Bugün, söyleşi bölümümüzde geçirdiği bir anksiyete sonucu terapiye giden sonrasında iyileşme sürecini devam ettirmek için meditasyonla tanışan Rida Kıraşı var.

Meditasyonla araladığı çok yönlülük, Rida’yı “titreşimler”in dünyasına götürüyor ve Rida Londra’ya İngiliz Akademisi’ne Ses Şifası Terapistliği eğitimini tamamlamaya gidiyor. Gonglar, Himalaya çanakları, davul, vokalle uzmanlaşıyor. Bu söyleşide, Rida ile meditasyonun insanlara nasıl bu kadar iyi geldiğinden, şehirde yaşayan insanların yaptıkları yanlışlardan, doğru beslenmeden ve ses şifası terapisinden bahsettik. Keyifli okumalar!

Sevgili Rida önce seni tanıyabilir miyiz ve meditasyona nasıl başladığını anlatabilir misin?

Merhaba! Tabii. Bundan yaklaşık 10 sene önce anksiyete problemi yaşıyordum ben. Anksiyetenin ne demek olduğunu da bilmiyordum aslında… Sadece yaşadığım şeyler; fazlasıyla terleme, hayattan keyif alamama, uykumun bölünmesi, sürekli bir şey olacakmış hissiyle anı yaşayamama ve mutsuz olmaydı.

Bu yüzden bir terapiye gittim. Terapi 3 sene sürdü ve öyle bir noktaya geldik ki bu bilişsel terapide, terapistim “Benim artık yapabileceğim bir şey yok, sen yoga ya da meditasyona yönelmelisin, senin arayışın daha içsel bir şey” dedi. Ben o güne kadar meditasyonu, Cihangir’de 80 kediyle yaşayan kadınların yaptığı bir şey olarak görüyordum ve hiçbir zaman yapmayacağımı düşünüyordum. Terapistimin önerisi üzerine “deneyeyim bari” dedim ve hocam Ezgi Sorman ile tanıştım. İlk seansa gittim (7-8 sene önce) ve o günden beri her gün meditasyon yapıyorum, çünkü daha ilk anımda yıllardır aradığım şeyin o olduğunu farkettim. O içimdeki susmayan huzursuzluk ilk defa meditasyon yaparken sakinledi ve ben ilk defa, sanki hayatı gerçek renkleriyle görmeye başladım. O yüzden de meditasyonla ilgili eğitimler aldım ve şimdi de ben insanlara meditasyon öğretiyorum.

Öncesinde ne yapıyordun?

Reklamcıydım. Reklamcılık da çok zor bir iş, çünkü günde 12-13 saat çalışmalar ve uykusuzluk falan.

Peki bu meditasyon nasıl bu kadar iyi geldi? Ne oldu da iyi geldi?

Bütün sürecin içerisinde en büyük farkındalığım kendimi hiç duymadığımdı. Ben ne istiyorum, bu hayatta benim neye ihtiyacım var sorusuna cevap veremediğimi farkettim. Şimdi de bazen insanlara soruyorum; “Senin neye ihtiyacın var hayatta” ve çoğu insan gerçekten bilmiyor. Bunu bilmemek doğru seçimi yapamamayı, doğru seçimi yapamamak hayatta sürüklenmeyi, hayatta sürüklenmek de mutsuzluğu getiriyor. Yani benim en büyük farkettiğim şey kendimi tanımadığım, ne istediğimi bilmediğim ve öyle sürüklenip gittiğimdi. Meditasyon bunun üzerinden gelmemi sağladı ve dolayısıyla beni çok değiştirdi.

Aslında benzer bir soru olacak, ama daha detaylı anlatmanı isteyeceğim. Meditasyon neden bize iyi geliyor?

Meditasyon bize şöyle iyi geliyor (bunun bilimsel araştırmaları da var): Biz her strese maruz kaldığımızda -ki Instagram’da bir şey görüp onu kaçırdığımızı düşünmemiz, trafik, politika, ekonomi hepsi birer stres kaynağı olabilir- bedenimiz kanımızdaki adrenalin, nöroadrenalin ve kortizol (stres hormonları) seviyelerini artırıyor. İdealde vücudumuz bu stres hormonlarını dopamin, seratonin, melatonin gibi anti-stres hormonları ile nötrlemeli/dengelemeli. Fakat bu hormonların salgılanması için bedenin rahatlaması gerekiyor. Ama biz öyle bir devirde yaşıyoruz ki; gün içerisinde durup dinlenmeye, rahatlamaya, kendimizi dinlemeye hiç vaktimiz yok. Bu yüzden uyku kaliteleri çok düşük ve bedenimiz stresi hiçbir zaman tam olarak atlatamıyor.

Meditasyonun en önemli fiziksel faydası, anti-stres hormonlarını salgılatması ve beynimize ve bedenimize “Ben şu an rahatım, güvendeyim” dedirtmesi. Diğer bir deyişle meditasyon, vücuttaki tüm hormonal dengenin yerine oturmasına yardımcı oluyor. Psikolojik olarak ise, insanın kendine günde 10 dakika bile olsa bir zaman ayırması, kişisel gelişim için çok önemli. Bu sayede “Ben kendime bakabilirim”, “Ben kendimi dinleyebilirim”, “Benim sürekli birine ihtiyacım yok”u öğretiyor ve bu dünyaya niye geldiğimizi, hayatta neyi başarmak istediğimizi sorgulatıyor. Bu sorulara cevaplarımızı bulmak hayatta içimizden gelen şeyleri yapmamızı sağlıyor ve bu da mutluluk ve bolluk/bereket olarak bize geri dönüyor.

Şehir insanında ne gözlemliyorsun ve şehir insanının neye ihtiyacı var?

Şehir insanında ben en çok duramama ve ezberden konuşma gözlemliyorum. Şehir insanı koşturmaktan ve çabalamaktan “ben nasıl bir insanım, bu hayatta neler istiyorum”u sorgulamıyor. Zamanımızın en büyük sıkıntılarından biri bu ve bu yüzden de tükenmişlik sendromu bu kadar yaygın. Seanslarımda öyle anlar oluyor ki, insanlar “Ben hayatta bir şeyi farklı yapmak istiyorum ama ne yapacağım ve nereden başlayacağım konusunda hiçbir fikrim yok. Mutsuz gibiyim ama neden mutsuz olduğumu bilmiyorum” diyorlar. Yani insanlar kendilerini tanımıyor ve dinlemiyor. Kendilerini yeterince dinlemediklerinden tatminsizler.

Canımız sıkkın olduğunda bedenimiz de bizi sıkkınlığımızı bastırmak için yemek yemeye, alışveriş yapmaya, anlık birşeyler ile uğraşmaya yönlendiriyor. Aslında bunun yerine canımızın neden sıkkın olduğunu çözmeye uğraşsak mutluluk çok daha kolay gelecek.

Sence neler yapmalılar?

Ben herkes kesinlikle her gün meditasyon yapmalı diyecek biri değilim. Herkes kendine göre farklı bir yöntem bulabilir; ama her insan mutlaka günlük hayatında kendini dinleyeceği zamanlar/alanlar yaratmalı. Kimisi bunu sabah erken kalkıp koşarak yapıyor, kimisi yemek pişirirken yapıyor, kimisi yalnız başına kahve içerek yapıyor. Burada önemli olan, insanın gün içinde kendine vakit ayırması, yalnız kalması, sorgulaması ve bedenini dinlemesi. Herkes, her gün kendine telefonsuz, televizyonsuz, kitapsız, yanında biri olmadan en az 20 dakika ayırmalı. “Bugün yeni bir gün ve ben bugün kendime ne vermek istiyorum? Deneyimlemek istediğim şey ne?” sorusunu her gün düşünmek çok önemli. Bunu yapmadığımızda otomatik hayatlar yaşıyoruz; aylar, yıllar geçiyor ve tatmin olmadan yaşamaya devam ediyoruz. Böyle 40 sene geçirmiş insanlar biliyorum. Ben de meditasyona başladığımda anladım ki, tüm o anksiyetem bana “Sen mutlu değilsin ve bunu farketmelisin” diyormuş. Yani hiçbir zaman başlamak için çok geç değil.

İyi ve doğru beslenmeyi de bu saydıklarının arasına ekleyebilir miyiz?

Tabii ki. Ben beslenmeyi sadece aldığımız gıda olarak görmüyorum. Görüştüğümüz insanlar, yaşadığımız yer, gittiğimiz mekanlar… Bunların hepsinden enerji alıyoruz ve bu enerjiyi çevremize geri yansıtıyoruz. Bu enerji ile insanları kendimize çekiyoruz veya onları kendimizden itiyoruz. Katkı maddesi olan, “yaşamayan” gıdaları tüketmek, sağlıksız ortamlarda yaşamak, mutsuz insanlarla beraber olmak hücrelerimizi etkiliyor ve bizi zehirliyor. Yaşayan, natürel besinlerle beslenmek, beraber olmaktan keyif aldığımız insanlarla güzel yerlere gitmek çevremizle iyi ilişkiler kurmak ve enerji seviyemizi yükseltmek için önemli.

Biraz da Ses Şifası Terapisinden bahsedebilir misin?

Bir sürü farklı meditasyon türünü denedim ve Tayland’da, Çin’de farklı konularda eğitimler aldım. Ama Londra’da ses şifası terapisi ile tanışır tanışmaz inanılmaz etkilendim.

Normalde bir insan beyni, günlük hayatın büyük bölümünde beta denilen yüksek hızlı bir dalga boyunda. Sadece uyuduğumuzda yavaşlıyor ve önce alfa, sonra teta, en son da delta isimli dalga boylarına geçiyor. Meditasyon da insan beyninin uyumuyorken bu dalga boylarına geçmesini ve kendini sorgulamasını ve yenilemesini sağlıyor. Bir insanla meditasyon yaparken, bu dalga boylarına geçebilmek için onu önce rahatlatmak ve sonra da meditatif bir alana girmesine yardımcı olmak gerekiyor. Bu, bazı çok stresli insanlar için gerçekten zor oluyor ve “Ben yapamıyorum” hissini açığa çıkartabiliyor. Ses şifası enstrümanları (gonglar, himalaya çanakları) ise, dalga boyları çok uzun olduğundan uzun bir süre ses veriyorlar ve beyin dalgalarımızı etkileyerek bizi 7-8 dakika içerisinde meditatif bir alana çekiyorlar. Ben bunu dener denemez eğitimini almaya karar verdim ve şu anda da terapist olarak başka insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Çünkü çok daha hızlı ve başarılı sonuç veriyor.

Meditasyon yapmak isteyenlere, hem Türkiye hem de yurt dışında hangi inziva yerlerini önerirsin?

Aklıma ilk Hindistan’da Ashram geliyor; oraya gittiğinizde her gün farklı bir derse girebiliyorsunuz. Türkiye’de ise Hızır Kamp veya Kocabahçe Glamping gibi belli inziva alanları var. Ama buralar tam olarak Ashram gibi değil. Buralarda belli terapistler belli dönemlerde inziva kampları düzenliyor ve onları takip edip zamanı ona göre ayarlamak gerekiyor. Ben de belli dönemlerde inziva kampları düzenliyorum.

Meditasyon yaparken en çok etkilendiğim alan ise Mısır’da Sahra Çölü oldu; çünkü en yakın ışık 300km uzaktaydı. Gökyüzünün nasıl bir şey olduğunu tam olarak ilk orada gördüm. Büyülüydü.

Rida’ya çok teşekkür ederiz!

ridakirasi.com/

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN