Kitap okumak kadar, kitaplar üzerine okumak da zevklidir. Yazmak da… Dört kişinin başuçlarındaki kitapları yazmaya karar vermesi ile temelleri atılan kitap blogu Başucumuzda Kitap, 2011’den beri kitaplarla ilgili farklı bakış açıları sunuyor okuyucusuna. Başucumuzda Kitap ekibi ile bloglarını, çok yazarlı bir blog olmayı ve tabii ki kitapları konuştuk.

Her biri kendi kişisel bloglarını yazan ve en büyük zevklerinden biri kitap okumak olan üç arkadaş, Eda Utku, Gülşen Çetin ve Mert Şenyuva, 02 Mayıs 2011′de Facebook üzerinden mesajlaşırken bir fikir atılıyor ortaya: “Bir kitap blogu mu açsak aslında ya?”

Başucumuzda Kitap bu mesajla doğuyor ve hemen o hafta ilk yazılarını yayınlıyorlar. 1 ay bile geçmeden aralarına Doğacan Doğan katılıyor. Aslında hepsinin bambaşka işleri olsa da, ortak noktaları o işlere giderken kitap okuyor olmaları. Bu yüzden de zevkle okuyor, zevkle yazıyorlar. İçlerinde aynı anda birden fazla kitap okumaya karşı olan da var, aynı anda 3 kitap okuyan da… Dört kişinin her birinden farklı bir tür beklentisi içine de girebiliyorsunuz. Örneğin Eda fantastik alemlerde dolaşırken, Doğacan’ın arası şiir ve öykülerle, Gülşen’in ise romanlarla daha iyi. Steve Jobs biyografisi denildiğinde ise gözler otomatik olarak grubun e-kitap okumakla sorunu olmayan tek üyesi Mert’e çevriliyor.

Çok yazarlı bir blog olmanın zor olup olmadığını sorduğumda ise kısa ve net bir “Hayır!” duyuyorum hepsinden. Bu durumun birbirlerini dengelediğini ve birbirlerine zenginlik kattığını düşünüyorlar. Mert ise ekip içerisinde “mutlak bir özgürlük” olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Birbirimize hiçbir sansür, kontrol uygulamadık. Gülşen’in ve Eda’nın ‘gramer Nazilikleri’ konu dışıdır!

“Başucumuzda Kitap ismi nereden geliyor, neye dayanıyor?” diye sorduğumda “Gerçek hikayelere dayanıyor!” cevabını alıyorum. Çünkü birinin başucundaki komodinin üzerinde yığılı kitaplar varken, diğeri hiç de güvenli olmadığını bilmesine rağmen yatağının hemen üzerinde bir kitap rafı olduğunu söylüyor. Bir de bilinçaltlarında Kürşat Başar’ın “Başucumda Müzik”inin olabileceğini itiraf ediyorlar tabii.

Aynı kitabı okuduktan sonra birden fazla grup üyesi yazmak isterse de  birbirlerine engel olmuyorlar. “Herkes yazsın ki farklı bakış açıları olsun.” diyor Eda. Böylece bir kitabı biri neden beğendiğini açıklarken diğeri neden beğenmediğini açıklayabiliyor. Farklı ilgi alanlarına sahip dört kişinin ortak zevkleri de var tabii ki… “İlgi alanlarımız çok farklı, o yüzden ortak bir yön keşfedince çok seviniyoruz hepimiz” diyor Gülşen. Hatta bununla ilgili oldukça güzel bir anıları da var: Sinan Sülün‘ün “Karahindiba” adlı öykü kitabının hepsi tarafından hayranlıkla karşılanması üzerine ulaştıkları yazar onları kırmıyor ve Mart 2012′de bloglarına “Başucumdaki Kitaplar” yazısıyla konuk oluyor.

Ortak zevk konusu açılınca, Elif Şafak’tan bahsetmeden de edemiyorlar: “Elif Şafak’ın “Aşk” öncesi kitaplarını hepimiz çok beğeniyoruz.” Fakat bu kadar sevdikleri bir yazarda gördükleri değişim, bir anda fikirlerini değiştirmiş ve bu değişen fikirler sonucunda, okuyucularından en fazla olumsuz eleştiri aldıkları yazıları Elif Şafak’tan şikayet ettikleri yazıları olmaya başlamış. Gülşen’in “İnsan en çok sevdiğine kızarmış ya...” diye tarif ettiği durumu Eda şöyle açıklıyor: “Aşk o kadar pompalandı ki, soğuduk ondan. Çok iyi bir çizgide giderken kendini PR’a verip elindekileri kullanmamaya başladı. Daha fazla insana hitap edebilmek için.

Son olarak bir okurları olarak şikayetçi olduğum bir konuyu gündeme getiriyorum: “Neden eskisi kadar çok yazmıyorsunuz?” Düşündüğüm gibi “İlk zamanlardaki heyecanımızı korusak da bloga yeterince zaman ayıramamanın üzüntüsünü taşıyoruz.” diyor Mert de zaten. Gülşen ve Eda’nınsa mantıklı bir eklemesi var: Blogu ilk açtıklarında yalnızca yeni bitirmiş oldukları kitapları değil, daha önce okudukları kitapları da yazıyorlarmış: “İlk albüm muhabbeti vardır ya, hayatın boyunca yaptığın tüm besteleri koyarsın ortayaOnun gibi.”

Kitap bloglarının sayısı fazla olmasına rağmen yayınevlerinin ilgisiz olduğunu, moda bloggerlarına gösterilen ilginin kendilerine gösterilmediğini düşünüyorlar. Bugüne kadar gelen reklam gibi teklifleri hep reddetmişler ama her blogger gibi “kitap yollayacağız ama yazacaksınız değil mi?” şeklindeki pazarlıklardan da şikayetçiler.

Bu arada Başucumuzda Kitap‘ta yalnızca kitaplar üzerine yazılan yazılar değil, zaman zaman kitap okumakla ilgili bambaşka yazılar da bulabilirsiniz. Ziyaret ettikleri ya da internette denk geldikleri bir kütüphane, gördükleri iyi bir kitaplık tasarımı, e-kitap mı basılı kitap mı tartışması, yayınevleri ve kitapevleri ile ilgili övgü ya da şikayetler de okuyabilirsiniz. Hatta bir ara “Gerilla Kütüphanesi” adında, kitapevlerinde oturup kitap okumaya dayalı bir hareket bile başlatmışlar!

Yakın zamanda blogda görebileceğiniz yazılarla ilgili ipucu vermesi açısından belirteyim: Şu anda Doğacan Syrie James’ten “Jane Austen’ın Kayıp Anıları“nı ve Raymond Carver’dan “What We Talk About When We Talk About Love“ı, Eda Hermann Hesse’den “Demian“, Aydın Büke’den “Mozart” ve Umberto Eco’dan “Prag Mezarlığı“nı, Gülşen Doris Lessing’den “Kedilere Dair“, Ece Temelkuran’dan “Düğümlere Üfleyen Kadınlar” ve Zadie Smith’ten “NW: A Novel“ı, Mert ise Ursula K. Le Guin’den “Yerdeniz Büyücüsü“nü okuyor.

Yeni yazarlar keşfetmek, okuduğunuz kitaplar üzerine farklı bakış açılarına ait yazılar okumak ve okuma tutkunuzu onlarla paylaşmak için Başucumuzda Kitap’ı bloglarından, Twitter’dan, Facebook‘dan ve Google+‘dan takip edebilirsiniz.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?