Serhan Akıncı ile: Pigalle’in Ardındaki Hikâye Üzerine
Bir cumartesi günü arkadaşlarımla Pigalle’e kahvaltıya gittik. Sokağa bakan tarafta oturduk; dışarıdaki hareketlilik ve Pigalle’in sakin atmosferi bir araya gelince masamızda çok keyifli bir cumartesi ritmi oluştu. Mekânın özenli atmosferi, sıcak servis dili ve masaya gelen tabakların sade ama iştah açan sunumu, kahvaltıyı aceleye gelmeyen; uzun uzun sohbet ederek keyfi çıkarılan bir deneyime dönüştürdü. Benim için Pigalle kahvaltısı tabağımızdakilerden öte, mekânın genel hissiyle de akılda kalan bir deneyimdi. Masaya gelen ürünlerde kaliteli malzeme seçimi, sade ama şık tabaklar ve kahvaltıyı ağırlaştırmadan zenginleştiren bir denge dikkat çekiyordu. Hem yediklerimiz hem de mekânın ruhu çok keyifliydi. Bu yüzden Pigalle’i yalnızca kahvaltısıyla değil, arkasındaki bakış açısıyla da anlatmak istedim. Yazının devamında Pigalle’nn sahibi Serhan Akıncı ile bir röportaj yaparak kendisini, Pigalle’in hikâyesini ve farklı mekânlarında kurduğu gastronomi anlayışını daha yakından tanıyalım istedim.
Serhan Bey, sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Bugün baktığınızda sizi bu dünyaya çeken ilk his neydi; yeme-içme yolculuğunuz nasıl başladı?
Aslında işin temelinde, aldığım Turizm ve Otelcilik eğitiminin bana kattığı bakış açısı ve misafirperverlik kültürüne olan aşinalığım yatıyor. Okulda öğrendiklerimi bir tutkuya dönüştüren ise seyahatlerimde kendime yeni fikirler katma çabam oldu. Farklı ülkelerde ve kültürlerde, insanların bir masa etrafında nasıl ortak bir dil yarattığını gördüm. Zamanla sektörde tecrübe kazandıkça; biriktirdiğim anıları, gözlemleri ve bu bakış açısını kendi mekânımda misafirlerimizle buluşturmak, yolculuğun en doğal ve heyecan verici adımı hâline geldi.
Pigalle’e geldiğimde mekânın sadece yemek yenilen bir yer değil, kendine ait havası olan bir buluşma noktası gibi hissettirdiğini düşündüm. Siz Pigalle’i kurarken nasıl bir duygu yaratmak istediniz?
Pigalle markasını tasarlarken birkaç temel önceliğimiz vardı. Öncelikle Suadiye Mahallesi’nin zevk sahibi, hareketli ve beklentisi yüksek bir misafir profiline sahip olduğunu biliyorduk. Biz de Pigalle ile bu semtin enerjisine uyum sağlayan; insanların günün her saatinde kendilerini ait hissedebilecekleri, yaşayan bir buluşma noktası yaratmak istedik.
Amacımız, Suadiye’nin ritmine eşlik ederken misafirlerimize huzurlu, samimi ve ev rahatlığında bir deneyim sunmaktı. Elbette gastronomi tarafını da arka planda bırakmak istemedik. Sadece yemek yenilip içilen bir yer değil; dekorasyonu, müziği, tabakları ve kokteylleri birbiriyle uyum içinde olan, tüm duyulara hitap eden bütünsel bir deneyim alanı oluşturmak istedik.
Bir mekân zamanla kendi misafirlerini, ritmini ve hikâyesini oluşturuyor. Pigalle’in bugüne kadar geldiği noktada sizi en çok mutlu eden şey ne oldu?
Pigalle’in geldiği noktada beni en çok gururlandıran detay, mekânın yakaladığı yaşayan ve çok boyutlu ritim. Yola çıkarken misafirlerimize evlerindeki o zahmetsiz rahatlığı hissettirmek istediğimizi söylemiştim. Bugün bu hedefin karşılık bulduğunu görmek beni çok mutlu ediyor.
Cumartesi akşamları şık tabaklar, imza kokteyller ve iyi müzik eşliğinde rafine bir eğlence sunuyoruz. Ancak kalbime en çok dokunan manzara pazar sabahları ortaya çıkıyor. Haftanın en dingin saatlerinde Pigalle’in daha huzurlu bir ritme geçmesi ve çocuklu ailelerin neşeli brunch masalarına ev sahipliği yapması benim için çok kıymetli. Ruhunu kaybetmeden hem enerjik bir cumartesi gecesine hem de sıcacık bir pazar sabahına adapte olabilmesi muazzam bir his.
Farklı konseptlerde mekânlarınız var ama hepsinde belli bir özen ve karakter hissediliyor. Yeni bir mekân yaratırken önce hikâyesini mi, atmosferini mi, yoksa mutfağını mı düşünürsünüz?
Kesinlikle önce hikâye ile başlıyoruz çünkü arkasında bir anlatı olmayan mekânın ruhu da eksik kalıyor. Mutfak ve atmosfer, o duyguyu misafire aktaran en güçlü araçlar aslında. Tabii burada gastronomi boyutuna ayrı bir parantez açmak lazım. Atmosfer ne kadar kusursuz olursa olsun, misafirin hafızasında kalan asıl detay tabaktaki ince teknik ve lezzet kurgusudur.
20 milyon insanın yaşadığı, her sokağında ayrı bir kültürün ve beklentinin olduğu devasa bir metropoldeyiz. Avrupa Yakası’nda Boğaz hattının, Bebek’in ya da Kuruçeşme’nin kendine has, yüksek tempolu ve köklü eğlence kodları var. Anadolu Yakası’nda, özellikle Suadiye tarafında ise insanlar daha rafine, kendi içinde samimi ama aynı zamanda hareketli bir sosyalleşme arıyor. Bu beklentileri doğru okuduğunuzda her mekân kendi karakterini doğuruyor.
Pigalle’de çıkış noktamız, Suadiye’nin dokusuna uygun, zahmetsiz bir şıklık barındıran ve gün boyu yaşayan bir atmosfer yaratmaktı. Kulaktan kulağa yayılan ve misafirlerimizin yorumlarında sıkça karşımıza çıkan detaylar da bunun tesadüf olmadığını gösteriyor. Özenle tasarlanmış iddialı bir tabak eşliğinde yudumlanan imza kokteyl de, pazar sabahı kahvaltı keyfi yaparken masanıza gelen zarif bir şampanya ikramı da bu bütünün bir parçası.
Pigalle bu sofistike ve sıcak ahengi yansıtırken, hemen yanındaki Little Pika’da bambaşka bir dünya kurduk. Orada odağımız tamamen eğlenceli, ritmik ve lezzetli bir Uzak Doğu deneyimi yaratmaktı. Çarşamba akşamları plaklardan yükselen sıcak analog tınıların, menüdeki dinamik Japon lezzetleriyle buluştuğu bir karakter hayal ettik. Doğru fikri netleştirdiğiniz anda mutfak, servis ekibi ve atmosfer de kendiliğinden aynı uyuma bürünüyor.
Bugüne kadar farklı karakterlerde mekânlar yarattınız; bundan sonrası için sizi heyecanlandıran yeni hedefler, hayalini kurduğunuz projeler ya da gastronomi dünyasında keşfetmek istediğiniz başka alanlar var mı?
Beni bu sektörde en çok motive eden şey sürekli keşfetme hâli. Hizmet sektörü çok hızlı evrilen bir yapıya sahip olduğu için yarın için altı kalın çizgilerle çizilmiş projelerden ziyade, esnek bir vizyonla ilerliyorum. Hedefim; karşıma çıkan yeni kültürleri ve ilham kaynaklarını, konsepti ne olursa olsun aynı özenle misafirlerimizle buluşturmaya devam etmek. Bu yolculuk sadece İstanbul’la sınırlı kalmayabilir. Kim bilir, belki ileride bu heyecanı yurt dışına taşıdığımız sürpriz bir projeyle de karşınıza çıkarız.
Kapak Fotoğrafı: Serhan Akıncı
İlginizi çekebilir: İstanbul Flaneur’den Şehrin Yeni Mekânları

Tuba Nil Dengiz 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!