Bir şehri geleneksel festivaliyle daha iyi tanıyorsunuz. İnsanları evlerinden, işlerinden kendilerini dışarıya atıyor, sokaklar dolup taşıyor. Siz de kendinizi halkın parçası gibi hissediyorsunuz. Onların coşkusuna ortak oluyorsunuz, kendi geleneğiniz gibi sahipleniyorsunuz. İşte tam da bu duyguları yaşamak için geçtiğimiz sene Pamplona’ya gittik, San Fermin Festivali’ne katıldık. 

Her sene 6-14 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen ve “Boğa Festivali” olarak da bilinen San Fermin, İspanya’nın dünyaya kazandırdığı en köklü ve popüler festivallerden biri. İspanya’nın Navarra bölgesinde, Pamplona kentinde kutlanan festivali, her yıl beraberinde getirdiği birbirinden yankı uyandırıcı olaylarla da biliyor olabilirsiniz. 

San Fermin, ilk olarak Pomplona şehrinin ilk psikoposu olan ve 3. yüzyılda idam edilen Aziz Fermin’in anısına kutlanmaya başlanıyor. Aziz Fermin’in özelliği, şehrin koruyucu azizi olarak kabul edilmesi ve ruhunun hala şehrin üzerinde dolaşarak, kötülükleri uzaklaştırdığına inanılması. Bu sebeple ilk zamanlarda festival dini bir niteliğe sahip olduysa da, hak verirsiniz, günümüzde daha çok (çok fazla!) eğlence ve turistik amaçlarla gerçekleştiriliyor. Festivale katılan yüzbinlerce insan bembeyaz giyiniyor, boyun ve bellerine kırmızı kuşak bağlıyor. 

6 Temmuz sabahı belediye binasının önünden havai fişekler atılıyor. Burada toplanan milyona yakın sayıda insanın “Yaşasın San Fermin!” diye bağırmasıyla festival resmen başlamış oluyor. Şehrin merkezindeki kurulan 800 metrelik koşu parkurunun etrafında ve evlerin balkonlarında insanların boğaların koşmasını bekliyor, milyonlarca kişi tarafından “deli” olarak görülen yüzlerce insan boğalarla beraber koşuyor. 

Biz festivalin başladığı gün sabah 5:30 gibi otelimizden çıktık, Pamplona’nın Michelin yıldızlı restoranı Europa’nın balkonundan koşuyu seyrettik. Bu küçük balkonda yer bulabilmemizin nedeni bu restoranın sahibinin Pamplonalı bir tanıdığımızın yakın arkadaşı olmasıydı. Evet, biraz şanslıydık! :) 

Boğaların koşusu 10 dakikayı geçmiyor, zaten bundan sonraki bölümde San Fermin’in tamamen eğlence odaklı olduğunu anladık. Koşu bittiği anda (Sabah 7 suları) herkes çılgınca şarap içmeye başlıyor, şehirde danslar başlıyor, merkez tam anlamıyla bir parti ortamına dönüşüyor. Biz Pamplonalı tanıdığımız, restoranın sahibi ve onların arkadaşlarıyla lokal bir mekanın bodrum katında kahvaltı ettik. Kahvaltı dediğime bakmayın, kahve yerine soda-roze şarap karıştırıp sabah sabah çakır keyif olduk. Pamplonalılar (Aralarında San Sebastianlılar da vardı) inanılmaz komik insanlar, çok eğlenceliler, her şeyle dalga geçme potansiyeline sahipler, birbirlerine sürekli olarak laf atıyorlar, çok içiyorlar, bol bol kahkaha atıyorlar ama asla arka masayı rahatsız etmiyorlar. 

Bunların dışında festival boyunca şehirde birbirinden keyifli etkinlikler gerçekleşiyor; geleneksel Bask müziği ve dans performansları, spor gösterileri, yarışmalar, konserler… Her gece yapılan mükemmel havai fişek gösterileri de gecelere renk katıyor. Festival, 14 Temmuz’da katılımcıların birlikte “Pobre de mi” adlı şarkıyı söylemesiyle sona eriyor. 

Yazımın girişinde de söylediğim gibi ben Pamplona’yı San Fermin ile tanıdım. Hayvan haklarını sürekli olarak savunan biri olarak, tasvip etmediğim ve değiştirmelerini dilediğim yönleri olsa da San Fermin, Kuzey İspanyalılar için tüm senenin stresini attıkları, son aylarda sürekli bunu konuştukları çok özel bir gelenek. San Fermin’i merak ediyor, 45 dk uzaklığındaki San Sebastian‘da lezzet şöleni yaşamak istiyorsanız önümüzdeki seneyi şimdiden planlamaya başlayın. Buralara gelmişken Pamplona’nın 20 dk dışındaki et restoranı Asador Zubiondo’da nefis bir akşam yemeği yemeyi unutmayın. 

San Fermin ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN