Sergen Şehitoğlu ile: “Çatallanan Yollar” Sergisi Üzerine
Sergen Şehitoğlu diyor ki: “Bu labirentin girişi de yok, çıkışı da. Buradan çıkmak istemek zorunda değiliz; bilmek ya da en azından bilmeye çalışmak yeterli.” Bir başka söz ise Yolları Çatallanan Bahçe’de Jorge Luis Borges’ten geliyor: “Bir labirentler labirentiydi düşündüğüm; geçmişle geleceği kuşatacak […] Yolları Çatallanan Bahçe’mi çeşitli geleceklere (hepsine değil) bırakıyorum.” Makine mühendisliğinden fotoğrafa geçen, ilk sergisini 2010’da açan ve işleri Berlin’den Dubai’ye pek çok şehirde görülen Şehitoğlu, yıllardır sistemlerin ve bireyin o sistemler içindeki yerinin peşinde. Eserlerinde matematiği estetik süs gibi değil de işleyen bir sistem gibi ele alan sanatçıyla, SANATORIUM’da 25 Temmuz’a kadar görülebilecek sergisi “Çatallanan Yollar” üzerine konuştum.
Bir labirentin içinde huzur bulunur mu? Sergen Şehitoğlu‘nun “Çatallanan Yollar” sergisi, insanı ilk anda tedirgin edecek bu soruyu matematiğin diliyle soruyor. Adını Borges’in bir öyküsünden alan sergide tavana asılmış metal bir labirent, büyük ölçekli fotoğraf baskıları ve on yedi dakikalık video bir araya geliyor; Descartes’ın koordinatlarından ve satranç tahtasına oturtulmuş 64×64’lük bir matristen türeyen bu yapı, içinde yaşadığımız dünyanın bir modeli gibi.
Makine mühendisliğinden fotoğrafa, oradan matematiksel yerleştirmelere uzanan bir yolunuz var. Bu sergideki çatallanan yollar fikriyle sizin kendi yolunuzun kesiştiği bir yer var mı?
Bu sergi benim kişisel hikâyemle ilgili değil aslında, dünyayı görme ve algılama biçimimle ilgili. Hepimiz için uzay-zamanda seçimlerle şekillenen bir dünyada yaşadığımızı, bu yapının matematiksel bir formu olduğunu ve bizim de bu formun içinde bazı yönergelerle ve öngörülerle kararlar verdiğimizi düşünüyorum. Hepimizin hayatında bazen sonradan önemli olduğunu idrak ettiğimiz ama aslında zamanın içinde sürekli verdiğimiz kararlardan biri olan ayrımlar var. Önemsiz sandığımız kararlarda bile, diğer yolu ve zamanı deneyimlemediğimiz için başka büyük sonuçların da farkında olamayabiliriz. Tüm bu durumlar, sistemin doğasına uygun.
Bu sergi zihninizde ilk hangi görüntüyle ya da hangi soruyla belirdi? Başlangıçta Borges mi vardı, labirent imgesi mi, yoksa matematiksel sistem kurma isteği mi?
Bu sergi, matematiksel yapılarla çalışmaya başladığım ve 2019 yılında Adatepe Taşmektep’te sergilediğim “Denemeler: Fonksiyon Üzerine” serisinin bir devamı aslında. Bu sebeple cevabım matematiksel sistemler üzerine çalışma isteği. Bu isteği de tetikleyen, Descartes’ın ortaya çıkardığı cebirsel ifadelerin geometrik çizimlerle olan hayret verici karşılıklılığı. Bu hayret benim desen gibi gözüken fonksiyonlar üretmemi sağladı ve bu sergide de bunun daha kompleks bir versiyonunu görüyoruz.
Bir labirent düşünüyorum… Önemli olan odaların boyutu ya da nerede durduğu değil de kapının hangi odaya açıldığı. Matematikte bunu inceleyen graf kuramı imiş. Königsberg köprüleri bulmacası. Sizin 64×64’lük matrisiniz de işte bu “hangi kare hangisine komşu” sorusunun haritası, satranç tahtası gibi. Descartes ise daha çok bir şeyin uzaydaki yerini, koordinatını tarif ediyor ve siz labirentinizi kurarken Descartes’ın koordinat düzenini kullandınız. Bu ızgara size ne sağladı?
Bu projenin birçok temel ayağı bu soruda yer alıyor ve bunu duyduğum için çok mutlu oldum. Ben bu labirenti çizerek değil bahsedilen matrisi oluşturarak elde ettim. Bunun için bir alan belirlemem gerekiyordu ve daha önceki işlerimde de çalıştığım, hem matematikle hem oyunla ilişkili olduğu için satranç tahtasına karar verdim; 64 kare bundan dolayı. Bu labirent için de bazı koşullar belirledim: İçinde geriye dönmeden hareket edebileceğiniz uzun döngüler, kısa döngüler, çıkmaz sokaklar… Hareket için de Kartezyen sistemi kullandım, birbirini dik kesen iki eksende hareket edebiliyorsunuz. Bu labirent bir dünya analojisi, o yüzden basit yapıların aslında tüm durumları içerdiğini anlatması gerekiyor. Matematikteki aksiyomlar gibi; sonrasında tüm formülleri bu önkoşullardan oluşturabilirsiniz.
Neden metal, neden bu ölçek? Renksiz ve sert bir malzemenin bu işe kattığı şey nedir?
Matematiksel yapılarla ilgilenirken (ki bu dil üzerine çalışırken de geçerli) soyut ifadeleri metal gibi baskın ve kalıcı-sert bir malzemede göstererek aslında form ve madde arasındaki diyalektik yapıyı görünür hale getirmeye çalışıyorum. Yaklaşık 30 metreküplük metal bir yerleştirmeye bakarken aslında bunun bir matrisin, yani bir formun zorunlu karşılığı olması, yani maddenin yok olduğu durumda bile bu labirentin form olarak kalıcı olması fikri önemli.
Labirent tarih boyunca kaybolmanın ve çıkış aramanın simgesi olmuş. Serginin çağrıştırdığı şeylerden biri de bugünün algoritmaları, telefonumuzdaki o görünmez yönlendirmeler. Siz bu okumaya mesafeli misiniz?
Bu sergi bugünle alakalı değil. Bugün yapay zekâ ve benzeri teknolojiler akıl almaz bir hale ulaştığı için tabii ki hayatımızda baskın durumdalar ama algoritma kelimesi dokuzuncu yüzyılda yaşamış Harezmi’nin adının “yanlış” söylenişinden beri hayatımızda. Geçmiş veya gelecek arasında çok büyük nitelik farkları olduğunu düşünmeyen biriyim; dünya içinde bulunan bedenin ve zihnin yapısal koşulları aynı, kurallar aynı, sadece görünen dekorlar değişiyor. Bu yüzden çok çabuk sosyolojik tarafa çekilebilecek takip, gözetlenme, sıkışma vb. durumları kullanmamaya çok dikkat ettim. Videodaki kişi de bir çıkış aramıyor; nerede olduğunu biliyor ve sadece devam ediyor.
Çoğu sergi izleyiciyi işin karşısına, güvenli bir mesafeye koyar; bakarsınız, yorumlarsınız, çıkarsınız. Siz ise izleyiciyi labirentin dışına değil içine yerleştiriyorsunuz. O mesafeyi bilerek mi kaldırdınız? Peki içinde olduğunu fark eden biri için bir çıkış var mı; insan bundan nasıl çıkar?
Bu labirent (aslında daha doğru adı maze), amacı olan bir yapı değil. Amacı, hedefi, merkezi yok. Girişi de yok, çıkışı da yok. Buradan çıkmak istemek zorunda değiliz; bilmek ya da en azından bilmeye çalışmak yeterli. Hayatla ilgili görüşüm de yaklaşık bu sanırım; cevabı bulmak zorunda olmadan anlamaya çalışmak çok önemli bir eylem. Özellikle serginin ikinci katı izleyiciyi labirentlerin tam ortasına konumluyor. Bir tarafta soğuk ve yapay labirent görselleri (tam durduğunuz yerden elde edilmiş görseller), diğer tarafta ise dış dünyadaki bir yürüyüş ve düşünme videosu; bu da yine aynı noktadan, yani izleyenin gözünden. Bahsettiğim analojiyi açık ettiğim yer de tam bu nokta. Girişte dışarıdan baktığınız, yapı söküme uğramış güvenli labirentin üst katta tam ortasındasınız. Bir daha alt kata indiğinizde, artık o estetik metal levhalar ilk gördüğünüz andaki kadar uzak değiller.
* Not: İngilizcede “labyrinth” tek yollu, dönüşü olmayan ve sonunda merkeze ya da çıkışa ulaştıran yapıyı anlatır; “maze”ise çok yollu, çıkmazları, sapakları ve seçimleri olan yapıdır.
Sergide bu labirentin tam karşısında, on yedi dakikalık bir video var. Bu videoda ne akıyor; onu nasıl kurdunuz?
Videonun çıkışı aslında metin; önce bir metin yazdım. Zaman, mekân, içeri, dışarı, varlık üzerine düşünen bir zihnin aynı çizgide kalmayan, bazen aşkın bazen dünyevi, bazen iletişimde bazen kapalı durumlarını ve iç bakışlarını anlatan dört kanallı bir metin oluşturdum. Bu dört ayrı kanalı, kendi kendine düşünen ve konuşan zihnin farklı zaman kiplerinde konuşmasıyla anlıyoruz. Sonra bu metni; belirli koşullarla seçilmiş ve sonrasında birleştirilmiş bir yürüyüş videosuna dönüştürdüm. Burada özellikle teknik ve post-prodüksiyon kısmında videoyu tam istediğim hale getiren ve ontolojik yapıyı çok iyi anladığını düşündüğüm Can Küngör’e de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Matematiği mekâna döken İngiliz sanatçı Conrad Shawcross da labirentler, sonsuza uzayan sistemler kuruyor; ama onun bakışı daha çok evrenin ahengine dönük. Siz aynı disiplini kontrol ve kaçışsızlık gibi daha tedirgin bir yere taşıyorsunuz. Sizi o tarafa çeken ne?
Ben aslında bu sergiyi huzur verici buluyordum, şimdi bir daha üzerine düşünmem gerekecek. Benim yapılarım çok daha basit ve nedensel; estetik kararları en aza indirip formu (kurucu öz-ilke olan formu) görünür kılmaya çalışıyorum. Renk olmaması, malzeme seçimleri hep bu elemenin bir sonucu. O yüzden görünüş olarak Dan Graham ve Robert Morris belki daha rahat benzerlik kurulacak sanatçılar olabilir.
**Not: Dan Graham (1942-2022) ve Robert Morris (1931-2018), Amerikan minimalizminin ve kavramsal sanatın öncülerinden. Morris yalın geometrik biçimleri ve izleyicinin mekândaki bedensel deneyimini, Graham ise izleyeni hem gören hem görülen konuma sokan cam-ayna düzenlemeleriyle bilinir. Hatta “Two Way Mirror with Hedge Labyrinth” isimli içinde labirent geçen işi bulunuyor.
Bu sergiden önce de düzen ve sistem fikrinin peşindeydiniz. Kerem Ozan Bayraktar’la yaptığınız “Rastlantı ve Zorunluluk” çalışmanızda Mojave Çölü’nde, uçakların ölmeye gittiği o çölün terk edilmiş düzenini konu etmiştiniz. O çöldeki dağılmış düzenle bu labirentin kapalı düzeni arasında sizi asıl çeken, size iyi gelen ne?
Ben anlamaya çalışıyorum; bazen anladığımı ortaya çıkarıp kendime doğrulamaya çalışıyorum ama daha çok anlamaya çalışıyorum. Bunun için okuyorum; benim aslında sanatsal ilhamım bu okumalar üzerine gelişen fikirlerden oluşuyor. O seri de hem Jacques Monod’nun Rastlantı ve Zorunluluk kitabından aldığım etkiyle hem de Emmy Noether’in simetri üzerine olan teoremi ile doğrudan ilişkili. Sanırım bana iyi gelen; belirli koşulların zorunlu sonuçları, kapalı formlar ve bunlar üzerine düşünmek. Bu düşünme silsilesi sırasında bu yapıların çatırdaması, sonra tekrar kendilerini kurtarmaları ve bitmeyen bir mücadele…
Sergiyi adından başlayarak Borges’in evrenine bağlıyorsunuz. Matematiksel bir yapıyı böyle bir edebi diyaloğa açma fikrinizi anlatır mısınız?
Bu serginin tüm önceki çalışmalarımdan en önemli farklılığı, diyaloğa açıklığı. Bu ilk olarak, her ne kadar matematiksel bir yapı olduğunu vurgulasam da labirent imgesinin kaçınılmaz çağrışımlarından dolayı böyle. Bu bilerek yaptığım bir seçim; özellikle sergi metnini yazan Prof. Dr. Esra Aliçavuşoğlu’nun metnin girişinde vurguladığı mitolojik kökler bu okumayı olanaklı kılıyor. Ayrıca sergiyi adından başlayarak Borges’in edebi evrenine de bağlıyorum. Tüm bu bağlar, formel bir yapının hayatımızın bir parçası olmasını sağlıyor ve bu sergide benim için bu çok önemli. Borges hikâyelerinde labirenti, seçimlerin çatallanmasını görünür kılmak için bir zemin haline getiriyor. Olasılıklar, potansiyeller ama hep seçmek zorunda olduğumuz durumlar… Çünkü bir daha aynı anda aynı yerde olmamızın mümkünlüğü ya da imkânsızlığı bu kritik durumu oluşturuyor. Borges’in sergiye adını veren Yolları Çatallanan Bahçe adlı hikâyesinde geçen bir cümle bu durumu özetliyor: “Yolları çatallanan bahçemi çeşitli geleceklere (hepsine değil) bırakıyorum.”
İzleyicinin bu sergiden bir bilgiyle değil bir hisle çıkacağını düşünürsek, o his ne olsun istersiniz?
Bu sergi ve tüm proje aslında bir düşünme olanağı; önce kendim için, sonra izleyici için. Karamsar değil; sıkışmışlıkla, çıkışsızlıkla ilgili değil. Videoda defalarca söylediği gibi, devam etmekle ve düşünmekle ilgili. Düşündüğümüz sürece zaman ilerliyor. İzleyici galeri mekânından çıktığında; o kapının dışının aslında biraz önce baktığı labirentin içi olduğunu ama bunun sadece bir durum olduğunu, çeşitli önkoşullarla belirlenmiş olsa da bize ait olduğunu ve elimizden gelenin düşünmek ve devam etmek olduğunu düşünmesini isteyebilirim. Belirli olması belirsiz olmasından daha huzurludur diye düşünüyorum.
Bu sistemin bir sonraki adımı ne? Kafanızda kurduğunuz ama henüz yapamadığınız, belki de yapılması imkânsızmış gibi bir iş var mı?
Bu serinin bu sergide göstermediğim işleri var öncelikle; hem üzerine hazırladığım hem de üstünde çalışmaya devam ettiğim çeşitli işler var. Bunların içinde büyük boyutlu labirent kesitlerinden oluşan açık alan heykelleri ve içinde gezebileceğiniz büyük boyutlu, geçirgen duvarları olan bir labirent yapısı da var. Sanırım bu labirent bir süre benim ilgilendiğim dünyayı oluşturmaya devam edecek.
Sizin deyişinizle bu bir maze; çıkışı, merkezi, hedefi olmayan bir yapı. Çıkışı olmayan bir şey kulağa karamsar geliyor; oysa siz öyle görmüyorsunuz. İnsanın çıkışsız bir sistemin içinde huzur bulması nasıl mümkün?
İnsan öleceğini bilerek yaşayan -tek- canlı; bundan daha huzursuzluk verici bir bilgi olamaz diye düşünüyorum. Benim kendim için yapmaya çalıştığım biraz olsun anlamaya çalışmak. Belirsiz olacağına belirli olsun.
Kapak Fotoğraf: Zeynep Fırat, SANATORIUM’un izniyle.
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Hale Işık ile Sohbet

Sümeyra Gümrah 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!