Finansal Evrenin Yer Çekimi: Faiz
theMagger.com’daki “Odea ile Yatırım” köşemizi bir kez daha Ekonomist Dr. Emrah Ahi’ye bırakıyoruz: Yatırım dünyası günümüzde oldukça karmaşık görünebiliyor: Algoritmalar, artan jeopolitik riskler, bilançolar ve bitmek bilmeyen hızlı veri akışı… Ancak tüm bu gürültünün ortasında, piyasaların ana belirleyicisi olan görünmez bir yer çekimi vardır: Faiz oranları. Warren Buffett’ın meşhur bir sözü vardır: Faiz oranları, varlık fiyatları için yerç ekimi ne ise odur. Buffett, faizleri finansal evren için yer çekimine benzetir. Yer çekimi azaldığında her şey uçar; arttığında ise her şey yere çekilmeye zorlanır.

En basit anlatımıyla faiz, paranın kira bedelidir. Parayı bugün kullanmanın bir maliyeti vardır; gelecekte elde edeceğiniz bir gelirin bugünkü değeri de bu maliyete göre hesaplanır. Bugünlerde hem Türkiye’de hem de dünyada “faiz indirimleri devam edecek mi yoksa duracak mı?” tartışmaları sürerken, bu yazıda portföylerimiz açısından düşük faiz ve yüksek faiz ortamının tam olarak ne anlama geldiğini mercek altına alıyoruz.
Düşük Faiz Ortamı: Ucuz Paranın Büyüsü ve “TINA” Etkisi
Dünya ekonomisi 2008 Küresel Finans Krizi sonrası, kabaca 2022 yılına kadar tarihte eşi benzeri görülmemiş bir düşük faiz dönemine girdi. Bu dönemde dünyadaki ana merkez bankaları, ekonomileri canlandırmak için faizleri sıfıra, hatta eksiye çekti. Düşük faiz dönemi aslında bir “parasal bolluk ve risk iştahı” dönemidir. Merkez bankaları faizleri aşağı çektiğinde mesaj nettir: “Parayı bankada tutma, ekonomiye dahil et.”

Düşük faiz ortamının piyasalardaki yansıması genellikle coşkuludur. Bu ortam finansal yer çekiminin hafiflediği bir dünya gibidir. Borçlanma maliyetleri düştüğü için şirketler daha kolay yatırım yapar, bireyler daha rahat kredi çeker ve tüketim artar. Bu dönem, yatırımcılar arasında hızla yayılan bir sloganın doğmasına neden oldu: TINA, yani “There Is No Alternative” (Başka Alternatif Yok). Mevduat veya tahvil getirisi enflasyonun altında kaldığında, sermaye sermaye riskli varlıklara; yani hisse senetlerine, gayrimenkule ya da kripto varlıklara akabilir.
Bu dönemde özellikle “büyüme” (growth) odaklı teknoloji şirketlerinin yıldızı parlayabilir. Finansta şirket değerlemesinde kullanılan “İskonto Edilmiş Nakit Akışı” (DCF) modelini hatırlayalım: Gelecekteki nakit akışlarını bugüne getirdiğimiz iskonto oranı (faiz) ne kadar düşükse, o nakit akışlarının bugünkü değeri o kadar yüksek olur. İşte bu yüzden düşük faiz dönemleri, gelecekte büyük kâr vaat eden ama bugün henüz yolun başında olan teknoloji devlerinin piyasa değerlerini zirveye taşıyabilir.
Ancak düşük faiz ortamını sadece “kolay kazanç iklimi” gibi okumak büyük bir yanılgıdır. Çünkü para ucuzladığında disiplin de gevşeyebilir. Normal koşullarda ayakta kalmakta zorlanacak iş modelleri daha uzun süre yaşayabilir, varlık fiyatları temellerinden kopabilir ve yatırımcılar riskin gerçek maliyetini olduğundan düşük sanabilir. Düşük faiz bazen refah üretir, bazen de sorunları halının altına süpürür.
Yüksek Faiz Ortamı: Disiplin ve Gerçeklerle Yüzleşme
Enflasyon arttığında ve merkez bankaları faiz hamlesini yaptığında ise oyunun kuralları tamamen değişir. Yüksek faiz ortamı, finansal sistemin “detoks” dönemidir. Ucuz paranın yarattığı iyimserlik yerini rasyonaliteye ve seçiciliğe bırakır.
Yüksek faiz ortamının ilk etkisi, alternatif maliyeti değiştirmesidir. Risksiz ya da görece düşük riskli araçlar daha anlamlı getiriler sunmaya başlar. Yatırımcılar aynı riski almak için artık daha yüksek bir ödül/getiri talep eder. Bu da piyasalarda önemli bir zihniyet değişimi yaratır: Hikâye anlatan varlıklardan, nakit akışı üreten varlıklara doğru bir kayış başlar.
Özellikle “uzak geleceğin kârını” bugünden satın alan sektörler yüksek faize daha duyarlıdır. Teknoloji, büyüme hisseleri, girişim sermayesi ya da yoğun borçla büyüyen iş modelleri bu dönemde daha fazla baskı hissedebilir. Çünkü iskonto oranı yükseldikçe, o parlak gelecek bugünün fiyatlamasında daha küçük görünmeye başlar. Bir anda yatırımcıların sorduğu soru da değişir: “Ne kadar hızlı büyüyecek?” yerine “Bugün ne kadar sağlam?” sorusu öne çıkar.
Şirketler açısından bakıldığında yüksek faiz, borcun daha pahalı hale gelmesi demektir. Kredi yenileme maliyeti artar, faiz giderleri yükselir, zayıf bilançolar daha görünür olur. Bu dönemlerde piyasa; agresif büyümeden çok bilanço kalitesine, serbest nakit akışına, borçluluk oranına ve fiyatlama gücüne bakar. “Ucuz para” döneminde kolay tolere edilen birçok kırılganlık, yüksek faiz dünyasında büyüteç altına girer.

Sektörel Rotasyon: Kim Kazanır, Kim Kaybeder?
Her iki senaryonun da piyasa içinde kazananları ve kaybedenleri farklıdır.
Düşük Faiz Döneminde: Teknoloji, gayrimenkul ve perakende gibi sektörler ivme kazanabilir. Tüketicinin harcama gücü yüksek, şirketin büyüme maliyeti düşüktür.
Yüksek Faiz Döneminde: Bankacılık sektörü (genellikle kredi marjlarının artmasıyla), nakit zengini şirketler ve sigortacılık ön plana çıkabilir. Buna karşılık, borçla büyüyen inşaat veya ağır sanayi gibi sektörler üzerinde baskı oluşabilir.
Piyasalarda çoğu zaman gözden kaçan nokta şudur: Faizin seviyesi kadar, neden değiştiği de önemlidir. Faizler düşüyor diye her varlık otomatik olarak olumlu etkilenmez. Eğer faiz düşüşü, enflasyonun sakinleştiği ve büyümenin hâlâ ayakta olduğu bir senaryoda gerçekleşiyorsa, bu hem tahviller hem de riskli varlıklar için destekleyici olabilir. Ama faizler resesyon korkusuyla düşüyorsa, bu kez şirket kârı da baskı altına girebilir.
Aynı şekilde yüksek faiz de her zaman tek tip bir sonuç üretmez. Güçlü büyüme, sağlıklı bilançolar ve kontrollü enflasyonla birlikte gelen yüksek faiz ayrı bir hikâyedir; kırılgan borçluluk, yavaşlayan ekonomi ve stresli finansman koşullarıyla birlikte gelen yüksek faiz ise bambaşka bir hikâye anlatır.
Yatırımcı Neye Bakmalı?
Peki, biz bu faiz döngülerinin neresinde, nasıl bir duruş sergilemeliyiz?
Yukarıdaki bölümde de belirttiğim gibi yatırımcıların bakması gereken şey sadece “faiz kaç?” sorusu değil; “Bu faiz hangi ekonomik senaryonun parçası?” sorusudur. Bu soru bulunduğumuz ortamı okumak için önemli bir giriş noktası olacaktır.
Diğer önemli bir nokta da yatırımları çeşitlendirmedir. Tek bir faiz senaryosuna tüm varlığımızı bağlamak yerine portföyümüzde hem faiz artışından koruyacak enstrümanlara hem de olası indirimlerde değerlenecek uzun vadeli tahvil veya hisse senetlerine yer vermek daha dengeli bir strateji sunar.
Ayrıca faiz artış dönemleri genellikle piyasa düzeltmeleriyle birlikte gelir. Bu dönemlerde panikle satış yapmak yerine, yüksek faizin sunduğu sabit getiri imkanlarını portföyü dengelemek için bir fırsat olarak görmek gerekir.

Sonuç: Değişmeyen Tek Şey Döngüler
Finans tarihi bize faizlerin sonsuza kadar düşük kalmadığı gibi, sonsuza kadar zirvede de kalmadığını öğretmiştir. Önemli olan, içinde bulunduğumuz makroekonomik iklimin “mevsimini” doğru teşhis etmektir.
Şu an ister yüksek faizlerin getirdiği disiplin döneminde olalım, ister kapıdaki faiz indirimlerinin heyecanını yaşayalım; unutulmamalıdır ki en iyi yatırım stratejisi, her türlü “yer çekimi” değişimine uyum sağlayabilecek kadar esnek ve sağlam temellere dayanan bir portföy mimarisidir.
Sonuçta rüzgârın nereden eseceğini kontrol edemeyiz. Ancak yelkenlerimizi faiz oranlarının yönüne göre ayarlamak tamamen bizim elimizdedir.
Kapak Fotoğrafı: Muzammil Soorma – unsplash.com
Bu içerik theMagger.com ve Odea iş birliğinde hazırlanmıştır.
Finansal Evrenin Yer Çekimi yazımızda güncel finans konuları hakkında bilgi vermeyi amaçlıyoruz. Sitemizdeki bütün içerikler bilgilendirme amacıyla yazılmıştır. İçeriklerdeki bilgiler konusunda konunun uzmanlarına danışmanızı ve önerileri uygulamadan önce bir uzman görüşü almanızı tavsiye ederiz. Yatırım hakkında detaylı bilgiye Odeabank’ın web sitesinden ulaşabilirsiniz.
***
UYARI NOTU:
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihleri dikkate alınarak kişiye özel sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler ise genel niteliktedir. Bu tavsiyeler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.
Yatırım yapmadan önce kendi risk ve getiri tercihlerinizi öğrenmeli ve her halükarda söz konusu faaliyetler için yetkili bir kuruluşu ile çalışmanızı ve diğer kaynaklardan faydalanmanızı öneririz. Zira sadece buradaki bilgilerle yatırım yolculuğunuza başlamanız beklediğiniz sonuçları doğurmayabilir. Beklentileriniz kapsamında bir getiri elde edemeyebileceğiniz gibi, risk algınızın üzerinde bir kayıp yaşayabilirsiniz. Buradaki yazılarda yer alan bilgiler, ulaşılabilen ilk kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil, suret ve nam altında olursa olsun herhangi bir karara dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan, yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla derlenmiştir. İşbu yazılardaki yorumlardan; eksik bilgi ve/veya güncellenme gibi konularda ortaya çıkabilecek zararlardan ve burada yer alan bilgiler dayanarak alınacak yatırım ya da benzeri kararların sonuçlarından Odea Bank A.Ş. ve çalışanları sorumlu değildir.
İlginizi çekebilir: Odea’dan Faktör Yatırımı

Odea 
İlk yorumu siz yazın!