Hollanda’nın en büyük dördüncü şehri olan Utrecht, ülkenin ulaşım ağının kalbinde yer alıyor. Amsterdam’a 45 km ve Rotterdam’a ise 60 km uzaklıkta bulunuyor. Şehre adımınızı attığınızda bir masal şehrinin içine girmiş gibi hissediyorsunuz. Kendine has mimarisi olan minik evlerin yan yana dizilişi, sakin kanalları, kanalların çevresinde toplanmış birbirinden keyifli kafe ve restoranları, Orta Çağ’dan kalma dar sokakları, her yerde bisiklet süren mutlu insanları ve tarihi dokusuna nazaran genç, dinamik ruhu kalbinizi çalıyor. Bu güzel şehri gezerken İtalya esintilerini de hissetmemek mümkün değil. Sanat, mimari, gastronomi ve akademik iş birlikleri açısından İtalyan kültürünün Utrecht üzerindeki etkisi göz ardı edilemeyecek kadar belirgin. Gelin bu masal şehrini İtalyan kültürü açısından değerlendirelim.

photo-2025-04-16-13-24-07-2
The Hunfeld Hotel | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Utrecht, tarih boyunca İtalya’dan sanatsal ve kültürel etkiler almış bir şehir. Rönesans’la birlikte mimaride ve sanatta İtalyan esintileri öne çıkmış; Roma’yla kurulan dini bağlar sayesinde Katolik gelenekleri şehre taşınmış. Üniversitenin İtalyan kurumlarıyla kurduğu akademik ilişkiler bilgi alışverişini artırmış. II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan göçle birlikte İtalyan mutfağı, dili ve yaşam tarzı da günlük yaşama karışmış.

whatsapp-image-2025-04-16-at-13-36-13
Centraal Museum | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Etkileşimin başlangıcı yüzyıllar öncesine, Rönesans dönemine dayanıyor. Rönesans döneminden hemen sonra 17. yüzyılın başlarında ise Utrecht’ten bazı sanatçılar, Roma’ya giderek ünlü İtalyan ressam Caravaggio’nun dramatik ışık-gölge (chiaroscuro tekniği) kullanımından ve gerçekçi üslubundan etkileniyor. Bu sanatçılar, dönüşlerinde bu tarzı Hollanda’ya taşıyor ve Utrecht Caravaggistleri olarak anılmaya başlıyor. Hendrick ter Brugghen, Gerrit van Honthorst ve Dirck van Baburen gibi isimler, Caravaggio’nun etkisini kendi kültürel bağlamlarına uyarlayarak hem dini hem gündelik sahneleri çarpıcı bir ışıkla resmediyor. Bu dönem, Utrecht resim sanatının en parlak ve özgün evrelerinden biri sayılıyor. Bu döneme ait eserlerden örnekleri şehrin önemli sanat müzesi olan Centraal Museum’da görebilirsiniz. 

photo-2025-04-16-13-24-14-5
Centraal Museum | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Centraal Museum’a giderseniz hemen yanında bulunan Nijntje Müzesi’nde, Utrecht’in sembolü haline gelmiş, ünlü Hollandalı sanatçı Dick Bruna‘nın yarattığı sevimli tavşan karakteri Nijntje’nin (Miffy) dünyasını da keşfedebilirsiniz.

photo-2025-04-16-13-24-17
Nijntje Müzesi | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Utrecht’in sokaklarında yürürken ilk olarak İtalya’nın gastronomik etkilerini görmeniz mümkün. İtalyan mutfağı oldukça yaygın. Benim favori keşif noktalarım ise ‘San Siro’ ve ‘Vegitalian’.

whatsapp-image-2025-04-16-at-13-51-44
Vegitalian | Fotoğraf: Damla Anol Erol

San Siro Restaurant, şehrin en prestijli İtalyan restoranlarından biri. Klasik İtalyan mutfağını modern dokunuşlarla sunuyor ve Accademia Italiana della Cucina tarafından Hollanda’daki en iyi İtalyan restoranları arasında gösteriliyor.

Vegitalian ise İtalyan mutfağını, vegan mutfakla birlikte yorumlayan modern ve samimi bir restoran. Restoran çok canlı ve keyifli bir dekorasyona sahip. Tabaklar da oldukça lezzetli. İnce ve çıtır Napoli tarzı hamur üzerine taze dilimlenmiş kabak, vegan ricotta fesleğen ve zeytinyağı ile hazırlanan ‘Pizza alla Zucca’ (balkabaklı pizza) ve incecik tart hamuru üzerine armut dilimleri, badem ezmesi veya fındık kreması ile hazırlanan ‘Crostatina di Pere’ (armutlu tart) tadı hala damağımda kalan lezzetler arasında.

Vegitalian – Pizza alla Zucca | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Eğer komşu mutfak İspanyol mutfağının da tadına bakmak isterseniz, merkezdeki en canlı ve popüler mekânlarından biri olan ‘ Paloma’ tapas barda canlı müzik eşliğinde keyifli bir yemek yiyebilirsiniz.

Paloma | Fotoğraf: Damla Anol Erol

İtalya’nın mimari etkilerine gelecek olursak Utrecht’in simgesi haline gelmiş en önemli yapıları Dom Kulesi (Domtoren) ve Dom Kilisesi’ni (Domkerk) incelemek gerekiyor. 14. yüzyılda inşa edilen bu yapı kompleksi, Hollanda’nın en yüksek kilise kulesine (112 metre) sahip ve şehir siluetinin en dikkat çekici yapısı. Esas olarak Gotik tarzda inşa edilmiş ancak 16. yüzyıldan itibaren Rönesans’ın etkisiyle, İtalya’dan gelen estetik anlayışı mimari detaylarda hissedilmeye başlanmış. Özellikle iç mekândaki simetrik düzenlemeler, sütun başlıkları ve bazı süslemeler İtalyan mimarisinden esinlenmiş. Kilisenin içerisindeki etkileyici vitraylarda ise rönesans etkileriyle İtalyan ikonografisi yani daha doğal insan figürleri ve daha derin perspektif kullanımı görülmeye başlanmış. Bu detaylar da İtalya’daki sanatçılardan etkilenen Hollandalı ressamlar ve cam sanatçıları tarafından uygulanmış.

Dom Kulesi | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Bu özel iki yapıyı ziyaret ettikten sonra Bibliotheek Neude, Utrecht’in eski merkez postanesinden dönüştürülmüş modern halk kütüphanesini gezmeden şehirden ayrılmamanızı öneririm. Büyüleyici yüksek tavanı ve tarihi mimarisiyle dikkat çeken kütüphanede İtalyan edebiyatı, sanatı ve mimarisi üzerine de çokça kaynağa ulaşabilirsiniz ve kitapların arasında kendinizi kaybederek saatlerinizi geçirebilirsiniz.

Bibliotheek Neude | Fotoğraf: Damla Anol Erol

Utrecht’de geçen masalımsı birkaç günün ardından ‘Bir şehri gezerken nasıl baktığınız neyi gördüğünüzü ve neyi fark ettiğinizi belirler diyebilirim.’ Şehrin geçmişini, mimarisini ve kültürel izlerini görmeye çalıştığınızda, o şehir size çok daha fazlasını anlatıyor. Başka kültürlerin esintilerini hissetmek için sadece dikkatli bakmayı bilmek yeterli oluyor.

Kapak Fotoğrafı: Damla Anol Erol

İlginizi çekebilir: Wander Magger’dan Kral Günü’nde Amsterdam