Başrollerini Cem Yiğit Üzümoğlu ve Aslı İnandık’ın paylaştığı, hayatları boyunca birlikte çalışan Emre Sert ve Gözde Yetişkinin yazıp-yönettiği Sahibinden Rahmet, 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki Türkiye prömiyerinin ardından şimdi vizyonda. Sıradan bir adamın değerli bir meteor parçası bulduktan sonra değişen hayatını konu alan ve insan doğasındaki para ve iktidar hırsını mercek altına alan film, Antalya’dan En İyi Senaryo ve En İyi İlk Film ödülleriyle dönmüştü. Yönetmenler Emre Sert ve Gözde Yetişkin ile filmi, hikayesini ve yapım sürecini konuştuk.

emre sert gözde yetişkin
Sahibinden Rahmet’in dünya prömiyeri Şanghay Film Festivali’nde yapılmıştı.

Yönetmen ikilisi olarak çalışmak hakkında konuşarak başlamak istiyorum. Anladığım kadarıyla çok eskiden beri tanışıyorsunuz. Birlikte çalışmak nasıl bir şey, sette nasıl bir iş bölümünüz oluyor?

Emre Sert: Bizim söyleyeceklerimiz diğer yönetmen ikilileri hakkında iyi bir referans olmayabilir çünkü biz her şeyi beraber yaptık. Çocukluk arkadaşıyız, ortaokuldan beri sıra arkadaşıyız. Sinema okulundaki ilk projemizden bugüne kadar her şeyi birlikte çektik. Reklam yönetmenliği de yapıyoruz birlikte. Bizim için her şey en başından beri böyle gelişti ve rayına oturdu. Ama sonuca baktığımızda bence harika bir şey. Hem başarıyı hem başarısızlığı bölüşebiliyorsun.

Gözde Yetişkin: Stresi de bölüşüyorsun.

Emre Sert: Genelde yönetmen ikilileri ya kardeş oluyorlar ya da evli çift oluyorlar. Biz birbirimize hiç benzemeyiz, 10 dakika sonra sen de anlayacaksın. O yüzden sürekli bir tez-anti tez durumumuz oluyor. Kadın ve erkek olmak da bunu pekiştiriyor. Aramızda asla bir kavgaya dönmeyen sürekli bir fikir alışverişi var. 

İkimiz de tek başımıza hiçbir şey çekmedik, sonradan birleşmedik. O yüzden anlatırken de biraz zorlanıyorum. Gözde biraz daha teknik meselelerde iyidir bana göre, montajda daha çok Gözde konuşur. Ben biraz daha duygusal meselelerde ya da diyaloglarda iyiyimdir, oyuncularla ben daha çok konuşurum. Genelde iş bittiğinde geriye dönüp bakınca %50-%50 yapımış oluyoruz her şeyi. 

sahibinden rahmet
Gözde Yetişkin, Cem Yiğit Üzümoğlu, Emre Sert ve Aslı İnandık sette…

Reklam ve müzik videoları kökenli yönetmenler yurt dışında da Türkiye’de de ilk filmlerini çektiklerinde filmlerini görselliğe boğma eğiliminde oluyorlar. Sizin filmde böyle bir şey görmedim; renklerin patladığı, sanat yönetmenliğinin gösteri yaptığı bir dünya yoktu. Bu doğallığı sağlamak, dediğim tuzağa düşmemek için özellikle uğraştınız mı?

Gözde Yetişkin: Bizim çektiğimiz müzik videoları ya da reklam videoları da görsel dünyanın, renklerin, teknik kamera meselelerinin ya da ışıkların öne çıktığı işler değil. Biraz hikayeyi öne çıkarmayı seviyoruz. O yüzden filme de olumsuz bir yansıması olmadı bunun sanırım. 

Emre Sert: Bu filmin doğallığa ihtiyacı vardı. Zaten meteorlar düşüyor, helikopterle Amerikalılar geliyor… Çok plastik olmaya müsait noktaları vardı. O yüzden doğallığı biraz öne çıkarmaya çalıştık. Bir de gerçek hikayeden uyarlama olduğu için o gerçeklik hissini kaybetmemesi gerekiyordu. Reklam tarafının tecrübesi tabii ki sinemaya yansıyor, iki taraf birbirinden çok faydalanıyor. Ama reklam ürün satmaya çalıştığın ve markanın daha çok para kazanması için çekilen bir iş. Yönetmen tabii ki kendi kapasitesiyle bir tarz oluşturur ama projenin neye ihtiyacın varsa onu yaparsın. 

Reklamın tecrübesi sinemaya yansıyor. Buradaki hikayecilik reklamını kurgularken içine yarıyor. Ama reklam ürün satmaya çalıştığın ve o markanın daha çok para kazanması için çekilen bir iş. Yönetmen tabii ki kendi kapasitesiyle bir tarz oluşturur ama projenin neye ihtiyacı varsa onu yapıyorsun. Önemli olan mental olarak ikisini farklı meslekler olarak görmek. Burada tam yetkiyle, tamamen ikimizin dünyasından olan bir şey var; orada ajans var, müşteri var, beklentiler var.

Çekimleri yaptığınız köy Emre’nin memleketiymiş. Gözde, sen dışarıdan biri olarak bu mekan seçiminden memnun kaldın mı ya da orada ne buldun?

Gözde Yetişkin: Aslında hikaye başından beri bu köy düşünülerek yazıldı. Böyle bir hikaye yazdık, burada çekelim diye bir karar verilmedi. Fikir aşamasından beri gidip köyü gezdik. Köyün zaten kendi hikayesi vardı. Üst tepedeki eski mezarlık kalıntıları vs. İlgimizi çeken bir köydü ve hikayeye oradan başladık. O köyden olmasam da ben de Orta Anadoluluyum. Biliyorum oranın hikayelerini.

sahibinden rahmet
Sahibinden Rahmet ekibi…

İrfan karakteri için “hiçbir şeyi olmayan ama hiçbir şeye de ihtiyaç duymayan İrfan” demişsiniz. Niye böyle biri İrfan?

Emre Sert: Demin söylediğim gibi bu film gerçek bir hikayeden uyarlama. Bilerek o insanlarla tanışıp çok etkilenmeyelim, daha uzaktan bakalım istedik. Gerçek hayatta bu taşı bir benzincide pompacı olarak çalışıp, geçimini bahşişle sağlayan biri buluyor. Sonunda da taş üçe bölünüyor numune alınsın diye ve bizim filmdeki rakamlara yakın bir değer kayboluyor. Yanlış hatırlamıyorsam 400 bin liraya satabilecekken, 70-80 bin liraya satıyor taşı. Biz bu olayın üzerine bir hikaye kurgularken taşı kimin bulmasının ilginç olacağını düşündük.

İrfan’ın çatışmasını büyütmek, filmin anlattığı şeyi biraz daha ortaya çıkarmak için böyle bir hikaye tercih ettik. Biz İstanbullular köy hayatına çok oryantalist bakıyoruz. Çocukken köyde büyümedim ama bayram ziyaretlerinde gördüğüm köyde insanların başka bir hayat rutini, başka bir gerçekliği vardı. Bize garip gelen, bazıları buradaki kaygılarımızdan çok uzak, bazıları bizden daha kaygılı olunacak durumlar oluyor. Yağmur çok yağıyor örneğin, o sene ekinler gidiyor. Bizim umurumuzda olmayan şeyler orada büyük bir kıyıma sebep olabiliyor. O taşı bularak, o piyangoya konarak modern hayatın dertlerine düşecek adamın modern hayattan çok uzak biri olmasını istedik. 

Gözde Yetişkin: Şehir hayatında yaşadığımız şeylerin aslında bizim hayvan doğamızdan ne kadar uzak ve köyden bakıldığında ne kadar manasız olduğunu düşündüğümüz bir dönemde Peru’da geçen bir belgesele kafayı takmıştık. Dağdaki bir köyde yaşayan bir kabile sadece patates yetiştiriyor ve patatesle besleniyorlar. Kahvaltıda patates eziyorlar. Öğle yemeğinde patates kaynatıyorlar. Akşam yemeğinde patatesi yiyorlar. Tek dertleri patates ve mutlu görünüyorlar. 

Emre Sert: İnsanın mutluluğunun bir sınırı vardır ve arzuların sonu yoktur. Köyünde mutlu bir insanı farklı bir sisteme sokarsan mutlu olmak için ihtiyaç duyduğu şeyler değişir. 

Gözde Yetişkin: Mutluluğun peşinde koşmak mutluluktan uzaklaşmana neden oluyor. 

Emre Sert: Biraz bunlar üzerine kafa yorarak yarattık İrfan’ı. Ona kendi aramızda “bu yüzyıldan olmayan biri” diyorduk. Cep telefonu bile yok, tarımla da değil, avcılık-toplayıcılıkla ihtiyaçlarını karşılıyor. Mantar topluyor, böğürtlen topluyor. Onu böyle bir ilkel insanlığa indirgemek istedik. 

Köyde yaşayan şehre gitmek ister, şehirde yaşayan büyük şehre gitmek ister, büyük şehirde yaşayan yurt dışına gitmek ister… Sürekli bir gitme isteğine dair hikayeler izleriz ama bu karakterde gitme isteği ya da arayışının aksine olduğu yerde ve zamanda kalma isteği var. O yüzden başta bunu bir “altın yumurtlayan tavuk” hikayesi gibi düşünürken sonradan fark ettim ki bu adamın içinde öyle bir hırs yok, dönüştüğü şeyin sebebi etrafındakilerin hırsı, değil mi?

Emre Sert: Evet, kötü bir insan olduğu için kötü kararlar veren, bu yüzden de başına kötü şeyler gelen biri değil. Biraz o “kendi dünyasından” modern hayatın içine çekildiğinde ne yapacağını bilemeyip, o anksiyetenin içine düşüp sağdan soldan gelenler arasında savruluyor aslında. Neyi tercih edeceğini bilmeden hatalar yapmaya ve biraz da o iktidar sarhoşluğunun peşine düşmeye başlıyor. “Altın yumurtlayan tavuk” hikayesi midir bilmiyorum ama biraz da “The Lord of the Rings”deki yüzük hikayesi gibi. O taşla birlikte ve bir yerden sonra o taştan kurtulmak da istemiyor.

sahibinden rahmet
Filmin başrollerinde Cem Yiğit Üzümoğlu ve Aslı İnandık var…

Bu filmi başından beri bir komedi olarak mı düşündünüz?

Emre Sert: Biz yapım öncesinde filmi hep türler arasında gezen bir film yapmak istiyoruz diye anlattık. Kısa filmlerimizde yapmaya çalıştığımız da buydu. Hayat da böyle: En zor anlarda gülünecek bir şey vardır; en gülünç anlarda üzülebilecek bir şey vardır. Biz de hayata böyle bakıyoruz ve hangi hikayeyi anlatsak böyle ele alırız gibi geliyor. 

Gözde Yetişkin: Gülerek başlayıp üzülerek biten filmler…

Bu türler arası durum oyuncu seçiminde de var gibi… Cem daha ciddi rollerle tanınan bir oyuncu, Aslı da daha çok komedi yönüyle öne çıkıyor. Oyuncular konusunda aradığınız neydi?

Gözde Yetişkin: Aslı, daha pandemide videolarını izlerken filmimizde oynamasını istediğimiz biriydi. Komedi taklidi yaparken bile o kadar gerçekçi yerlere dokunuyordu ki… Bu kız oraları biliyor belli ki, bunu dramatik bir hikayede de çok iyi yapabilir diyerek ilgimizi çekmişti. O da ilk görüştüğümüzde kabul etti sağ olsun. 

Emre Sert: Aslı’yı çok Güldür Güldür oyuncusu gibi görenler de var, alakasız. Cem’i de dediğin gibi yakışıklı rollere, dramatik rollere daha kesin rollere yakıştırıyorlar. Bu karakterin bakınca kıyamadığın, üzüldüğün halini Cem’in çok iyi yapabileceğini düşündük biz. Kimseye de seçme yapmadık bu arada. Oturduk, tanıştık, muhabbet ettik. Galiba en büyük şansımız ikisi oldu. Bizi daha iyi yönetmenler yaptılar, çok net söylüyorum. Özellikle ilk filmini çeken genç yönetmenler söz konusu olduğunda, oyuncu ile yönetmen arasında iktidar savaşları olur. Biri daha doğrusunu bildiğini düşünür, öbürü kendi yaptırmak istediğini yaptırmaya çalışır vs. Biz gerginlik seven insanlar değiliz, onlarla da çok iyi anlaştık. Keza diğer oyuncularımızla da öyle…

Köyde yaşayanlar filme oyuncu ya da figüran olarak ne kadar dahil oldu?

Emre Sert: Filmde çok varlar. Bir de çok yeteneklilerdi, biz buna şaşırdık. Orada yerel bir kast direktörümüz vardı, kısa seçmeler yaptı, ileriki sahneler için oyuncu topladı. Figürasyonun tamamı zaten köyden oldu ama baya diyaloglu rolleri olanlar da oldu; Aslı’yla uzunca bir sahnesi olan oyuncu da var. Köyde çok yetenekli insanlar vardı, kamera karşısında çok rahatlar. 

Muhtar sonra bunu şu şekilde açıkladı: Oraların kültüründe Yaren Gecesi diye bir şey vardır, ben de çocukluğumdan bilirim, kapalı eğlenceler yapılır. Kadınlar ayrı, erkekler ayrı eğlenir. Sazlar çalar, oyunlar oynanır. Oyun oynamak derken göbek atmaktan bahsetmiyorum, baya teatral şeylerden bahsediyorum. Birini kandırmak için müsamereler yapılır. Bu yüzden oyun yapmayı biliyorlardı gerçekten, bizim de böyle bir şansımız oldu. Bir de kalabalık bir film bizimki, neredeyse köydeki herkes oynadı filmde.

sahibinden rahmet
Sahibinden Rahmet

Ne kadar büyük bir köy?

Emre Sert: Çok küçük. Orayı tercih etmemizin sebebi de oydu. Şehre çok yakın bir köy aslında. Öyle dağ başında, ırak bir köy değil; yürüyerek şehir merkezine gidilebiliyor. Prodüksiyon açısından da tercih sebebiydi. Bu meteor meselesi başından beri bi Doğu-Batı çatışması da yaratıyor ya, köydeki dejenerasyon üzerine de odaklanmak istiyorduk. Çankırı çocukluğumdan beri bana biraz kimliksiz bir yer gibi gelir. Anadolu’nın ortasında herhangi bir yerdir, çoğu kişi Ankara’nın ilçesi zanneder, o kadar haberleri yoktur. Sivaslı dediğinde, Trabzonlu dediğinde, Urfalı dediğinde aklında beliren bir şey vardır, burası öyle değil. Üstelik bu köy önceden tepedeymiş, bir heyelan olmuş, toprak altında kalmış. Sonra buraya, 2-3km aşağıya taşımışlar köyü. Adının Yeniceköy olması da hoşumuza gidiyor. 

Gözde Yetişkin: Yeni değil, “yenice”. Yeni gibi

Emre Sert: Türkiye’nin batılılığını bir tabelada veriyor: Yenice.