Okumalıyız. Farklı bakış açılarından okumalı, araştırmalı, düşünmeli, tartışmalı, fikirlerimizi böyle oluşturmalıyız. Ama yine de şüphe etmeliyiz. Hele ki o dönemlere bire bir tanık olmadıysak… İşte aylık kitap önerileri yazılarımda yer alan siyaset, araştırma ve tarih kitapları…

kitap-önerileri-siyaset-araştırma-tarih-kitapları
Siyaset, Araştırma ve Tarih Kitapları

Aylık kitap önerileri yazılarımda yer alan siyaset, araştırma ve tarih kitapları:

***

Siyaset, Araştırma ve Tarih Kitapları

Ömür Uzel – Tarihe Geçen Savunmalar

kitap önerileri – uzel
Tarihe Geçen Savunmalar, Ömür Uzel

Adından da anlaşılacağı gibi kitapta, tarihe geçen on beş savunma bulunmakta. Bu savunmaların sahiplerinden bazıları; Sokrates, Fidel Castro, Deniz Gezmiş, Aliya İzzetbegoviç, Aziz Nesin ve Sabahattin Ali… Farklı dönemlerde yaşamış, farklı ideolojilerdeki bu insanların savunmalarını okumak elbette etkileyiciydi. Hayatları hakkında bir karar verilecekken dahi vakur bir edayla davalarını savunmaları nasıl etkileyici olmasın ki! Okurken hikaye gibi geliyor ama gerçek işte…

Seyyid Kütub – İslam ve Kapitalizm Çatışması

Kitabın adından da anlaşıldığı gibi yazar, İslam Dini ve kapitalizm arasındaki çatışma ve çelişkileri kaleme alarak okuyucusunu düşündürmeye çalışmakta. Mülkiyet ve servet dağılımındaki bozukluklar, maaş dengesizliği, sermayenin haksız şekilde tekelleşmesi ve tabakalaşma gibi konuları irdeleyen yazar kapitalizmi eleştiriyor ama sosyalizme de sıcak bakmıyor. Adaleti, İslam Dini’nin hakkıyla uygulandığı bir yönetimde bulmanın mümkün olduğunu açık bir şekilde, birçok yerde ifade ediyor. Herkesin ilgisini çekecek bir kitap olmayabilir ama meraklılar için kolay okunduğunu söyleyebilrim.

Büşra Sanay – Kardeşini Doğurmak

kitap – sanay
Kardeşini Doğurmak, Büşra Sanay

Rahatsızlık derken, sonraki kitabımın hayatımın en rahatsız edici kitabı olacağını bilmiyordum tabii ki! Kitabın isminden birtakım şeyleri sezdim. Neşeli bir şeyler okumayacağımı elbette biliyordum ancak birkaç gün boyunca sürekli benzer hikayeleri, sansürsüz ve defalarca okumak, rüyalarımda görmek ve etrafıma şüpheyle bakmaya başlamak kelimelerle tarif edemeyeceğim kadar korkunçtu. Sadece ensest mağdurlarıyla değil, mağdur yakınları, avukatlar, pedagog ve psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve daha niceleriyle yapılan onlarca röportaj var kitapta. Büşra Sanay çok sıkı çalışmış, emek vermiş ve uğraşmış. Üstelik sadece fiziksel olarak değil, asıl psikolojik olarak! Nasıl anlatayım, hislerimi nasıl ifade edeyim hakikaten bilemiyorum, bu olayları okumak zor ama okunmalı, konuşulmalı. Yüreğimiz kalkıyor, kabus gibi çöküyor üzerimize diye kafamızı çeviremeyiz, çevirmemeliyiz. Yazacak çok şey var ama kitabı her hatırladığımda öyle karışıyorum ki, bu kadar yazsam daha iyi olacak.

Thomas S. Gowing – Sakal Felsefesi

kitap – gowing
Sakal Felsefesi, Thomas S. Gowing

1850’lerde verilen bir konferansın metinlerinden derlenen kitapta -adından da belli olduğu gibi- sakalın biyolojik yapısı, tarihsel evrimi, modası ve verdiği mesajlar anlatılıyor. Çok mu gerekli? Değil, ama merak edenler için Mısırlıların, Acemlerin, Yahudilerin, Greklerin, Rusların vb. sakalları hakkında kısa bilgiler de mevcut. Sakal sadece bir sakal değil, dini sosyal ve estetik anlamlar taşıyıp mesaj verirken, güç, iktidar ve saygınlığı da temsil etmekte. Hatta sakallı kadınlara övgü bile var kitapta! E peki sakalsız kadınlar ve köse erkekler ne yapacak? Bir şey yapmayacak tabii. ‘’Sakalım yok ki dinleyesiniz.’’ Deniyor, belki ağzımıza yerleşmiş ama ağzı olan da konuşuyor değil mi? Maksat kafayı doldurmak.

Julian Barnes – 10,5 Bölümde Dünya Tarihi

kitap – barnes
10,5 Bölümde Dünya Tarihi, Julian Barnes

Hangisiydi hatırlamıyorum ama kitap listelerinden birini incelerken baktım ki adı geçen kitapların daha yarısını bile okumamışım. Listeyi güvendiğim biri(leri) hazırlamış olacak ki not aldığım birkaç kitabı gittim, aldım. Julian Barnes’ın bu kitabı da onlardan biri… Kitaba başladığımda hakikaten kısa bir dünya tarihi okuyacağımı düşünmüştüm fakat başlayıp birkaç bölüm okuduktan sonra karşımda, metafor ve ironilerle bezenmiş absürt bir dünya tarihi olduğunu anladım. Başta çok ilginç ve keyifli geldi ama ortalara doğru -itiraf ediyorum- sıkılmaya başladım ama merak ettiğim için okumaya devam ettim. Çoğunluğun methettiği bir kitap hakkında sıkıldığımı yazmakla neler düşündürttüğümü aşağı-yukarı tahmin ediyorum ama ne yapabilirim? Ne var ki, sonlara doğru okuma isteğim yeniden depreşti ve kitabı bitirdim. Enteresan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çok beğendiğimi söyleyemesem de okuduğum için, okumak için sabır gösterdiğime memnunum. Çünkü öncelikle, yaratıcı olduğunu düşünüyorum. Verdiği mesajları, dikkat çektiği, eleştirdiği noktaları dikkate ve düşünmeye değer buluyorum.

Thomas Bulfinch- Klasik Yunan ve Roma Mitolojisi

Klasik Yunan ve Roma Mitolojisi
Klasik Yunan ve Roma Mitolojisii, Thomas Bulfinch

Mitoloji’ye meraklı olan ve mitolojik öyküleri bir arada okumak isteyenler için ideal bir kitap, diye düşünüyorum. Yazarın, bu kitabı büyük emeklerle yazmış olmalı çünkü tüm hikayeler tutarlı ve bir bütün. Bunun yanı sıra ünlü şairlerin konularla ilgili şiirleri paylaşılmış. Evet, çok tanrı ve çok olay var ve insanın aklı kimi zaman karmakarışık oluyor ama birbirinden yaratıcı öyküleri okumak çok keyifli. Sadece Yunan ve Roma Mitolojileri değil, kitabın sonunda İskandinav ve Hindu Mitolojisi’ne de değinmiş yazar. Bu uzun ve ayrıntılı kitabı ben tek seferde okudum fakat bana kalırsa böyle bir kitap yavaş yavaş, başlık başlık okunmalı ki, daha akılda kalıcı olsun.

Mümtaz Fırat- Kaybolan İzler

Mümtaz Fırat- Kaybolan İzler
Kaybolan İzler, Mümtaz Fırat

Dövme uzun zamandır çok popüler. Aylarca düşünüp yaptıranlar da var, bir anlık hevesle yaptırıp pişman olanlar da. Bir, daha ufacık yaşında ‘’hayat felsefesini’’, bir de sevdiğinin adını vücuduna dövdürenleri anlamıyorum ama genel olarak başkasında dövme severim. Yakışanda severim, dövmesiyle bir bütün olabilende severim. Benim ne sevdiğim değil konu ancak dövmenin tarihi de ne bu kadar yakın ne de anlamı şimdilerdeki gibi sığ… Anadolu’daki dövme kültürünü araştıran yazar, şekillerin anlamı, dövmelerin hangi maddelerle yapıldığı, hangi yörede hangi motiflerin daha çok görüldüğü ve motiflerin öykülerini paylaşmış. Şanlıurfa’ya gittiğimde özellikle kadınların yüzlerindeki dövmeler çok dikkatimi çekmişti ancak araştırmak aklıma gelmemişti. Bu kitabı okurken seneler evvel gördüğüm o kadınları hatırladım, dövmelerinin anlamlarını okudum… Süs, bereket, kötülüklerden ve nazardan korunma gibi anlamları olan dövmeler çok farklı duygu ve düşünceyle yaptırılıyormuş oralarda. Ne var ki yazarın dediğine göre, geç kalınmış bir araştırma olmuş zira artık Anadolu’da dövme yaptıran insanların sayısı giderek azalıyor, bu gelenek de yavaş yavaş eriyormuş. Her şey bitiyor…

Zainab Bahrani – Babil’in Kadınları

kitap – bahrani
Babil’in Kadınları, Zainab Bahrani

Kitap, Antik Mezapotamya’daki kadınlık mevhumu inceleyen tarihsel bir çalışma. Yazar, Antik Mezapotamya’da cinselliğin ve cinsel rollerin nasıl tanımlandığını M.Ö. 6500- M.S. 1891 yıllarına ait görsellerle zenginleştirmiş. O dönemlere ait edebi eserler de araştırmada mevcut. İlk bölümlerde daha çok terim açıklamaları var. Bana biraz sıkıcı geldi fakat kitap ilerleyip konuya girilince ilgimi çekmeye başladı. Sağlam bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Okumak için de konsantrasyon lazım, biraz da kafayı çalıştırmak. Freud’u okurken o kadar yorulmuşum ki, Bahrani’nin kitabına hakim olabilmek için kendimi çok kez dürtmem gerekti. Anlayacağınız okurken biraz zorlandım, ileriki zamanlarda tekrar okumak gerekecek…

Immanuel Kant – Eğitim Üzerine 

kitap – kant
Eğitim Üzerine, Immanuel Kant

Kant felsefe dünyasında çığır açan filozoflardan biri… Adını duyunca onu biraz okuyan herkesin aklına bir şeyler gelir. Benim aklıma her defasında gelen şey ise, filozofun aydınlanma tanımıdır: ‘’Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır.’’ Merak edenler varsa devamını da okuyabilirler. Sevgili Kant bu kitaptaki yazılarında, adından da anlaşılacağı gibi, çocuk eğitimi üzerinde duruyor. Fikirler, çıkarımlar güzel ancak insan bazı kısımları okurken: ‘’Peki Kant’çığım, bir de bunu nasıl yapacağımızı söylesen?’’ diyor mu? Diyor. Ben dedim… Öte yandan unuttuklarımızı hatırlatan, düşünmediklerimizi düşündüren çok yer var. Ben şahsen, kendi payıma birçok yerin altını çizdim, kitabı keyif ve ilgiyle okudum, çok beğendim. Ama eğer okursanız, kitap bittikten sonra her şeyi çözdüğünüzü düşünüp, harika çocuk yetiştireceğinizi falan düşünmeyin yani…

Prof. Dr. İ. Süreyya Sırma – Müslümanların Tarihi 

kitap – sirma
Müslümanların Tarihi, Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

İslam Tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen yazarın, ‘hayatımın eseri’ olarak nitelendirdiği kitap serisi beş ciltten oluşmakta. Ben de bu sene, bu seriyi okumaya karar verdim ve ilkiyle açılışı yaptım. Kitabın ilk cildi, Hz. Adem’in yaradılışından Hz. Muhammed’in doğumu ve Cahiliye Dönemi’ne kadar olan süreci kapsamakta. Fakat yazar, konuya girmeden evvel tarihin ne olduğu, tarihçinin özellikleri, ilmin ilim için mi yoksa insanlık için mi olduğu ve tarihte doğruluk esasları gibi konuları da kapsayan 160 küsur sayfalık bir bölümle okuru karşılıyor. Kimi yerlerde tekrarlar gözüme çarpsa da özellikle dil ve üslup olarak çok beğendiğim kitabı elimden bırakamadan okuduğumu belirtmeliyim. Sırma, sadece tarihi anlatmıyor, olayları günümüzle karşılaştırarak birtakım çıkarımlarda da bulunuyor. Bu çıkarımları tartmak ve düşünmek elbette ki okuyucuya kalıyor. Yazarın ne kadar iyi bir tarihçi, akademisyen, araştırmacı yahut insan olmasının ayrı, fikirlerinin bize uygun olup olmadığınınsa ayrı bir konu olduğunu bilen herkes, her araştırma ve tarih kitabını süzgecinden geçirmesi gerektiğini bilir zaten, bilmelidir. Yazara güvendiğim için verdiği bilgilerden kuşku duymadım. Fikir ve düşüncelerini ise kendi süzgecimden geçirdim. Kimini olumladım, kimini olumsuzladım, kiminiyse gözlemlemek için zamana bıraktım. Bunları yapmaya niyeti, gücü, kapasitesi olmayanlar bence bu ve bu gibi kitapları okumasınlar.

İkinci kitap ise Hz. Muhammed’in peygamberliği, İslam’ın yayılması, yapılan savaşlar, iç karışıklıklar, Hicret, dönemin inançsal, sosyal ve politik konuları ele alınıp Hz. Muhammed’in vefatıyla sona eriyor. Önceki kitapta bahsettiğim gibi; kimi yerlerde tekrarlar göze çarpıyor, yazarın yorumları okuyucunun süzgecinden geçirilmeli ve bununla birlikte çok açık, yalın ve anlaşılır bir üslup olduğunu tekrar etmem gerekir. Bu kadar çok tarih zikredilip yine okuyucuyu sıkmamak bence önemli. İkinci kitabı da ilgiyle okudum.

Serinin üçüncüsü olan kitapta bu kez, Hz. Ebubekir Dönemi’nden başlayarak Emeviler Dönemi’nin sonuna kadar olan süreçten bahsediliyor. Dört Halife Dönemi’nin özellikleri, halifelerin seçiliş şekilleri, toplum yapısı ve son olarak Emeviler’in yaptığı sistem değişikliği, başa gelenlerin özellikleri ve yine toplum yapısı hakkında ayrıntılı bilgiler edinmek mümkün. Tarihi bilgilerin yanı sıra kitapta yazar, düşüncelerini ve eleştirilerini de paylaşmış. Önceden de belirttiğim gibi ne kadarını onaylayıp ne kadarını sorgulayacağınız size kalmış. Bu tip kitapları okurken okurun pasif olmaması, düşünmesi ve muhakemede bulunması gerekli sanıyorum.

Serinin sondan önceki kitabı, Abbasi Dönemi’nden Moğollar’a kadar olan süreci kapsıyor. Diğer kitaplarda olduğu gibi burada da siyasi ve toplumsal olaylar mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde, kimi zaman yazarın yorumlarının da eşliğinde, okuyucuya sunulmakta. Tabii, sadece bu seriyi okumakla bütün tarihsel olayları zihinde tutmak mümkün değil. Bana göre tarihi tek bir yazardan da okumamak lazım ama yine de, her şeyi tek tek hatırlamasak da bu kitaplarla birlikte bir bilgi, fikir ve aşağı yukarı bir görüş oluşturabilmek mümkün.

Kitabın son cildinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsediliyor. Osman Gazi’den başlayarak Sultan Vahdettin’e kadar uzayan dönemdeki siyasi gelişmelerden bahsedilirken, yazarın diğer ciltlerdeki tarz ve üslubu da aynı şekilde devam ediyor. Bana göre güzel bir seriydi. Merak edenler okumalı.

Cemil Meriç – Saint Simon, İlk Sosyolog, İlk Sosyalist

kitap – meric
Saint-Simon: İlk Sosyolog, İlk Sosyalist, Cemil Meriç

Her akımın olduğu gibi sosyalizmin de taraftarları var tabii. Ve elbette her zaman olduğu gibi, savunduğu şeyi okuyup, düşünüp, araştıran ve bu şekilde bir fikre varanların yanında kulaktan dolma birkaç şeyle bildiğini sanıp konuşurken saçmalayanlar da var… İkinci grup Saint Simon’un adını dahi duymadığı için bu kitap ilk gruba ya da ilk grubun yolunda olanlara hitap ediyor. Sosyolojinin kurucusu olarak değerlendirilen Saint Simon’un hayatını ve öğretisini Cemil Meriç’ten okumak, onun değerlendirmelerini, kimi zaman serzenişlerini görmek keyifliydi benim için. Cemil Meriç, bahsettiği konular ne kadar derin, ağır yahut zor olursa olsun, okurken her daim haz aldığım bir düşünür, bir yazardır. Bu kitabını da çok severek okudum. 

Sun Tzu – Savaş Sanatı

kitap – sun tzu
Savaş Sanatı, Sun-Tzu

20. yüzyılın sonlarından itibaren ekonomi ve iş dünyasında da kullanılan bir strateji kitabı olan ‘’Savaş Sanatı’’, askeri taktikler ve savaş üzerine yapılmış bir çalışma. İlgi çekici. Kitaptaki taktik ve fikirler ‘’Vay canına!’’ dedirtiyor, hakikaten. Bölümlerin tümünde kişinin kendi payına çıkaracağı bir çok tavsiye, kulağına küpe olacak taktikler var. Ama bunun için önce savaşmanız lazım. Savaş meydanında olmanıza da gerek yok üstelik. Zira günümüzde isteyene her yer bir savaş, bir çekişme, bir çatışma yeri… Biriyle ya da bir şeyle savaşı olmayan kişilerse, benim gibi, meraktan okuyabilir. M.Ö. 6. Yüzyılda yazılmış olması da Tzu’nun yazdıklarını merak etmek için bir sebep olabilir, elbette…

Aaron James – Ass-holes 

kitap – james
Ass-Holes, Aaron James

Bu yaz Amerika’ya gittiğimde yaptığım kitap alış verişinde, biraz da eğleneyim diye aldığım kitaplardan biriydi ‘’Ass-holes’’. Azıcık İngilizce bilen biri bile izlediği dizi ve filmlerden kelimenin ne anlama geldiğini bilir. Elbette burada da kelime soyut değil, somut anlamıyla ele alınıyor. Yazarın hayatın her yerinde karşımıza çıkan, çıkacak olan ‘’Ass-holes’’u bir teori olarak ele alıyor ve onların karakteristiklerini, bazı durum ve olaylar karşısında nasıl davrandıklarını ve insanlarla ilişkilerini açıklayarak irdeliyor. Eğlenceliydi ama bayılmadım yani.  Çok yüksek seviye bir espri anlayışım yok belki de o yüzden espri anlayışlarımız uyuşmamış olabilir. Yine de işte bir farklılık oldu, iyi oldu…

Thomas More – Utopia

kitap – more
Utopia, Thomas More

Sanırım daha çok felsefeyle ilgilenenlerin dikkatini çekecek bir kitap olan ‘’Utopia’’, her şeyin herkese ait olduğu, her bireyin ihtiyacının kusursuzca karşılandığı, zengin-fakir ayrımının olmadığı, halkın huzur içinde yaşadığı ve fırsatlardan eşit miktarda pay sahibi olduğu bir ülkeden bahsetmekte. More, dostu Erasmus’a kitabı yazarken yüreğinin kabardığından bahsetmiş. Ayrıca ‘’yok ülke’’ anlamına gelen ‘’ütopya’’ kelimesini de ilk kez More’un  ortaya koyduğunu belirtmek gerekir. Kitaptaki ülkede herkes eşit falan ama bazı yerler var ki orada bir eşitlik görmek mümkün olmuyor. Bunları Mina Urgan, kitabın sonundaki inceleme yazısıyla okuyucuya sunuyor. Bence Urgan’ın yazısını paylaşmak kesinlikle yerinde olmuş. Özellikle Platon’un anlayışına aşina olmayanlar için kitabı daha anlamlı kılıyor.

Ahsen Yalvaç – Türk Sineması ve Arabesk

kitap – yalvac
Türk Sineması ve Arabesk, Ahsen Yalvaç

Arabesk kültür kimi çevrelerce aşağılanır. Müziklerini dinleyenler, filmlerini izleyenler ötekileştirilir, pek beğenilmez. Ben de kendimi bildim bileli, onlardan biri oldum. Arabesk müzik dinler, filmleri izlerim. Severim de… Bu kadar okuyan ve düşünen birinin bu tip müzikler dinlemesi ve filmler izlemesiyle başlayan cümlelere pek kulak astığım söylenemez. Bundan olsa gerek Yalvaç’ın kitabını gördüğümde, senelerdir izlediğim filmleri, ucundan da olsa irdeleyecek olmak hoşuma gitti. Filmlerden yola çıkarak irdelenen arabesk kavramı, değişen İstanbul’un sinemaya etkisi, Türkiye’nin modernleşme sürecinin sinemaya yansıması, ‘Tabutta Röveşata’’, ‘’Kasaba’’ ve  ‘‘Güneşe  Yolculuk’’ gibi filmlerde arabeskin değişen kullanımı hakkında yapılan araştırma ve açıklamalar benim açımdan ilgi çekiciydi. Birçok bakımdan değişik bakış açıları da kazandığımı söyleyebilirim. Çok severek okudum.

Carol J. Adams – Etin Cinsel Politikası

kitap – adams
Etin Cinsel Politikası, Carol J. Adams

Ta daaaam! Sanırım bu ayın en dikkat çeken kitabı ‘Etin Cinsel Politikası’ydı… Eko-feminist olduğunu söyleyen Adams kitabında, hayvanların ete, kadınların cinsel nesenelere indirgenmeleri arasında bir fark olmadığından ve buna karşı mücadele edilmesi gerektiğinden bahsetmekte. Tabii ki bu neredeyse 90 sayfa önsöz ve açıklama yazılmış bir kitap hakkında oldukça kaba bir açıklama olacaktır ancak ayrıntılı bir açıklama için sadece kitabı okumakla kalmayıp, biraz daha araştırma yapmam, sindirmem ve düşünmem gerekir. Eski çağlardan beri et yemenin erkeklikle ilişkili görüldüğü, kullanılan dilin hayvan ve kadın anlayışlarına etkisi, insanın esasen otobur olduğuna ilişkin araştırmalar, reklamlarda verilen mesajlar, kötü muamele ve şiddet gibi konuları iyiden iyiye irdeleyen yazar, okuyucunun zihninde yeni pencereler açıyor. Özellikle moda diye vegan ve vejetaryen olan insanlar okusa iyi olur bence. En azından neyi niçin yaptıkları hakkında kafalarında birtakım düşünceler şekillenir belki. Kitabı okuduktan sonra derhal vejetaryen olmadım, et yediğim için kendimden de tiksinmedim. Öte yandan Adams’ın kitabında yazdıklarının büyük bir kısmı da mantığıma yattı. Ancak bir kitapla tüm hayatını değiştirecek bir insan değilim ben. Tepkisel bir hareketin devamlı olamayacağı, içselleşemeyeceğini düşünürüm hep. İlerde ne olur bilmiyorum ama bu kitapta dikkat çeken, düşünmeyi hakeden ve gerektiren birçok tespit var doğrusu.

Jack Holland – Mizojini, Kadından Nefretin Evrensel Tarihi

kitap –  holland
Mizojini, Jack Holland

Kitabın ismi ne kadar sinir bozucu olsa da, kadın nefreti maalesef tarihi olan bir kavram. Kadına sırf ‘kadın’ olduğu için önyargıyla yaklaşılması, yok sayılması, güvenilmez addedilmesi, bastırılması ve zulmedilmesinin anlatıldığı kitapta mitolojiden, dinlerden, çeşitli toplumlardan ve İlk Çağ’dan günümüze kadar birçok örnek bulunmakta. Ne var ki, yazarın daha çok Avrupa tarihi üzerine yazması, kitabın adındaki ‘evrensel’ kelimesiyle pek örtüşmüyor. Ama eğer Holland kitabın sonlarında birkaç yerdeki Orta Doğu örneğiyle evrenselliği yakaladığını düşünüyorsa, onu bilemem. Bunun yanı sıra, oldukça rahat okunan, akıcı, anlaşılır ve açık bir üslubu olduğunu düşünüyorum. Ama sinir bozucu, bu bir gerçek.

Charles Foster – Hayvan Olmak

kitap – foster
Hayvan Olmak, Charles Foster

Bu kitabı aldığım dönem; ‘Allah’ım hayvan olsaydım, insan olmak çok zor.’ dediğim, ardından hayvan olmanın da zor olduğuna kanaat getirip; ‘Allah’ım keşke bir ot olsaydım, ot!’ diye düşündüğüm ve hatta kendi kendime konuştuğum öfkeli ve kırgın zamanlarıma denk geliyor. Kitap beni çok etkilemedi, tatmin de etmedi elbette zira bir insan olarak hayvanlar anlanmaz, anlatılmaz. Fakat hayvanlarla ortak ve farklı yönlerimizi okumak ilginçti. Foster bir doğa bilimci olarak, porsuk, su samuru, tilki,alageyik  ve ebabil olmayı denemeyimlemeye çalışarak, yaşadığı olay ve durumları kaleme almış. Bence güzel ve değişik bir şey yapmış. Bu anlamda okumaktan keyif aldım ama isyankar ve kırgın ruhuma herhangi bir etkisi olmadı tabii… Kırgınlıklar da uzun sürmüyor zira kitap bittiğinde ben zaten içine düştüğüm duruma alışmıştım. Bu insan ne biçim şeyse, her şeye alışıyor zaten.

Oğuz Işık, Melih Pınarcıoğlu – Nöbetleşe Yoksulluk 

kitap – isik pinarcioglu
Nöbetleşe Yoksulluk, Oğuz Işık & Melih Pınarcıoğlu

Kitapta Sultanbeyli örneğinden yola çıkılarak, kentleşme, kentteki yoksulluk biçimleri ve yoksulluk nedenleri incelenirken, arazi yağmaları, çıkar ilişkileri, rant sağlamak için kullanılan arsalar ve hemen akabinde oluşan inşa şekilleriyle çarpık kentleşme konuları irdelenmekte. Anlaşıldığı gibi sosyolojik bir inceleme ‘Nöbetleşe Yoksulluk’. Adını başka bir kitapta okumuş, sonra da defterime not etmiştim. Oldukça dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Yazarların anlatımını da ne yanlı ne çok tarafsız bulduğumu, bu anlamda bana itici gelen bir şey olmadığını da belirtmem gerekir. Bilmiyorum sosyolojik araştırmalar hoşunuza gider mi ya da yaşadığımız şehirde –mesela- hala su gitmeyen nice semtin olduğunu bilmek sizin için bir şey ifade eder mi? Ben merak edip okuyorum, hatta gidip görüyorum da ne oluyor? O da ayrı konu…

John Berger – Görme Biçimleri

kitap – berger
Görme Biçimleri, John Berger

BBC kanalında yayınlanan konuşmalardan yola çıkılarak oluşturulan kitapta bilmediğimiz, günlük hayatımızda karşımıza çıkmayan belki de hiçbir şey yok. Fakat gördüğümüz şeyi nasıl algıladığımıza, zihnimizde ne gibi imgeler oluştuğuna yahut görme eylemiyle alakalı kavramların içeriğine yönelik bakış açımızı genişletecek çokça açıklama ve örnekleme bulunuyor. Özellikle çıplaklıkla nü arasındaki farkları ve reklamla ilgili kısımları çok severek okudum. Çeviride birtakım sıkıntılar var mıydı? Orjinalini okumadan bir şey diyemiyorum. Bununla birlikte kitabı bir kez daha özgün dilinden okumayı düşünüyorum.

 Hagop Baronyan – İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti

kitap – baronyan
İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti, Hagop Baronyan

Hayalimde, hiç görmediğim ve bundan sonra da görmemin imkansız olduğu o eski İstanbul’un izlerini bulmak için birkaç sene çeşitli mahallelerde dolaşıp, birçok fotoğraf çektim. Eski İstanbul resimlerinin olduğu, o dönemde semtler hakkında yazılan yazıların bulunduğu birkaç kitap edindim. İstanbul’un o eski haline bakıp da şimdiki durumuna üzülmemek elde değil. Ne var ki mazi, mazide kaldı çoktan… Ben de teselliyi kitaplarda arıyorum. ‘İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti’, 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’un mahallelerinde yaşanan günlük olayları, sınıfsal farklılıkları, insani ilişkileri ve Ermeni toplumunun olaylar karşısındaki tutumunu inceden eleştiren, mizahi bir kitap. Hiciv ve mizahı sıkça kullanan Baronyan’ın o dönemlerde sansüre direndiğini unutmazsak, kitaptaki eleştirilerin pek de yumuşak olmadığını anlayabilirsiniz.

Erdal Gezik – Alevi Kürtler

kitap – gezik
Alevi Kürtler, Erdal Gezik

O kadar enteresan insanlar var ki okuduğum kitaplarla kavga ediyorlar ya da şunu okuyorsam kesin böyleyimdir gibi bazı afaki ve dolayısıyle saçma yargılarda bulunabiliyorlar. Ne Aleviyim, ne de Kürt. Sadece meraklıyım ve bilmek, anlamak istiyorum. Bu kadar… Paranoyak düşüncelerinizi alın ve lütfen,  mahkemecilik oyununuzu başka yerde oynayın. Adından da anlaşılacağı gibi yazarın, geçmişten günümüze Alevi Kürt kimliği üzerine yaptığı kapsamlı araştırmaları topladığı kitabında, Şeyh Sait İsyanı’ndan Dersim Olaylarına, Alevi-Sünni ilişkilerinden aşiret ilişkilerine kadar birçok konuya değiniliyor. Yazarın çok fazla ayrıntıya girdiğini söyleyemem o yüzden de rahat okunan bir kitap. Kimin ilgisini çeker kimin çekmez, bilemem. Tercih meselesi.

Lucien X. Polastron- Kitap Yakmanın Tarihi

kitap yakmanın tarihi
Kitap Yakmanın Tarihi, Lucien X. Polastron

Akademisyen Polastron’un yazdığına bakılırsa, kitap yakmanın da, insanlık gibi,  geçmişe dayanan oldukça çetrefilli bir tarihi bulunmakta. Kitapta da bahsedildiği gibi, bunun birçok sebebi var ve görünen o ki her dönemde, her dine yahut ırka mensup insanlar, dünyanın çeşitli yerlerinde böylesi eylemlerde bulunmuş. Ne diyeyim, yakmakla bir takım şeyler ortadan kalkıyor ya da öyle gözüküyor olabilir. Ancak kitapların kökü yakmakla kurutulmaz, kurutulamıyor da… Bana kalırsa güzel bir çalışma olmuş. Rahat okunuyor, tarih bombardımanı yok. Çevirisini de beğendim. İlgi çekecek bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Alberto Manguel- Okumanın Tarihi 

okumanın tarihi
Okumanın Tarihi, Alberto Manguel

‘Kitap Yakmanın Tarihi’nden sonra bu ay ‘Okumanın Tarihi’ni de okuyarak, okuma eylemi ve öğeleriyle bayağı sıkı fıkı bir ilişki içerisine girdim. Açıkçası ben tarih okumayı değil, dinlemeyi seviyorum. Zira, konu tarih olduğunda anlatılanlar benim için daha akılda kalıcı oluyor nedense… Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi yazar, çok eski yıllardan günümüze okumanın, okurun, okuma tiplerinin ve hatta okuma mekanlarının tarihini okuyucuyla paylaşıyor. Okumanın tarihi, sadece tarihten ibaret değil. Bahsedilen konuların ilginçliğinin yanında Manguel’in üslubu da okumayı keyifli hale getiriyor. Özellikle kitapları ve okumayı sevenlerin ilgisini çekecek diye düşünüyorum.

Cemil Meriç –  Bu Ülke

kitap – meric
Bu Ülke, Cemil Meriç

Cemil Meriç’i ilk defa okudum. İyi ki de okumuşum, iyi ki de daha fazla ertelememişim! Kitaptaki tespitleri, aydınlara, sanata, halka, politikaya, ideolojilere, devlet adamlarına ve daha aklıma gelmeyen bir sürü sosyolojik olguya bakış açısı ve yorumlayışı, bende tek kelimeyle hayranlık uyandırdı. Yazdığı konular çok önemli ve hassas olmasına rağmen bir çırpıda okunuyor ve anlaşılıyor. Yazarın tespitlerini okurken, heyecandan yerimde hop oturup hop kalktım. Satırlarını bu kadar çok çizdiğim bir kitap daha hatırlamıyorum. Bilemiyorum, kitabı okuyan herkes böyle mi hissediyor ancak, ben keyif almamın yanı sıra, kitabı okurken eğitildiğimi hissettim.

Robert Fulford – Anlatının Gücü

kitap – fulford
Anlatının Gücü, Robert Fulford

Anlatı sanatının dedikodudan doğduğunu söyleyen Fulford, denemesinde kısaca, olayları özetlemenin kestirme yolu olarak dedikoduya dikkat çekmekte ve bunun tarihsel sürecini irdelemekte. Hikayenin insan üzerindeki psikolojik etkisi, tedavi edici özelliği, bir milletin hafızası olmaktaki rolü ve benzer konulara dikkat çekiliyor. İlgi çekici bir konusu olmakla birlikte, yazarın üslubundan mıdır yoksa başka türlü bir şey beklediğimden midir bilmiyorum ama ben pek keyif almadım. Keyif almamakla birlikte, okuduklarımdan hatırladığım neredeyse hiçbir şey yok.

Cemil Meriç – Işık Doğudan Gelir

kitap – meric
Işık Doğudan Gelir, Cemil Meriç

Cemil Meriç, birçok konuda kitap yazdı. Tüm hayatını ilim ve irfan yolunda yaşayan ve son nefesine dek bu sorumluluğu üzerinde hisseden bir adamın kitaplarını okumak ve anlayabilmek benim için adeta bir onur. Dilerim ki, onun tükenmek bilmeyen okuma tutkusu bende de olsun… Tabii, anlayabilmekten bahsettim ama anlayamadığım, kavrayamadığım yazıları da var tabii. Bu kitap, Meriç’in oğlu tarafından derlenmiş ve yazarın ansiklopediler üzerine yazdığı yazılardan oluşuyor. Önce Batı’nın ansiklopedilerini inceliyor Meriç; her dönemde yazılanları tek tek irdeliyor. Ardından  Doğu’nun, İslam Coğrafyası’nın ansiklopedilerini inceliyor. Ansiklopedi tarihi ve gelişimi hakkında zerre bilgim yoktur. O yüzden kitabı okurken, bir evrenden başka bir evrene düşmüş gibi hissettim. Çok önemli bilgiler, öğrendiğim, beni şaşırtan çok şey oldu ama hiç ilgimi çekmemiş bir konu olduğundan zor okudum. Fakat, konuyla ilgili insanların kesinlikle çok keyif alacağını düşünüyorum ve kitaba bir göz atmalarını tavsiye ediyorum.

Rollo May- Özgürlük ve Kader

Özgürlük ve Kader
Özgürlük ve Kader, Rollo May

İlk okuduğum ‘Yaratma Cesareti’ kitabı öyle ufkumu açmış, öyle düşündürüp yol göstermişti ki bana, ne oldu da May okumaya bu kadar ara verdim bilmiyorum. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi yazar, özgürlük ve kader konularına farklı bakış açılarıyla yaklaşarak, verdiği örneklerle okuru bir hayli etkiliyor. En azından beni etkiledi… Rollo May’in okura bir şeyler ispatlama yahut kabul ettirme gibi bir derdi yok fakat düşündürmeyi seviyor. Bu anlamda, konulara yaklaşımı dışında dil ve üslubunu da beğeniyor, karakterime uygun bulduğum için de keyifle okuyorum. Bir kitabı okurken sürekli kafamda ‘şunu yap, bunu yap’ diye dırdır eden birinin varlığına tahammül edemediğimden, üslup benim için  her zaman önemli olmuştur. Hele ki bu tip kitaplarda… 

Dieter Thoma – Babalar

Babalar
Babalar, Dieter Thomä

Son zamanlarda mitoloji hakkında bir şeyler öğrenip okuyunca, oradaki bilgilerle psikoloji kitaplarından edindiğim bilgileri de birleştirdiğimde bazı konular hakkındaki merakım da arttı. Bunlardan biri de, dünyanın oluşumundan beri süregelen baba-çocuk ilişkisi ve bu ilişki dinamiklerine dair tarihsel bir şeyler öğrenmek… Bu kitabı da bu yüzden okumak istedim. Dil ve üslubu, dolayısıyla çevirisini başarılı buldum, akıcı bir şekilde de okunuyor ama beklentimi göz önüne aldığımda istediğimi bulamadım. Babaların duygu ve davranışlarına kapsamlı bir bakış var. Yıllar değiştikçe değişen ve dönüşen baba algısı, baba olarak bir erkeğin yaşadığı durumlar, kadının ve çocuğun babayı algılamasındaki farklılıklar ve daha nicesi var kitapta. Daha ne mi arıyorum? Mitolojiden başlayarak, kutsal metinlerden, Ortaçağ ve ardından modern toplumlardan örneklerle oluşturulmuş, daha kapsamlı ve babalığı tek başına değil, daha çok baba-kız ve baba-oğul ilişkisindeki dinamiklerin irdelendiği bir kitabı tercih ederdim. Olmadı. Bu kitapta istediğimi bulamadım. Hayal ettiğim böyle bir kitap var mı onu da bilmiyorum. Tavsiye alırsam çok memnun olurum.

Mithat Cemal Kuntay – Üç İstanbul

kitap – kuntay
Üç İstanbul, Mithat Cemil Kuntay

Hayatım boyunca en fazla beş- altı kitap hediye edilmiştir bana. ‘Üç İstanbul’ da bunlardan biri… Adnan adlı genç yazarın hayatının üç dönemine paralel olarak, İstanbul’un üç döneminin anlatıldığı, biraz ağır olmakla birlikte, keyfili ve kült bir kitap. Önceleri hasta annesiyle yoksul bir hayat süren Adnan, sonraki yıllarda İttihat ve Terakki’nin önemli isimlerinden biri olur. Derken, itibarını yeniden kazanmak için Ankara’ya çağrılmayı beklerken mutsuz bir şekilde ölür. Adnan’ın hayatındaki bu kesitler, İstanbul’un İstibdat, İttihat ve Terakki ve Mütareke Dönemlerine denk gelmekte. Ağır bir kitap olmasına rağmen, yazarın dil ve üslubunu çok sevdim ve ilgiyle okudum. Herkesin ilgisini çeker mi bilmiyorum ama hangi eski sahafa girsem, hangi edebiyatçıyla konuşsam, Kuntay’ın bu kitabının Türk Edebiyatı’nın en değerli birkaç kitabından biri olduğunu söylüyorlar. Benden söylemesi.

Frederike Geerdink – Roboski, Gençler Öldü

kitap – geerdink
Roboski: Gençler Öldü, Fréderike Geerdink

Ben bir gerçeği bildiğimden emin olduğumu söylemek için, onu şahsen görmem ve yaşamam gerektiğini düşünürüm. Öte yandan, her görüp yaşadığımın gerçek olamayabileceğini, yanılabileceğimi de hesaba katarım elbette. Bunun dışında, kendi hayatımda, ülkede ve dünyada ne olup bitmişse, çeşitli kaynaklardan okuyup, bir bilgi değil, ancak bir zan oluşturabileceğimi düşünürüm ki, bu da zaten benim fikrimdir, beni bağlar. Okuduğum araştırma kitaplarının tümünü de şimdiye kadar, düşüncelerimi oluştururken fikir edinmek amacıyla okumuşumdur. Bu bağlamda, çoğunluğun aksine, her okuduğumu –ne kadar güvenilir olursa olsun- doğru kabul edip hemen kabul etmem ya da tamamen yanlıştır diye silmem. Kafamın bir yerinde bekletirim. O yüzden elimden geldiğince farklı bakış açıları okuyup dinlemeye çalışırım. Bu huyum sağ olsun Cemil Meriç’in kitaplarını okuduktan, telkinlerine kulak verdikten sonra iyice oturmuştur. Ama tabii tarafçılık ve fanatizm o kadar yaygın ki ülkemizde, benim gibi insanlar değil anlaşılmak, varlık bile gösteremiyor. Hele bir de konu politik olunca… Umurumda mı? Değil, elbette. Düşünmeden koşacağıma, düşünüp yerimde saymayı yeğlerim. Diyeceğim bu kadar…

Erich Maria Remarque – Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

kitap – remarque
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Erich Maria Remarque

I.Dünya Savaşı… Almanya, batı cehpesinde Fransa’yla savaşmaktadır. Yaşanan dram, ölümler, yaralanmalar ve kayıplar 19 yaşındaki bir askerin gözünden anlatılıyor. O kadar, şiirsel ve aynı zamanda dramatik bir dille anlatılmış ki, okurun okuduğu sahneleri gözünde canlandırması hiç de zor değil. Bununla birlikte, çok gerçekçi yazılmış ve asla ajitasyona yer verilmemiş bu kitapta… Beni en çok etkileyen sahne ise, kahramanın izinli olarak evine döndüğünde hissettiği yabancılaşmayı anlattığı monologlardı. Filmini izlemedim ama hayatımda okuduğum en iyi savaş kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.

George Armstrong – Rothschild Para İmparatorluğu 

Finans dünyasında adı bilinen ancak hakkındaki bilgilerin oldukça gizli tutulduğu Rothschild ailesinin yükselişi ve zaman içinde İngiliz ve Fransız Merkez Bankaları ile Amerikada’daki Federal Rezerv Bankaları’na sahip oluşunun anlatıldığı kitap, bu tip konulara ilgi duyanlar için, hem dikkat çekici, hem düşündürücü hem de kolay okunuyor. Armstrong kitabında, Rothschild Ailesi’nin bir Yahudi İmparatorluğu kurmak istediğinden, I. ve II. Dünya Savaşları’ndan da büyük paralar kazanarak Bolşevik Devrimi’ni finanse ettiğinden bahsetmekte. Bahsettiği konular sadece bunlar değil elbette. Kitapta, Yahudi protokollerinden cinayet şebekesine, Amerika’nın savaşa girmesinden çok partili demokrasiye kadar birçok konuya değinilmiş. Yazarın üslubunu düşmanca yahut yanlı bulduğumu söylemem ama okunan her kitapta olduğu gibi, okurun vazifesinin okudukları üzerine iyice düşünmek olduğunu unutmamak lazım.

İsmet Bozdağ – Darağacında Bir Başbakan

Bozdağ’ın, Adnan Menderes ve Demokrat Parti hakkında yazdıklarından yapılan bir derleme olan kitap, tarihe ışık tutuyor mu bilmiyorum. Geçen senelerde satın aldığım Demokrat Parti dönemi kitaplarının hepsinin yazarı İsmet Bozdağ. Hal böyle olunca, farklı yazarlardan okumadığım için fikir ve olayları çarpıştıramıyor, haliyle düşünemiyorum. O yüzden kitabı okurken çok sıkıldım ve kendime kızdım. Aynı dönemleri aynı yazardan okumak kadar ahmakça bir şey olamaz. Siz yapmayın sakın!

Taner Akçam – Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması

kitap – akcam
Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması, Taner Akçam

Türkiye’de konuşulamayan konuların olması ne yazık ki beni şaşırtmıyor bir türlü. En günlük konuşmalarda bile üslup sıkıntısı çekerken, hassas konularda kelimelerimizi seçerek konuşmak, bizim gibi tepkisel insanlara göre değil. Hele, son zamanlarda sosyal medyanın da etkisiyle, güya çağdaş görünecek diye hiç tanımadığına senli-benli hitap edenler, farklı fikirde olana hakaretler yağdıranlar yahut birilerine yaranmak için palavradan fikir savunanlar iyice kabak tadı veriyor. Ama öte yandan okuyan ve yazan, aklı selim bir topluluk az da olsa var. Araştırma kitapları önemlidir ama bir fikir oluşturmak için mümkün olduğunca çok ve farklı kalemlerden okumak gerekir ki, okur kapsamlı düşünüp bir yargıya ulaşabilsin. Kitabın adından, içeriği de anlaşılıyor. Kitapta, Ermenilerin zorla Müslümanlaştırılma, geçici iskan, çocukların Müslüman evlere dağıtılması ve genç kızların zorla evlendirilerek asimile edildiğinden bahsedilmekte. Hemen reddetmek yerine böyle kitapları okuyup düşünmek lazım. Lafı insanların ağzına tıkamakla bir şey elde edilmediğini yaşayarak görüyoruz.

Cemil Meriç – Kültürden İrfana 

kitap – cemil meric
Kültürden İrfana, Cemil Meriç

Çok sevdiğim ve saydığım düşünce adamı Cemil Meriç’in de külliyatını tamamlamama az kaldı. Ama bu, onu okumanın sonunu getirmiyor elbette. Zamansız, mekansız okunacak bir yazar ve şüphesiz, anlamak için birkaç kez okumak gerekiyor. Meriç’in diğer kitaplarında Batı- Doğu, Batı- Türkiye, Batı- Hint ve Hint- Türkiye karşılaştırmalarını görmüş, okumuştum. Bu kitabıyla yazar, bu sefer de Batı kültürü ile İslam irfanını karşılaştırmakta. Önceki kitaplarında kültür hakkında yazdığını ve uğraştığını belirten Meriç, bu kitabıyla birlikte irfanın üzerine eğileceğini belirterek, okuruna yine enfes bir kitap sunuyor. Meriç, önyargılardan kurtularak özgürce düşünebilmeyi öyle güzel gösteriyor ki kitaplarında, anlayanlar ve kendini geliştirmek, farklı bakış açıları kazanmak isteyenler için kesinlikle bire bir.

Muhammed Hamidullah – İlk İslam Devleti

kitap – hamidullah
İlk İslâm Devleti, Prof. Dr. Muhammed Hamidullah

Hamidullah’ın diğer kitaplarında bulunmayan bilgilerin başlıklar altında toplanıldığı ve maddelere ayrılarak düzenlenen, Fransızca’dan çevrilen oldukça kolay okunan, anlaşılır bir kitap. Özellikle son yıllarda, ortada bilip bilmeden konuşan birçok kişi varken, özellikle dini konularda okuma yapmak isteyenlerin, zorlansalar dahi, güvenilir kaynaklara başvurması şart. Muhammed Hamidullah da bunlardan biri. Daha evvel okuduğum kitaplarında sadece bilgi, birikimiyle değil, akıcı anlatımıyla da türünde, sevdiğim yazarlar arasında yerini almıştı. İlgilenenler keyifle okuyacaklardır.

Hüseyin Aygün – Dersim 1938 ve Hacı Hıdır Ataç’ın Defteri 

kitap – aygun
Dersim 1938 ve Hacı Hıdır Ataç’ın Defteri, Hüseyin Aygün

Hüseyin Aygün’ün, Dersim olaylarını yaşamış Hacı Hıdır Ataç’ın anı defterlerinden ve devlet arşivlerinden derlediği kitapta, belgeler ve raporlar da bulunmakta. Yaşanan ölümleri, askeri harekatları, Dersim’in ıslahını ve sürgünleri anlatan kitabı çok da yanlı bulmamakla birlikte, yine de temkinli okumaya çalıştım. Politik konularda artık iyiyden iyiye paranoyaklaşıyorum. Okunan şeyleri sorgulamak, muhakeme etmek her zaman lazım ama bu aşırı şüpheci hal de beni çok yoruyor. Her halükarda, bu tip konuları her yönden, mümkün olduğunca her türlü bakış açısından okumak gerektiğini düşünüyorum.

Cemil Meriç – Bir Dünyanın Eşiğinde 

kitap – meric
Bir Dünyanın Eşiğinde, Cemil Meriç

Cemil Meriç’in birçok kitabını okudum. Kitaplarının neredeyse hemen hemen hepsinde Hind’e, Hint kültürüne atıflar ve övgüler yer almaktaydı. Ben şahsen, Hint kültürünü pek tanımam, şimdiye kadar okumuşluğum da yoktu. Ancak, felsefe çalışmaya başlamakla birlikte ufaktan bir giriş yapmış bulundum. Derken, ‘Bir Dünyanın Eşiğinde’yi elime aldım… Meriç’in Hint kültürünü, destanlarını, mitolojisini, edebiyatını ve Hindistan’ı anlattığı kitabı, özellikle konuyla ilgilenenlerin çok ama çok beğeneceğini düşünüyorum. Avrupa’yı gezip görmüş bir entelektüelin gözünden Hindistan’a bakmak, onun bakış açısıyla, onun gözüyle görmek çok keyifli bir deneyimdi. Cemil Meriç’e olan sevgim ve saygımın da bu beğenimde payı var elbette ama, okursanız siz de ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Cemil Meriç – Sosyoloji Notları ve Konferanslar

kitap – cemil meric
Sosyoloji Notları ve Konferanslar, Cemil Meriç

Adından da  anlaşılacağı gibi kitap, Meriç’in İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde 1965-69 yılları arasında anlattığı dersler, verdiği konferanslar ve sohbetleri sırasında çoğunlukla kızı Ümit Meriç tarafından tutulan notlardan oluşuyor. Meriç’in ileride yazacağı kitapların bir nevi taslağı olan bu notları, kendisinin büyük bir hayranı olarak elbette ki ilgi, merak ve keyifle okudum. Böyle kıymetli bir düşünce adamının kitaplarının okunması, okunanlar üzerine bolca düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Ne var ki, bilmem kaç kere söylemekten dilimde tüy bitse de, en yakınlarım bile eline alıp bir Cemil Meriç kitabı okumuş değiller henüz.

Duygu Asena – Kadının Adı Yok 

kitap – duygu asena
Kadının Adı Yok, Duygu Asena

Bu ayın ikinci kez okuyacağım kitabı, tam on küsur sene evvel okuduğum bir Duygu Asena kitabıydı… Bir kadının, çocukluğundan orta yaşlılığına dek uzanan dönemini, bir kadın olarak Türk toplumunda yaşama, yer edinme ve var olma çabalarını konu alan kitap, toplumsal algı, adet ve gelenekler gerekçesiyle kadınların sömürülüşü, kadın-erkek arasındaki adaletsizliği gözler önüne sereniyor. 80’li yıllarda yazılmış, 90’ların sonunda okumuşum, sene 2015 değişen bir şey olmuş mu diye baktım, çok fazla bir fark göremedim. Kadın cinayetlerinin gırla gittiği şu dönemi görseydi Duygu Asena acaba neler yazardı? Bu kadarını hayal etmiş miydi bilemiyorum.  Kitabı okurken bir kez daha dikkat ettim, erkeklerden nefret eden, erkeklere düşman olan bir tek satır göremedim. Erkek düşmanlığıyla, kadının kadın olarak hakkını arama çabası arasında büyük bir fark olsa gerek. Elbette düşünene…

Masaru Emoto – Suyun Gizli Mesajı

kitap – masaru emoto
Suyun Gizli Mesajı, Masaru Emoto

Japon araştırmacı Emoto’nun, su molekülleri ve kristallerini incelediği ve fotoğraflarını paylaştığı; yaptığı araştırmalar neticesinde ulaştığı sonuç ve düşüncelerini yazdığı kitabı oldukça ilgi çekiciydi. Su moleküllerinin, dinletilen müzikler, söylenen sözler yahut hissedilen duygulara karşı aldığı şekiller, fotoğraflarıyla birlikte paylaşılmış. Bu tip şeylere hemen inanan bir insan değilimdir ancak Emoto’nun yaptığı tespitlerin aklıma yatmadığını söyleyemem. Seri bir şekilde okunan, ilginç bir kitap. Tavsiye ederim.

Cemil Meriç- Jurnal I. Cilt

kitap – cemil meric
Jurnal I, Cemil Meriç

Okurken, ‘Allah’ım sana geliyorum!’ dediğim iki-üç yazardan biri sanıyorum. Sevgili Cemil Meriç, bu kitabında yine siyaset, sosyoloji, kültür vb. konulara değinirken, bu sefer kendi özel hayatına dair duygularını da paylaşmış. Jurnal kelimesi, Fransızca’da günlük anlamına gelir. Anlaşıldığı üzere kitap, Meriç’in günlüklerinden derlenmiş. Cemil Meriç’in benim için o kadar değerli ve özel bir yeri var ki, kitaplarına nesnel bakamayacağımı çok iyi biliyorum. Şu an bunu yazarak ona haksızlık ettiğimin de farkındayım çünkü nereden, ne şekilde bakılırsa bakılsın, onun düşünceleri her okuyucuyu etkiler ve düşündürür. Bu kitabı, kendi iç yaşantısını da az çok okuduğum için, ona karşı daha fazla muhabbet beslememe ve yakınlık hissetmeme sebep oldu. Kesinlikle ve kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum. Allah nurlar içinde yatırsın!

Cemil Meriç – Jurnal II

kitap – cemil meric
Jurnal II, Cemil Meriç

Cemil Meriç’e olan hayranlığımı artık herkes ezberledi neredeyse. Bu kitabında, düşünce adamı portresinin aynı sıra aşık bir adam olarak da karşımıza çıkıyor. Lamia Hanım’a yazdığı tutukulu aşk mektupları bulunuyor bu kitapta ve böylece, Meriç’in farklı bir yönü de okuyucuyla buluşuyor. Sonunda ne oluyor? Maalesef, yine kaçınılmaz bir yalnızlık. Yine derin düşünceler, yine kırgın ve öfkeli bir adam, yine günümüzde dahi geçerliliğini koruyan teoriler… Cemil Meriç kesinlikle herkes tarafından okunması gereken bir yazar. Henüz okumadıysanız ‘Bu Ülke’ ile başlamınızı öneririm.

William Gaddis- Agapeye Ağıt

kitap – william gaddis
Agapeye Ağıt, William Gaddis

Modernitenin insanı köklerinden, özgünlüğünden koparmasını ve sanatın mekanikleşmesi derin bir hüzün ve öfkeyle anlatan bilinç akışı tekniğle göze çarpan oldukça farklı bir kitap ‘Agapeye Ağıt’. Okuması da pek kolay olmadı benim için. Bahsettiği konunun derinliği ya da kullanılan teknik bunun sebebi olabilir. Konuya hakim, ilgisini çeken ve belki bu konuda çalışmalar yapan kişiler için es geçilmemesi gereken bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

Cemil Meriç- Mağaradakiler

Cem Meriç Mağaradakiler
Mağaradakiler, Cemil Meriç

Yazarın, yine çeşitli konular üzerine yazdığı ilgi çekici yazılardan oluşan bir kitap ‘’Mağaradakiler’’. ‘’Bu Ülke’’den farkı ise, kavramların açıklamasına daha çok yer verilmesi. İlk bölümde entelektüel insan tanımı yapılırken Meriç, eskilere giderek, bir çok entelektüeli inceler ve onları hakkındaki yorumları paylaşır. İkinci bölümde ise, ıslahat, inkılap ve ihtilali inceler. Çok güzel ve bence, kesinlikle okunması gereken bir kitap ama, itiraf etmeliyim ki, ben yazarın kendi fikirlerine daha çok ağırlık verdiği bölümden sonra daha çok keyif alarak okudum.

Tarık Buğra- Gençliğim Eyvah

kitap – gencligim eyvah
Gençliğim Eyvah, Tarık Buğra

Önceki kitaba kara mizahla karışıkık, depresif bir hava hakimdi. Ardından ‘Gençliğim Eyvah’la birlikte, kısa bir buhran dönemine girdim. İhtiyar ve Delikanlı etrafında dönen olayların ışığında kitap, Türkiye’deki anarşinin bir otopsisidir aslında. Çok etkileyici bir kitap. Hatırladığım kadarıyla en son bir kitap karakterinden korktuğumda ortaokuldaydım. İkincisi ise şimdilik İhtiyar. Çok akıcı bir kitap olduğunu, çok kolay okuduğumu, okurken çok keyif aldığımı söyleyemem. Ama önemli tespitler ve oldukça etkileyici cümleler var. Zorlasa da biraz, okuyun bence.

N. Gündoğan, K.Gündoğan: Dersim’in Kayıp Kızları

nezahat kazim gundogan
Dersim’in Kayıp Kızları, Nezahat & Kazım Gündoğan

Adından da anlaşılacağı gibi kitap, Dersim Olayları sonrasında ailelerinden koparılıp başka yerlere gönderilen kız çocuklarını konu alıyor. Senelerce yapılan titiz araştırmalar sonucu yazarlar, şimdilerle yaşlı birer kadın olan bu kızlara, bu kızların akrabalarına ve yakınlara ulaşmış ve hepsinin ağzından, birbirinden ilginç ve bir o kadar da hüzünlü hikayelerini kaleme almış. Kitabın belgeseli de var ancak ben henüz izlemedim. Konuya ilgi duyanlar için, arşivlerinde saklayabilecekleri iyi bir kitap. Ancak ne kadar yeterli, bilemiyorum.

Paul Lafargue: Tembellik Hakkı

paul lafargue
Tembellik Hakkı, Paul Lafargue

Sanayi devrimiyle birlikte, işçi sınıfının maruz kaldığı acımasız muameleleri, sert çalışma koşullarını ve devrimin kente getirdiği olumsuzlukları, sadece burjuva sınıfının ya da kapitalizmin değil, öncelikle haklarını aramayan işçi sınıfının eleştirildiği, kısa ancak bir o kadar da ilgi çekici bir kitap. Yazar, ahlakçıları ve kiliseyi de sert bir şekilde eleştirmekte. Bense, bu kitapla nerede karşılaştım ve not aldım, hatırlayamıyorum ama ilgilenenler için iki-üç saatte okuyup bitirilecek, bana göre, çok güzel bir kitaptı.