Bugünlerde yogaya olan merakımın getirisi midir bilinmez, I Am Maris adlı bu şahane belgesel ile Netflix’te dolaşırken karşılaştım ve bu güzel yaşam hikayesinin burada yer almasını istedim. Açıkçası istek ve inançla birleştiğinde yoganın hayatımıza bu denli sihirli dokunuşlar yaptığına tanık olmak beni ona daha da yaklaştırdı diyebilirim. Siz de benim gibi bu konuya ilgili ama adım atamayanlardansanız bu belgesel ilham kaynağınız olabilir. Tabi bu hikayeyi Maris Degener’in akıcı anlatımıyla izlemek de ayrı bir keyif. Gelin bu hikayeye biraz daha yakından bakalım.

Maris Degener, ilk gösterimi 2018’de gerçekleşen ve Laura Venzee Taylor yönetmenliğinde çekilen 54 dakikalık bu Netflix belgeselinde karşımıza çıkıyor ilk olarak. Maris, o kadar sevimli ve içten, insanın içini ısıtan bir karakter ki, belgeselin daha ilk dakikasında sanki kendisiyle bir bağ kurmuş gibi hissediyorsunuz. O, küçük bir Amerikan kasabasında, çocuklarının yaptıkları spor ile öne çıkması gerektiğini düşünen aileler içinde kendini yaptığı resimlerle anlatmaya çalışan, yazmayı çok seven bir karakter.

Birçok kişi neden mutsuz ifadeler çizdiğini soruyor Degener’e. Bu sorunun tek bir cevabı var aslında; o dönemdeki ruh halinin, mutsuz kişiliğinin bir yansımasından başka bir şey değil çizdikleri.

İlkokul yaşlarında anoreksiya ile mücadele eden Maris, küçük yaşta büyük sorunlarla baş başa kalıyor. Evet, baş başa kalıyor diyorum çünkü ne yazık ki ailesi bu durumun ciddiyetinin farkında olmuyor. Bir süre sonra tedaviye başlayan Maris’in sadece bedenini değil, ruhunu da iyileştirmeye ihtiyacı oluyor. Tam bu noktada, “Just Be Yoga” ile tanışıyor.

Just Be Yoga, yoga ile günlerini güzelleştiren bir kadınlar topluluğu. Grubun en genç üyesi olan Maris, bir süre sonra aldığı 200 saatlik eğitmenlik bursu ile grubun en genç yoga eğitmeni olmayı başarıyor. Kendi websitesini açıp burada hayat hikayesini tüm açıklığıyla yazıyor ve çok geçmeden CNN bu hayat hikayesinin diğer anoreksiya ile mücadele eden insanlara ilham olabileceğini farkına vararak, Maris’nin yazısını yayınlıyor. Bu yazıyla birlikte insanlar Maris’de kendilerinden bir şeyler bulmaya başlıyor ve onunla iletişime geçiyorlar. Böylelikle kendisi, yeme bozukluğu yaşayan birçok insana akıl hocalığı yapmaya başlıyor, onlarlarla bir araya geliyor, adeta insanlara güç veriyor.

Yazımı sonlandırmadan önce şunu söylemek istiyorum: Affetmek erdemliktir'” diyor Maris Degener. O kendini affetti, yaşama sebebini buldu. Umarım bizlerde tüm hatalarımızla, doğru ve yanlışlarımızla kendimizi affedip hepimizin içinde olduğuna inandığım sevgiyi açığa çıkarabiliriz.

Maris Degener’in Instagram hesabı

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN