Ben, kitaplarla birlikte büyüdüm. Kitaplar benim zihnimin, bedenimin ve ruhumun ayrılmaz birer parçası oldular. Gidemediğim yerlere, ulaşamayacağım dönemlere, farklı düşüncelere ve asla tanışamayacağım insanlara ulaştırdılar beni. Okudukça paylaşmaktan, okuduklarımı anlatmaktan kendimi alamadım…

Bundan böyle, her ayın ikinci haftası, bir evvelki ay okuduğum kitapların kısa bir değerlendirmesini yapmak için, ben de theMagger’dayım. Amacım kitap eleştirmek değil, –ki beceremem zaten-  okuduklarımla ilgili fikir ve görüşlerimi paylaşarak, meraklıları için bir nevi rehber olmaktır.

Öyleyse gelelim ekim ayında okuduğum kitaplara göz atmaya…

okuyorum yaziyorum 1

okuyorum yaziyorum - tulun yalcinTülün Yalçın’ın, ‘Osmanlı’da Bir İngiliz Gelin’ kitabını, severek ve kısa sürede okudum. Uzun tasvirlere yer verilmeyen, daha çok olay odaklı, sade cümlelerle yazılmış bir kitap. Gerçek bir hayat hikayesi olması dolayısıyla da okuyucunun ilgisini çekiyor.

C. Terry Cline Jr.’ın ‘Kehanet’ kitabını aylar önce, Beyoğlu’ndaki sahaflardan almıştım. Ama gelin görün ki, neden aldığımı bilmemekle birlikte, gerilim kitaplarına olan zaafımdan dolayı olduğunu düşünüyorum. Değişik bir kurgusu, enteresan bir hikayesi var ama gerildim mi? Hayır. Koltuğumda ayaklarımı uzatıp gayet rahat bir şekilde okudum. Okumasam çok da bir şey kaybetmezmişim, o da ayrı bir konu.

Çok sevdiğim Agahta Christie’nin iki kitabını da, severek, ilgiyle ve uzun süredir okumadığım için özlemle okudum. İpuçları, kişiler, olay örgüsü ve cinayetler derken, bir anda dedektifmişçesine davranmaya başlayabilirsiniz aman dikkat!

Gelelim ‘Darağacında Üç Fidan’a… 12 Mart Darbesi sırası, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yaşadıklarını, ülkenin o dönemki durumunu ve olayların ardından yapılan değerlendirmelerin bulunduğu, belgesel tadındaki kitabı, bir solukta ve beğenerek okudum. Böyle kitaplar için beğenerek okuduğumu söylemek biraz garip kaçıyor. Zira benim beğenmem için keyif almam lazım. Ama bu kitapta keyif almaktan ziyade hüzünlendim, üzüldüm ve öfkelendim diyebilirim.

Puşkin, ‘Yüzbaşının Kızı’nı çok severek okudum! Hikaye belki çok enteresan değil ama kurgusunu çok sevdim. Ana karakteri çok çok sevdim ama en çok da Puşkin’in dilini, üslubunu, anlatım tarzını sevdim. Satırlar adeta su gibi akıp gitti. Hikayenin devamını çok merak etmediğim zamanlarda bile, kitabı elimden bırakamadım. Kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum!

okuyorum yaziyorum - ismet bozdagİsmet Bozdağ, ‘Bir Darbenin Anatomisi’nde, 27 Mayıs Darbesi’ni, Adnan Menderes’in yakın arkadaşı Celal Bayar’ın ağzından yazmakta. Ancak eğer konuya hakim değilseniz, 112 sayfalık bir kitaptan, o döneme ait bir şeyler öğreneceğinizi düşünmeyin. Çünkü kitap, bir araştırma kitabı gibi görünse de, konuyla ilgili bilgisi olmayan biriyseniz, size bir şey katmayacaktır. Öte yandan, konuya hakim kişilerce, okunması gereken bir kitap olduğu kanaatindeyim.
Gürbüz Azak, ‘Ben Adnan Menderes’, kitap olmaktan ziyade, nasıl diyeyim, bir arşiv gibi daha çok. Aynı İsmet Bozdağ’ın kitabı gibi. Orada da belirttiğim gibi, konuyla ilgili bilginiz, daha evvelden okumuşluğunuz varsa, bu kitaptan keyif alabilirsiniz. Adnan Menderes’in çocukluğundan, idamına kadar olan zaman ve yaşadıkları onun ağzından anlatılıyor. İdam fotoğrafları da oldukça etkileyici!

Ve, ana karakterini çok sevdiğim bir kitap daha; Orhan Kemal ‘Baba Evi’. Ben, Orhan Kemal’in dilini ve üslubunu çok seviyorum. Kitabı da çok severek ve ilgiyle okudum. Bir Türk Klasiği olarak kesinlikle tavsiye ediyorum.

Arif Akpınar’ın ‘Çağı Aydınlatan Nur Bediuzaman’a gelirsek, öncelikle gayet sade, açık ve net olmakla birlikte kolay okunan bir kitap olduğunu belirtmek isterim. Konuyla ilgili okuduğum ilk kitap olduğundan, anlatılan bazı olayların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını çok bilemiyorum. Merak edenler için güzel bir kitap. Ancak bana fazla kolay geldi. Eğer bir araştırma yahut biyografi tarzı kitaplar, bana kolay geliyorsa, yeterli olmadığını düşünmekten kendimi alamıyorum.

okuyorum yaziyorum - oblomovVe gelelim bu ayın favori kitabına… Sadece ekim ayının değil, genel olarak favori kitaplarım arasına girdi Ivan Gonçarov’un ‘Oblomov’u! ‘Tutunamayanlar’da da adı geçtiği için olsa gerek, çok merak ederek başladım kitaba ve çok severek okudum. Kitapta herşey var; olay, fikir, durum, tasvir, karakter analizi… Bunların hepsinden, çoğu zaman ironik bir şekilde ama okuyucuyu da vuran bir tarzda, ustalığını kullanarak bahsetmiş Gonçarov. Kitabın sonunda tüylerim diken diken oldu. Kesinlikle ve kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum!

Ve böylece, Ekim ayında okuduğum kitapların sonuna gelmiş olduk.  Umuyorum kitaplarla ilgili az-çok fikir edinmenize yardımcı olmuşumdur. Bazılarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi isterseniz, bloguma göz atabilirsiniz.

Gelecek aya kadar, ben yine tam gaz okumaya devam edeceğim. Aralık ayında görüşmek üzere, bol kitaplı günler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?