No Other Choice: Sosyal Uçurumlar Kaynaklı Sosyal Delirmeler
Park Chan-Wook’un No Other Choice ile bize görünenden çok daha fazla şey anlatıyor. Anlatmak istediği şeyi hikâyenin merkezinden çok uzaklaşarak anlatsa da işsizliğin, geçim kaygısının insana neler yaptırabileceğini; katil olmanın dışında paranoyaya sürükleyebileceğini, ailesiyle arasının bozulup bambaşka birine dönüşebileceğine dair nüanslar sunuyor.
2003 yapımı Oldboy ile Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanarak adını tüm dünyaya duyuran Park Chan-Wook, sonrasında çektiği filmlerle de tıpkı Oldboy gibi intikam temasını merkeze alarak adının uzun bir süre “intikam yönetmeni” olarak anılmasına neden olmuştu. 2022 yapımı Ayrılma Kararı filmiyle intikam temasına aşk üzerinden daha farklı bir yerden yaklaşan yönetmen, son filmi No Other Choice ile de bu temadan neredeyse tamamen uzaklaşarak absürt komedinin dehlizlerinde deyim yerindeyse kayboluyor.
Yıllarca çalıştığı kâğıt şirketinden aniden işten çıkarılan Man-soo, yeni bir iş arayışına girişse de artan rekabet, işsizlik ve yapay zekânın da oyuna dâhil olmasıyla adeta çaresiz kalıyor. En sonunda bu rekabetin üstesinden gelmek için kendisiyle birlikte aynı şirkete başvuru yapan rakiplerini tespit edip öldürmeye karar veriyor. Ancak bu hiç de kolay olmuyor.
Filmekimi’nde izlediğim ve kâğıt üzerinde “Yeni bir Oldboy mu geliyor?” beklentisi yaratan, oldukça zor, katmanlı ve izlemesi güç bir film olacağının sinyalini veren No Other Choice, yukarıda da saydığım sebeplerle beraber ana odağından hem sürekli sapması hem de anlamsız manevralarla hikâyeyi kalabalıklaştırması nedeniyle takip etmeyi zorlaştırırken izleme deneyimini de yer yer kesintiye uğratıyor.
Park Chan-Wook, hikâyenin büsbütün çaresizlikten kaynaklı gerçekleşen infazlarını daha çarpıcı bir şekilde işlemek varken inatla filmi absürt komedi sularına çekiyor. Film uzadıkça uzuyor ve esas olması gereken durağa hem geç ulaşıyor hem de bizi pek çok farklı rotayı neredeyse boşu boşuna dolaştırarak oraya getiriyor. Ancak bütün bu anlattıklarım filmi asla kötü bir film yapmıyor. Çünkü No Other Choice ilk bakışta bize bunları hissettirse de biraz demlendiğinde, arka planına aldığı hikâyeyle bir Güney Kore gerçeğini gözler önüne seriyor: Sosyal uçurumlar, sınıflar arası adaletsizlikler, artan işsizlik ve bunlara bağlı intiharlar!
Covid pandemisi sonrası ayak sesleri uzun zamandır duyulan küresel ekonomik kriz ve buna bağlı belirsizlikler, pandemi sonrası tüm dünyada daha belirgin hale geldi. Ancak pandemi olsa da olmasa da sosyal uçurumlar, sınıflar arası adaletsizlikler, artan işsizlik, biriken borçlar ve buna bağlı intiharlar, Güney Kore hakkında bilinen bir gerçekti. Öyle ki 2019’da tüm dünyayı kasıp kavuran ve Oscar tarihinde ilk kez En İyi Film ödülünü kucaklayan Parazit bunun en büyük kanıtlarından.
Sınıflar arası uçurumu zengin–fakir aile üzerinden doğrudan anlatan film, Güney Kore’nin içine düştüğü sosyal uçurumu anlamak için başlangıç seviyesinde doneler sunuyordu. Ancak ondan iki yıl sonra gelen Squid Game, Parazit’in çok daha ilerisine geçerek Güney Kore hakkındaki refah anlatısını paramparça etti. Bu yapımlar Squid Game ile de sınırlı kalmadı; Alice in Borderland, Platform, The 8 Show gibi yapımlar bu geleneği sürdürerek ülkedeki ekonomik belirsizliği merkeze almaya devam ettiler.
Bütün bu anlatılardan sonra Park Chan-Wook’un No Other Choice ile karşımıza çıkması bize görünenden çok daha fazla şey anlatıyor. Anlatmak istediği şeyi hikâyenin merkezinden çok uzaklaşarak anlatsa da işsizliğin, geçim kaygısının insana neler yaptırabileceğini; katil olmanın dışında paranoyaya sürükleyebileceğini, ailesiyle arasının bozulup bambaşka birine dönüşebileceğine dair nüanslar sunuyor.
Çünkü bir toplumdaki ekonomik buhranın artmasıyla beraber suç oranlarının da doğru orantılı artarak bir tür sosyal çürümenin taşlarını döşeyebileceğini söylemek mümkün. Bunun en büyük göstergelerinden biri de kendi ülkemizin içine düştüğü ahval. Ancak bizim ne Park Chan-Wook gibi yönetmenlerimiz ne de Alice in Borderland, Platform, The 8 Show gibi yapımları yapacak yapımcılarımız var. Bizim varsa yoksa Batı’dan ithal sorunları olan, TikTok’ta scroll bile yapmayacağımız hikâyeli filmlerimiz ve üç beş yılda bir popüler olan töreli ve sert bakışlı erkeklerin kadınları etkilemek için ev bastığı dizilerimiz var. Belki de bizim esas ağıt yakmamız gereken durum budur.
Kapak Fotoğrafı: IMDb
İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Filmekimi Önerileri

Musa Bölükbaşı 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!