Melik Kuru’nun ilk filmi İsimsiz Eserler Mezarlığı, kapitalizmin ele geçirdiği sanat dünyasında kendindense sanatını ön plana çıkarmaya çalışan, Manolya Maya’nın canlandırdığı Aslı’ya odaklanıyor. Aslı’nın ev arkadaşı Murat’la verdiği bu kara komik hayatta kalma mücadelesine arka planda ise postmodern sanat, akademi, yapay zekâ hatta ülke siyasetine uzanan eleştiriler eşlik ediyor.

isimsiz-eserler-mezarligi
İsimsiz Eserler Mezarlığı | Fotoğraf: IMDB

“İlk film” izlemeyi çok seviyorum. İyi bir ilk film; bir yönetmenin heyecanlarını, ilhamlarını ve potansiyelini sinema ekranına yansıtmasını sağlıyor. İsimsiz Eserler Mezarlığı da bu filmlerden biri. Aslı’nın verdiği yetişkinlik mücadelesi ve hiçbir yere ait hissedememe hâli, siyah-beyaz çekimle birleşince Frances Ha’yı, filme bir yan karakter gibi eşlik eden seçim propagandasının konumlandığı yer ise Y tu mamá también’i akıllara getiriyor. Fakat böyle diyince sadece bir şeyleri taklit ediyormuş gibi anlaşılmasın, yönetmen Melik Kuru’nun (aynı zamanda senarist de kendisi) alametifarikasını gördüğümüz birçok an var.

Bir kere gayet özgün bir konumuz var. Kirasını ödemekte zorlanan üniversite öğrencisi Aslı, kesinlikle paraya çevirme amacı olmadan çektiği analog fotoğraflarını satmaya karar veriyor. Yanına gamer ev arkadaşı Murat’ı alarak galeri galeri gezmeye başlıyorlar. İstanbul’a aşk mektubu şeklinde görüntülerle bezeli bu gezi, Ekremcan Arslandağ’ın müthiş doğal şekilde canlandırdığı Murat karakteriyle eğlenceli hâle gelen ama esasında neoliberalizmin sanatsal üretimi ne hâle getirdiğini gösteren bir yolculuğa dönüşüyor.

image_2026-04-17_004736766
İsimsiz Eserler Mezarlığı | Fotoğraf: IMDB

Melik Kuru’nun incelikli dokunuşlarını Aslı’yla Murat’ın ilişkisinde de görüyoruz. Karşıt cinsiyetlerden heteroseksüel iki insanı aynı eve koyan Kuru, bunu sığ bir şekilde işlemek yerine “cinsel ilişkiyi bırakmış” bir Murat karakteri çiziyor. Yani hayattan nefret eden bir incel değil de sevecen bir volunteraly celibate var karşımızda. Oyun oynamadığı zamanlarda pilates ve yemek yapan Murat, “eve ekmek getirme” konusunda ise hiç hevesli değil. Daha fazla spoil etmeyeyim ama bu arkadaşlıkta cinsiyet rollerinin tersine çevrilmesini gayet başarılı buldum.

Seçim propagandaları aracılığıyla bütün bu “demokrasi” sistemini başarıyla eleştiren Melik Kuru, Türkiye’nin göç gerçeğine ve “sürekli devredilen dükkânlarına” da değinmeyi es geçmiyor. Yönetmenin alametifarikası demiştik, Aslı’nın çektiği el fotoğraflarıyla panik atak arasında kurduğu bağı görünce de hissedeceksiniz o yönetmen dokunuşunu.

image_2026-04-17_001838983
İsimsiz Eserler Mezarlığı | Fotoğraf: IMDB

Böyle uzun uzun anlatınca film çok yoğun görünebilir ki yegâne eleştirim de bu noktada olacak. İsimsiz Eserler Mezarlığı’nın hayran kaldığım bir dans sahnesiyle tamamlanan ilk 60 dakikası oldukça derli toplu. Sonrasındaki 45 dakika bana biraz fazla geldi, bu yazıda da hissedilen yoğunluğun beyaz perdeden taştığını hissettim. Ama o kadar kusur kadı kızında da bulunur elbet.

Yurt dışında başladığı festival yolculuğu sonrası Türkiye prömiyerini 45. İstanbul Film Festivali’nde yapan İsimsiz Eserler Mezarlığı; Tuğrul Tülek, Tülin Özen ve Ceylan Özgün Özçelik ile güçlenen kadrosu, Efe Demiral ve Simge Pınar iş birliğinden çıkan müzikleri ile ayrıca dikkat çekiyor. Manolya Maya ve Ekremcan Arslandağ’ın oyunculuklarını son bir kez daha övmek istediğim film, fırsatını bulduğunuz ilk anda izlenmeyi hak ediyor bence.

Kapak Fotoğrafı: Instagram @hafiffilm

İlginizi çekebilir: Musa Bölükbaşı’ndan 45. İstanbul Film Festivali’nde Neler İzledik?