Olivia Dean: Sevmenin Başarısı
Motown sever misiniz? Ya da Stax? Eğer severseniz, zaten bu isimle çoktan tanışmışsınızdır: Olivia Dean. Sosyal medyada oldukça popüler; ekran süresi yüksek reels izleyicileri onun şarkılarını çoktan ezberlemiş bile… Bugün, o kadar revaçta. Ama Olivia Dean’i sadece “revaçta” olduğu için konuşmak, onu baştan eksiltmek olur. Çünkü Dean, hız çağında ağırbaşlı kalabilmeyi başaran ender müzisyenlerden. Olivia’nın sesi ve müziği bize özlemini duyduğumuz o analog dönemi hatırlatıyor. Neden mi? Çünkü analogda zahmet, el emeği, dokunuşun ruhu var.

Psikanalist Erich Fromm, 1956’da yayımlanan kitabı Sevme Sanatı’nda aşkın bir sanat olduğunu, müzik, resim veya marangozluk gibi üzerinde çalışılması ve öğrenilmesi gereken bir uğraş olduğunu yazmıştı. Ona göre aşkı anlamak ve ustalaşmak istiyorsak, başarı, para veya güç gibi dikkatimizi dağıtan unsurları bir kenara bırakmak gerekir. Aradan geçen altmış küsur yılın ardından Olivia Dean, tam da Fromm’un vizyonunu bugüne taşıyor gibi.
Albümü The Art of Loving, ne sözlerinde ne de tınılarında aceleye, gürültüye yer bırakmıyor. Dinlerken omuzlarınız gevşiyor, nefesiniz yavaşlıyor; sanki günün telaşında biri kolunuzdan tutup “yalnız değilsin” diyor. İşte size sevme sanatı.

Dean, günümüz müzik dünyasında giderek kaybolan bir şeyi temsil ediyor: incelik. Bu inceliği taşıyan sesleri en son 90’ların R&B-pop şarkılarında yakaladık, ama kökleri 60’ların crooner’larında, blues ve soul vokallerindeydi. O yılların şarkıları hikâye anlatır, yaşanmışlık taşırdı. Asalet, papyonlardan ya da jilet gibi ütülenmiş pahalı kumaşlardan beri gelmez; insan ilişkilerine verilen değerden, duyguların ciddiye alınmasından doğardı.
Pop, hip-hop, reggaeton ve techno gibi ritmi yüksek türlerin hâkim olduğu bugünlerde Dean, soul’u bugüne taşıyor. Sahne kıyafetleri bile o nostaljiyi fısıldıyor: sade, vücudu saran elbiseler, The Supremes’i anımsatan kesimler, zarif stilettolar, doğal makyaj… Hepsi müziğin önüne geçmemek için özenle seçilmiş gibi. Sahnedeki duruşu, feminenliğini saklamıyor ama onu bir şov nesnesine de dönüştürmüyor; kadife sesini tamamlıyor. Bugünün parıltılı pop estetiğinde bu zarafet gerçekten nadir.

48 milyonu aşan aylık dinleyici sayısı ise, insanların bu sakin güce ne kadar aç olduğunu gösteriyor bize. Dinleyicileri onun hayranı olurken, bir yandan da onunla dertleşiyormuş gibi hissediyor. The Art of Loving, Dean’in iç dünyasına açılan bir pencere. Büyük, iddialı laflar yok; küçük ama vurucu sözler, gerçek duygular var. “Acaba?”lar, “belki”ler, “olmadı”lar… Kendini çözmeye çalışan genç bir kadının iç konuşmaları bunlar. Flörtlerin yarım kalışı, ilişkilerin sessizce bitişi ve “buna gerçekten ihtiyacım var mı?” sorusu dramatize edilmeden aktarılıyor. Albümün en güzel tarafı da bu: Acıyı kutsamıyor. “Man I Need” ve “Nice to Each Other” bağımsızlığı bir savunma mekanizması değil, doğal bir hâl olarak sunuyor. Konserlerde binlerce kişinin aynı anda “Bir sevgili istemiyorum” diye bağırması bir isyan değil ki… Kolektif bir rahatlama. Tıpkı sevme eyleminin kendisi gibi, doğal.
Dean bu albümü kaydederken evine, Doğu Londra’ya dönüyor. Orada okunan kitaplar, içilen çaylar, uykusuz gecelere uzanan düşünceler… Hepsi şarkılara sızıyor. Dinlerken, loş bir odada oturuyormuşsunuz gibi, güven veren bir sessizliğin içindeymiş hissi geliyor. Uzun lafın kısası, Olivia Dean’in dünyayı kucaklayan başarısının sırrı yaşanmışlıkta ve onu taşıyan emekte saklı.
Kapak Fotoğrafı: Billboard
İlginizi çekebilir: Gürkan Sonat’tan The Raveonettes: Gürültünün ve Kaosun Cazibesi

Ece Büyükçolpan







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!