Swag GAP: Aynı Masadayız da Sen Kimsin?
Farketmişsinizdir, son zamanlarda yaşadığımız her duygunun, her ilişkinin, hatta hafif huzursuzlukların bile bir adı var. “Bende bir gariplik var.” demiyoruz artık. Ghosting, situationship, soft launch gibi kavramları daha hızlı benimseyip daha kolay bağrımıza basıyoruz. Şikayetçi miyim? Kendi adıma hayır, bazen bu tarz isimlendirmeler, uzun uzun açıklamaya üşendiğimiz durumları derleyip topluyor. İşte swag gap de 2025’in bize son hediyelerinden. Büyük ihtimalle duydunuz. Duymadıysanız da sorun değil, birazdan “Aaa eski köye yeni isim.” diyeceksiniz.

Her ne kadar swag gap yeni bir kelimeymiş gibi dursa da anlattığı şey hiç yeni değil. İsmi havalı olunca konu bir anda ciddileşti, popüler magazinde yerini bulup tartışılır hale geldi. Halbuki mesele özellikle ikili ilişkilerde çok tanıdık: Aynı ortamdasınız ama hayata biraz farklı gözlüklerle bakıyorsunuz. Biri rahat, biri planlı. Biri şıkır şıkır giyinirken diğeri eşofmanı çıkarmıyor. Biri paylaşmayı seviyor, diğeri “anı yaşayayım yeter” kafasında. Kimse yanlış değil, ama aradaki o mesafeyi hissediyorsunuz. Hah işte o mesafe, kelimemizin tam anlamı.
Durun, en iyisi tersten başlayıp daha ayrıntılı anlatayım. Şöyle ki benzer olanı, aynılığı çok severiz. İyi de bu olguya neden bu kadar düşkünüz? derseniz de bunun cevabı bugünün flört kültüründe değil, beynimizin çalışma prensiplerinde.
Mariano Sigman, altını çize çize okuduğum Zihnin Gizli Yaşamı kitabında beynimizin dünyayı anlamak için kestirme yollar kullandığını muhteşem anlatır. Haliyle kendimize benzeyeni daha hızlı çözdüğümüzü öğrenince şaşırmayız çünkü bu da beynimiz için bir çeşit enerji tasarrufudur, bir tür sınıflandırma kolaylığıdır. Yani karşımızdaki kişi bize benziyorsa, beynimiz “Tamam ya bu tanıdık.” diye rahatlar. Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim, benzerlik etkisi dediğimiz şey tam olarak bu.
Bu sadece teori değil, deneylerle de beslenen bir alan. Sosyal psikolojinin ünlü deneylerinde deneklere, birbirleriyle neredeyse aynı özelliklere sahip birçok kişi tanıtılıyor. Tek farkla. Bazı kişiler için “Bu kişi seninle şu konuda benzer düşünüyor.” bilgisi ekleniyor. Sonuç? O kişiler daha sempatik, daha güvenilir, daha zeki bulunuyor. Bu her zaman doğru mu peki? Hayır değil ancak Sigman’ın da dediği gibi, beyin benzerliği çoğu zaman doğrulukla karıştırıyor.
Bu eğilim o kadar temel ki minicik bebeklerimizde bile var. Henüz konuşmayı bilmeyen, sosyal normlardan habersiz bebekler de kendi ırkına, cinsiyetine, kültürüne benzeyen yüzlere daha uzun bakıyor. Hepsi çok erken yaşlarda, kendilerinden bir şey buldukları, onlara benzer olan unsurlara ekstra dikkat etmeye başlıyor. Anlayacağınız, bu durum evrimsel refleks gibi bir şey.
Antropolojinin de burada iki çift lafı var. Tarih boyunca bizden olan ile bizden olmayanın ayrımını yapmışız. Aynı kabile, aynı hikâyeler, aynı ritüeller… Bugün kabile dövmelerimiz yok belki ama masanın ortasında yaşam tarzımız, kendimize has tempomuz, görünüşümüz ve hayatta neyi ciddiye aldığımız var.
Burada sevdiğim toplum bilimcilerden olan Emre Kongar’ın homofili kavramı da aklıma geldi. “İnsanlar kendilerine benzeyenlerle bağ kurar.” der hep. Benzerlik ama nasıl bir benzerlik? Çünkü şu günlerde benzerlik kriterlerimiz de değişti, biliyorsunuz. Artık aynı sosyal sınıftan olmak yetmiyor. Aynı “vibe”da olmamız da lazım(mış). ‘Keşke ya!!’ dediğinizi biliyorum. Anlaşılmak, fazla çaba sarf etmemize gerek kalmadan kendimizi anlatabilmek mucize geliyor. Ama gelin görün ki aynı koltukta oturup tamamen farklı dünyalarda yaşamak da mümkün. Swag gap zaten bu çağın yan ürünü.

Nörobilim burada ayna nöronlara bağlanıyor ve diyor ki onlar sayesinde karşımızdakinin ne düşüneceğini, nasıl tepki vereceğini tahmin etmeye çalışıyoruz. Ama swag gap varsa bu tahminler zorlaşıyor. Beyin sürekli küçük sorularla meşgul oluyor: “Bu ciddi mi?”, “Bu ironi mi?”, “Bu coolluk mu yoksa umursamazlık mı?” Tek tek önemsiz gibi duran bu sorular biriktiğinde elimizde nur topu gibi bir zihinsel yorgunluk kalıyor.
Burada, tekinsiz vadi kavramına da şöyle bir göz atasım geldi. Normalde robotlar için kullanılan bu kavram, bizim ilişkilerimizde de şaşırtıcı derecede işe yarıyor. Bize çok benzeyen ama tam uymayan şeyler var ya anlamsız bir iç huzursuzluğa sebep olabiliyor. Swag gap’in yeni nesil terminolojisinden olan o “bir şey off” hissi de genelde buradan geliyor zaten.
‘Şimdi sen bize ne anlatıyorsun, swag gap iyi mi kötü yani?’ derseniz de inanın kafam karışık. Bu yazıda, konuya sadece kapıdan bakıp çıkıyoruz, yoksa oldukça çok yönlü ve derin incelenmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Hele ki insan ilişkilerini bu denli etkileyen bir şeyin. Farklı perspektifler, farklı uzmanlıklar, farklı görüşler her zaman vardır, olacaktır, olmalıdır da…
Ancak şu bir gerçek ki, “Zıt kutuplar birbirini çeker.” sözü hem oldukça klişedir, hem romantik, hem umutlu, biraz da bizi avutan. Ama gelin görün ki modern ilişkilerimiz bu kadar basit ilerlemiyor. Ne basit ki zaten? diye düşünürseniz de haklısınız her şey çorbaya dönmüş durumda. Zıtlık hala çekici olabilir ama artık arada başka başka sorular da var. Aynı ritimde miyiz? Aynı tempoda mı yaşıyoruz? Aynı şeyleri aynı yerden mi önemsiyoruz? Swag gap ise beynin bu rahatlığı yakalayamadığı yerde mantar gibi birden ortaya çıkıyor.
Ama tam burada net olalım: Swag gap otomatik bir ayrılık sebebi değil, ilişki ziyan edici hiç değil. Bilim de hayat da bunu söylemiyor. Naçizane ben bile.
Tam tersine, beynimiz oldukça esnek. Farkları konuşabildiğimizde, anlamlandırabildiğimizde hatta bazı şeyleri ti’ye alabildiğimizde ilişkiler gayet iyi yürüyebilir. Sorun farkın kendisi değil, onun yok sayılması gibi. Artık birçok ilişki, büyük patlamalar olmadan bitebiliyor. Kimse kötü değil. Sadece aynı ritimde yürünmüyor. Ve bu her zaman bir felaket anlamına da gelmiyor.
Demem o ki zıt kutuplar hâlâ birbirini çekebilir. Benzerler hala daha rahat anlaşır. Swag gap ise arada durup şunu soruyor: “Ee bu farkla ne yapacaksınız? Orta yolu mu bulacaksınız benzerlerinize mi kaçıcaksınız?” Ne yazık ki cevap tek değil. Zaten mesele de tam olarak bu.
Kapak Fotoğrafı: Prakasit Khuansuwan – unsplash.com
İlginizi çekebilir: Aslı Yirsutimur’dan Çıkma Teklifi Nereye Kayboldu?

Ezgi Şengel







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!