Sönük Bir Veda: Mission: Impossible - Son Hesaplaşma
Neredeyse 30 yıldır beyazperdeyi kasıp kavuran Mission Impossible serisi beyazperdeye veda ediyor. Mission: Impossible – Son Hesaplaşma, Tom Cruise’un her filmde fiziksel gösterilerle sınırları zorlayarak kendisiyle yarışmayı sürdürdüğü bir film. Sekiz serilik filmin son halkası olan film, flashbacklerin işlevsiz kullanımı, yapay zekanın indirgemeci bir bakış açısına maruz kalması ve üçüncü aktın zayıflığı nedeniyle sönük bir veda niteliği taşıyor.
Kahraman Hunt Yapay Zekaya Karşı
Christopher McQuarrie’nin yönetip Tom Cruise’un yapımcılığını üstlendiği Mission: Impossible – Son Hesaplaşma, 2023 yılındaki Ölümcül Hesaplaşmalar’da ortaya çıkan Gabriel’in “The Entity” adlı yapay zeka sayesinde dünyanın dört bir yanına füzelerle her yeri alaşağı edip yeni bir medeniyet kurma isteği karşısında Ethan Hunt’ın yapay zekaya son verme isteği üzerine kurulu.
Fakat film, serinin önceki filmlerine kıyasla yedi filme—özellikle de ilk filme—sayısız göndermede bulunuyor. Örneğin, üçüncü filmdeki “Tavşan Ayağı” ne hikmetse “The Entity”e bağlanıyor ve ilk filmde, meşhur iple aşağı süzülme sahnesindeki bilim insanı kilit bir rolde yeniden karşımıza çıkıyor. Yine de bu geri dönüşlerin çoğunun anlatıya katkı sağladığını söylemek zor. 2 saat 49 dakikalık sürede her karaktere, hatta iki yıl önce tanıdığımız yan karakterlere bile flashback sahneleri eklemek, seyir ritmini sekteye uğratıyor. Dahası, bu yoğun flashback kullanımı filmin dramatik etkisini azaltıp sahneleri ucuzlaştırıyor. Ayrıca, filmin tanıtımlarında yoğun biçimde kullanılan su altı sahneleri filmin temposunu oldukça yavaşlatıyor.
Aksiyon sahneleri dışında, dramatik ve diyalogların ağırlıklı olduğu sahneler bir entelektüel ciddiyet izlenimi verse de çoğunlukla laf kalabalığına dönüşüyor. Cruise ve McQuarrie’nin yapay zekânın dünyaya etkilerine yönelik kaygıları anlaşılabilir; fakat “The Entity”e yüklenen tanrısal misyon, yapay zekanın kudretinin kadercilikle biçimlenmesi ve yapay zekanın yok edilmesinin bir “makine”ye bakması da filmi zayıflatıyor. Öte yandan, Hunt’ın ekibi dışındaki Nick Offerman ve Hannah Waddingham gibi isimlerin Amerikan deniz piyadesi subayı rolleri; anlatıya katkı sunmuyor, aksine çıkarılsalar hikâyenin bütünlüğü bozulmayacak kadar ikincil kalıyor. Dahası, Shea Whigham’ın canlandırdığı karakterin, ilk filmdeki Jim Phelps’in oğlu olarak ‘retcon’ edilmesi; halihazırda dolu olan çatışma noktalarına gereksiz bir katman ekliyor.
Geri dönüşlerin ve diyalog bombardımanının anlamsal boşluklar yarattığı sahnelerin ardından, filmin en öne çıkan unsuru Hayley Atwell’in Grace karakteriyle kattığı dinamizm oluyor. Seri içerisinde hatırda kalıcı kadın karakterler yaratmakta sorunlar yaşayan seri, Atwell’in Grace karakterini Hunt’ın dengi haline getirmekte oldukça mahir hale geliyor. Gerek dramatik gerek aksiyon sahnelerinde Atwell, yer yer Cruise’un performansının ötesine geçiyor.
Tarih İçinde Mission: Impossible
Mission: Impossible, ya da ülkemizde bilinen ismiyle Görevimiz Tehlike, esasında 1966-1973 yılları arasında Bruce Geller’ın yarattığı bir casusluk dizisi. Ülkemizde de 1972 yılında televizyonlarda gösterilen dizi, dönemin casusluk dizileri arasında sıyrılarak hatrı sayılır bir izleyici kitlesine ulaşıyor. Dizi bittikten sonra orijinal kadrodan Peter Graves’in başını çektiği yeni bir ekiple 1988 yılında dizinin ikinci sürümü çekiliyor. Ancak orijinal dizinin başarısını yakalamakta güçlük çekiyor.
Serinin beyazperdeye transferiyse Paramount yetkililerinin IP’yi 1990’larda değerlendirmek istemesiyle Tom Cruise’la el sıkışmasıyla başlıyor. Böylece 1996 yılında Brian de Palma yönetmenliğinde ilk Mission Impossible filmiyle karşılaşıyoruz. Bu filmi Jon Woo, J.J. Abrams, Brad Bird ve Christopher McQuarrie yönetmenliklerindeki devam filmleri izliyor. Ancak Tom Cruise’un film üretim süreci ve anlatı üzerindeki otoritesi baki kalıyor.
Hipermaskülenlik Yarışında Varış Çizgisine
Seri bir anlamda Tom Cruise’un hem yukarıdaki otoritesi hem de fiziksel olarak erkek üstünlüğünü kutsuyor. Zira her filmde Cruise’un gerek uçaklara tutunması, dağlardan dağlara atlaması, Burj Khalifa’nın tepesine yahut soğuk denizlere girmesine şahit oluyoruz. Dublör kullanmadan tek başına bunları göğüslemesi bir başarı olarak lanse edilmesine rağmen seri, fiziksel dayanıklılık bakımından hipermaskülen söylemleri kendi içinde barındırıyor.
Lakin her şeyin bir sonu mevcut. Tom Cruise 60’lı yaşlarını ortalıyor. Yaşlılık ibareleri belirginleşmeye başlamasına rağmen son cengaverliklerini uçaktan uçağa atlayarak gösteriyor. Ancak yukarıda bahsedilen alt metinler ne kadar derin olursa olsun, ya da derin gösterilmeye çalışılırsa çalışılsın, serinin filmleri Cruise’un kendi maskülen imajını perçinleyen bir araçtan öteye geçemiyor.
Günün sonunda Mission: Impossible – Son Hesaplaşma, bir devrin sonunu işaret ederken uzun süresi, alt metinlerin zayıflığı ve yapay zekanın sorunlu temsilleri bakımından buruk bir final niteliği taşıyor. Tom Cruise, seriye veda etse de kendi tabiriyle “100’lü yaşlarına kadar ” sinema için üretim vaadine bulunuyor.
Kapak Fotoğrafı: Mission Impossible
İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Görevimiz Tehlike

Yüksel Enes Altınok 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!