Cilt Nötrlüğü: "Cilt Pozitifliği" Akımıyla Vedalaşıyoruz!
Sosyal medyada akışımızda gezinirken kusursuz, pürüzsüz ve filtrelenmiş tenlerle karşılaşmaktan bir hayli yorulmuş olmalıyız. Birkaç yıl önce “cilt pozitifliği” akımıyla sarsılan güzellik dünyası, her yaştan ve her cilt tipinden kadına sivilcelerini, kızarıklıklarını ve dokularını saklamama cesareti vermişti. Hatırlarsınız; akneyle savaşmak yerine rengarenk sivilce bantlarıyla onları süslemek, aynaya baktığımızda gördüğümüz “normal” hali kucaklamak devrim niteliğindeydi. Ancak zamanla bu akım da ne yazık ki pazarlandı, ticarileşti ve yine o ulaşılamaz kusursuzluk mitinin bir parçası haline geldi. Şimdi ise karşımızda çok daha huzurlu, çok daha gerçekçi ve bizi sürekli güzel hissetme baskısından kurtaran yeni bir kavram var: Cilt nötrlüğü (skin neutrality).
Cilt Sadece Bir Organ, Öz Değerimizin Bir Ölçüsü Değil
Cilt pozitifliği bize sürekli cildimizi sevmemiz, kusurlarımızla güzel hissetmemiz gerektiğini söylüyordu. Fakat kronik akneler, roza veya sürekli tekrarlayan lekeler olan biri için her gün aynaya bakıp “cildimi seviyorum” demek bazen zor ve yorucu, hatta imkansız bir hedefe dönüşebiliyor. Cilt nötrlüğü de bu yorgunluk sonucu hayatımıza giriyor. Cilt nötrlüğü; tenimizin ne iyi ne kötü olduğunu, sadece bizi dış etkenlerden koruyan biyolojik bir organ olduğunu savunuyor. Yani cildimiz bir sohbet konusu ya da bir başarı kriteri değil; saçımız veya tırnağımız gibi bedenimizin sadece bir parçası.
Tabii ki bu yaklaşım, cildimizdeki tıbbi sorunları görmezden gelmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Uzmanların da belirttiği gibi, eğer bir cilt endişeniz varsa ve bu size fiziksel ya da psikolojik olarak rahatsızlık veriyorsa, onu tedavi etmek için elbette adımlar atabilirsiniz. Burada asıl mesele, ruh halimizi ve öz değerimizi sabah aynada gördüğümüz sivilcenin veya kızarıklığın belirlemesine izin vermemek. Günlük koşturmacada cildimizi sürekli yargılamak yerine onu akışına bırakmak, zihinsel olarak bizi inanılmaz derecede özgürleştirebilir.
Aslında burada durup üzerinde düşünmemiz gereken çok ince bir çizgi var: Sürekli pozitif olma baskısının kendisi de bir süre sonra yepyeni bir tükenmişlik döngüsüne dönüşebiliyor. Cilt pozitifliği hareketi ne kadar iyi niyetli başlasa da insanlara “mutlaka kusurlarınızı seveceksiniz, onlarla barışık olacaksınız ve her gün harika hissedeceksiniz” direktifini dayattığında, o da eski güzellik standartları kadar yorucu bir performans alanına evrilebiliyor. Kötü bir gün geçirdiğinizde, cildinizin bebek gibi pürüzsüz olmadığı ya da o an sivilcelerinizle barışık hissetmediğiniz için kendinizi suçlu hissettiğiniz anlar oldu mu? İşte bu “mutlaka öz sevgiyi başarma” zorunluluğu, bireyler üzerinde gizli bir psikolojik yük oluşturuyor.
Günlük Hayatta Cilt Nötrlüğünü Pratiğe Dökmek
Peki, filtrelerin ve kusursuzluk empoze eden reklamların arasında bu nötr ve sakin alanı nasıl yaratabiliriz ki dediğinizi duyar gibiyiz. İlk adım, sabah uyanır uyanmaz aynaya baktığımızda aklımızdan geçen o sert eleştirileri yakalamakla başlıyor. Kendimize bir arkadaşımıza asla söylemeyeceğimiz cümleleri kurmaktan vazgeçip dikkatimizi cildimiz dışındaki özelliklerimize çevirebiliriz. Sosyal medya akışımızı dolduran o tek tip filtreli yüzler yerine gerçek ten dokularını, akneleri ve izleri saklamayan hesapları takip etmek de zihnimizi korumanın en harika yollarından biri.
Cildimiz hakkında sürekli konuşmamak, onu bir sohbet konusu, bir övgü ya da yergi nesnesi yapmamak en önemli nokta. Sabah uyandığımızda “Bugün cildim nasıl görünüyor?” sorusunu sormayı bırakıp güne kahvemizi alarak başlamak, aynaya baktığımızda sivilceleri saymak yerine o gün yapacağımız keyifli şeyleri düşünmek bir alışkanlık haline geldiğinde, zihnimizdeki o devasa ağırlık kalkıyor.
Bu süreçte cildimize iyi bakarken ona sevgiyle ama beklentisizce yaklaşmak da büyük bir konfor sağlıyor. Örneğin, cilt bariyerini korurken ona nazik davranan, gün boyu taze ve doğal bir bitiş sunan hafif yapılı güneş kremleri ya da sadece cilt tonunu eşitlerken bakım yapan nemlendirici kremler cildimizi makyaja boğmadan korumanın en saf yollarından biri. Sabah rutinimizde sadece ona ihtiyaç duyduğu nemi ve rahatlığı veren dokunuşlar yapmak, o nötr ve huzurlu hissetme halini pekiştiriyor.
Cilt pozitifliğinin yorucu “her an harika hissetme” baskısından sıyrılarak cildimizle barışık, daha sakin ve yargısız bir ilişki kurmak uzun bir yolculuk. Unutmayın ki cildiniz ne bir başarı belgesi ne de ruh halinizin bir özeti; o sadece sizinle birlikte yaşayan, nefes alan bir parça.
Kapak Fotoğrafı: Jonatan Galvis – pexels.com
İlginizi çekebilir: Beauty Magger’dan Beauty Burnout

Beauty Magger 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!