Marcelo Canevari ile: Korku ve Dinginlik Arasında Boş Tuvalleri Üzerine
Bilmediğim bir sessizlik, henüz deneyimlemediğim bir korku ama bakmaktan vazgeçemediğim bir manzara. Onun tablolarına ilk kez bakan biri ne hisseder diye her düşündüğümde, O’nu ve eserlerini anlatacak yazıya başlamaya her yeltendiğimde zihnimin akışını kontrol edemediğimi gördüm. Bu yüzden betimlemelerden, tasvirlerden veya sıfatlardan uzak bir girişle direkt bunu söylemenin daha doğru olacağını anladım: Marcelo Canevari.

Huzur vaat eden doğa resimleri yapıyor gibi dursa da eserlerini inceledikçe susmak bilmeyen zihin gürültünüzde bir kopma oluyor. Ya da bende öyle oldu. Hayatta olmayan dünyaca ünlü ressamlarla aynı çağda yaşamış kişiler nasıl hissederdi bilemiyorum ama Marcelo ile aynı döneme denk geldiğim, onun beni aynı anda korku ve dinginlik ile kaplayan tablolarını inceleme şansım olduğu için kendimi güneşin parıltılarıyla ışıldayan bir odada dinlenebiliyormuşum gibi hissediyorum.

Sarsıcı hikâyesi açığa kolay kolay çıkmıyor gibi değil mi sizce de? Doğada bir suskunluk var, sanki bir tehdit seziyorsunuz ama pastoral manzaradaki bütünlük sizi durduruyor gibi. Her şey yerli yerinde. Suyun üstünde bir köprü, oradan geçen hayaletler. Doğayı olduğu gibi göstermekten çok insanı zoraki bir düşünce yolcuğuluğuna çıkarıyor. Yumuşacık renklere rağmen buz gibi bir hava veriyor. Gölgelere bakınca hangi zamanda olduğunu anlamak bile mümkün olmuyor. Köprünün üzerinden geçen hayaletlerden olsa gerek ağacın arkasında saklanan iki çocuk, belki de bizim kendi zihin arşivimizdeki kara kutuların tozunu almamızı istiyor. Küçük kız kime sığınmış olabilir ki? Abisi mi? Ya da masum duygularıyla hiç ayrılmayacağını sandığı çocukluk aşkı mı? Kendisini tanımak istedim, dersini hayranlıkla dinlediğim hocamın zihnini keşfetmek için sorabileceğim soruları ona sormaya karar verdim.
Kısaca Marcelo Canevari kimdir? Bu eserleri yapmaya neden ve nasıl başladınız?
Ben Buenos Aires’ten bir ressamım. Çalışmalarım genellikle doğayı ve masumiyetle huzursuzluk arasındaki gerilimi keşfediyor. Çok küçük yaşta resim yapmaya başladım, babamın yanında oturup onunla birlikte çizerdim; babam hem biyolog hem de sanatçıydı. Uzun yıllar boyunca özellikle hayvanlar, bitkiler ve doğal çevreler üzerine bilimsel projelerde illüstratör olarak çalıştım. Bu işi yapmak ve babamla çalışmak bana dikkatli gözlem yapmayı ve titizlikle çalışmayı öğretti. Zamanla, ilk bakışta tanıdık gelen ama baktıkça içinde bir gariplik ya da belirsizlik barındıran manzaralar ve karakterler çizmeye başladım. Anlamın hemen ortaya çıkmadığı ama yavaş yavaş açığa çıktığı, sessiz bir gerilim taşıyan imgeler yaratmaya çalışıyorum.

The Prey
“Av”. Karnından deşilmiş vaziyette belki bedeni hala sıcakken gözü henüz tam kapanmamışken avcısını bulabilir mi? Bir ruh mu, bir hayalet mi belirsiz. Belki de sadece yok olmuş bir benliğin kendini arayışı. Tepede, onları izleyen bir kaplan. Renkler sıcak değil, aksine içine çeken karanlığın verdiği o ürkütücü hissi iliklerine kadar işliyor insanın. Detaylara boğmadan verdiği karmaşa yetmezmiş gibi kaplanın vücut hatları o kadar belirgin, desenleri o kadar canlı ki bu tabloyu duvarıma asabilsem, bir süre sonra kaplanın evin koridorlarında gezdiği yanılgısıyla savrulabilirim.
Canevari’nin fırçasının akılda bıraktığı izlere bakınca öğrenciyken “genelde defterlerinin kenarına bir şeyler çizerdim” demesini bir yere koyabiliyor.
Sizi her zaman kendinize döndüren bir şarkı var mı?
Kardeşim Mogue’un yaptığı bir şarkı. Kendisi müzisyen. Onun sesi ve sözlerinde beni derinden etkileyen bir şey var; ev gibi bir his veriyor.

Fısıldadığı hikâye hem o kadar gürültülü hem de o kadar sessiz ki çok parlak bir odada ışıktan kaçarken kendi karanlığımda boğuluyormuşum gibi.
Sorulardaki had sınırını biraz aşmam gerekti ve ona “resimlerinizi gören biri hiç size psikolojik bir teşhis alıp almadığınızı sordu mu?” dedim.
Tam olarak o kelimelerle olmasa da insanlar bazen o atmosferin nereden geldiğini soruyor. Bence sanat belirsiz bir şeye dokunduğunda, genelde kaçındığımız soruları gündeme getiriyor. Ben bunu bir iltifat olarak alıyorum.

Sanatı ruhun açlığına, yemeği ise bedenin tokluğuna denk gören biri olarak, Canevari’ye sofradaki zaafını — karnı tokken bile hayır diyemeyedeği o lezzeti — sordum.
Ravioli. Her çeşidine ama özellikle ev yapımı olanlara bayılırım.
Zaaflarımızın tam karşısında duran yönümüz ne peki? Gözden çıkarmaya cesaret edebildiklerimiz mi? Öyleyse Marcelo, bu yeteneğini hangi arzuyla takas etmek isterdi diye düşündüm ve sordum: Sanatsal yeteneğiniz elinizden alınsaydı, yerine hangi süper güce sahip olmak isterdiniz?
Hayvanlarla konuşabilmeyi isterdim. Sadece seslerini anlamak değil, gerçekten sohbet edebilmeyi.

Eserlerini görenleri bilinmeyen zamanlara, gidilmemiş konumlara sürükleyen ressama, “Başka bir zamanda ya da ülkede doğma şansınız olsaydı, bunu ister miydiniz?” diye sordum.
Belki Rönesans dönemi Floransa’sında, o yaratıcı patlamanın ve fikirlerin tam ortasında olmak isterdim. Ama dürüst olmak gerekirse Arjantin’de büyümek bana çok kendine özgü bir bakış açısı kazandırdı.
Bu kadar detaya hükmedebilen birinin burcu ne olabilirdi ki? Acaba astrolojiye inanıyor muydu, merak ettim.
Çok yakından takip etmiyorum ama sembollerini seviyorum. Terazi burcuyum.

Peki Marcelo ne demek?
Marcelo, Latince kökenli; Mars yani savaş tanrısıyla ilişkili. “Genç savaşçı” gibi bir anlamı var. Bu da komik çünkü ben daha çok sessiz bir gözlemciyim.
Gözlemci olduğu gerçeği her eserinde ziyadesiyle yüzümüze çarpmıyor mu zaten. Zihnimin arkasında bir yerde O’nun bütün eserlerini yan yana koyarak ortak bir gerçeklik aradım sanırım.
Hep dahil ettiğiniz belli bir detay var mı? Sizin için anlamı nedir?
Son zamanlarda, resimlerimin içinde boş tuvaller çizmeye başladım. Babam vefat ettikten sonra belirmeye başladılar ve zamanla sessiz bir varlık gibi oldular.

Dünyanın Yedi Harikası’nı belirleyecek kişi olsaydı, hangilerini seçerdi?
Tek tek eserler seçmek yerine muhtemelen sanatçıları seçerdim. Çünkü beni en çok etkileyen şey, bazı sanatçıların durmaksızın şaşırtan, tamamen kendilerine ait görsel dünyalar yaratmaları.
Mildred Burton, Fermín Eguía, Aleksandra Waliszewska, Walton Ford, Neo Rauch, Marcel Dzama, Henry Darger. Her biri kendi kurallarına, tonuna ve ritmine sahip güçlü birer evren oluşturuyor.
Ayrıca dürüst olmak gerekirse, Prado Müzesi’nin tüm koleksiyonunu başlı başına bir harika olarak görüyorum. Sadece tek tek tablolar değil, birlikte temsil ettikleri bütünlük bakımından da.

Sanatta hem bütünlüğe hem de kişisel evrenlere değer veren birinin arası kelimelerle nasıldır acaba diye merak ettim ve O’nu en çok etkileyen kitabı sordum.
Yazar ya da kitap seçmekte hep zorlanırım çünkü asıl güzelliğin seslerin çeşitliliğinde olduğunu düşünüyorum. Roald Dahl’ın kitapları hep benimle kaldı. Sadece hayal gücü açısından değil, aynı zamanda keskin ve huzursuz edici olabildikleri için. Aynı şey pek çok klasik halk masalı için de geçerli. Korku, kayıp ve dönüşüm gibi temaları çok doğrudan ve bazen sert bir şekilde ele alıyorlar. Çocuklar için yazılmış gibi görünseler de büyük bir derinlik barındırıyorlar. Ayrıca Arjantin edebiyatını çok severim. Horacio Quiroga ve Cortázar’ın karanlık hikayelerine hep geri dönerim. Sıradan olanla rahatsız edici olan arasındaki gerilim beni etkiliyor ve sanırım bu duygu işlerime de sızıyor.
Çocukken sıkılmadan defalarca izleyebildiğiniz bir film var mıydı?
The Jungle Book (Orman Çocuğu) ve Robin Hood – ikisinin de klasik Disney versiyonları. Müziklerini, hayvanlarını ve orman atmosferini çok severdim.

Türkiye’yi daha önce gelseydi haberim olurdu ama yine de sormak istedim. Türkiye’yi ziyaret ettiniz mi?
Henüz hayır ama çok isterim. Özellikle Odunpazarı Modern Müzesi’ni (OMM) ziyaret etmeyi merak ediyorum. Binası, koleksiyonu — her şeyiyle çok etkileyici görünüyor.

Çelişkili ve derin etkiler bırakan eserleriyle Canevari’yi gerçekten anlayabilir miyiz, emin değilim. Ama ufacık detayların, bütünlükten o kadar uzakken bile koca bir gerçeği insanın gözler önüne serdiği ölümsüz şaheserler yaratabilmek bir ölümlü için ruhunu da bedeniyle beraber ormanın nefes kesen karanlığında dolaştırabilmek gibidir herhalde.
Kapak Fotoğrafı: Marcelo Canevari
İlginizi çekebilir: Ali Berk Perçiner’den UzayZuhal ile Sanat ve Felsefe Üzerine

Reyyan Arslan 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!