Kurtcebe Turgul ve Selim Demirdelen ile: Ayrılık da Sevdaya Dahil Dizisi Üzerine
Ocak 2026’da izleyiciyle buluşan Ayrılık da Sevdaya Dahil dizisi, son yıllarda izlediğimiz doğal, samimi ve gerçek duygularla örülmüş Türk yapımlarından biri oldu. Dizinin başrollerinde İbrahim Çelikkol, Emine Meyrem ve Yasemin Kay Allen yer alıyor. Başrollerde Afife, Kemal ve Neslihan karakterlerine hayat veren oyuncuların güçlü performanslarıyla dikkat çeken yapım, Yavuz Turgul imzası taşıyor. Biz de dizinin yaratım sürecini ve iki yönetmenli yapısını konuşmak üzere dizinin yönetmeni ve senaristlerinden Kurtcebe Turgul ile yönetmen Selim Demirdelen ile bir araya geldik.
Türkiye’de hem televizyonda hem de dijital platformlar için üretilen dizilerde iki yönetmenle çalışmak çok yaygın bir pratik değil. Ayrılık da Sevdaya Dahil’de ikili yönetmen yapısını tercih etmenizin temel nedeni neydi? Bu durum anlatı bütünlüğünü ve yönetmenlik dilini koruma noktasında size ne tür avantajlar veya zorluklar sundu?
Selim Demirdelen: İki yönetmen teklifi bana Kurtcebe Turgul’dan geldi. “Birlikte çekelim ister misin,” dedi. Hiç düşünmeden kabul ettim çünkü Kurtcebe Turgul’la çok eski, sevgi ve saygıya dayalı bir dostluğumuz var. Ayrıca ikimiz de projenin sahibi Yavuz Turgul’un öğrencisiyiz, dolayısıyla onun reji anlayışını, oyunculuk ve hikâye anlatımı konusundaki hassasiyet ve beklentilerini biliyorduk. Kurtcebe Turgul’un aynı zamanda dizinin senaristlerinden biri olması da sette büyük bir konfor sağladı. Uzun zamandır emek verdiği hikâye ve karakterlerle ilgili yoldan çıkmamızı engelledi. Aklına, sinema bilgisine ve sevgisine olan güvenim de hazırlık aşamasında ve sette karşılık buldu. Her şeyi noktasından virgülüne birlikte tasarladık, süreç boyunca da hocamız Yavuz Turgul’a onaylattık. Bir yönetmenlik dili peşinde koşmadık. Senaryoyu olabildiğince gerçekçi biçimde ekrana yansıtmaya çalıştık. Fikir ayrılıkları yaşadık elbette ama bunları da birbirimizi ikna ederek ya da alternatifli çekimlerle kararı kurguya bırakarak tatlılıkla bertaraf ettik.
Dizideki her bölümün Afife’nin YouTube’daki senaryo dersleriyle açılmasının, dizinin anlatı yapısını doğrudan besleyen, o bölümde ne izleyeceğimizle ilgili ipuçlarını tatlı tatlı veren çok özgün bir fikir olduğunu düşünüyorum. Benim en keyif aldığım sahneler dizinin bu jenerik girişleriydi. Bu fikrin ortaya çıkış süreci nasıldı ve senaryo başlıklarının bölüm dramaturjisiyle birebir örtüşmesi bilinçli bir karar mıydı?
Kurtcebe Turgul: Evet, tabii, bilinçli bir karar. Bizim en sevdiğimiz kararlarımızdan biri. Yavuz Turgul’un hikâye kurarken üstünde sıklıkla durduğu bir şey var: “Seyircinin en büyük arzusu hikâyede bir sonraki adımı tahmin etmek ve yanılmaktır.” Evet yanılmak, çünkü yanılsın ki yeniden tahmin etmek için sürekli bir heyecan yaşasın. İyi hikayelerde iş sonuna kadar bu deneme/yanılma ile devam eder, o kadar iyi olmayan hikayelerde ise seyirci her tahmin ettiği şeyin az sonra gerçekleştiğini görür ve yavaş yavaş hikâyeden kopar. Biz seyirci ile hikâyemiz arasındaki bu dinamiğin farkında olduğumuzu bizzat hikâyemizde göstermek istedik. Her bölümün başında, o bölümde olacakların bir senaryo dersindeki karşılığını peşinen ortaya koysak: “Bu bölümümüz karşılaşma.” “Şimdi kaos izleyeceksiniz.” ”Melodram izlemeye hazır mısınız?” gibi. Böylece her bölümde seyircinin tahmin etme şekli değişse… Yani “şimdi şu mu olacak acaba” değil, “bu bölümde kaos olacak, anladım, ama bakalım nasıl bir kaos olacak?” dese! Bir bakıma seyircinin hikâye ile ilişkisini bozsak. Bozsak demeyeyim de her zaman karşılaştığı gibi olmamasına çalışsak. Özgünleştirsek… Böyle bir noktadan çıktık. Gördüğünüz yere vardık.
Dizide Afife’nin Kemal’in kaldığı Kartal Cezaevi’nde senaryo eğitimi verdiğini izliyoruz. Bu durum ilk anda ilginç gelse de, sonradan 2006 yılında benzer uygulamaların gerçekten var olduğunu; Türkiye’den yurtdışındaki cezaevlerine sanat tarihi ve oyunculuk eğitimleri vermek üzere giden kişilerin var olduğunu öğrendim. Bu bağlamda, Afife’nin cezaevinde eğitim verme fikrini kurgularken proje ekibi gerçek hayattaki bu tür eğitim mekanizmaları üzerine bir araştırma yaptı mı? Eğer yapıldıysa, bu araştırma süreci nasıl ilerledi ve anlatıya nasıl yansıdı?
Kurtcebe Turgul: Dediğiniz gibi, Türkiye’de hemen hemen tüm cezaevlerinde çok çeşitli konularda ders veriliyor; bu bilinen bir konu. Senaryo dersleri de öyle. Biz Kemal’in Afife’ye duyduğu sevginin ve ilginin temellerini kurcalarken bu fikri bulduk. Bunun sağlamasını oraya gidip ders veren arkadaşlarımızla yaptıktan sonra önemli olan doğru yılı, Afife’nin gideceği cezaevini, vereceği dersin türünü, vs. ayarlamaktı ki, bunun sağlamasını da tabii ki yine o dostlarımızla yaptık.
Dizinin anlatım dili alışıldık televizyon klişelerinden bilinçli olarak uzak duruyor. Drone çekimleri (İstanbul görüntüleri), yüksek sesli ve oyuncuyu duymamızı engelleyen müzik kullanımı, uzun diyaloglar ve bakışmalar bu yapımda yer almıyor. Dizide görsel ve işitsel anlamda baskın şekilde bir minimalizm hâkim diyebilir miyiz? Bu durum dijital platformda yayınlanmanın bir sonucu mu yoksa sizin özellikle tercih ettiğiniz bir anlatı şekli miydi?
Selim Demirdelen: Bunu baştan konuşmuştuk zaten. Klişelerden, ana akım dizilerdeki anlamsız ve rahatsız edici alışkanlıklardan uzak duralım, seyirciye ve seyircinin zekasına hürmet edelim istedik. Dizimiz bir İstanbul tanıtım filmine dönüşmesin, sinemanın bize sunduğu imkanları doğru yerde ve doğru zamanda kullanalım diye uzlaştık. Benim kişisel sinema anlayışım her şeyin görünmez, duyulmaz olmasından yana. Hikâye akışını kesintiye uğratan her türlü aşırılık beni rahatsız ediyor. İzlerken “şu oyuncu ne kadar iyi oynamış”, “müzik ne kadar güzel”, “görüntüler çok iyi” gibi düşünceler aklınıza düştüğünde hikâyeden kopmuşsunuz demektir. Güncel bir örnek vermek gerekirse, bu seneki Oscar adaylarından Train Dreams’in anlatım dili ve zarafeti benim anlayışıma çok uygun.
Kurtcebe Turgul: Hangi platformda iş yaparsanız yapın, bir anlatının bazı vazgeçilmez kuralları var. Öncelikli kural seyirciyi sıkmamak. Tabii anlaşılır olmak. Bunun için de gerekenden fazlasını ya da azını söylememeyi, göstermemeyi başarmak. Her sahne üzerine düşünürken, yazarken ve sonra o sahneyi çekerken bunu göz önünde bulundurmaya çalıştık. Bazı sahnelerin daha hikâye aşamasında nasıl çekileceği belliydi, bazıları mekânın ve durumun koşulları düşünülerek tekrar tasarlandı ama özünde tutarlı ve hiçbir şeyi boşuna yapmamaya çalışan bir dil kullanıldı. Ya da en azından buna çalıştık.
Dizideki mahalle sıcaklığı, kadın girişimciliği, çevre ve dayanışma, sürdürülebilirlik (Afife’nin bisiklet kullanması), hayvanlara ve sokakta yaşayan insanlara özel bir hassasiyet gösterilmesi ve Afife’nin protestolara katılması gibi güçlü toplumsal temalar anlatının içine oldukça doğal bir biçimde yerleşiyor. Afife karakterini inşa ederken bu duyarlılığı içselleştirmiş bir figür olarak kurgulamak için nasıl bir yol izlediniz?
Kurtcebe Turgul: Afife karakteri adım adım bize bu konuda yardımcı oldu. Her karakter üstüne konuştukça gelişir, hikâyenin içinde yerini bulur ya… Bir yerden sonra gerçekten üç boyutlu bir hale gelir, neredeyse kendi kendine hareket etmeye başlar. Tabii hikayenize hizmet edecek şekilde. Afife hayatta bazıları keskin ve değişmez, bazıları da gayet anlık değişebilir kuralları olan biri. Namuslu yaşamaya çalışıyor, yalnızca insanlara değil, hayvanlara, doğaya, çevresindeki her şeye ciddi bir duyarlılıkla yaklaşıyor. O duyarlılıkla yaklaşan birinin bahsettiğiniz konularda etkin olması kadar doğal bir şey yok. Yine tekrarlamam lazım, hikayemize katkıda bulunacaksa. Afife’nin o duyarlığının bize katkısı ne? Doğru yaşamayı bu kadar içselleştirmiş birinin, kendi dükkanlarını, evlerini, özetle hayatlarını ele geçirmeye çalışan bir ailenin hem de kaba kuvvet komutanına(!) karşı adını başta koyamadığı, sonra basbayağı tutku olduğunu fark ettiği hisler duyması. Doğru bulduğu her şeyin karşısında olan bir dünyadan bir insana tutulması. Seyirciye “bu nasıl olacak yahu?” dedirtmesi. Bu çatışmayı sağlayacak her türlü karakter özelliği işimize yarar.
Dizideki mahalle çekimleri Beykoz Kundura’da kurulan setlerde gerçekleştirilmiş. Setin kurulumu ve prodüksiyon hazırlıkları ne kadar sürdü? Ne gibi zorluklar yaşadınız?
Selim Demirdelen: Detaylar konusunda hepimizin duyduğu hassasiyet sebebiyle oldukça uzun sürdü. Ama ekip takviyesiyle ve yapımcılarımızın da desteğiyle hazırlık için öngörülen takvimin içinde kalmayı başardık. Setlerin kurulum aşamasında biz de sık sık ziyaretler yaptık, konuştuk, tartıştık, birlikte heyecanlandık ve yapım tasarımcısı Hakan Yarkın ve ekibinin, sanat yönetmeni Gökben Şaş ve ekibinin emekleriyle hayal ettiğimiz en yakın hale geldik.
Dizide Türk tiyatro tarihine ve edebiyata yapılan referanslar, özellikle Afife Jale’nin annesi Perihan’ın gençliğinden ve tiyatro aşkından söz ettiği, kameranın usta tiyatro oyuncularını eski fotoğraflar üzerinden andığı sahne son derece duygusal bir etki yaratıyor. Ustaları fotoğraflar ve anılar aracılığıyla yad etmek, anlatı içinde güçlü bir kültürel hafıza alanı açıyor. Bu sahneyi tasarlarken neler yaşandı, biraz bahsetmek ister misiniz?
Kurtcebe Turgul: Yine her şeyin başı hikâye. Bizi o sahneye doğru götüren fiziksel ve duygusal sebepleri düşünelim. Tiyatro seven bir anne. Ömrünü bu işe adamış, kendi deyişiyle “ciddi tiyatro yapmamış ama tiyatroyu ciddiye almış.” Stella Adler hayranı. Tiyatro yüzünden arkasında çok lüks bir hayatı bırakmış. Bunun yanında diğer konu: “Ev elden gidiyor.” O zaman o evin değerini Perihan’ın sesinden duymak istersek ne yapabiliriz? Bir: “Evim, evim” diye ağlayabilir, ki bu da bizi klişe ve seyircinin kolaylıkla tahmin edeceği bir tavra götürür, iki o evin değerini “kendi deneyimi ve hayata bakışı üzerinden” anlatabilir. Seyircinin ilgisini çekecek şekilde. Daha özgün şekilde. En önemlisi gerçek duygular taşıyarak. İşte o deneyim Haldun Taner’in oyunu Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ile dile geliyor. Diyor ya, o evin de her köşesine sesler sinmiş. Hem de ne sesler! Size de seyrettiğiniz zaman “bu ev dört duvardan fazlası, ne olur gitmesin” dedirtecek sesler.
Hepimizin anlaması gereken şu: Yalnızca bir ev kaybetmiyorlar, hayatlarını kaybediyorlar. O zaman ne yapacağız? Tiradı seçtik, tamam. Ama fazlası lazım. Atmosferi yaratan o “sesler” hikayesini desteklemek lazım. Nasıl? Fotoğraflar olsa? Güzel. Onları nasıl kullanacağız? Bir duvar sadece onlara ayrılmış olsa. Peki. Ondan sonra? Bir sürü şey… İsimleri dile getirirken dengeyi sağlamak lazım, sıkmamak lazım, çok “oynamamak” lazım, müziğin “çok” olmaması lazım, ama az da olmamalı… Anlatabiliyorum umarım. O dengeyi kurduğunuz zaman, özgün ve hisli bir şeye varıyorsunuz. Yani vardık diye söylemiyorum, onun takdiri her zaman seyircide; ama bizim niyetimiz buydu.
Ayrılık da Sevdaya Dahil’e bugün geriye dönüp baktığınızda, yönetmen olarak sizi en çok tanımlayan sahne hangisi olurdu?
Selim Demirdelen: Tek bir sahne değilse de Kemal’in babasıyla olan ilişkisi ve baba-oğul aksındaki tüm duygular, okurken de çekerken de içime çok dokundu.
Kurtcebe Turgul: Tanımlama değil de, biraz önce uzun uzun anlattığım Perihan’ın o evdeki sesler üzerine konuştuğu sahneyi pek severim.
Dijital platform dizilerinde yönetmenlik yapmanın televizyon dizilerine kıyasla size sunduğu özgürlükler ve getirdiği zorluklar neler? Örneğin platform izleyicisinin beklentileri ile kişisel sinema anlatı diliniz arasında bir denge kurmanız gerekti mi?
Selim Demirdelen: Platform dizilerinde yönetmenin çok daha özgür olduğunu, kendini çok daha rahat ifade edebildiğini söyleyebilirim. Kanal baskısı yok, yapımcı baskısı yok, reyting belası yok. Türkiye’deki koşullar -maalesef- yurtdışındaki koşullara göre daha kısıtlı olsa da (hazırlık süresi, bütçe, çekim süresi) çalışma şartları televizyon dizilerine göre çok daha konforlu. Platform izleyicisinin beklentilerine göre bir denge kurmak onlara ancak hakaret olur. Nasıl ki samimiyeti, gerçekçiliği kovalıyorlarsa, zekalarına hürmet edilsin istiyorlarsa, şaşırtılmak istiyorlarsa, ekrana yansıyan her türlü samimiyetsizliğin de farkına varıyorlar.
Ayrılık da Sevdaya Dahil’in finaline yaklaştıkça hikâye net cevaplar vermekten çok izleyicide bir duygu hali yaratmayı tercih ediyor. Hikâye bazı çatışmaların çözülmekten ziyade karakterlerin bu çatışmalarla yaşamayı öğrenmesi üzerinden ilerliyor. Diziyi izledikçe karakterlerin sakinliği seyirciye de sirayet ediyor ve olaylara bu karakterlerin perspektifinden bakmaya başlıyoruz. Neslihan’ın aldatılmasına üzülürken, bir yandan Kemal ile Afife Jale’nin kavuşmasını istememiz bu çoklu duygunun iyi bir örneği.
Sizce bir dizinin finali seyirciye net cevaplar mı vermeli, yoksa seyircinin zihninde uyandırdığı türlü sorular mı bırakmalı?
Kurtcebe Turgul: Soruyu sorarken yanıtı da vermişsiniz bir yere kadar, her çatışma çözülmek zorunda değildir, Afife’nin de finalde dediği gibi bazı soruların yanıtları hiç verilmeyebilir. Önemli olan nasıl final yaparsanız yapın hikâyenin seyirci tarafından kabul görüp görmeyeceği. İnandırıcı olup olmayacağı. Yoksa “ne oldu şimdi ya?” sorusuyla biten bir hikâye, en azından bizim için, çok makbul değil.
Ayrılık da Sevdaya Dahil’in yeni sezonu gelecek mi? Dizinin devamını ben dört gözle bekleyeceğim, umarım seyircisi çok olur da ikinci sezonu da gelir…
Kurtcebe Turgul: Bunun yanıtı için henüz erken. Çok teşekkürler.
Bu samimi sohbet için Selim Demirdelen ve Kurtcebe Turgul’a kocaman teşekkürler.
Sevgili okur; hapı yutmak isteyenler burada mı? “Değişim her şeydir. Kötü değişir iyi olur, korkak değişir cesur olur.” demişti Afife. O halde biz de Afife’yi dinleyip korkularımızla yüzleşelim ve hayatın önümüze koyduğu o “zor” değişim kapılarını çalmaktan vazgeçmeyelim, olur mu?
Kapak Fotoğrafı: Box Office Türkiye
İlginizi çekebilir: Zeynep Cemre Şahin’den Masumiyet Müzesi: Aşk mı? Takıntı mı?

Dilay Muran 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!