John Ajvide Lindqvist’in romanından senaryolaştırdığı ve benim de en sevdiklerim arasında yer alan İsveç yapımı film Låt den rätte komma in / Let the Right One In, bir süredir Bırak İçeri Gireyim adıyla, Zorlu PSM ve dot işbirliğiyle, tiyatro sahnesinde izleyiciyle buluşuyor. Oyun, filmin iç içe geçirdiği masumiyet ve dehşeti aynı şekilde bir araya getirebilmeyi, oyuncu performansları, dekor ve müziğiyle filmle aynı etkiyi yaratmayı başarıyor – ki bu filmin büyük bir hayranı olan benim için yeterli. 

Bırak İçeri Gireyim

“En sevdiğin film nedir?” sorusu beni daima zorlayan bir soru ama ana göre değişen Top10 film listemde çoğu zaman yer alan filmlerden biri Tomas Alfredson’un Låt den rätte komma in / Let the Right One In‘i. Bu yüzden Zorlu PSM ve dot’un Bırak İçeri Gireyim’i beni aylardır heyecanlandıran bir oyundu. Üstelik şansıma İstanbul’da olacağım haftalara denk geldi. Adeta kutsallaştırdığı, kötü bir uyarlamasına (mesela Matt Reeves’in 2010’daki, Let Me In başlıklı İngilizce yeniden çevrimi) katlanamadığım için heyecanlı olduğum kadar gergin bir şekilde bekliyordum Bırak İçeri Gireyim‘i izlemeyi. Bir diğer parantez, oyunun Londra prodüksiyonunun ne kadar muhteşem olduğunu Canan’dan defalarca dinlemiş, Londra’daki Let the Right One In hakkındaki yazısını ağzım açık okumuştum. Bu yüzden de beklentim tavandı.

Bırak İçeri Gireyim

Låt den rätte komma in / Let the Right One In, okuldaki zorbalardan bıkmış 12 yaşındaki Oskar ve yan dairelerine yeni taşınan, tuhaf bir küçük kız olan Eli’nin aşk hikayesini konu alıyor. Hayatımda izlediğim en saf, en masum aşk hikâyesi bu, varsın kapkaranlık, varsın kanla, şiddetle, cinayetle bezeli olsun. Bir çocuk ve çocuk kalmış bir vampirin hayata, dünyaya ve insanlara kafa tutuşunu ve birbirlerine tutunarak büyümesini konu alan bu filmin iki başrolünü oyunda 20’li yaşlarının ikinci yarısındaki iki oyuncunun canlandırıyor olması bir an bile eğreti durmamış bana kalırsa. Atakan Akarsu ve Begüm Akkaya, 12 yaşında olduklarına değil tabii ki ama Oskar ve Eli’nin masumiyetini ve ürkekliğini taşıdıklarına ikna ediyorlar. Jack Thorne‘un Londra Royal Court Theatre için oyunlaştırdığı metin (Melisa Kesmez‘in çevirisiyle) filmdeki bazı önemli bölümleri kesmek durumunda kalsa da, bütünden ya da beklentilerimden hiçbir şey alıp götürmüyor.

Bırak İçeri Gireyim

Oyunun başrolünü iki oyuncuyla paylaşanın dekor olduğunu söylemek gerek. Sürekli hareket halinde, sadece yatay değil düşey düzlemde de kullanılan, yaşayan, nefes alan bir dekoru var Bırak İçeri Gireyim‘in. Ortamın soğuğunu ve karanlığını ve sahnede dökülen kanın miktarını çağrıştıran renk tonlarındaki bu dekorun her bir noktası, oyuncuların olağanüstü fiziksel çabalarıyla kullanılıyor. Eşzamanlı oynanan sahneler de, dekorun ışıkla bambaşka bir mekana dönüştüğü anlar da büyülüyor. Murat Daltaban‘ın daha önce birçok dot oyununda uyguladığı hamleler, etkileyiciliği, şaşırtıcılığı ve şok etkisini arttırıyor. Sahnede piyano, keman ve kontrbasla canlı olarak icra edilen müzikse, Johan Söderqvist’in film için bestelediği, aynı anda ürpertici ve tatlı olmayı başaran melodilerini anımsatıyor, onun etkisini yakalıyor.

Bırak İçeri Gireyim

Kısacası Bırak İçeri Gireyim, beklediğim her şeyi verdi bana; dot’un belki de Festen’den sonra izlediğim en iyi oyunu hatta. Ezbere bildiğim hikayeye defalarca ağladım, dekoru gördüğüm anda gerçekleşeceğini tahmin ettiğim final gerçekleştiğinde yine nefessiz kaldım. Her an ne olacağını biliyor olsam da, nasıl olacağını heyecanla bekledim. Hayranlıkla takip ettiğim Murat Daltaban’ın rejisi ve en sevdiğim yazarlardan Melisa Kesmez’in çevirisi, en sevdiğim birini hayak kırıklığına dönüştürseydi ne kadar üzülürdüm tahmin bile edemiyorum. Çok teşekkürler yaşattıklarınız ve yaşatmadıklarınız için!

Bırak İçeri Gireyim

Oyun hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Emre Eminoğlu

Sinema, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN