu, karakterleri, dil ve üslubu bana göre on numaraydı. Alper Canıgüz’ü çok başarılı buluyor, kitaplarını büyük bir keyif ve şaşkınlıkla okuyorum. Böyle başarılı yazarlar çıkardığımız için de gururlanıyorum açıkçası.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu- Yaban

kitap – yaban
Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Dünya Savaşı’nda kolunu kaybeden Ahmet Celal, İngilizlerin İstanbul’a girmesi üzerine, Orta Anadolu’daki bir köye yerleşir ve orada yaşamaya başlar. Bu süreç içerisinde Anadolu insanını gözlemleme fırsatı bulur. Kitapta; bu unutulmuş, virane köyde yaşayan insanların yaşayışı, birbirleriyle olan ilişkileri, milli mücadeleye dair tavırları ve Ahmet Celal’in çevreye bakışı, fikirleri ve iç dünyası anlatılmakta. En son lisede okuduğum ‘Kiralık Konak’tan sonra, yazarın okuduğum ikinci kitabıydı ve oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Anadolu insanına bakışı ve birkaç yerde yapılan eleştirileri sevdim ve çok isabetli buldum.

Halide Edip Adıvar- Kalp Ağrısı

kitap – kalp agrisi
Kalp Ağrısı, Halide Edib Adıvar

Aynı erkeğe aşık iki genç kadının hikayesinin anlatıldığı kitap, dışardan bakınca oldukça sıradan görünebilir. Ancak yazarın, aşka, kadın- erkek ilişkisine, dostluğa ve insanlara dair tespitleri, kitabı benzerlerinden oldukça ayırmakta. Bu kadar sıradan bir hikaye ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi, sanıyorum. Daha önce okuduğum ‘Ateşten Gömlek’ ve ‘Sinekli Bakkal’ kitaplarını da çok sevmiştim. ‘Kalp Ağrısı’nın da ayrı bir yeri oldu benim için. Hikaye, kitabın başından sonuna kadar okuyucunun kalbini ağrıtıyor, hakikaten. Eğer bulabilirseniz, sahaflardan eski basımını okumanızı tavsiye ederim.

Ahmet Hamdi Tanpınar- Huzur

kitap – huzur
Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar

Bir aşk hikayesi etrafında, doğu ve batı arasında sıkışmış Türk aydınını anlatan kitapta, nefis İstanbul tasvirleri var. Konusu ve dili sebebiyle biraz ağır okunuyor olabilir ancak, okuduğum her satırda bu kitabın neden Türk Edebiyatı’nda önemli bir yer edindiğini çok iyi anladım.

Sabahattin Ali- Kağnı

kitap – kagni
Kağnı, Sabahattin Ali

Kesinlikle Ali’nin en iyi öykü kitabı olduğunu düşünüyorum. Yine, sıradan insanları konu alan kitapta, neredeyse her öyküsü beni derinden etkiledi. Hiçbirinde sıradışı bir şey yok ama okuyucuyu kalbinden vurmayı başarıyor. Bu da Sabahattin Ali’nin bana göre en büyük özelliği.

Emrah Serbes– Deliduman

kitap – emrah serbes
Deliduman, Emrah Serbes

‘Erken Kaybedenler’ kitabında, ergenlik çağındaki erkeklerin gözünden yazdığı öykülerle beni, gözümden yaş gelene kadar güldüren Serbes, bu kitabında da, o çağlarda bir erkeğin kız kardeşiyle olan bağı, ailevi ilişkileri, topluma ve çevresine bakışını konu etmiş. Olayların koptuğu süreç, tam da Gezi Parkı olaylarına denk gelmekte. KaZaman zaman kara mizahın kullanıldığı kitap, kafa dağıtmak ve çok yorulmadan bir şeyler okumak isteyenlere iyi gelecektir.

Murat Uyurkulak- Har

kitap – murat uyurkulak
Har, Murat Uyurkulak

Fantastik öğelerle kurgulanmış, ilgi çekici bir hikayeye sahip ‘Har’. Türkiye’nin kanayan yaralarına parmak basan ancak, bunu yarattığı karakterler ve kullandığı metaforlarla okuyucunun gözüne sokmayan, yazarın becerisini konuşturduğu bir kitap bana göre. Çok beğendim. İlk başta dil ve üsluba ayak uyduramadım gibi geldi fakat, okudukça her şey yoluna girdi. Daha evvel okuduğum ‘Bazuka’daki öyküleri de çok beğenmiştim. Onu da tavsiye ederim.

Sabahattin Ali- İçimizdeki Şeytan

kitap – sabahattin ali
İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali

Kitap, yaptığı yanlışları, içindeki şeytana bağlayan ve bütün sorumluluğu ona yıkan Ömer’in, Macide’ye aşık olmasıyla birlikte yaşadıklarını konu almakla birlikte, psikolojik yönüyle öne çıkıyor. Ben kitabı severek ve beğeniyle okudum.

Refik Halit Karay- Bugünün Saraylısı

kitap – refik halid karay
Bugünün Saraylısı, Refik Halid Karay

Beyaz cama kurban edilen bir kitap var sırada. Diziyi izlemediğim için belki de haksız bir eleştiri yapıyor olabilirim. Ama her halükarda, reyting  uğruna kullanılan bir kitap, nasıl her yönüyle izleyiciye yansıtılabilir bilemiyorum. İstanbul’da yaşayan orta gelirli bir aileye, sonradan zengin olan bir akrabanın kızı olarak gelen Ayşen, evdeki dengeleri değiştirir. Ayşen’in gerek maddi olarak yaptığı katkılar, gerekse güzelliğiyle erkekleri peşinden koşturması, yanında yaşadığı aileyi, özellikle de aile reisi Ata Bey’i oldukça etkilemektedir. Karay, kitapta düşündürücü ve ilgi çekici noktalara parmak basmış. Kitabı oldukça beğendim, tavsiye ederim.

Ali Teoman- Pervaneler

Ali Teoman Pervaneler
Pervaneler, Ali Teoman

Bu öykü kitabında bana göre, her şeyden evvel dikkat çeken bir unsur var ki, o da yazarın üslubu. Doğrusu ilk birkaç sayfada zorlandım. Satırlar akmıyor gibi hissettim, kafam karıştı. Ancak sonrasında, özgün kurguları ve yazarın kendine has dil ve üslubunu çok sevdim. Diğer kitaplarını okumadan net bir şey söyleyemesem de, bu kitabın öykü severler için enteresan bir tecrübe olacağını düşünüyorum.

Hasan Ali Toptaş- Bin Hüzünlü Haz

Bin Hüzünlü Haz
Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş

Türk Edebiyatı’nın Kafka’sı olarak anılan Toptaş’ın bu kitabını çok ama çok keyif alarak okudum. Zaman, mekan ve kişilerin iç içe geçtiği, klasik roman anlayışından çok farklı bir arayış hikayesidir ‘’Bin Hüzünlü Haz’’. Toptaş’ın kitaplarını ya çok uzun anlatmak gerekir ya da bir cümleyle söyleyip geçmek. Burada fazla yerim olmadığına göre; mutlaka okuyun!

Ferit Edgü- Çığlık

kitap – ciglik
Çığlık, Ferit Edgü

Birbirinden farklı öykülerden oluşan, harika bir kitap! Hikayelerin kurgusu, dili, biçimi ve üslubu hem çok özgün, hem de okuyucuyu alıp götürüyor. Özellikle öykü severlerin çok keyif alacağını, yazar olmayı düşünenlerinse çok şey öğreneceğini düşündüğüm, tekrar tekrar okuyacağım kitaplardan biridir benim için.

Sami Paşazade Sezai- Sergüzeşt

kitap – serguzest
Sergüzeşt, Samipaşazade Sezai

Seneler evvel yazılmasına rağmen, günümüzde de geçerliliğini koruyan, esareti ve sınıfsal farklılığın insanlar üzerinde oluşturduğu baskıyı anlatan çok başarılı bir kitap. Anlatılmak istenenler çok vurucu olmasına rağmen, yazarın üslubu sayesinde kitap su gibi akıyor. Zaten oldukça kısa bir kitap, okunmalı diye düşünüyorum. 

Yusuf Atılgan- Canistan 

kitap – canistan
Canistan, Yusuf Atılgan

Yazarın ölmeden evvel yazdığı, tamamlanmamış ancak, okuyucuda hiç de tamamlanmamış etkisi bırakmayan, dört bölümden oluşmuş bir köy romanı. Okuyucunun her bölümde farklı hisler yaşadığı kitapta, aşk, dostluk, öfke, adalet ve kin konuları işlenmiş. Benim gibi, Yusuf Atılgan’ın tarzını ve kitaplarını sevenlerin keyifle okuyacağını düşünüyorum.

Jale Demirdöğen- Mutsuz Çocukların Tanrısı

kitap – mutsuz cocuklarin tanrisi
Mutsuz Çocukların Tanrısı, Jale Demirdöğen

Berat adlı genç, talihsiz bir kaza sonucu ayaklarını kaybeder ve arkadaşlarından bir nevi intikam almak için yaşadıklarını kaleme alır. Kitapta, Berat haricinde, diğer arkadaşlarının da olay süresince yaşadıkları okuyucuya ulaşıyor. Yani aynı olaylar, farklı ağızlardan anlatılmakta. Depresif bir roman. Kurgusu güzel aslında, ancak hali hazırda dramatik olan bir konuyu, daha fazla ajite etmenin gereği yoktu bence. Yazarın anlatımı bana çoğu yerde fazla zorlama ve yapmacık geldi. Kitabın ortasından sonra sıkılmaya başladığımı söyleyebilirim. Ama buna rağmen, merak edip kitabı bitirdim.

Oğuz Atay- Eylembilim

kitap – eylembilim
Eylembilim, Oğuz Atay

Oğuz Atay’ın tamamlayamadığı, tamamlasaydı kim bilir daha neler yazacağını düşündüğüm harika kitabı! Kitap, üniversitede meydana gelen olaylara bir profesörün gözünden bakmamızı sağlıyor. Yine içinde harika cümleler, etkileyici tespitler var. Ve yine, Atay’ın çok sevdiği ve sık kullandığı kara mizah karşımıza çıkıyor. Kitabın sonundaki cümlenin yarım kalması beni derinden etkiledi. Kim bilir daha neler yazacaktı… 

Peride Celal- Deli Aşk

kitap – deli ask
Deli Aşk, Peride Celal

Elif’in, kocasına duyduğu saplantılı ve delicesine bir aşkı anlatan ve maalesef beni pek de etkileyemeyen bir kitap. İtiraf etmeliyim ki, yazarı Peride Celal olmasaydı, yarım bırakabilirdim. Saplantılı ve hastalıklı bir aşk, çok iyi bir şekilde anlatılmış, hatta Elif’in hisleri okuyucuya çok iyi ulaşıyor. Yazarın dili ve üslubu da kitabın seri okunmasını sağlıyor ancak, Elif’in sürekli aynı ruh hali ve bir kısır döngü içinde dönüp durması benim klostrofobik hissetmeme sebep oldu. Açıkçası sıkıldım. Farklı olaylar yaşansa da, sonunda hep aynı şeyin tekerrür etmesi, kendi hayatım için de katlanabildiğim bir şey değil maalesef.

Sabahattin Ali – Yeni Dünya

kitap – yeni dunya
Yeni Dünya, Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’yi ne kadar sevdiğimden bahsederim hep. Okuduğum kitaplarından, o kitaplardaki karakterlerden ve satırlardan ne kadar etkilendiğimi anlatırım. Kısa öykülerden oluşmuş ‘Yeni Dünya’ kitabı, sıradan insanların hikayelerini anlatmakta. Sabahattin Ali’nin, hiçbir süslemeye gerek duymadığı, olduğu gibi, yalın, gerçek, net ve işte bu yüzden etkileyici olan anlatımı, her hikayede okuyucunun gözüne çarpıyor. Öykü severlerin keyifle okuyacağını düşünüyorum.

Oğuz Atay- Korkuyu Beklerken

kitap – korkuyu beklerken
Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay

Oğuz Atay okuyup da etkilenmeyen kaç kişi var bazen merak etmiyor değilim. Hayata, insanlara, kendine bakışı ve ifade edişine hayran kalıyorum. Bu kitabındaki öyküleri okurken, kurgularındaki yaratıcılığa bir kez daha hayran kaldım. Her öyküyü keyifle okudum, her öyküde altını çizeceğim satırlar buldum. Evet, ‘Tutunamayanlar’ın yeri bende de çok ayrı, evet okuduğumdan beri huzurum yok evet, ama… ‘Korkuyu Beklerken’i de es geçmeyin, okuyun, okutun…

Mustafa Şahin- Kasabanın Laneti

kitap – kasabanin laneti
Kasabanın Laneti, Mustafa Şahin

Sanırım, haziran ayında okuduğum en ilginç kitaptı bu. Nesi ilginç bilmiyorum. Halktan insanların, kasabada geçen sıradan ve oldukça sıra dışı hikayesini konu alan, merak ve ilgiyle okuduğum bir kitaptı. Kitabı okuduğum süreçte, içinde bulunduğum ruh haliyle, ‘Gölgesizler’i okuduğumdaki ruh halim hemen hemen aynıydı. Yazarın kurgusunu, dili kullanışını ve üslubunu da çok sevdim. Çok akıcı bir şekilde okuyamamama rağmen, tavsiye ediyorum.

Murat Uyurkulak – Bazuka

kitap – bazuka
Bazuka, Murat Uyurkulak

Şimdi farkına varıyorum da, haziran ayında ne kadar çok öykü kitabı okumuşum! Öykü okumaktan büyük keyif alıyorum. Eskiden pek böyle değildi. Öykü sevmemdeki kilometre taşı da Ayfer Tunç’un ‘Taş Kağıt Makas’ kitabıdır. ‘Bazuka’ya gelince… Kitabın içindeki öykülerin çoğunu beğendim. Murat Uyurkulak’ı ilk defa okuyacağım için oldukça heyecanlıydım ve hayal kırıklığına uğramadım. Öykülerdeki kurguları beğenmemin yanı sıra, yazarın dilini ve üslubunu da çok sevdim. Diğer kitaplarını da okuduğumda, daha net bir fikir oluştururum sanıyorum.

Ayfer Tunç- Aziz Bey Hadisesi

kitaplar – ayfer tunc
Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç

Yazarı çok sevdiğimi ve uzun süre okumadığımda özlediğimi, beni takip edenler bilir. Kısa öykülerden oluşan kitap, yazarın tarz ve üslubunu yansıtıyor. Ancak, bende fazla bir etki yaratmadı. Oysaki ‘Taş- Kağıt- Makas’ı, seneler evvel okumuş olmama rağmen, içindeki öykülerin içeriğini değil belki ama, o öykülerin bana yaşattığı hisleri sanki o gün gibi hatırlar, etkilenirim. Yine de buna rağmen, Tunç’un öyküleri okumaya değerdir, tavsiye ediyorum.

Füruzan- Parasız Yatılı

kitaplar – furuzan
Parasız Yatılı, Füruzan

Birbirinden ayrı on iki öyküden oluşan ve genelde anne-kız ilişkilerinden bahseden, ödüllü bir kitap ‘Parasız Yatılı’. Öykülerin ana kahramanı ise, genelde kadınlar. Öyküler, konusunu hayatın yaralayıcı gerçeklerinden alsa da, o kadar şiirsel bir dille yazılmış ki, insan kimi zaman kendini masal okuyormuş gibi hissediyor. Yahut ben öyle hissettim. Bende fazla bir etki yaratmamakla birlikte, çok başarılı bir öykü kitabı olması açısından muhakkak tavsiye ediyorum.

Rıfat Ilgaz- Hababam Sınıfı

kitap – hababam sinifi
Hababam Sınıfı, Rıfat Ilgaz

Hayatımda ilk defa bir kitap, film uyarlamasından daha az keyif verdi bana. Hababam Sınıfı’nı o kadar çok izlemişim, o kadar ezberlemişim ki, kitabı okurken hayal edeceğim hiçbir şey yoktu. Bazı karakterler filmdekinden farklı ve yine bazı olaylar daha değişik seyrediyor, ama gelin görün ki benim zihnimde filmi dönüp durdu. Rıfat Ilgaz’ın dili ve üslubu çok hoşuma gitse de, beklediğim keyfi alamadım.

Tezer Özlü- Çocukluğun Soğuk Geceleri

kitap – cocuklugun soguk geceleri
Çocukluğun Soğuk Geceleri, Tezer Özlü

Tezer Özlü, duygularını çok yalın ve olduğu gibi anlatan, ancak okuyucuyu kalbinden vuran ender yazarlardan biri sanıyorum. Kısacık kitapta o kadar güzel tespitler, o kadar derin ve etkileyici duygular vardı ki, bir solukta okudum. Özellikle, pazar günleriyle ilgili yazdıkları hala aklımda. Yine de bana göre, Tezer Özlü tespitleriyle değil, çok daha fazla, ulaştırdığı katıksız, abartısız, kaygısız ve gerçek duygularıyla okuyucunun gönlüne girmekte.

Hakan Günday- Daha

kitap – daha
Daha, Hakan Günday

Bunca sarsıcı kitaptan sonra biraz nefes alacağımı düşünmüştüm ancak yanılmışım. Yine kurgusu, dili ve üslubuyla etkileyici bir kitap var karşımızda. ‘AZ’ı bir solukta okumuş, ‘Piç’i ise yarım bırakmıştım. ‘Daha’yı ise çok severek okudum. Hakan Günday, kurguladığı hikayeyle beni yine kendine hayran bıraktı. Özellikle, ülkesini yasal olmayan yollardan terk etmeye çalışan insanların bekletildiği depoda, ufak bir ülke kurulması ve orada dönen olaylara ve bu bağlamda ortaya çıkan metaforlara tek kelimeyle BAYILDIM! Bazıları kitabın çok sert olduğunu söylüyor ancak ben, ‘AZ’ın yanında, yazarın bu kitabını oldukça yumuşak bulduğunu söyleyebilirim. Okunası bir kitap…

Hasan Ali Toptaş- Gölgesizler

kitap – golgesizler
Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş

İnsanların durup dururken kaybolduğu, kaybolanın garip bir halde geri döndüğü, insanların her yere ve hiçbir yere ait olduğu bir  köyde geçen, düşle gerçeğin iç içe olduğu bir hikaye. Şimdiye kadar okuduğum kitaplardan çok farklı bir kurgusu vardı kitabın. Sonlara doğru, kendi varlığımdan dahi şüphe eder oldum. Zaman, mekan, insanlar hepsi birbirinin içinde dolaşıyor ancak okuyucunun kafası karışmıyor. Acaba bunun sebebi, yazarın usta anlatımı olabilir mi? Elbette! Aldığı ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm kitabı, okumanızı tavsiye ediyorum.

Feride Çiçekoğlu: Uçurtmayı Vurmasınlar

feride cicekoglu
Uçurtmayı Vurmasınlar, Feride Çiçekoğlu

Cezaevindeki annesinin yanında büyümek zorunda kalan Barış’ın, hapishanede tanıştığı ve sonrasında özgürlüğüne kavuşan yakın arkadaşı İnci’ye yazdığı mektuplardan oluşan kitap, beni derinden etkiledi. Uzun zaman önce filmini de izlemiştim ancak kitaplardan aldığım tadı filmlerden alamıyorum. Bir çocuğun gözünden hayat ne diğer insanları okumak isterseniz, ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ı muhakkak okuyun.

Yusuf Atılgan: Anayurt Oteli

yusuf atilgan
Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan

Çok fazla yalnızlık var bu kitapta. Çok fazla hüzün var. Bir insan nasıl bu kadar yalnız olabilir? Ve bir okuyucu, bir kitabı okurken nasıl bu kadar yalnız hiddebilir? İşte ikinci soru, Yusuf Atılgan’ın bu kitabı ne kadar gerçek duygularla yazdığının bir göstergesi. Dil ve üslup olarak bir solukta okunacakken, yaşattığı ezici yalnızlık yüzünden zor okunan, etkileyici bir kitap. Şunları yazarken bile hüzünleniyorum…

İhsan Oktay Anar-Suskunlar

suskunlar005
Suskunlar, İhsan Oktay Anar

Anar’ın kitapları, sanıyorum ki beş-altı satırda özetlenecek kitaplar değil. Dil ve üslup açısından, daha evvel okuduğum ‘Puslu Kıtalar Atlası’na benzese de ben, ‘Suskunlar’ı daha akıcı buldum ve dolayısıyla daha keyif alarak okudum. Osmanlı Dönemi’nde musiki cemiyetlerini ve musikinin konumunu irdeleyen yazar, yarattığı karakterle yine fark yaratıyor. Her satırda yazar, engin bilgisiyle okuyucuyu etkileyerek, merak uyandırıyor. Araştırılmış, üstünde titizlikle çalışılmış ve usta bir elden çıktığı, her kelimesinden belli olan bir kitap. Okumanızı öneririm.

Murat Menteş-Dublörün Dilemması

dublor
Dublörün Dilemması, Murat Menteş

‘Boyalı Kuş’un etkisinden çıkamadan ‘Dublörün Dilemması’nı okumaya başladım. Çok methedilmesine rağmen, düşük beklentilerle okumaya başladığım kitabı çok beğendim. Hikayenin ve karakterlerin özgünlüğü, yazarın dili ve üslubu, diyaloglar ve mekanlar çok ama çok başarılıydı. Kitabın beni oldukça şaşırttığını söyleyebilirim. Çok ağır kitaplar okuduğunuzda, arada biraz kafa dağıtmak ama kafa dağıtırken de kaliteli bir şey okumak isterseniz, ‘Dublörün Dilemması’ bunun için birebir.

Rasim Özdenören-Çok Sesli Bir Ölüm

çok sesli
Çok Sesli Bir Ölüm, Rasim Özdenören

Dört tane hikayeden oluşan kitapta, her hikaye şiirsel bir realizmle okuyucuyla buluşuyor. Çaresizlik, varolmaya çalışan bireyler, aşk, toplum baskısı ve kırsal yaşam gibi konuları irdeleyen hikayelerde, anlatım o kadar akıcı, açık ve netti ki, sanki okumuyor da, hikayelerin hepsini izliyormuş hissine kapıldım. Beni en çok etkileyen son hikaye oldu. Bir tek o aklımda kalmış…

Cemil Kavukçu-Başkasının Rüyaları

başkasının
Başkasının Rüyaları, Cemil Kavukçu

Arkadaşımın tavsiyesiydi ve okuduğum en iyi öykü kitaplarından biri olarak rafların arasında yerini aldı. Birbirinden bağımsız gibi görünen ancak birbirini tamamlayan, yaratıcılığın son noktası diyebileceğim bir kitap. Yazarın dili ve üslubu da mükemmel. Nasıl okudum, nasıl bitirdim anlamadım. Öykü severlere, sevmeyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum.