Yusuf Ziya Paşa tarafından peri kadar güzel eşi için yaptırılan Perili Köşk, neredeyse 100 yıl süren inşaat süreci, tüm gizemi ve büyüsüyle Boğaz’ın en güzel noktasında eminim benim gibi önünden geçen herkesi kendine hayran bırakıyor. İstanbul’un eski semtlerinde açılan galeriler ve hikayesi olan eski binalarının müzeleştirilmesi bu şehre yapılabilecek en büyük iyilik bana kalırsa. Çağdaş sanata asla karşı koyamayan ben, modern video sanatçısı Bill Viola ve “Geçici” adlı sergisi ile işte bu özel binada, Borusan Contemporary’de tanıştım.

Eylül hep en sevdiğim aylardan biri oldu. Şehre dönüş, yeni hedefler, yeni başlangıçlar bir yana; bence İstanbul’a en yakışan zamanlardan da biri Eylül. Ve bu ılık ay, her yıl günlerimi beni hayatta en mutlu eden şeyle, sanatla dolduruyor. 20 Eylül’de gittiğim Borusan Contemporary’nin genel sanat direktörü Kathleen Forde’un küratörlüğünde gerçekleşen “Geçici” adlı sergide, Bill Viola’nın karşılaştığım ilk eseri Sal; beni videodaki insanların mimikleriyle öyle bir etkiledi ki, her bir kişiden bir hayat hikayesi çıkarırken buldum kendimi. 10 eserin tamamında olduğu gibi bu ilk eserde de “slow motion” tekniğiyle her detay görünür kılınmıştı. Bu sayede eser, beni videodaki insanların yüzlerine dalıp yanımdakilerin odadan çıktığını bile fark etmememe neden olacak kadar içine aldı.

İnsan, doğa ve varlık üzerine tarihin bilinen ilk zamanlarından beri ortaya konan düşüncelerin kıyısında köşesinde mutlaka yer alan “su”, sanatçı tarafından bir metafor olarak tüm videolarda kullanılmış. İlk andan itibaren, metaforun ruhsal, spiritüel bir boyutta yorumlamaya açık halde kullanılmış olmasını düşündüm. Suyun doğanın bir gücü olarak ve element niteliği ile kullanılmasının yanı sıra; çoğu eserde sanatçı suyla birlikte içe dönüşü temsil eder gibiydi. Net yorumlar yapılması, tek bir sonuca varılması, genel yargılar Viola’nın asla yapılmasını istemediği bir şey. Benim de hep inandığım ve savunduğum, herkesin kendi arkaplanıyla düşündüğü gerçeği ve Viola’nın düşüncesi ile bu noktada örtüşüyoruz.

Şahsen benim eserlerde ilk dikkatimi çeken insanların mimiklerine ve beden diline odaklanışı oldu. Sinematik olarak tanımlayabileceğimiz videolardaki netlik, sanki o kişi yanıbaşınızdaymış gibi yaşanan korkuyu, arzuyu, sevinci hissedebilmenize ya da sizi o iç dünyaya doğru yolculuğa çıkaran oyuncularla adeta göz göze geldiğinizi zannetmenize yol açabilecek kadar gerçekçi eserleri çıkarmış ortaya.

Serginin de adını aldığı geçici kelimesinin anlamından da yola çıkarak; anın, yaşamın ve duyguların geçiciliğini her eserde fark ettim diyebilirim. Ama bu tamamen benim bu kelimeden aldığım ve kendi hayatımda da her an o geçiciliği hissedişimle alakalı belki de. Benim için her videoda suyla buluşanların verdikleri tepkiler, insanın doğaya teslimiyeti gibiydi. İnsanın gündelik yaşamındaki kısa bir andan alınan kesit ve beklenmedik bir olay karşısında yaşadığı fiziksel ve ruhsal değişimin yüzüne ve davranış kalıplarına yansıyışını ele aldığı Sal‘da video boyunca dimdik duran bir kadının yıkılış anı benim için en dikkat çekici olandı. Çünkü belki de videonun ilk anından itibaren o kadına odaklanmıştım. Sıradan bir anda, tamamen farklı işlerle uğraşan insanlarla birlikte tepkisiz ve dimdik duruyor oluşunun altında saklı egoyu inceleyebildiğiniz kadın, ani bir su fışkırmasıyla yere yığılıyor ve o bedenler önceki hallerinin aksine hayatın içinden zihinlerimize eklenen ve bizi şekillendiren bilinç dışıyla değil, tamamen insani duygularla birbirlerine sarılmaya, yanındakine dokunmaya, şaşkınlık ve korkuyla kendini korumaya başlıyordu. Tamamen teslimiyeti çağrıştırdı bu video bana. Tıpkı Viola’nın son karşılaştığım eseri Yükseliş‘teki gibi.

Bir modelin kolları açık bir şekilde ve sonsuz bir teslimiyet halinde suya dalışıyla başlayan video, modelin dibe batarken tekrar suyun üzerine çıkış anını yine “slow motion” tekniğiyle yavaşlatıyordu. Sanatçı bana böylece insanın suya aidiyet ve teslimiyetini düşündürttü.

Sergide en çok etkilendiğim bir diğer eser ise Üç Kadın oldu. Teknik olarak akan suyun arkasındaki görüntünün kameraya yansıması üzerinden elde edilen karıncalı efekt ile ve siyah beyaz olarak ilerleyen videoda, izleyiciye doğru el ele tutuşarak gelen üç kadın yer alıyor. Ortalarında yer alan kadının, aynı zamanda yaşının da en büyük olduğu izleniminden yola çıkarak “anne” olduğunu düşünüyoruz ve kendisi elinden tuttuğu biri büyük, biri daha küçük olan kızlarıyla suya doğru yürüyor, suya değdikleri an ise renk değiştiriyor ve canlanıyorlar. Suyun antik felsefe ve birçok dinin felsefesinde yaşamı simgeleyen bir madde olduğunu biliyoruz. Bu noktada suyla birlikte renk ve ifade değişiminden yola çıkılıyor ve bir döngüden bahsediliyor, ölüm ve yaşamın arasında suyun bir eşik olarak yer aldığı gösteriliyor. Gerçekte de suyla başlayan hayat yolculuğu yine suyla sonlanıyor. Eşikten ilk geçenin anne, sonrasında büyük kızı ve en son yaşı en küçük olanın olması da bu döngünün varlığını doğruluyor sanki.  Videonun en sonunda izleyiciden tekrar uzaklaşarak siyahın içinde kaybolan bu üç kadından en küçük olanının izleyiciye doğru yavaşça dönerek son bir kez bakması beni oldukça etkiledi. Küçük kız, geride kalan ve yaşayamadığı uzun hayata son defa dönüp bakar gibiydi.

Tek bir odada yer alan ve beni renk metaforları üzerinde oldukça düşündürten bir diğer eser ise Dava‘ydı. Renkler ve hislerin bir arada kullanıldığı videoda en önce kadın ve erkek bedenindeki farkları görünür kılan sanatçı, her ikisinin de başından siyah renkli sıvının dökülmesiyle modellerin yüzünde, en hazırlıksız oldukları anda, en hazırlıksız gelen karanlık duyguyu, korkuyu yansıtıyordu. Erkek modelin cesur olmaya çalıştığını gözlemlerken kadının cenin pozisyonu alarak kendini korumaya geçmek istediği dikkatimi çekti diyebilirim. İkinci sırada dökülen sıvının rengi ise kan kadar gerçek bir kırmızıydı. Renge bağlı olarak şaşkınlıklarını ve teslim oluşlarını görmek kaçınılmazdı. Son olarak başlarından beyaz sıvının dökülmesiyle birlikte temizlenme isteği ve kendini bırakış bana geçen duygulardı.

Atalar ve Karşılaşma ise bana kalırsa kesinlikle bir arada incelenmesi gereken eserler. Bir kadın ve bir erkeğin çölün ortasında uzak ve görünmeyen bir noktadan bize doğru yaklaştığını izlediğimiz video çekim sürecinin de etkisiyle anın tüm doğallığı ve gerçekliğiyle karşımızda konumlanıyordu. Anne ve oğul olduğu düşünülen bu kadın ve erkeğin çöl kumlarının yarattığı dumanların arasından bize doğru yürürken; onların hemen karşılarında yer alan “Karşılaşma” adlı tabloda ise iki kadının çöl ortamında sanrısal bir manzara arasında bizim olduğumuz noktadan uzaklaşarak suya gidişi iki tablo arasında bir bağlantı kurmama neden oldu.

Felsefeyi ve insanları inceleyip üzerine düşünmeyi seven biri olarak, sergi benim için fazlasıyla tatmin ediciydi. Bana hissettirdiklerinden kelimelere dökebileceklerim bunlar ama eminim her bakan bu videolarda farklı bir şey görecektir. Sanatçının çocukluğuna dair araştırıp öğrenebileceğiniz her detay, sergiyi ve izleyiciye aktarılan bu insani dünyayı daha da anlamlı kılabilir diye düşünüyorum. Bill Viola’nın görünmez olarak tanımladığı dünyayı kendi dünyanızda görünür kılabilmek adına sergiyi 13 Eylül 2020 tarihine kadar ziyaret edebilirsiniz!

Sergi ile ilgili detaylı bilgi almak için tıklayın.

İlginizi çekebilir: İstanbul Sergi Takvimi

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN