Bir mekâna girdiğimizde bizi etkileyen şey yalnızca renkler, mobilyalar ya da estetik detaylar değildir. İyi tasarlanmış bir yaşam alanı; kullanıcısının alışkanlıklarını, ihtiyaçlarını ve hikâyesini doğru biçimde yansıtır. İç mimar Sercan Karakuş da projelerini bu anlayışla ele alıyor. Kendi tasarım dilinden uzaklaşmadan her mekânı kişiye özel bir yaklaşımla kurgulayan Karakuş, güçlü kontrastları, doğru yerleşim planını ve yaşam konforunu tasarımın temel unsurları arasında görüyor. Sercan Selim Karakuş ile tasarım anlayışını, sosyal medyanın iç mimari trendlerine etkisini, İstanbul’un üretim sürecine kattıklarını ve son projesi N House Bebek’in uzun soluklu tasarım hikâyesini konuştuk.

img_9865-2
 Sercan Selim Karakuş | Fotoğraf: Fevzi Ondu

Bugüne kadar tasarladığınız tüm projelere dönüp baktığınızda, “Bu benim imzam” dediğiniz ortak tasarım dili nedir? Bir mekânın size ait olduğunu hissettiren detaylar neler oluyor?

Mekânda kontrast yaratmayı çok severim. Bunu imzam olarak kabul edebilirim. Siyahın güçlü bir detay olarak kullanıldığı bir proje varsa, orada mutlaka benden bir iz vardır. 

Bir projeye başlarken sizin için en belirleyici unsur nedir? Müşterinin yaşam biçimi, mekânın potansiyeli ve kendi tasarım yaklaşımınız arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Her şeyden önce müşterinin yaşam biçimi önemli. Mekânı kişiye özel, haute couture anlayışıyla tasarlamak gerektiğine inanıyorum. Tasarım yaklaşımım her müşteride kendi tarzımdan çok fazla ödün vermeden şekilleniyor. Bazen beyazın bile birbirinden farklı tonlarıyla tanışıyoruz. Kendi tasarım dilimden uzaklaşmadan, müşterinin konforunu da sağlayacak doğru dengeyi kurmak en iyi sonucu ortaya çıkarıyor.
 

unnamed-153
Projeden Kareler | Fotoğraf: Fevzi Ondu

Son projeniz olan N House Bebek’i uzun soluklu bir tasarım yolculuğu olarak tanımlıyorsunuz. Bu projenin hikâyesini sizden dinlemek isteriz. İlk fikir nasıl ortaya çıktı, tasarım süreci boyunca hangi kararlar projeye yön verdi ve bugün dönüp baktığınızda bu projeyi sizin için özel kılan detaylar neler?

Mekânı öncelikle bir kabuk olarak düşündük ve tasarımın çıkış noktasını bu kabuğun dışındaki doğal tessellation formlarından aldık. Modern, kendinden emin ve maskülen bir tasarım dili oluşturmayı hedefledik. Bu süreçte tasarım birçok kez revize edildi, ancak sonunda doğru renk ve malzemelerle buluştu. Bugün dönüp baktığımda, projeyi özel kılan şeyin bu uzun arayışın sonunda ulaşılan güçlü denge olduğunu düşünüyorum.

Son yıllarda sosyal medya sayesinde tasarım trendleri çok daha hızlı yayılıyor. Sizce trendleri takip etmekle zamansız mekânlar tasarlamak arasında nasıl bir denge kurulmalı?

Popüler trendler her zaman insanlara yeni fikirler sunuyor. Eskiden dergilerde ya da dizi ve filmlerde gördüğümüz salonlar, mutfaklar ilham kaynağı olurdu. Bugün ise bunu cep telefonlarımız sayesinde anında görüyor ve çok daha geniş kitlelere ulaştırıyoruz. Ancak zamansız mekânlar yaratmanın yolu, doğru yerleşim kurgusunu oluşturmak ve nokta atışı parçalar seçmekten geçiyor.
 

img_9866
Projeden Kareler | Fotoğraf: Fevzi Ondu

Günümüzde birçok iç mekân estetik olarak güçlü görünse de uzun vadede aynı konforu sunamayabiliyor. Sizce başarılı bir iç mimariyi yalnızca güzel görünen bir tasarımdan ayıran en önemli unsur nedir?

İlk başta da konuştuğumuz gibi, mekâna ve kişiye göre haute couture seçimler yapmak gerekiyor. Evi, yılda iki kez gelecek misafirler için değil, orada yaşayacak insanlar için kurgulamak önemli. İhtiyaçları doğru sıralamak ve en önemlisi aydınlatmayı doğru planlamak gerekiyor. Mekânın gündüz ve akşam ne kadar aydınlatmaya ihtiyaç duyduğunu doğru analiz etmek, yaşam konforunu doğrudan etkileyen en önemli iç mimari teknik detaylardan biridir.

İstanbul gibi sürekli dönüşen ve farklı yaşam biçimlerini bir arada barındıran bir şehirde üretim yapıyorsunuz. Bu şehrin dinamizmi tasarım anlayışınızı nasıl etkiliyor?

Öncelikle işinizi ve İstanbul’u gerçekten çok sevmeniz gerekiyor. İnsanı inanılmaz besleyen bir şehir. Gözünüzün önünde duran muhteşem yapılar, her gün yeni bir ilham kaynağı oluyor. Bazen bu şehrin temposunda tükendiğinizi de hissediyorsunuz. Ama günün sonunda, dünyanın neresine giderseniz gidin İstanbul’un size kazandırdığı en önemli şey: İş bitirme disiplini ve pes etmeme gücü oluyor.
 

img_9817
Projeden Kareler | Fotoğraf: Fevzi Ondu

Son yıllarda hem yaşam biçimlerimiz hem de mekânlardan beklentilerimiz önemli ölçüde değişti. Sizce geleceğin yaşam alanlarını tanımlayan en önemli unsur ne olacak? Bir iç mimar olarak önümüzdeki yıllarda tasarımlarınızda daha fazla yer vermek istediğiniz yaklaşım ya da fikir var mı?

Pandemiden sonra doğaya ve açık alanlara ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu hep birlikte fark ettik. Salonu balkona katma anlayışı azaldı; aslında ihtiyacımız olanın daha fazla kapalı alan değil, nefes alabileceğimiz yaşam alanları olduğunu gördük.

Önümüzdeki yıllarda da tasarımlarımda doğayla daha güçlü ilişki kuran, doğal malzemelerin daha fazla hissedildiği ve kullanıcıya gerçekten iyi hissettiren mekânlar üretmeye odaklanmak istiyorum. Benim için iyi tasarım yalnızca estetikten ibaret değil; içinde yaşayan kişinin her gün keyifle deneyimlediği ve yıllar geçse de değerini koruyan bir yaşam alanı oluşturabilmektir.

Kapak Fotoğrafı: Fevzi Ondu

İlginizi çekebilir: Sümeyra Gümrah’tan Oytun Erkişi ile Sohbet