Geçtiğimiz günlerde İstanbul, çok özel bir müzikal misafiri ağırladı: Matteo Bocelli. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleşen Matteo Bocelli konseri, onun İstanbul’da ilk konseri olma özelliğini taşıyor. Benim içinse çok daha özel bir anlamı var; Matteo’yu yakından tanıma fırsatı yakaladım. Bu yazıyı kaleme alırken sadece o geceki sahne enerjisini değil, aynı zamanda onun taşıdığı büyük müzikal mirası, babası yani Maestro Andrea Bocelli’yi düşünmemek ve ona değinmemek mümkün degil.

img_9361
Matteo Bocelli | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Andrea Bocelli

Andrea Bocelli, 1958 yılında İtalya’nın küçük bir kasabasında, Lajatico’da dünyaya geldi. Doğuştan görme problemi olan Bocelli, 12 yaşında tamamen görme yetisini kaybetti. Ancak bu durum onu müzikten uzaklaştırmadı. Aksine, hayatını müziğe adadı. Gençliğinde piyanodan saksafona kadar birçok enstrüman çalmayı öğrendi. Hukuk eğitimi alsa da kalbi müzikte kaldı.

img_1996
Andrea Bocelli | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Asıl çıkışını, 1990’ların ortasında Luciano Pavarotti’nin desteğiyle yaptı. Klasik müzikle popu buluşturduğu eşsiz sesi, dünya çapında milyonlarca insanı etkiledi. “Con Te Partirò”, “Time to Say Goodbye” gibi parçalar onu bir neslin sesi hâline getirdi. Sadece İtalya’da değil tüm dünyada çok sevildi. Maestro Bocelli’yi ekranlarda hayranlıkla izlerken geçtiğimiz sene Budapeşte konserinde izleme ve kendisiyle tanışma fırsatı yakalamıştım. Sahnedeki bu büyük figürle tanışmak benim için çok büyük onurdu. Zarif, ağırbaşlı ve derin bir kişilikti. Dingin tavırları ile mesafeli bir çizgideydi.

Matteo Bocelli

Andrea Bocelli’nin oğlu Matteo, 1997 doğumlu. Babasıyla aynı müzikal alt yapıyla büyüyen Matteo, küçük yaşlardan itibaren klasik müzik eğitimi aldı. Piyanoda oldukça yetkin. Ancak onu babasından ayıran şey sadece sesi değil, sahne duruşu ve repertuvarı.

Matteo, klasik müzikten beslense de pop müziğe daha yakın bir çizgide ilerliyor. Babasıyla 2018 yılında yayımladıkları “Fall on Me” adlı düet parça, onun dünya çapında ilk çıkışını yapmasını sağladı. Matteo Bocelli’nin müzik tarzı, klasik müzikle modern pop arasında bir köprü gibi. Babası Andrea Bocelli’nin güçlü klasik mirasını taşısa da Matteo kendi yolunu daha çağdaş bir tınıyla çiziyor. Köklerinden gelen operatik teknikle, günümüz pop müziğinin yalın ve duygusal yapısını ustaca harmanlıyor. Bu da onu hem genç dinleyicilere hem de klasik severlere hitap eden çok yönlü bir sanatçıya dönüştürüyor.

img_9320
Matteo Bocelli Konseri | Fotoğraf: Damla Anol Erol

İşte bu yüzden, İstanbul konserinde onu izlemek benim için sadece bir müzik dinletisi değil, iki neslin sahnedeki birleşimi gibiydi. Matteo’nun sahne enerjisi, seyirciyle kurduğu sıcak bağ, göz teması, tebessümü, mimikleri… Tüm bunlar, onun yalnızca bir tenor değil, aynı zamanda sahneye doğmuş bir sanatçı olduğunu gösteriyordu. Kimi hâl hareketleri, mimikleri Maestro Bocelli’yi andırıyordu. Konserde kimi zaman piyanosunun başında duygusal parçalar seslendirdi, kimi zaman sürpriz şovlarıyla ve hareketli şarkılarla dinleyicileri coşturdu. İtalyanca, İngilizce ve İspanyolca repertuvarıyla herkesi derinden etkileyerek unutulmaz anlar yaşattı.

img_9374-2
Matteo Bocelli | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Konser öncesi Matteo ile tanıșma fırsatım oldu. Kısa bir sohbetin ardından kendisinin zarif tavrı, enerjisi ve mütevazılığı beni çok etkiledi. Bu genç adamın sadece sesi değil, kendisi de sahici bir ışıltıya sahip. Onunla tanıştığımda, Andrea Bocelli ile aralarındaki o “gizli farkı” çok net hissettim. Biri derinlikse, diğeri ışık… Biri dingin bir gölse, diğeri akmakta olan bir nehir gibi.

tezza-3743
Matteo Bocelli | Fotoğraf: Damla Anol Erol

O gece sahneden yükselen notalar kadar, bir müzikal mirasın kuşaktan kuşağa nasıl dönüşebileceğine de tanıklık ettim. Matteo Bocelli’yi dinlemek sadece bir konser deneyimi değildi; aynı zamanda bir devam hikâyesi, bir yenilenme ve bir sanat yolculuğunun genç adımıydı.

Kapak Fotoğrafı: Damla Anol Erol

İlginizi çekebilir: Damla Anol Erol’dan Andrea Bocelli Konserinden Notlar