Sergiyi gezerken müzenin emperyal ihtişamı ve tarihsel-kültürel anlamı ile Rothko’nun mütevazı, içe dönük sanatı ve kişiliği arasındaki uyumsuzluk üzerine düşündüm. Şayet Viyana’da bir Mark Rothko sergisi yapılacaksa bunun mekânının Mumok, Albertina veya Leopold Müzesi olması gerekmez miydi? Bağlam açısından elbette öyle olması daha uygun düşerdi. Rothko sergisinin bu müzeler yerine Kunsthistoriches Müzesi’nde açılması, bilemiyorum, tamamen lojistik ve takvimsel bir zorunluluk da olabilir. Öte yandan müzenin mimarisi ve koleksiyonları ile Rorthko’nun tabloları arasındaki uyumsuzluk ‘‘modern sanatın, 21. yüzyılda, kaçınılmaz ve geri dönülmez bir şekilde metalaştığı ve aynı anda bu metalaşma süreci ile birlikte, Viyana’da olmanın da getirdiği bir etkiyle Freud’u anarak, neredeyse bir skopofil (bir nevi röntgencilik) deneyime dönüştüğü bir çağda mı yaşıyoruz’’ sorusuna da ister istemez cevap aramak durumunda bırakıyor beni. Yine de herşeyden bağımsız olarak müzenin Viyana’ya has bir zerafetten süzülen bir mimari başyapıt, serginin de her anlamda muhteşem olduğunun altını çizmem gerekir.

Fotoğraf: rothko.khm.at/

Mark Rothko, niçin önemli ve büyük bir ressamdır? Her ne kadar kendisi sanatının herhangi bir akım ile sınırlandırılmasını istemese de Pollack ve De Koonig ile birlikte Soyut Ekspresyonizm’in en büyük ressamı olması sebebiyle mi? Tam da çok klişe gibi gözüken, filmlere layık, bir Van Gogh veya Modigliani benzeri ‘Bir Dâhinin Sefil ve Trajik Hayatı’ başlığını hakeden yaşamından dolayı mı? Sanatını para ile değişmeyen büyük sanatçı onurundan mı, yoksa ölümünden sonra Rus Potasyum Kralı, 7 milyar servetin ve AC Monaco klübünün sahibi Dmitry Rybolovlev tarafından 186 milyon dolara satın alınan ‘No.6’ (Violet, Green, Red) tablosu sebebiyle mi?

Bu soruların cevaplarını Viyana’da, Kunsthistorisches Müzesi’nde Rothko Sergisi’ni gezerken birkaç kez düşündüm ve kendi adıma bulabildiğim cevap çok klişe oldu: ‘hem hepsi hem hiçbiri’. Her klişe aslında bir gerçekten doğar. Bu kapsamda da evet, bu sorulara verilecek cevaplar Rothko’yu modern resim tarihinin en aykırı ama aynı zamanda en büyük ressamlarından biri yapıyor ama öte yandan hayır, tek başlarına hiçbir şekilde Rothko’nun sanatını anlatmakta, onun sanatı ile karşı karşıya kalındığında hissedilen duygusal derinliği aktarmakta yetersiz kalıyor.

Kunsthistoriches Müzesi

 

View this post on Instagram

 

A post shared by ben✖️ (@ben.tcm) on

Kunsthistorisches Müzesi, sadece Viyana’nın değil dünyanın da sayılı sanat müzelerinden ve sanat kurumlardan biri. Viyana açısından ayrı bir öneme daha sahip: Müze, üzerinde bulunduğu ve Viyana Modernizmi’nin simgesi olan Ringstrasse ile birlikte, şehrin tamamen yeni ve modern bir çehre kazandığı büyük dönüşüm planının çok önemli bir parçası olarak imparatorluk koleksiyonlarını sergilemek amacıyla tasarlanmış. Mimari planları üzerinde uzun süren tartışmalar dolayısıyla tasarımı ve inşaası yaklaşık 20 yıl sürmüş; kapılarını ancak 1891’de halka açabilmiş.

Viyana Modernizm’inin önde gelen isimlerinden büyük yazar Robert Musil, tamamlayamadığı 3 ciltlik başyapıtı Der Mann Ohne Eigenschaften (Niteliksiz Adam) romanında Viyana’ya ikonik ve ironik bir ad verir: ‘Kakania’. Bu, Musil’in Viyana’nın ihtişamını, hem sınırları Kuzey İtalya’dan Polonya’ya, Balkanlar’dan Baltıklar’a uzanan Habsburg İmparatorluğu’nun (Avusturya-Macaristan) hem de Macaristan Krallığı’nın başkenti olmasını tanımlamak için kullandığı ‘kaiserlich – königlich’ (emperyal – royal) kavramlarının kısalmasından ‘k.k.’ ürettiği bir kavram. Kunsthistoriches Müzesi, işte bu görkemin, bu ‘kakania’nın en sembolik yapıtlarından. 19. yüzyıl Viyana görkemini yansıtan neo-barok iç mimarisi ile Avrupa’daki benzerleri arasında neredeyse rakipsiz bir ‘iç mekân’ güzelliğine ve ihtişamına sahip müze; antik uygarlıklardan modern döneme kadar farklı obje, sanat yapıtı ve tablolara ev sahipliği yapmakta. İtalya dışındaki en kapsamlı Caravaggio koleksiyonu ile Rönesans ve sonrası İtalyan ustalar açısından son derece zengin koleksiyon, müzenin en dikkat çekici özellikleri arasında yer almakta.

Mark Rothko Kimdir?

Rothko’nun kendisine gelirsek… Rothko, uzun zamandır ilgimi çeken bir ressam. Rothko’yu keşfetmem Pollack ve De Koonig’den çok sonralara rastlar. Pollack ve De Koonig dışında soyut eskpresyonizmin temsilcileri hakkında bir araştırma yaptığımda rastladığım ilk isim oldu Rothko.

1903’de bugünkü Litvanya sınırları içinde bulunan Daugavpils’de bir Yahudi ailesinde Marcus Rothkowitz adıyla doğan Rothko, Avrupa Modern Tarihi’nin en karanlık sayfalarından biri olan anti-semitizmden nasibi alır. 10 yaşındayken ailesi ABD’ye göç eder ve Portland, Oregon’a yerleşir. Bu göç ile aile Holokost sırasında olası bir katliamdan kurtulur ama Yahudi kimliği, zorunlu göç ve sonrasında uzak olsa da etkileri okyanus ötesine kadar uzanan Holokost, Rothko’nun kişiliği ve sanatı üzerinden büyük etkiler bırakır. Sürekli mutsuzluğu ve depresyon eğiliminde geçen zorlu çocukluğunda, bir Yahudi olarak yaşadıklarının etkisi büyük.

Chagall ve Ernst gibi gerçeküstücülerden soyut ifade konusunda ve Matisse gibi, resim sanatının en önemli renk ustasından renk kullanımı alanında etkilenen Rothko, bu etkileri resminde kendine has bir sanatsal dil yaratmada başarıyla kullanmış. O kadar ki sonuçta ortaya çıkan Rotho resmi eşi benzeri, öncesi ve sonrası olmayan, resim sanatı tarihinde ilk bakışta ayırt edilecek kadar özgün bir hal almış.

Fotoğraf: widewalls.ch/

Rothko’nun resimlerinden birini gören bir kişi daha sonra sonra bir Rothko resmi gördüğünde onun hemen anlar. Onun neredeyse tüm başyapıtları farklı renk ve boyutlardaki dikdörtgenlerden oluşur. Bu sıradan insanların ‘bu resmi ben de yaparım’ veya ‘bu üç farklı renkte boyanmış dikdörtgen mi 100 milyon dolar ediyor’ yorumlarına maruz kalan bir tarzdır ki aslında. Örneğin Miro gibi, Rothko’nun da dehası burada ortaya çıkar: Rothko’nun herhangi bir tablosunu canlı görme şansı elde eden biri hemen her tablosundaki farklı renk kombinasyon ve kompozisyonlarının duygusal yoğunlunun etkisi altına girer. Onun sadece renk ve şekil ile yoğun bir soyutlama olan tabloları izleyicisinde bu dünyaya değil de sonsuz bir evrene ait olduğunu, alabildiğine bir boşluk içinde, duyguları içinde kaybolduğu hissini verir. Bilemiyorum, trajik sonunu bildiğimden midir, hemen her Rothko tablosu bende bir intihar manifestosu hissini verir. Sanki her bir tablosunda intiharına biraz daha yaklaşır.

Fotoğraf: rothko.khm.at/

Büyük ölçeklerde çalışması, eleştirmenlerden aldığı övgüler Rothko’nun yaşadığı yıllarda da popüler bir ressam olmasına, sık sık büyük siparişler almasına neden olur. Ancak çok bilinen New York Four Seasons Restoran örneğinde olduğu gibi Rothko paraya ihtiyacı olsa bile tablolarının ve sanatının metalaşmasına izin vermemiştir, en azından ömrü boyunca. Öldükten sonra tabloları üzerindeki miras kavgası anısına pek uygun düşmemiş olsa gerek. Günümüzde de tabloları ‘rekor’ denebilecek fiyatlara alıcı bulmaktadır. Özellikle ‘soyut dışavurum’ akımının büyük paralar ettiği günümüz sanat piyasasında (Akımın diğer iki önemli ismi De Koonig ‘Interchange’ tablosu ile 300 milyon dolar sınırına ulaşmıştır ve tablo tarihin en pahalı ikinci sanat yapıtı olmuştur. Pollack, ‘Number 17A’ ile 200 milyon dolar sınırına ulaşmış ve tablo en pahalı beşinci tablo olmuştur. Rothko’nun 186 milyon dolara satılan ‘No.6’ tablosu ise en pahalı sanat tarihinin en pahalı altıncı tablosudur. Rothko’nun 50 milyon dolar sınırını aşan birçok tablosu bulunmaktadır.)

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Kunsthistorisches Museum Wien (@kunsthistorischesmuseumvienna) on

Yaşamının son yıllarında ağır bir depresyona giren sanatçı, 1970’de, 67 yaşındayken bilekleri keserek intihar eder Asistanı tarafından bulunan cesedi incelendiğinde bileklerini kesmeden önce de kendini öldürecek kadar ilaç içtiği anlaşılır.

Rothko, gerek tablolarının sanat piyasasındaki fiyatları gerekse de müzelerin koleksiyonlarındaki konumu itibariyle günümüzde çok popüler ve ilgi gören bir sanatçı. Prado’dan Tate Modern’e, Oslo Nasjonalgalleriet’e, dünyanın gezdiğim tüm önemli müzelerinin daimi koleksiyonlarında bir Rothko’ya rastladım. Öte yandan, toplu olarak bir bütünlük içinde ilk kez bir Rothko Koleksiyonu ile karşılaştım Viyana Kunsthistoriches Müzesi’nde. Bu yüzden üçüncü kez ziyaret ettiğim müze, benim için artık farklı bir anlama sahip.

Mark Rothko Sergisi 30 Haziran’a kadar Viyana’da Kunsthistoriches Müzesi’nde görülebilir.

Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

İlginizi çekebilir: Bülent Tungs Yılmaz’dan “Viyana 1900 Sergisi’nden Notlar”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN