‘Potsdamer Platz’dan trene yetişmek zorundaydım

Sen hiçbir zaman bilmiyordun bunu yapabileceğimi’

(David Bowie, Where Are We Now)

Geçmişten Günümüze Berlin’den Sahneler’in Alexanderplatz’lı ilk bölümünü okumak için tıklayın. 

Wim Wenders’in 1987 tarihli Der Hummer Unter Berlin (Wings of Desire) filmindeki sahnelerden birinde yaşlı bir adam Potsdamer Platz’ı arar. Başroldeki Damiel ile birlikte dünyaya inen meleklerden biri olan Cassiel’in eşliğinde Berlin Duvarı’nın inşası ile birlikte bir çamur çölüne, apokaliptik bir çöplüğe dönüşen Potsdamer Platz’da yürür ve yürürken de şöyle der:

‘Potsdamer Platz’ı bulamıyorum. Burası olamaz… Potsdamer Platz’ı bulmadan asla pes etmeyeceğim.’

Bu yaşlı adamın aradığı ama bulamadığı, anılarında yer eden Potsdamer Platz 1930larda Berlin’in Piccadily Circus’u olarak kabul edilen, Almanya’nın en popüler meydanı olmasının ötesinde Avrupa’nın en büyük, en şık ve en dikkat çekici bölgelerinden biriydi. Önce II. Dünya Savaşı’nda tüm Berlin gibi bir harabeye dönüştü. Duvarla beraber de bir hayalete, bir kimsesizler ülkesi haline geldi. Potsdamer Platz Soğuk Savaş’ın, ikiye bölünen Berlin’in ve Duvar’ın Checkpoint Charlie ile birlikte belki de en bilinen sembollerinden biridir. Bugün de kalıntılarından anlaşılacağı üzere Duvar meydanın tam ortasından geçmiştir ve meydan etrafı barikatlarla ve her birinde silahlı Doğu Alman askerlerinin konuşlandırıldığı gözetleme kuleleri ile kuşatılan müphem bir bölgeye dönüşmüştür. İlginç bir biçimde meydanın ve hatta tüm Berlin’in soğuk savaş dönemindeki ruhunu David Bowie’nin Berlin Albümleri’nde, özellikle de 1977 tarihli ‘Heroes’’da hissetmek mümkündür.

Bowie Berlin dönemi boyunca yaptığı üç albümü ‘Low’ (1977), ‘Heroes’ (1977), ‘Lodger’ (1979), Potsdamer Platz’ın hemen yanındaki Hansa Stüdyoları’nda kaydeder. Stüdyoyu Bowie ve çalışma arkadaşları ‘‘Karanlık, ağır havası olan bir yer…’’ olarak tanımlarlar. Bu bir Potsdamer Platz etkisidir. Heroes albümü ve özellikle de albümdeki aynı adlı parça Potsdamer Platz’ın anti-ütopik ve depresif havasını çok iyi yansıtır. Bowie bu şarkıyı yazarken yapımcısı Tony Visconti ile arka vokalde yer alan Antonia Maass arasındaki duvarın ve Potsdamer Platz’ın gölgesinde doğan gizli ve yarım kalmış aşktan esinlendiğini söyler:

‘‘Duvarın yanında öpüşen bir çift gördüm. Öpüşmek için çok ilginç bir yer seçmişlerdi. İlişkilerinden dolayı suçluluk duyduklarını, bu yüzden de kendilerini kısıtlamak için silahlı bir gözetleme kulesinin altını seçtiklerini düşündüm.’’

Tony Visconti, öpüşen çiftin kendisi ve Maas olduğunu itiraf eder Bowie’ye. Bowie o dönemde evli olan Visconti’yi korumak için tam 2003’e kadar bu olaydan ve dolayısıyla da ‘Heroes’ şarkısında geçen şu sözlerin esin kaynağı olan çiftin kimliğinden bahsetmez:

‘‘I, I can remember

(remember)

standing, by the wall

And the guns, shot above our heads

And we kissed, as though nothing could fall’’

Bowie’nin ‘çok dokunaklı’ olarak tanımladığı, Berlin soğuğunda, Potsdamer Platz’ın kıyametinde ve soğuk savaşın silahlarının gölgesinde gerçekleşen o öpücük insanın içini ısıtan, insanlığa ve umuda dair yegâne şey miydi? Bowie’nin şarkıda dediği gibi o çifti ‘bir günlüğüne de olsa’ Potsdamer Platz’ın ve Berlin’in kahramanı yapıyordu. Bir günlük de olsa kahramanlara ihtiyaç olunan bir dönemdi.

Potsdamer Platz, yıllar sonra duvar yıkıldıktan sonra tüm çehresi yeniden değişen Berlin’deki değişimin simgelerinden biri oldu. Kardeşi Alexanderplatz bu değişime direnirken Potsdamer Platz sonuna kadar kucak açtı. Son dönemin en önemli kentsel dönüşüm ve inşaa projelerinden birine ev sahipliği yaptı; Sony ve Daimler Benz başta olmak üzere önemli küresel markaların imzasını attığı, iş, eğlence ve alışveriş merkezleri ile soğuk savaş sonrası Berlin’inde tüketimin ve kapitalist ruhun kalesi haline geldi. Dolayısıyla Wenders’ın 1987’de, soğuk savaşın sonuna doğru yaklaşıldığı ama hala Berlin soğuğu gibi iliklerde hissedildiği bir dönemde çektiği filmindeki yaşlı amca günümüzde belki kendi anılarındaki meydanı bulamayacak ama en az kendi gençliğindeki gibi canlı, şık ve iyi tasarlanmış bir bölge ile karşılaşacak.

Bugünün Berlin’inde Potsdamer Platz yeniden şehrin en çekici bölgelerinden biri. Günümüzde o bölgeyi ziyaret edenler geçmişi birer hediye eşyasına dönüşmüş duvar parçalarının önünde resim çektirirken ancak hayal edebilirler. Peki, Visconti ve Maas’ın o dokunaklı öpücüğün anısı hala Potsdamer Platz’ın bir yerlerinde duruyor mudur? Berlin’de Noel zamanı için oldukça sıcak sayılabilecek bir günde, Potsdamer Platz’dan Branderburger Tor’a doğru yürürken o öpücüğü düşünüyorum ve Bowie’nin 2013 tarihli The Next Day başlıklı albümünden Berlin günlerine gönderme yapan parçası ‘Where Are We Now?’da sorduğu soruya verilecek cevapları düşünüyorum.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN