Uzun zamandır beni izlemeye harcadığım vakti boşa harcamışım gibi hissettirmeyen bir dizi izlememiştim. Unbelievable oldukça dikkatli işlenmesi gereken bir konunun iç karartıcı ve izlemesi zor detaylarını dahi son derece başarıyla işlemiş, kaçırılmaması gereken Netflix yapımlarından biri.

Dizi temel olarak Amerika’nın çeşitli eyaletlerinde işlenmiş tecavüz vakalarını aydınlatmaya çalışan iki kadın dedektifi ele alıyor. Başlı başına işlenmesi zor bir konu olan tecavüz vakaları dizide; hem oyunculuklar, hem olay örgüsü, hem de yazının ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğim konuya farklı bakış açılarını ve süreçteki kadın dayanışmasını bu şiddeti ya da kurbanlarını romantize etmeden, akıcı bir biçimde işlemiş.

Unbelievable dizisine bir tecavüz vakası sonrası mağdurun ifadesinin alındığı sahneler ile birlikte başlıyoruz. Vakaya atanan erkek dedektiflerin yaklaşımı ve soruşturma sürecinin ilerleyişine tanıklık ediyoruz. Sonrasında ise benzer bir vakaya atanmış olan kadın bir dedektifin aynı vaka sonrasında aynı süreçleri yürütüşünü izliyoruz. Sadece buraya kadar bile gördüklerimiz hem çok gerçek hem de izlerken (en azından benim için) sıkça durdurmayı gerektirecek kadar izlemesi ve üzerine düşünmesi zor anlar içeriyor. Eldeki vakalar delil toplanması ve soruşturmanın yürütülmesi bakımından birbirine oldukça benzer ve zor. Sonraki bölümlerde vakanın çözülmesi konusunda son derece hırslı olan kadın dedektif Karen, şans eseri daha önce benzer bir vakayla karşılaşmış olan bir başka kadın dedektif Grace ile tanışıyor. Dizide temel olarak bu iki kadının olayın aydınlatılması ve bir sonuca kavuşturulması için gösterdiği üstün çabayı izliyoruz.

Spoiler vermemek ve yazıyı gereksiz biçimde uzatmamak adına içerikten yalnızca bu kadar bahsedeceğim ancak başladığınızda kolay kolay bırakamayacağınız bir yapım olduğunu söyleyebilirim. Beni özel olarak etkileyen ise dizinin tamamen gerçek bir olaya dayanıyor olması.

Unbelievable Dizisinden Beni Etkileyen “An”lar

Psikolojiye ilgi duyan ve oyunculukla da şimdilik amatör olarak ilgilenen biri olarak mini dizideki bazı “an”lar beni gerçekten etkiledi. Bunların tamamı oyunculuk anlamında etkileyici olmakla birlikte (zira bence dizinin oldukça iyi bir kadrosu var) beni asıl çarpanın hikayenin yazılış şekli ve bahsedeceğim anların “gerçekliği” olduğunu düşünüyorum. Bahsedeceğim bu “an”lar kesinlikle dizinin önemli görülecek ya da spoiler sayılabilecek anları değil. İsterseniz yazının bu kısmına diziyi izledikten sonra dönebilirsiniz, bahsettiğim anlardan yakaladıklarınız veya sizi de etkileyenler varsa yorumlarda duymaktan da mutlu olurum:

_Unbelievable’ın ilk bölümünde iki erkek dedektifin mağdurun ifadesini alırkenki tavırları. Tek başına bir anlam ifade etmese de benzer olayı yaşamış kadın mağdurun kadın dedektif tarafından sorgulanması ile arada dağlar kadar fark olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada kesinlikle kadınlar ya da erkekler arasında bir ayrım ya da suçlama amacı gütmüyorum. Yalnızca bazı şeylerin benzer bir olay yaşamamış dahi olsa benzer korkuları yaşamış insanlara çok farklı bir empati kazandırdığını düşünüyorum. Özellikle kadın dedektifin sorgulama sırasında kullandığı bir ifade bence çok önemli, vakayı anlatırken sanki kendisi her an suçlanabilecekmiş gibi hisseden mağdur sıklıkla neyi neden yaptığının detaylarını anlatmaya çalışırken dedektif onu çok sakinleştiren bir cümle kullanıyor: “Bana yaptığın hiçbir şeyin nedenini açıklamak zorunda değilsin.”

_Bir sorgu anı. Şüpheliler aranırken koyulan ilanları gören ve bir tanıdığını ihbar etmek isteyen genç bir adam sorgu odasında. Şüpheli gördüğü kişiden neden şüphelendiği sorulduğunda “Kadınları ilişkiye zorluyordu” diye yanıt veriyor. Ancak dedektif, “Yani elimizde bir tecavüzcü var” dediğinde “Ben böyle bir şey söylemedim” diye yanıt veriyor. Bunun üzerine dedektifin: “Kadınlarla iradeleri dışında ilişki yaşayan birinden bahsediyorsun, bu bir tecavüzdür” dediği an benim için çok değerli.

_Yine aynı sorgulama sahnesinin devamında şüphelinin bilinci kapanacak kadar alkol almış bir kızı odasına çıkardığından bahseden adam olayı çok rahatsız olmuş bir biçimde anlatmasına rağmen sonrasında “Derhal ordan ayrıldım” diye sürdürüyor konuşmasını. İşte o an gerçekten ekranın içine girip adamı iki yakasından tutup sallamak istedim. Tiksinerek anlatacağın kadar yanlış bir şey olduğunu görürken ve durdurabilecekken neden gittin? Neden sadece gittin? Neden hiçbir şey yapmadın?

Dizinin pek çok yerinde benzer vurdumduymazlık örgüleri tekrarlanıyor. Bunu görmek insanı hem çok yaralıyor, açıkçası hem de merak ettiriyor: “Pek çok başka suç açıkça tanımlanabilirken “tecavüz”ü tanımlamak ve bunun malesef gerçek insanların başına gelen gerçek bir durum olduğunu kabul etmek neden bu kadar zor ve üzerine konuşmak günümüzde neden bu kadar tabu?

_Hem kadın hem de erkek karakterlerdeki duygudurum ve karakter çeşitliliği. Başta romantize etmek derken kastettiğim tam olarak buydu çünkü genelde bu tarz dizilerde olayı vurgulama telaşına kapılıp karakterlerden bir kısmını hiçbir defekti olmayan melekler, bir kısmını ise hiçbir iyi yani olmayan şeytanlar olarak göstermek hatasına sıkça düşülüyor. Benim fikrimce dizide bu hata yapılmamış, olay örgüsü itibariyle tüm erkekler şeytandır algısı yaratabilme ihtimali varken erkek karakterlerin çeşitlendirmesini ve bakış açılarının abartısız bir biçimde verilmesini oldukça beğendim. Son derece yoğun çalışan stresli eşlerine oldukça destekleyici yaklaşan, aynı zamanda da onları sınırlamayan kadın dedektiflerin eşleri erkek karakterlerin ise özel olarak iyi birer örnek teşkil ettiğini ve umut verici olduğunu düşündüm.

_Mağdurlardan Amber ile konuşan avukatın söylediği bir cümle: “Bir hırsızlık ya da başka bir suç ihbarı olduğunda mağdurların bizi anlattıklarının doğru olduğuna ikna etmelerini beklemiyoruz. Bu yalnızca tecavüz vakalarında böyle.”

_Mahkemede mağdurlardan birinin suçluya yönelttiği “Neden ben?” sorusu. Bu anın tecavüz mağdurlarının yaşadığı psikolojiyi betimlemesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kadının bu olayın yaşanmasına neden olacak yanlış bir şey yapıp yapmadığını sorgulaması (sanki böyle bir şey mümkünmüşçesine) ve hissettiği güvensizlik duygusunu anlattığı anlar içimde çok gerçek ve çok tanıdık bir yere dokundu.

Neden Bu Kadar Etkileniyoruz?

Empatisi yüksek biriyseniz, özellikle gerçek olaylardan esinlenerek yazılan kitaplar ve diziler, hatta bazen iyi işlenmiş kurgular bile sizi çok etkiler, bu benim için küçüklüğümden beri böyle oldu ama bu dizide benim için başka bir şey var. Gözümün dolduğu ve durduğum sahneler çok oldu, rastgele okuyan birine çok abartılı geleceğini biliyorum ama bağırmak istediğim sahneler çok oldu. Çünkü şanslı hissederek söylüyorum ki bir tecavüz mağduru değilim, derin bir nefes alarak söylüyorum ki olabilirdim.

Dizideki anlar ve mağdurların hisleri benim için çok anlaşılır. Çünkü bundan birkaç yıl önce staj yaptığım hukuk bürosundan dönerken metrodan inip bir taksiye binmek istedim. Kıştı ve çok soğuktu, trafiğin içinde güçlükle bir taksi yakaladım ve atladım. Şöföre gideceğim yeri söyledim, tepki vermedi. Yakın mesafe alan taksicilerin yeri bilseler bile ters davrandıklarını bildiğim için bir şey söylemedim. Yola koyulduk. Yolu biliyor musunuz dedim, garip bir ses dışında (“hıhı” gibi) tepki vermedi. Tarif ederim diye düşündüm. Yol ayrımına geldiğimizde şoföre sola dönmesini söyledim. Sağa döndü. Yanlış gittiğimizi söyledim ve dönmesini istedim. Söylediğimin tersi yöne döndü. Ne yapıyorsunuz dedim. Seninle çok eğleneceğiz dedi ve direksiyonu bırakıp alkışlamaya başladı.

Yaşadığım şeyi hiçbir hissimi aktarmadan anlatmaya çalışıyorum çünkü abartıldığının düşünülmesini istemem, ama korktum, gerçekten korktum ve çok korktum. Şanslıyım ki trafik akıcı değildi ve ciddi bir hızla gitmiyorduk. Kafamda opsiyonlarımı tarttım ve fazla eşyalarımı takside bıraktım. Sağ kapıyı açtım ve hareket halindeki araçtan atladım. Düştüğümde pantalonum yırtıldı, ellerim çizildi ve bileğim incindi. Bunun dışında fiziksel bir zarar görmedim. Araç durdu, arkasından bağırdım, benimle ilgilenen ya da beni kaldıran olmadı. Şoför ya atlamamdan ya da bağırmamdan korkmuş olacak ki gazladı ve gitti. Ertesi gün Özgecan cinayetinden haberdar oldum. Bir nedenle ben şanslıydım ve o değildi.

Olaydan sonra bana sıkça sorulan sorular şöyleydi: “Plakasını aldın mı?”, “Nasıl alamadın?” (giden bir araçtan atlamıştım ve şaşkındım)”, “Bindiğinin taksi olduğuna emin misin?” (zannediyorum taksi değildi ise hanımefendi ben taksi değilim demek yerine beni alıkoyması normal bir durumdu), “Durak taksisi miydi?” Bu soruların şoförü belirleyebilmek adına önemli sorular olduğunun farkındayım ama duymaya ihtiyacım olan ilk sorular bunlar değildi. Olayın ertesi günü taksiye tekrar bindim, çünkü o zaman binmeseydim muhtemelen tekrar binemezdim. Birkaç ay bindiğim her takside plakaları aldım, aileme mesaj attım ve eve gidene kadar anahtarlarımı parmaklarımın arasında tutup, alert halde bekledim.

Sonuç olarak böyle işlerin özellikle kadınlar olarak bizi etkilediğini düşünmemin sebebi empati yaparken hiç zorlanmamamız. Çünkü her ne kadar bu konuları konuşmak zor da gelse, duymaktan bıksak da, can sıkıcı da olsa o korku çok tanıdık, mağdurların kendileri ile yaşadıkları sorgulama anları ve öfkeleri çok gerçek.

Dizide buna ilişkin yine bence çok güzel bir an var: Sorgulama esnasında toplu halde çalışılırken erkek meslektaşlarından birinin sakinliği Grace karakterini bağırıp odadan çıkacak kadar sinirlendiriyor. Karen karakteri Grace’e suçlunun o erkek dedektif olmadığını ve sakin olmasını hatırlattığı bir an var. Bence bu çok haklı bir hatırlatma çünkü olaylara yaşanan öfkenin bazen yanlış yönlendirildiği oluyor. Grace’in cevabı ise bence yine çok haklı “Biliyorum ama öfkesi, tutkusu nerede?” Bu an bence bize karakterler arasındaki empati farkını çok güzel anlatıyor.

Özetle kaliteli bir iş olduğunu düşündüğüm Unbelievable’ı herkese tavsiye ederim, çünkü bize bildiğimiz, duyduğumuz ama üzerine düşünmekten kaçındığımız şeyleri irdelemeye sevk ediyor. Tıpkı yakın zamanda yapılan ve Kabataş’ta yer alan bu yerleştirmeyi görmek için başımızı kaldırdığımızda olduğu gibi…

İlginizi çekebilir: Kübra Ketenci’den Cable Girls

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Gerçekten başarılı bir yapım olmuş.

    10 üzerinden 8 puan hak ediyor.

    Diziyi ben de kendimce izleyip yorumladım.

    https://youtu.be/yDEkTIFkkU0

  2. Sevgili Gizem, Unbelievable’ı sayende listeme ekledim. İzlediğim diğer dizileri bitirdikten sonra, sıra en yakın zamanda Unbelievable’a gelecek diye umuyorum.

    Söylemeliyim ki yazının sonlarına doğru okuduklarım beni çok üzdü. Sanki kendim yaşamışım gibi hissettim; tüylerim hala diken diken. Sonu (Şükür ki!) iyi bitmesine rağmen böyle bir şey yaşamış olman çok kötü :(

    Bizimle hem diziyi hem de yaşadığını paylaştığın için çok teşekkürler. Çok değerli..