Jasper Høiby ile: İnsanlarla Ortak Bir Bağ Yaratma Üzerine
Avrupa caz sahnesinin önde gelen isimlerinden, Phronesis’in kurucusu Danimarkalı kontrbasçı Jasper Høiby, yeni piyano triosu 3Elements ile geri dönüyor. Melodik ve cesur yaklaşımıyla dikkat çeken grup, Avrupa’nın en yetenekli genç müzisyenlerinden oluşuyor. Bu özel konserde, Hollandalı davulcu Jamie Peet ve İngiliz piyanist Noah Stoneman, Høiby’ye eşlik edecek. Karmaşık besteleri doğaçlamayla harmanlayan ve çağdaş cazı Avrupa halk ezgileriyle buluşturan, 3Elements ile müziğin sınırlarını yeniden tanımlayan Jasper Høiby, 20 Temmuz akşam 63. Uluslararası Bursa Festivali‘nde sahne alacak. Konser öncesi merak ettiklerimi kendisine sorarak müzikal yaşamının derinliklerine dair bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.
Sizi biraz müzikten uzaklaştırarak başlamak istiyorum. Müziğin dışında nasıl birisiniz? Neler yapmaktan hoşlanırsınız? Ve bunlar nasıl bir besin kaynağı oluşturuyor müziğiniz için?
Müziğin dışında, dostluklarımı beslemeyi ve sevdiğim insanlarla vakit geçirmeyi seven biriyim diyebilirim. Bu insanlar benim için sürekli bir ilham kaynağı ve bu bağlamda yaşadığım etkileşimler müziğime büyük bir besin sağlıyor. Politika, kapitalizm üzerine düşünmenin yeni yollarını keşfetmek ve sürdürülebilir, biyolojik olarak çözünebilen fikirleri; umarım bir gün mevcut sistemi geride bırakıp kurabileceğimiz yeni sistemlere entegre etmekle çok ilgileniyorum. Felsefeyi seviyorum çünkü eleştirel düşünme becerileri kazandırıyor ve neoliberal kapitalizmi savunmak için kullanılan yanlış iddiaları tanımlama ve onlarla baş etme yolları sunuyor. Hayatlarını bu değişim mücadelesine adayan insanlardan bir şeyler öğrenmek bana ilham veriyor ve doğru yolda olduğumu hissettiriyor. Sanatım aracılığıyla, bir müzisyen olarak bile fark yaratabileceğime dair inancımı pekiştiriyor.
Anılarımız ve hatıralarımız bugün tutku duyduğumuz şeylere anlam veriyor. Müziğini sahnede ve sahne dışında icra ederken sizinle beraber olan, bir hatıranız var mı?
Çok küçük yaşlardan itibaren sağlıklı doğmuş olmanın ne kadar büyük bir şans olduğunu öğrendim. 2016 yılında hayatını kaybeden ablam Jeanette bu kadar şanslı değildi, ama sayısız zorluğa rağmen her zaman başını dik tuttu ve günlük neşesiyle, kahkahasıyla hayatı takdir etmeyi bana öyle bir şekilde öğretti ki bu his ömür boyu benimle kalacak. Açıkçası bu, pek çok insanın fayda göreceği bir ders. Bugünkü toplum tarafından herkese eşit fırsatlar sunulduğuna ve çok çalışırsak her şeyin yoluna gireceğine inandırılıyoruz ama bu gerçeğin çok uzağında. Her insanın sahip olduğu seçenekler farklı ve belki de hayat; elimizdeki kartlarla mücadele ederken birbirimize şefkat göstermek ve yaşamı takdir etmekle ilgili.
Müzisyenlerin ayrılmaz parçaları haline gelen enstrümanlarıyla ilk temas kurdukları anı merak etmişimdir. Beni ve sizi sahnede deneyimleyen izleyicileri o ana götürebilir misiniz?
Müzikle kurduğum ilişki hiç de doğrusal bir şekilde gelişmedi. Müziği ilk olarak ergenliğimin başında dans, graffiti ve Hip Hop aracılığıyla keşfettim. Bu da beni bas gitara yönlendirdi. Caza ise yirmili yaşlarımın başlarında tanıştığım harika bir arkadaş grubu aracılığıyla adeta rastgele ulaştım. Hip Hop sayesinde cazla karşılaştım ve sonunda kontrbasa geçmem kaçınılmaz hale geldi. Her sahneye çıktığımda bu doğrusal olmayan yolculuğu hatırlıyorum ve hâlâ müziğin benim mesleğim hâline gelmiş olmasına hayret ediyorum. Herkesin hayatta kendi çağrısını bulamadığının farkındayım, bu yüzden yolun bir yerinde bu çağrıyı bulmuş olduğum için gerçekten minnettarım.
Bir ürün ya da performans ortaya koyduğunuzda hakkınızda tanımlamalar yapılmaya başlanır. Direkt olarak ilgilisine sormak istiyorum. Oluşturmaya çalıştığınız müzikal dilden bahsedebilir misiniz? Müziğinizde neler yapmak istiyorsunuz, neler keşfetmek istiyorsunuz?
Sanırım kendi sınırlarımı zorlayabileceğim ve hem müzisyenlerle hem dinleyicilerle bağlantı kurabileceğim bir müzikal evreni keşfetmeye devam etmeyi amaçlıyorum. Müziğimi ya da sanatımı, insanlara ortak bir bağ anı aracılığıyla ulaşmanın yolu olarak görüyorum. Bu an bazen ortak zemin üzerine bir sohbeti başlatabilir ya da sadece başlı başına bir an olabilir ama her durumda bir bağ oluşur. Beni motive eden ve küçük de olsa iyi bir fark yaratabileceğime inandıran şey de bu.
Yaşam hızla akıyor. Üretim ve tüketim biçimleri onu deneyimleyen insan için başka bir biçime dönüşüyor. Yenilikçi bir tarzınız olduğu ortada. Yenilikçi tavrınızı nasıl koruduğunuzu ve estetik kaygılarınızın zamanın değişen yapısıyla nasıl bir mücadele veriyorsunuz?
Dünyayla birlikte değiştiğimi ama temel değerlerime bağlı kaldığımı düşünüyorum. Değişimin hızlı olması sorun değil, ama insan bağlantılarının her yönünün bölünmesi, ölçülmesi ve sermayeye dönüştürülmesi kabul edilemez. Çok sık bir şekilde finansal ilerleme bize kaçınılmaz bir yaşam yolu olarak satılıyor ve biz de neyin önemli olduğunu unutuyoruz. Bence insan deneyimi, yolda öğrenmeyle ilgili. “Tüketici” kelimesini sevmiyorum. Sanki bir şeyler sadece tüketildikleri sürece anlamlıymış gibi bir algı yaratıyor. Oysa müzik bu kategoriye ait değil; müzik tüketilmez. O yaşanır, üzerine düşünülür ve neredeyse tüm canlıların keyif aldığı, kendimizi hissetmemizi ve fark etmemizi sağlayan hayattaki en güzel şeylerden biri olarak takdir edilir.
Planet B, 3Elements ve Fellow Creatures gibi projelerinizde sınırlarınızı genişleterek yeni müzikal alanlar keşfetmeye devam ediyorsunuz. Ve elbette sizi dinleyenler için de bir alan imkânı doğuyor. Sahnede ve sahne dışında müziğiniz size nasıl bir alan sağlıyor, biraz detay verebilir misiniz?
Farklı projelerim aracılığıyla kendi sesimi keşfetmeme olanak tanıyacak kadar geniş bir dinleyici kitlesi oluşturmayı hedefliyorum. Planet B, daha özgür bir armonik rol üstlenmeme ve beni ilgilendiren politik konuları keşfetmeme imkân tanıyor. Fellow Creatures, kuşaklar arası müzikal etkileşim kurabileceğim ve daha geniş bir enstrümantasyonla melodik ses seçeneklerini keşfedebileceğim bir alan. 3Elements ise piyano trio formatını keşfetmeye devam ettiğim ve farklı sahneler, kültürler ve kuşaklarla etkileşim kurabildiğim bir alan. Sadece birkaç öğeyi değiştirerek bambaşka bir ses dünyası yaratılabiliyor ve bu beni çok heyecanlandırıyor!
Gündelik ya da toplumsal meseleler müziğinizi ne ölçüde etkiliyor? Yaratım sürecinize hangi unsurlar dâhil oluyor?
Özünde “ne yersek oyuz” ilkesine inanıyorum. İnsan olarak neyle etkileşim kurarsak, onun bizde bir etkisi kalıyor ve bu unsurlar zaman içinde kim olduğumuzu şekillendiriyor. Yaşanmışlıklarım beni şekillendiriyor ve müzik, bunları işlemenin ve dışavurmanın bir yolu olarak işlev görebiliyor.
3Elements ile çok yakın zamanda Türkiye’de bir konser vermeye hazırlanıyorsunuz. Biraz 3Elements’i anlatabilir misiniz?
2005 yılında Phronesis adında bir piyano trio kurmuştum ve bu grupla Türkiye’de birçok kez sahne aldım. 3Elements ise bir anlamda bunun devamı. Piyano trio formatını keşfetmeye devam ettiğim ve farklı sahneler, kültürler ve kuşaklarla etkileşim kurabildiğim yeni bir alan. Başlangıçta üç farklı kadro belirleyerek kayıt yapmaya karar verdim; bu gruplar organik bir şekilde Londra, Amsterdam ve Barselona / Madrid merkezli oldu. Hayranlık duyduğum ve birlikte çalmak istediğim insanlarla bir araya gelip, hiç ya da çok az prova yaparak iki gün içinde bir albüm kaydetme fikriyle yola çıktım. Bu fikri bir yandan Londra’daki kendi küçük stüdyomda ‘ev yapımı’ bir kayıt fırsatı çıktığı için, diğer yandan da ilk buluşmanın enerjisini ve doğallığını kayda geçirip, çıkan sonucu açık yürekle paylaşmak istediğim için hayata geçirdim.
Türkiye’deki dinleyici kitlenizle nasıl bir bağınız var? Onlarla ilgili söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Yıllar içinde farklı projelerle 10’dan fazla kez Türkiye’de sahne almışımdır. En son Mark Guiliana’nın dörtlüsüyle gelmiştim ama kendi grubumla sahne almamın üzerinden epey zaman geçti. Türk dinleyicisinin meraklı, bilgili, nazik ve teşvik edici olduğunu düşünüyorum, bu yüzden tekrar burada olmaktan büyük heyecan duyuyorum!
20 Temmuz akşamı Bursa’daki izleyiciler sizi canlı dinleyecek. Onları nasıl bir gece bekliyor? Buradan bir davet de iletmek ister misiniz?
Açıkçası onları tam olarak neyin beklediğini ben bile bilmiyorum çünkü daha önce hiç birlikte çalmadığım bir kadroyla sahne alacağım. Konserde, 3Elements’in ilk albümü ‘Earthness’te yer alan Noah Stoneman ve ikinci albüm ‘Like Water’da çalan Jamie Peet yer alacak ve bu müzikleri birlikte ilk kez çalacağız. Daha önce hiç canlı çalınmamış eserlerin de yer aldığı, çok çeşitli bir repertuar olacak. Bu enerjiyi birlikte deneyimlemek için siz de bize katılın. Çünkü her şey bağlantıyla ilgili.
Kapak Fotoğrafı: Jasper Høiby
İlginizi çekebilir: Halil Şimşek’ten Bosphorus Trio Röportajı

Enes Kudu 






Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!