İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Entek, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda 22 Ekim-3 Aralık 2026 tarihleri arasında düzenlenecek 30. İstanbul Tiyatro Festivali, altı uluslararası ve 11 yerli olmak üzere toplam 17 yapımdan oluşan bir programla tiyatroseverlerle buluşacak. Festival, bu yılki açılışını Strasbourg Ulusal Tiyatrosu’nun (Théâtre National de Strasbourg) ilk kadın direktörü ve uluslararası sahnenin en çarpıcı yönetmenlerinden Caroline Guiela Nguyen imzalı “Lacrima” ile yapacak. 2024 yılında Avignon Festivali’ndeki gösteriminden sonra Odeon Paris, Barbican, Schaubühne, BAM başta olmak üzere dünyanın önde gelen sahneleri ve festivallerine davet edilen, yer aldığı her sahnede ayakta alkışlanan Lacrima’da Nguyen, seyircisini incelikle dokunmuş, sürükleyici bir anlatının içine çekiyor.

caroline-guiela-nguyen
Caroline Guiela Nguyen | Fotoğraf: SMITH

Üretimin beraberinde getirdiği vicdani sorumlulukları ve görünmeyen emeği odağına alan oyunda yüksek modanın kapalı kapıları ardında, İngiliz prensesinin düğünü için sipariş edilen olağanüstü bir gelinlik, Paris’teki bir modaevinden Alençon’daki dantel atölyelerine, oradan Mumbai’deki nakış ustalarına uzanan, hayatları birbirine düğümleyen küresel bir üretim sürecini başlatıyor. Ben de bu vesileyle festivaldeki temsilinin hemen öncesinde Caroline Guiela Nguyen ile oyunun temsil ettiği değerleri, sanatsal bakış açısını, gerçeklikten beslenen ve izleyiciye etik sorular yönelten modern anlatısını konuşma fırsatı buldum. Oyuncu kadrosunda Dan Artus, Dinah Bellity, Natasha Cashman, Charles Vinoth Irudhayaraj, Anaele Jan Kerguistel, Maud Le Grevellec, Liliane Lipau, Nanii, Rajarajeswari Parisot ve Vasanth Selvam’ın yer aldığı oyunun festivaldeki temsillerinin 22-23 Ekim’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde olduğunu hatırlatarak keyifli okumalar dilerim.

30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılışı, yazıp yönetmenliğini üstlendiğiniz “Lacrima” oyunuyla yapılacak. Oyunun ismi Latince’de “gözyaşı” anlamına geliyor ve bu bir anlamda oyunun içeriğini de göz önünde bulundurunca üretimin beraberinde getirdiği vicdani sorumlulukları ve görünmeyen emeği odağına alıyor. Kumaşların dokusuna işleyen bu kolektif yası ve acıyı, sahne tasarımında ve oyuncuların beden dilinde nasıl göreceğiz?

Öncelikle Lacrima’nın acıyı temsil etmeye çalışan bir oyun olmadığını söyleyebilirim. Beni asıl ilgilendiren; acının bedenlere, jestlere ve emeğe nasıl işlendiğini anlamak. Oyunun adı da buradan geliyor. Lacrima Latince’de “gözyaşı” anlamına geliyor ve oyun şu sorudan doğdu: Bugün kim ağlıyor? Çağımızın gözyaşları neler? Nerede üretiliyorlar ve hangi sistemler tarafından ortaya çıkarılıyorlar? Sahnede bu mesele büyük ölçüde, çalışan bedenler aracılığıyla aktarılıyor. Emeğin kendisinin gerçekten görünür olmasını ve izleyicinin, olağanüstü güzellikteki bir nesnenin her şeyden önce bir dizi jestin ve harcanan zamanın sonucu olduğunu anlamasını istedim. Sahne tasarımı da aynı fikir etrafında şekilleniyor: Normalde görünmeyeni görünür kılmak. Haute couture’de, tıpkı toplumlarımızda çoğu zaman olduğu gibi, ortaya çıkan sonucu kusursuz bir biçimde görürüz; ancak o sonucun hangi koşullarda üretildiğini çok az görürüz. Sonuçta beni ilgilendiren, acıyı göstermek değil; güzelliğin içinde nelerin bulunduğunu görünür kılmak: Zamanı, bedenleri, zanaatkârlığı, gururu, şiddeti ve elbette gözyaşlarını.

lacrima-1
Lacrima | Fotoğraf: Jean Louis Fernandez

Oyun; Paris’teki bir modaevinden Alençon’daki dantel ustalarına, oradan Mumbai’deki nakış atölyelerine uzanan bir rotayı takip ediyor. Baba tarafından Cezayir, anne tarafından Vietnam ve Hindistan kökenli olan bir sanatçı olarak sahip olduğunuz çokkültürlü kimliğin sahnedeki bu yansıması sizin kendi kimlik arayışınızın veya çok sesli bir dünya hayalinizin bir yansıması mı?

Sahnede kimliğimin bir tür yansımasını temsil etmeye çalıştığımı söyleyemem. Ancak kişisel hikâyemin dünyaya bakış biçimimi derinden şekillendirdiği kesin. Annem Vietnamlıydı; anneannem ise Hintliydi. Babam da Cezayir kökenli, Yahudi bir pied-noir’du. Yer değiştirme, sömürgecilik ve diller üzerine hikâyelerle büyüdüm. Bugün çokdillilik tiyatromun merkezinde yer alıyor. Bunu estetik bir jest ya da çeşitliliğin soyut bir kutlaması olarak değil, dünya birçok dilde konuştuğu için önemsiyorum. Dünyayı anlatma iddiasındaki bir tiyatro sahnesinin yalnızca tek bir dil konuşmasını tuhaf buluyorum. Lacrima’da elbise, zaten var olan ekonomik ve insani bir coğrafyayı görünür kılıyor. Beni ilgilendiren şey, bu karşılıklı bağımlılık. En sevdiğim kitaplardan biri Emmanuel Carrère’in Benimkinden Başka Hayatlar (D’autres vies que la mienne) adlı eseri. Yalnızca başlığı bile aradığım şey hakkında çok şey anlatıyor.

lacrima-2
Lacrima | Fotoğraf: Jean Louis Fernandez

Lacrima’da yüksek modanın kapalı kapıları ardında, bir İngiliz prensesinin düğünü için sipariş edilen olağanüstü bir gelinliğin üretim süreci ile moda endüstrisindeki sömürü gözler önüne seriliyor. Günümüzün hızlı tüketim çağı ve dinamiklerini düşünüldüğünde sömürünün olmadığı bir ütopyaya ulaşmak mümkün mü?

Umarım mümkündür. Araştırmalarımız sırasında keşfettiğimiz şey, zanaatkârlığın güzelliğiydi. Alençon’da da Mumbai’de de olağanüstü becerilere sahip ve yaptıkları işle büyük gurur duyan insanlarla tanıştık. Benim için, hiçbir zaman “Şu yoksul insanlara bakın; zenginler için güzel şeyler üretiyorlar.” dememek çok önemliydi. Böyle bir yaklaşım yeni bir şiddet biçimi olurdu çünkü bu insanlar yalnızca mağdur olma koşullarıyla tanımlanmış olurdu. İnsan, ürettiği güzelliğin hangi koşullarda ortaya çıktığı yüzünden acı çekerken bile güzellik üretebilir. Dolayısıyla Lacrima’nın belki de sorduğu soru, “Güzellik üretmeyi bırakmalı mıyız?”dan çok şudur: “Bazı güzellik biçimlerinin, görmek istemediğimiz bir bedeli bazı bedenlerin ödemesini gerektirmesini neden kabul ediyoruz?” Belki de ütopya, bu sömürüyü artık güzelliğin doğal bir koşulu olarak görmemekten ibarettir.

lacrima-3
Lacrima | Fotoğraf: Jean Louis Fernandez

Oyunda kullanılan canlı kameralar, işçiliğe dair yakın çekimleri ekrana yansıtarak sinematik bir anlatım ortaya koyuyor. Kamera kullanımı sayesinde seyircinin oyunla kurduğu bağı nasıl örüyorsunuz? Seyirci bu sayede suç ortaklığına nasıl dahil oluyor?

Video, öncelikle çok basit bir şeyi yapmamıza olanak tanıyor: Ellere ve en küçük ayrıntılara bakmak. Tiyatroda, sahneden 15 ya da 20 metre uzakta oturan bir seyirci; bir iğnenin kumaşa girişini, bir ipliğin çekilişini veya bir işlemenin oluşumunu göremez. Sinema, küçücük bir harekete neredeyse anıtsal bir boyut kazandırabilir. Bu sayede bakışımızı başka yöne çevirebiliriz. Bir anda görünmez olan şey devasa bir boyut kazanır. Ancak Lacrima’daki kamera yalnızca göstermek için kullanılmıyor. Aynı zamanda bakış meselesini de gündeme getiriyor: Neye bakmayı seçiyoruz ve görmemeyi kabul ettiğimiz şeyler neler? Kamera bu hareketin bir parçası oluyor; bizi, artık bakışımızı başka yöne çeviremeyeceğimiz noktaya kadar yaklaştırıyor.

caroline-guiela-nguyen_2
Caroline Guiela Nguyen | Fotoğraf: SMITH

Haute couture (yüksek moda), görünüşte her ne kadar ışıltılı ve paha biçilemeyecek bir zanaat gibi görünse de arka planında gözyaşıyla harmanlanmış görünmeyen bir emeği barındırıyor. Seyirci bir yandan ortaya çıkan güzellik karşısında hayran kalıyor diğer yandan ise sürecin arkasındaki korkunç şiddet ile yüzleşiyor. Bu ikisi arasındaki ahlaki gerilimi nasıl kurguladınız?

Tam da bir tarafı seçmeyi reddederek. Yüksek modayı ne basitçe suçlamak ne de safça yüceltmek istedim. Elbisenin gerçekten güzel olmasını istedim. Bu çok önemliydi. Eğer seyirci bu elbiseyi arzulamazsa, neden böylesine büyüleyici olduğunu anlayamazsa, oyundaki bütün çelişki ortadan kalkar. Bu büyülenmeye bizim de kapılmamız gerekiyor. Ardından, öğrendiklerimiz güzelliğe yavaş yavaş bir ağırlık kazandırıyor: Çalışma süresinin, yorgunluğun, hiyerarşilerin, ekonomik şiddetin ama aynı zamanda mahrem ve aile içi şiddetin ağırlığını. Sonunda elbiseyi hâlâ güzel buluyoruz; ancak artık ona aynı gözle bakamıyoruz. Lacrima’daki bir karakter, bir dantel ustası, şöyle diyor: “Siz muhteşem bir parça görüyorsunuz; biz ise gözyaşları ve kan görüyoruz.” Güzellik var. Şiddet de var. Peki ikisi bir arada bulunduğunda ne yapacağız? Neye bakacağız?

lacrima-5
Lacrima | Fotoğraf: Jean Louis Fernandez

Metnin yaratımı ve oyunun sahnelenme süreci öncesinde haute couture (yüksek moda) üzerine hangi araştırmaları yaptınız? Sahnede bir gelinliğin hassas üretim süreci için oyuncular rollerine nasıl hazırlandı?

Araştırma süreci çok kapsamlı ve uzun solukluydu. Oyunlarımın çoğunda olduğu gibi, bu çalışma için de sahaya çıktık. Haute couture profesyonelleriyle, Alençon’daki dantel ustalarıyla ve Mumbai’deki nakış sanatçılarıyla görüştük. Atölyeleri ziyaret ettik, çalışma tekniklerini gözlemledik, hikâyeleri dinledik; yalnızca işin nasıl örgütlendiğini değil, bu mekânların içinde var olan insani ilişkileri de anlamaya çalıştık. Bana göre araştırma sadece bilgi toplamak değildir. Kurallarını, terminolojisini, hiyerarşilerini ve hareketlerini bilmediğimiz bir dünyanın içine girmektir. Oyuncular birkaç ay içinde Alençonlu bir dantel ustasına ya da profesyonel bir nakış sanatçısına dönüşemez. Bunlar, yıllar süren bir eğitim gerektiren becerilerdir. Bu nedenle amaç, kurmaca ile gerçeklik arasında bir oyun kurmaktı. Ancak her oyuncunun yanında, kendi alanında uzman zanaatkârlar yer aldı ve onlara belirli hareketleri gösterdi. Böylece sahnede gördüklerimize inanabilmemiz mümkün oldu. En önemli nokta buydu.

lacrima-4
Lacrima | Fotoğraf: Jean Louis Fernandez

Oyunun sahneleneceği İstanbul, Türkiye genelindeki en büyük tekstil ve hazır giyim üretim ve ihracat merkezi konumunda. İstanbul’un uzun yıllara dayanan tekstil işçiliği mirası düşünüldüğünde Lacrima’nın İstanbul seyircisinde nasıl bir özel anlam taşımasını umuyorsunuz? Son olarak Lacrima’yı festivalde izleyecek seyirciye bir mesaj vermek ister misiniz?

Bir seyircinin bir oyunu nasıl algılayacağı konusunda varsayımda bulunurken her zaman temkinli davranırım. Beni asıl ilgilendiren, seyircinin oyunu nasıl karşılayacağına dair kendi düşüncelerimi yansıtmaktan çok, bu karşılamanın bize oyunumuz hakkında ne anlatacağıdır. Elbette Türkiye’deki tekstil sektörünün gerçekliğinin, gösterinin seyircide yaratacağı karşılıkta kendini göstereceğini düşünüyorum. Ancak şunu da söylemek isterim: Lacrima, her şeyden önce el emeğinin ve zanaatkârlığın güzelliği hakkında bir oyun. Oyun, elbette hayatları ezen kapitalist bir sisteme bakıyor fakat bu sistemin hikâyenin başkahramanı olmasını istemiyorum. Ne yazık ki o, hikâyenin arkasındaki bir hayalet olarak kalıyor. Asıl karakterler, güzelliği ellerinde taşıyan, başkalarının sahip olmadığı becerilere sahip olan insanlar. Bu insanlar sistemin çarkları arasında ezilirken bile onları bütün güçleriyle görmek istiyorum. Onlar, başka hiç kimsenin üretmeyi bilmediği şeyleri üretiyorlar ve bana göre dünyanın güzelliğine katkıda bulunuyorlar. Umarım her seyirci bunu görebilir ve buna tanıklık edebilir.

Kapak Fotoğrafı: SMITH

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den 2025 – 2026 Sezonundan Oyun Önerileri