Esnafa Geri Dönmek: Şehrin İçinde Bir Destek Hareketi
Yalnızlık, çağımızın en sinsi ve yaygın salgınlarından biri olarak tanımlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2023 yılında yalnızlığı “küresel bir halk sağlığı tehdidi” ilan etti. Uzun süreli yalnızlığın, günde 15 sigara içmek kadar zararlı olduğu; kalp-damar hastalıklarından depresyona, bağışıklık sistemi zayıflamasından erken ölüme kadar birçok riski artırdığı bilimsel araştırmalarla ortaya konmuş durumda.

Peki bu yalnızlık hissi yalnızca bireysel bir sorun mu? Hayır, çünkü yalnızlık çoğu zaman fiziksel ortamlarımızla da doğrudan bağlantılı; bireyseldeki ölümcül etki, toplumsal alanda yerini yok etmeye bırakıyor. Mahallemizle, çevremizle, insanlar ve mekânlarla kurduğumuz bağlar zayıfladıkça, yalnızlık büyüyor. Yalnızlık büyüdükçe tanıdık simaları da maalesef yanında götürüyor. Pandeminin sokağa çıkma yasağında dükkan açıp tek başına ayakta kalmaya çalışan bakkallarımız… Selamlaşamadıkça yitirdiklerimiz. Tek başınalığın yok ediciliği.

Tanıdık bir yüz, alışılmış bir sohbet, her sabah uğradığımız fırının simit vereni; bunların her biri, modern şehir hayatında ihtiyacımız olan “güvenli alan” hissini bize sunuyor. Modern yaşam, pratiklik adına bu bağları birer birer budadı. Siparişler artık birkaç tıkla kapımıza geliyor, zincir marketler 7/24 hizmet veriyor. Bu kolaylıkların karşılığında kaybettiğimiz şeyler ise genellikle fark edilmeden gidiyor. Adımızla hitap eden bakkal Ali Abi, sohbetle muhabbetle istediğimiz peyniri getiren şarküteri Rıza Bey, kızımızın adını öğrenip onu sevdiği meyveyle selamlayan manav… Şimdi nerdeler bilmiyorum.

Manevi gelir-gider dengesinin iyi hesap edilmesi gereken bir çağdayız. Bu da kaybettiğimiz tanıdıklık, müdavimlik, hoşbeş gibi kavramların yanında hız ve pratiklik tercihini sorgulatıyor. Yalnızlığın yeni çağın ölümcül “hastalığı” olarak tanımlandığı yerde yalnızlığa ittiğini bile bile bu pratiklik peşinde sınırlı kuponun biz tüketmeden tükenmemesi için koştururken tanıdık yüzlerin bir bir buralardan gitmesini de sindirmemiz gerekiyor. Bu kayıplar maalesef kendin yavaşlamadan anlaşılmıyor. Yavaşlamanın da bizden çok şeyi alıp götürme gücü olan İstanbul gibi metropollerde yeni bir gelir-gider denge terazi inşası şart.
Ne yapılabilir?
Durmak. Durduğun yerden bakmak.
Koşarak geçmeyip zamanı yavaş kullandığımız sokaklarda, daha önce fark etmediğimiz dükkânlar, vitrinler, kokular ve insanlar var. Selamlaşmaya vakit ayrılan dükkanlar. Önce selamlaşmalar, ardından sohbetler, hoşbeşler ve iki taraflı bir hayat damarı: “Merhaba Ali Abi! Nasılsın?” Bireyselde yalnızlığın panzehiri; toplumsalda hayatta kalmanın şifası.

Verilere bakalım: TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu) verilerine göre 2024’te 100 binden fazla küçük işletme kapanmak zorunda kaldı. Yalnızlığın toplumsal alanda bulduğu karşılık maalesef yok olmak.
Her gün yapabileceğimiz çok küçük tercihler, aslında yalnızca esnafı değil bizi de iyileştiriyor. Miyopa bile iyi geliyor dışardaki telefon ekranından biraz uzakta duran insanla merhabalaşmak! Göz uzak tembeli olmuyor. Diğer güzelliklerde ise şunlar var: Küçük esnaf, kazancını doğrudan yaşadığı mahalleye geri kazandırıyor. Yerel işletmelerden alışveriş yapmak, büyük zincirlerin baskın olduğu tek tip yaşam biçimine alternatif oluşturuyor. Karbon ayak izini azaltıyor; ürünler genellikle daha kısa mesafelerden geliyor, daha az paketleniyor.

Küçük işletmeleri desteklemek, sadece ekonomik değil; sosyal, duygusal ve ruhsal bir hareket. Tanınmak, selamlaşmak, bir topluluğun parçası olmak, sahip çıkmak, ayakta tutmak. Tüm bunlar yalnızlığa karşı güçlü bir panzehir.
Belki sen de kendi mahallene yeniden bakmak istersin. Belki senin de fırıncınla aranda bir selamlaşma vardır uzun zamandır eksik olan. Belki o küçük dükkân, seni de bu şehirde daha az yalnız hissettirebilir.
Kapak Fotoğrafı: Levent Şimşek – pexels.com
İlginizi çekebilir: Aslı Yirsutimur’dan Gözetim Kapitalizminin Gölgesinde: Kim İzliyor Bizi?

Helin Yüksel







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!