Almanca “sevilen kişi, sevgili” anlamına gelen der-liebling’le tasarıma meraklıysanız veya moda blogger’ı Maritsa’yı takip ediyorsanız kesin karşılaşmışsınızdır. Karşılaşmadıysanız da emin olun, bu röportaj size çok iyi gelecek, aksesuar zevkinizi değiştirerek sizi farklı boyutlara götürecek. Uzatmadan röportajımıza geçelim; der-liebling’in sahibi Banu Kent’i ve yaratıcılığını, zevkini, deneyimlerini, enerjisini koyarak kurduğu markasını yakından tanıyalım!

Banu merhaba! Seni kısaca tanıyabilir miyiz? Şu zamana kadar neler yaptın?

Şimdiye kadar yaptıklarımı özetlemek zor ama en kısa ve yalın haliyle, 1987 yılı Almanya doğumluyum. İstanbul’da büyüdüm. Üniversitede moda işletmeciliği okumak üzere Amsterdam’a yerleştim. Mezun olduktan sonra uluslararası markalarda satın alma pozisyonunda çalıştım. Okul, iş, gezip tozma derken bu muhteşem şehirde 8 sene geçirdim. 2011 yılında ani bir karar verip evime, İstanbul’a, döndüm. Bu geçen iki sene içinde bir yandan der-liebling ile, diğer yandan da hala tekstil sektöründe yarı zamanlı olarak çalışıyorum.

der-liebling’i ve hikayesini bizlerle paylaşır mısın? Takı tasarımı fikri nereden çıktı? Markanın ismini nereden buldun, anlamı nedir?

der-liebling aslında birden bire hayatıma girdi, çok doğal olarak- sanki aslında benim onu keşfetmemi bekler gibi.. Küçüklüğümden beri (annemden bana geçen en büyük hediye) ellerimle bir iş üzerinde uğraşmayı ve yaratmayı çok sevdim. Hiç bir zaman takı tasarım eğitimi almadım, bu sanatı tamamen Kapalıçarşıdaki ustalarımdan öğrendim. Bir kere kuyumcu tezgahının arkasına oturdum ve bir daha kalkamadım, o anda yaptığıma aşık oldum. Büyük bir tutkuyla bağlandığım der-liebling de böylelikle ifade biçimime dönüştü.

Almanca’daki anlamı ise, sevilen kişi, sevgili…

der-liebling’i kimler takıyor? Markanın tarzından biraz bahseder misin? 

Kişileri- olayları- ilişkileri belli bir sınır içine koyup bir isim takmayı sevmiyorum. Genellememek gerektiğine inanıyorum. der-liebling takılarını beğenen ve anlayan herkes takabilir. Olması gereken mutlak bir müşteri profili yok, tam tersine herkesi kapsayan özgür bir marka olmasını istiyorum.

Tasarımlarım genellikle doğal ve yarı değerli taşlarla gümüş ve piriç gibi madenlerin birleşmesinden oluşuyor. Geçen sezon kristal ve fosillere takıldım, her sezon farklı materyaller seçiyorum. Gezdiğim uzak ülkelerden getirdiğim taşlar veya sahilde yürürken topladığım deniz kabuklarından kolyeler, bilezikler çıkartabiliyorum. O an bana ne ilham veriyor, heyecanlandırıyorsa koleksiyonumu oluşturuyor. Sınır yok..

Ünlü moda blogger’ı Maritsa ile beraber harika bir işbirliği yaptınız. Bundan bahsedebilir misin kısaca? 

Meriç’in tarzını ve enerjisini seviyorum. Çok heyecanlı ve yaratıcı bir kişilik olması koleksiyonu hazırlarken beni besledi. Ortaya ikimizin de hala zevkle kullandığı takılar çıktı. Her biri kendi başına bile kullanılsın, gece elbiselerinden günlük hayata basit bir beyaz t-shirt’ü bile tamamlasın istedik. Sonuç beklentilerimin de ötesinde çıktı!

Maritsa x der-liebling diğer fotoğraflar için…

GALERİ

5 fotoğraf

theMagger’da Dünya Standartlarında Bir Moda Blogu: Maritsa Röportajı…

Yeni koleksiyonunda nelerden esinlendin? Koleksiyon hakkında tüyolar verebilir misin bize?

Ağustos/ Eylül ayında çıkacak yeni koleksiyonumda yine bol bol doğadan ve içinde bulunan garip ve bir o kadar büyüleyici olan canlılardan esinlendim. Çok değişik olacak. Bu koleksiyon bir bakıma rüyalarıma giren ve benim içinde çoğu zaman kaybolduğum harikalar diyarının gerçeğe dönüştürülmesi olacak. Hikayenin geri kalanı ve tasarımları görmek için biraz daha sabretmeniz gerekecek :)

1 Haziran’da larakaraso studio Pera’da bir pop-up store gerçekleştireceksiniz. Detayları senden alabilir miyiz? Bizi neler bekliyor?

İnanılmaz renkli ve eğlenceli bir sergi bekliyor! Bu projeyle ilk defa yeni koleksiyonumu sunma fırsatı yakalıyorum, bu yüzden heyecanım tarif edilemez.. Larakaraso studioya ilk gittiğimden beri aklıma böyle bir fikir yerleşmişti ve gerisi Lara’nın da desteğiyle çok hızlı gelişti. Sergide bu yaz için hazırladığım sınırlı sayıdaki takıların yanısıra çok severek takip ettiğim AANDD blogundan Aydan ve Deryayla Alaçatı’da gerçekleştirdiğimiz fotoğraf çekiminin sonuçlarını göreceksiniz. Her bir fotoğraf kızların ‘embrograph (embroidery+ photography)’ adını verdikleri teknikle işlendi ve hazırlandı. Hem de büyük bir sevgi ve özveriyle.

Serginin (aynı zamanda koleksiyonumun) teması bol renk, doğallık ve bitmeyen bir yaz tatili. Herkes davetli!

AANDD x der-liebling fotoğrafları için:

GALERİ

4 fotoğraf

İstanbul’da nerelerde geziyorsun? Gezdiğin yerlere göre takılarını seçiyorsundur. Bize 5 café ve söyleyip bunlarla kendi takılarını eşleştirebilir misin?

İstanbul’a aşığım. Boğaza karşı bir bankta otururken bile Dünya’nın en şanslı insanı olarak hissedebiliyorum kendimi. Gezdiğim mekanlar çoğu zaman hep gittiğim yerler, oraya alışıp yer edinmeyi seviyorum;

Asmalımescit Şimdi Cafe- Amnoite Fossil Bracelet

Kabataş sahilindeki çay bahçesi- Shark tooth Bracelet & Necklace

Karaköy Gaspar- Spike & Smokey Quarz Bracelet

Kapalıçarşı Fes Cafe- Quarz Necklace

RumeliHisarı Nar Cafe- Geode Ring

Tasarımlarına ve sana nerelerden ulaşabiliriz?

İstanbul’da Selfestate Galata’da ve çok yakında bir satış noktasında daha.
Yurtdışında ise Paris- Marais ve Amsterdam’daki 9 Straatjes bölgelerinde karşınıza çıkabilirim. Ama her zaman, www.der-liebling.com‘dan bana ulaşabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?