Hava mis gibi, güneş yüzümüzü aydınlatıyor, içimiz ısınırken neden kaçmayalım diyoruz kendi kendimize. Böyle bir günde Askania’yı keşfedip, gitmeye karar veriyoruz. İyi ki de öyle diyoruz çünkü huzur bulmak için birebir!

Bursa, her zaman yakın kaçışlar için iyi bir seçenek olmuştur. Özellikle köprü yapıldıktan sonra yolu öyle kısaldı ki, İstanbul içerisinde bir yakadan diğerine geçmek için geçirdiğimiz sürelerde artık Bursa’ya varır hale geldik.

İznik ise Orhangazi Köprüsü’ne yakınlığıyla daha da hızlıca varabildiğimiz bir ufak tatil vaat ediyor; ancak bizim gibi keşif delisiyseniz önce Bursa’da bir yemek yemeli düşüncesi içinde İznik huzurunu akşamüstü saatlerine bırakmanız olası.

Bursa’ya doğru giderken aklımızda birkaç yer var. Birincisi özellikle sunumlarına tutulduğum, neredeyse her gün sosyal medyada karşıma çıkan Zennup, diğeri ise ete doyma garantisi veren, “yemek için seyahat ettiren dükkan” sloganıyla ortaya çıkan Kayhan Köftecisi! Son karar Kayhan Köftecisi oluyor ve öğlen saatlerinde çılgın bir yemek serüveninin içinde buluyoruz kendimizi. Masaya bir bir gelen salata, pideler, közlenmiş biberler, köfteler epey lezzetli. Zaten Kayhan Köftecisi’ni biraz araştırdığımızda özellikle pletskavitsa ve Balkan usulü cevabcici gibi et çeşitlerinin sevdiğini görüyoruz; ancak aklımızda bambaşka bir şey var. Tereyağında gözünüzün önünde pişen, üzerine taze kekik eklenen ve pideleriyle de enfes bir görüntü içeren “Atomun Çekirdeği”! Gerçekten enfes bir lezzet ve mekanın sloganını ne denli hak ettiğinin de bir göstergesi gibi çünkü gerçekten sırf bunu tatmak için İstanbul’dan kalkıp Bursa’ya gelinir mi, bence koşarak gelinir :)

Kayhan Köftecisi’nden çıkıp da biz ne yedik böyle diye birbirimize mutlulukla bakarken, İznik’e dönmeden önce, Misi Köyü’nü görüp, burada birer kahve içelim diyoruz. Misi, Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı minik bir köy. Cumalıkızık’ı andıran köy, daha az popüler ve bir miktar daha küçük. Bursa’dan 12 km uzaklıktaki köyün tam ortasından dere geçiyor, mimari açıdan rengarenk evlerin arasında gezmek, köy halkından duyabileceğimiz “Hoşgeldiniz”ler çok güzel. Hele havası ve derenin kenarında güneş altında içilen kahve, gerçekten keyifli; ama artık burayı da ardımızda bırakıp İznik’e gitme vakti.

Adını İznik Gölü’nden alan İznik, yoluna girdiğiniz andan itibaren etrafımızın ağaçlarla sarılması, bir yandan ufak ufak görünen göl manzaralarıyla zaten güzel bir zaman dilimi geçireceğimizin ipuçlarını veriyordu; fakat asıl Askania’ya vardığımızda huzuru sonuna kadar hissettik. İçerisinde hayvanat bahçesi, bungolovlar, gölün tam kenarına dizilmiş masalar ve yeşil alan, öyle güzeldi ki, son zamanlarda bu kadar huzurlu hissettiğim olmamıştı.

Askania, İznik Gölü’nün hemen yanına kurulmuş bir otel ve tesis. Kişi başı 30 TL’ye dışarıdan gelip açık büfe kahvaltısını da deneyebilirsiniz, bizim gibi göl manzaralı bir oda tutup, balkonda manzaraya karşı saatlerce oturup keyif de yapabilir, sabah da çılgın kalabalık gelmeden açık büfe sırasına girmeksizin erkenden kahvaltınızı da yapabilirsiniz. Biz öyle yaptık. Erkenden kalkıp, kahvaltıdaki sıcacık pişilerin peşinden gittik, açıkçası otelle ilgili yorumlarda kahvaltının yetersiz oluşundan bahsediliyordu; ama bana gayet güzel geldi. En azından aşırı çeşitle şişirilmiş lezzetsiz yiyecekler değil, her biri gayet lezzetli peynir, pişi gibi seçeneklerin bulunduğu bir kahvaltı yapabilmeniz mümkün. Kahvaltı sonrasında minik bungalov odaların olduğu kısımdaki hamaklarda dinlenip, kahveniz eşliğinde gölü seyredin derim. Mutlaka yolunuz düşsün Askania’ya! :)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?