Boğaz’da bir vakit geçirmeye ne dersiniz? Bugün, adımlarımızı İstanbul’un sahil kasabalarından biri olan Beylerbeyi’ne çeviriyoruz. Tam da bu noktada, Hevsel Bahçesi Beylerbeyi’ndeyiz. Burası, semtin hikâyesini anlatan, iskelenin yanı başında konumlanan bir mekân. Fiziki olarak küçük ama İstanbul’un hafızasında büyük bir yerdeyiz.  

img_6599-6
Hevsel Bahçesi | Fotoğraf: Nergis Demir

İçeride ve dışarıda oturma düzeni bulunan Hevsel Bahçesi’nde benim tercihim, tabii ki yanı başımdaki tarihî ağaçların esintisini hissederek ve Boğaz’ın parıltısını seyrederek dışarıda oturmaktan yana oluyor. Sırtımı şehrin ara sokaklarına verip sandalyemi iskeleye karşı konumlandırıyorum. Bir mekân sadece içerisindeki ürünlerle değil, ambiyansıyla var oluyor benim için. Eğer sizin için de durum bundan ibaretse, her gelişinizde “Acaba bugün İstanbul’u, Hevsel’in hangi masasından seyretsem?” sorusu yol boyu size eşlik ediyor olacak. Benim Hevsel keşfim, İstanbul rotalarıma eşlik etmesiyle başladı. Bazen yoğun bir iş gününün ardından dinlenmek bazen bir yürüyüşün ardından kahve molası vermek bazense keyifli bir Tarihî Yarımada gezisine başlamadan hemen önce, yani her hissimin karşılığında kendimi hep burada buldum. 

img_5334
Hevsel Bahçesi | Fotoğraf: Nergis Demir

Hevsel Bahçeleri’nden Beylerbeyi’ne

Hevsel’in günün her anına eşlik ediyor oluşu tabii ki mutfağından kaynaklanıyor. Markaya adını veren Hevsel Bahçeleri, Dicle Nehri’nin kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile nehir vadisi arasında yer alan bir toprak. 8000 yıllık bir geçmişe sahip olan Hevsel Bahçeleri’nde hâlâ eski usullerle tarım yapılmakta. Bu denli bir tarihe sahip olan toprakların ürünleri, Beylerbeyi iskelesinin yanı başındaki yeşil yuvarlak masalara kadar uzanıyor.

img_9549
Hevsel Bahçesi | Fotoğraf: Nergis Demir

Hevsel’de güne, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin taze, doğal ve mevsimlik ürünlerinden oluşan “Boğaz” kahvaltısıyla başlayabilirsiniz. Bu kahvaltının olmazsa olmazları benim için bereketli topraklardan yola çıkan tahin ve acuka. Ayrıca Boğaz’da geçireceğiniz bir günü Hevsel’de Diyarbakır usulü içli köfteyle aralayabilirsiniz. İçli köftenin yanında ise tabi ki tercihim, tadını dengeleyen ayrandan yana. Dilerseniz, Hevsel Bahçesi’nde geleneksel yöntemlerle üretilen lezzetleri evinize taşıyabilirsiniz. Salça, bulgur, mercimek, bal, nohut, tahin ve cevizli sucuk; binbir emekle üretiliyor.

img_9575-3
Hevsel Bahçesi | Fotoğraf: Nergis Demir

İstanbullu Kahveler

Eğer benim gibi tatlı ve kahve ikilisinden yanaysanız Türk kahvesi eşliğinde -eğer günün şanslı kişisiyseniz- tiramisunun tadına bakmadan dönmeyin. Söylemeden geçmemek gerek, Türk kahvesinin yanında ikram edilen cevizli sucukta yerinde bir eşlikçi. Kahvenin yanı sıra mevsimlerden kışsa doğal salebini eğer yazsa çilekli limonatasını es geçemeyeceğinize eminim.

img_8111-2
Hevsel Bahçesi | Fotoğraf: Nergis Demir

Hevsel’in, iskelenin yanı başında oluşunu yazı boyunca vurgulama sebebim, bu şehri iskeleleri üzerinden okumamdan kaynaklanıyor. Bir vapur iskeleye yanaştığında, heyecanla adımlarını semte çeviren İstanbulluları seyretmek, beni satır arasındaki bir İstanbul’a götürüyor. Bu yüzden minik bir itiraf, buraya kitabınızı alıp gelmenizi öneremeyeceğim. Çünkü böyle bir noktada, akıp giden İstanbul’u okumak yerine seyretmenizi tercih ederim. Pazartesi hariç her gün, 09:00-19:30 saatleri arasında Hevsel’de, İstanbul’a karşı bir sayfa aralayabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: Nergis Demir

İlginizi çekebilir: Dilay Muran’dan Anna’s Bakery