Türk basınının duayen isimlerinden Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner, 80 yaşında hayatını kaybetti. 1946’da Priştine’de doğan ve 1956’da Türkiye’ye göçen Soner, 1966’da Cumhuriyet’te gazeteciliğe adım attıktan sonra 60 yılını aynı gazetede geçirdi. Son nefesine kadar çalışan Soner, muhabirlikten köşe yazarlığına uzanan meslek yaşamı boyunca işçi hakları, sendikal mücadele, eğitim, demokrasi ve insan hakları konularında kalemiyle ses yükseltti.

Şükran Soner | Fotoğraf: Yeni Ankara

Yaklaşık 60 yıllık meslek hayatı boyunca Türkiye’nin siyasi ve toplumsal gelişmelerini kayıt altına alan Soner, grevleri, işçi eylemlerini ve sendikal mücadeleleri uzun yıllar sahadan takip etti. Gazeteciliğinin yanı sıra Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda da görev üstlenen Soner, basın camiasındaki örgütleme mücadelesinin ön saflarında yer aldı. İlkeli duruşu ve meslek ilkelerinden taviz vermeyen tutumu ile Soner, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliği de yaparak emek dünyasının sesi olmayı sürdürdü.

Yaşar Kemal’in cenazesi bulutlu bir sabahta insanları ve tüm sevenlerini topladığında, Şükran Soner tüm varlığı ile oradaydı. Hani taziyelerde ölen kişinin bir kaç yakını vardır. Layıkı ile uğurlanması için çaba gösteren. İşte cenazenin gönüllüsü oydu. Cenaze yolunda işçilerin, yazarların, öğretmenlerin ve öğrencilerin bir araya geldiği o sessiz kalabalık yürüyüşte, gazeteciliğin ne demek olduğunun bir tanımını yaptı ama kendi tarzıyla usulca. Soner’in o gün söyledikleri, o sessiz sohbetimiz, haberime katkısı, “Yaşar Kemal’i nasıl bilirdinize” cevap olan cümleleri dün gibi aklımda. “Yazarlar ölmez, söyledikleri kalır. Gazeteciler ölmez, yaptıkları yaşar.”

Şükran Hanım yazdığı bir kitabın taslağını okutmuş Yaşar Kemal’e. O da öyle büyük destekler vermiş ki Şükran Hanım’a, bunu anlattı mesela. Bu insanlar şu an yok. Buna hâlâ inanamıyorum. Şükran Soner, gazeteciliği bir meslek olarak görmedi, ona bir eylem olarak yaklaştı. 30 yılı aşkın bir kariyer boyunca, kalemini sadece haber yazmak için değil, sorumluluk yüklenmek için kuşandı. Emekçinin sesini duyan, gözü kulağı olan biriydi. Kariyer hayatını burada anlatmama gerek bile yok. Öğrencilerin, köy çocuklarının Şükran Ablası gitti. Okumak da okumak, varsa yoksa bu ateş vardı içinde. Aydınlık mertebesinde bazı büyükler vardır; onlar bulut gibi sessizce geçer giderler. Şükran Soner de öyle hafifçe veda etti. Verdiği öğütler gerçekten birleştiriciydi. Haberler ötesi bir zihin yapısından bahsediyorum. Bu nitelik ya vardır ya da yoktur. Çok da şey etmemek lazım. Sınav hazırlığında sıkışan lise öğrencisine danışman olur, işini kaybetmiş bir demirci kadının öyküsünü kafaya takar üç gün uyumaz peşine düşer, küçük gazete okuma odasında genç gazetecilere “yazının onur meselesi ile ilişkisini anlatır” Bu tutumu onu sıradan bir gazeteci yapmadı. Onu sorumlu bir gazeteci yaptı. Yaşar Kemal’in cenazesindeki o yürüyüşte, Soner ile yan yana olmak bir gururdu. Ben haber için oradaydım. O ise dostu için.

sukransoner
Şükran Soner | Fotoğraf: Cumhuriyet

El ele tutuşan insanlar arasında öyle sessizce Zincirlikuyu’da adımların gürültülü olduğu bir izdihamda yürüdük. Orada bile işini yaptı. Tuttu beni kolumdan, Eşber Yağmurdereli’nin yanına getirdi. “Çocuk sana soru soru soracak cevap ver kırma” dedi. Onu bıraktık, tuttu elimden, Menderes Samancıların yanına götürdü. Ondan da görüş aldım, bu sefer tuttu Kahtalı Mıçı’nın yanına götürdü. Ha bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bıkmadan kalabalığı birlikte aştık, Zülfü Livaneli’nin yanına götürdü. Normalde konuşmaktan hiç hoşlanmayan insanlar, sırf o istedi diye bana cevap verdiler. Kısacası sosyal adalet için yanan tutuşan bir kadındı. Bir gazetecinin hayatı budur, söz ve fiil arasında köprü kurmak; yazı ile yaşam arasında kişiliğini ortaya koymak. Şükran Soner vefat etti. Ama gazeteciliği kalıcı. Onu gülümsemesinden tanıyacağım. Ruhu şad olsun.

Kapak Fotoğrafı: Cumhuriyet Gazetesi

İlginizi çekebilir: Tuğçe Mot Apak’tan İlham Veren Cumhuriyet Kadınları