Ailece Güney Kore’nin Sofralarında: Seul ve Busan’da Lezzet Yolculuğu
Güney Kore mutfağını, bir önceki Güney Kore’de Gezilecek Yerler yazımda da bahsettiğim gibi, ikiz kız kardeşlerimden Gülden’in 2013 yılında Kore Dili ve Edebiyatı okumaya başlamasıyla tanımaya başladık. O dönemlerde evimize ramyunlar, kimchili ve yosunlu sebzeli pilavlar, pirinç kekleri (tteok) girmeye başlamıştı. Zamanla İstanbul’daki Kore restoranlarını da keşfederek kimbap, bibimbap, bulgogi, japchae ve soslu çıtır tavuk gibi Güney Kore’nin öne çıkan lezzetlerini denemeye başladık. Hepsine kısa sürede de bayıldık. Hatta bazı klasik ev yemeklerimize bile Kore mutfağının vazgeçilmezi olan acı biber salçası gochujang eklemeye başlamıştım. Ramyon ve yosunlar, mutfağımızın demirbaşları haline gelmişti. Bu nedenle, Güney Kore seyahatimizde bizi en çok heyecanlandıran konulardan biri yemeklerdi. On bir günlük Güney Kore seyahatimizdeki kahvaltıları, öğle ve akşam yemeklerini, atıştırmalıklar ve tatlıları, en sevdiğim ve sevmediğim yemekleri kaleme aldım. Hazırsanız bu lezzet yolculuğuna birlikte çıkalım.
Güney Kore Yeme-İçme Rehberi
Kahvaltı
Korelilerin kahvaltı alışkanlığı, bizim alıştığımız anlamda “hafif sabah öğünü”nden oldukça farklı. Kore’de kahvaltı genellikle öğle veya akşam yemeklerinden pek de farklı değil: Pirinç, çorba, kimchi, ramyon ve çeşitli yan yemeklerden (banchan) oluşan sıcak ve tuzlu yiyecekler tercih ediliyor. Hatta çoğu zaman bu öğün, bir önceki akşamdan kalan yemeklerin ısıtılıp yenmesi anlamına geliyor. Bu durumu önceden bildiğimiz için hazırlıklıydık ama son yıllarda fırın ve kafe kültürü de çok geliştiği için düşündüğümüzden daha rahat ettik. Hafif bir sabah öğünü arayanlar için sandviçler, kruvasanlar, salatalar ve kahveler sunan pek çok seçenek mevcut.
Biz çoğu sabah kahvaltımızı kaldığımız oteller yerine dışarıda yapmayı tercih ettik. Kore mutfağını çok sevdiğimiz için genellikle pyeonuijeom’lardan (mini marketlerden) farklı çeşitlerde ton balıklı, dana etli ya da tavuklu kimbap veya onigiri alarak güne başladık. Ben en çok kimchili ton balıklı kimbapları sevdim. Bazen yine bu marketlerde hazır ramyon alıp marketin içinde pişirip yedik. Bir sabah kahvaltımızın özetini izlemek isterseniz buradaki videoyu izleyebilirsiniz.
Annemin canı sabahları hamur işi, domates, yeşillik gibi klasik kahvaltılık şeyler çektiği için onunla birlikte Paris Baguette gibi fırın ağırlıklı zincirlere ya da sandviç seçeneği sunan Twosome Place gibi kafelere de gittik. Bir sabah egg toast (yumurtalı tost), bir sabah ise küçük bir restoranda taze yapılmış kimbap yedik, ismini hatırlayabilseydim, tekrar gitmeyi çok isterdim.
Son sabahımızda ise kahvaltımıza Ikseon-dong’da meşhur bir fırında ‘Jayeondo Salt Bread’de tuzlu ekmek ile başladık, ardından kahvaltının devamı için Cheong Su Dang Cafe’ye geçtik.
Öğle Yemekleri ve Atıştırmalıklar
Kahvaltının ardından başlayan gezilerimiz öğle saatlerinde genellikle bir kahve, tatlı veya hafif yemek molasıyla bölündü, hem biz hem telefonlarımız bu sayede şarj oldu. Kahveler oldukça hafif olduğu için matcha latte dışında neredeyse hiç sütlü kahve tercih etmedim. Genellikle soğuk americano içtik. Gülden’in daha önceden de anlattığı gibi soğuk americano, Korelilerin yaz kış en çok tercih ettiği kahvelerden biriymiş.
Onion, Twosome Place, Cheong Su Dang gibi kafelerde tatlı ve kahve molaları ya da ‘Tteul Gwa Dawon’ gibi geleneksel hanok kafelerde çay ve tteok eşliğinde küçük ara öğünler bizi hep çok mutlu etti. Tteoklar, japon mochilerine görünüş olarak çok benziyor. İkisi de pirinçten yapılan tatlılar olsa da yapım yöntemleri, tat ve dokuları farklı.
Açlığımızın durumuna göre yine her köşe başında karşımıza çıkan pyeonuijeom’lar bizim için vazgeçilmez duraklar oldu. Favori kafemiz, Onion oldu. 5-6 farklı tatlı denedik ve hepsi birbirinden lezzetliydi. Matchalı kurabiyesi benim favorim, Pandoro ise babamın favorisi oldu. Girişteki bekleme sırasına ise kesinlikle değdi! Geniş, ferah ve sade hanok ortamı açısından da çok tatmin ediciydi.
Mom’s touch’da “Korean Fried Chicken” ifadesinin neden dünyaca bilinir olduğunu tam anlamıyla anladım! Kore genelinde 1.400’den fazla şubesi bulunan Mom’s Touch’ı hepimiz çok sevdik. Özellikle yangnyeom soslu çıtır tavuğu çok lezzetliydi. Bu sosu o kadar çok sevdim ki fırsat bulduğum her yerde, sokak lezzetlerini denerken de içinde bu sostan olan tavukları tercih ettim. Yangnyeom sosu, içerisinde gochujang, ketçap, sarımsak, soya sosu, şeker ve bal gibi malzemeler barındırıyormuş. Mom’s Touch ayrıca Netflix’te izlediğimiz Culinary Class Wars’dan sevdiğimiz şef Edward Lee ile iş birliği yapıp özel bir burger de çıkartmış.
Busan deniz ürünlerine gelelim. Busan, Kore’nin en güneyindeki büyük liman şehri olduğu için taze balık ve deniz ürünleri konusunda tam bir cennet. Seul’de yaşayanların hafta sonu kaçamağı için tercih ettiği bir şehir olması da boşuna değil. Hem deniz havası hem de taptaze deniz mahsulleri için birebir. Her köşede “balığını seç, pişir” mantığıyla işleyen balık pazarları ve sokak tezgâhları vardı. En lezzetli taze, yumuşacık kızarmış kalamarı ve karidesi burada yedik.
Baskin Robbins’den bahsetmemek olmaz. ABD menşeli bu dondurma zinciri Kore’de neredeyse her semtte karşımıza çıktı. Her seferinde “Bir top alalım mı?” diyerek kendimizi içeride bulduk. Menüleri zengindi, klasik tatların yanı sıra yerel dokunuşlarla zenginleştirilmiş birçok seçenek vardı. Favorimiz, klasik tek top yerine mini boylarda birkaç çeşit deneme imkânı sunan menüler oldu. Özellikle sıcak havalarda serinlemek için birebirdi. İç dekorasyonları da genellikle çok renkli ve neşeliydi, annemin Güney Kore’deki favori yeri oldu.
Busan sıcağında ferahlamak için denediğimiz bingsu, Kore’de yediğimiz en güzel tatlılardan biriydi. İncecik rendelenmiş sütlü buzun üzerine kesilen taze mangolar, mango püresi, sade dondurma sütlü kreması birleşince ortaya hem hafif hem de serinletici bir lezzet çıkıyor. Sıcakta ağır tatlılar yerine böyle bir seçenek bulmak o kadar iyi geldi ki kaşık kaşık yedik ve hiç pişman olmadık! Kore’de bingsu çeşitleri oldukça fazla; yeşil çaylıdan fasulyeliye kadar birçok versiyonu var.
Matcha latteler’den ayrıca bahsetmem gerekiyor. Gittiğimiz birçok kafede denediğimiz matcha latteler hem lezzetli hem de hafifti. En güzeli de çilek, mango ya da bal gibi tatlandırıcılara hiç ihtiyaç duymadan sade haliyle bile çok keyifli olmasıydı.
Akşam Yemekleri
Her akşam olmasa da özellikle İstanbul’da kolay kolay bulamayacağımız özgün Kore yemeklerini tercih etmeye çalıştık. Seyahat boyunca birçok farklı tat denedik ve bazıları gerçekten favorimiz olurken, bazıları damak tadımıza pek uymadı. Aşağıda, aklımda en çok yer eden, kimi zaman çok sevdiğim, kimi zaman ise pek ısınamadığım lezzetleri paylaştım.
Imun’da Seolleongtang’a gitmeden önce, restoranın Michelin rehberinde yer aldığını öğrenince heyecanlanmıştık. Kapanış saatine yarım saat kala yetiştik. Masaya gelen banchan‘larla, yani kimchi, turp turşusu gibi geleneksel yan atıştırmalıklarla, keyfimiz daha da artmıştı. Ancak yemeğin kendisi olan Seolleongtang, benim için bir hayal kırıklığıydı. Sığır kemikleri, et (özellikle göğüs eti), kıkırdak ve ilik gibi parçaların saatlerce kaynatılmasıyla yapılan, süt beyazı renginde, sade ve oldukça hafif aromalı bir et suyu çorbasıydı. İçinde birkaç dilim et vardı; oldukça sade ve tuzsuz geldiği için sofrada sunulan tuz ve yeşil soğanla tatlandırmak gerekiyordu. Ama ne yaptıysam damak zevkime hitap etmedi. Açıkçası, ileri seviye Koreli damak paletine sahip Gülden dışında pek beğenen de olmadı.
Yumurtalı kimbap/ gyeran/ kitto kimbap. Bu versiyonda, klasik kimbapta kullanılan pirincin yerini incecik katlanmış ya da rulo haline getirilmiş bir yumurta (omlet) alıyor. Düşük karbonhidratlı bir alternatif olması açısından ilgi çekici olsa da benim için pek beklentiyi karşılamadı. İnce ince dilimlenen omletlerin sürekli dağılması ve dökülmesi nedeniyle yemeği düzgünce tutmak ve yemesi biraz zahmetliydi. Lezzet olarak hafif olsa da klasik kimbabın doyurucu ve dengeli yapısını burada pek bulamadım. Yine de farklı bir tat denemek isteyenler için ilginç bir alternatif olabilir.
Jangin’de Dak Galbi’ye kalbimizi bıraktık. En çok keyif alarak yediğimiz yemeklerden biri kesinlikle Dak Galbi oldu. “Dak” Kore’de tavuk, “Galbi” ise genelde ızgara ya da kızartma anlamına geliyor. Kelime anlamıyla “ızgara tavuk” gibi dursa da bu yemek aslında mozzarella ile servis edilen, baharatlı ve soslu tavuk soteye daha yakın diyebiliriz. Yemeğin en keyifli yanı ise tüm bu malzemelerin masadaki büyük bir döküm tavada gözünüzün önünde pişirilme işleminin tamamlanması. Bu da yemeğe adeta bir ritüel havası katıyor.
Malzemeler karıştıkça ve renk değiştirdikçe, masada hep birlikte merakla izliyor ve sabırsızlanıyorsunuz. Yemeğin sonunda kalan sosun üzerine pilav eklenip birlikte kavruluyor ve ortaya çıkan baharatlı kızarmış pilav (bokkeumbap) en az ana yemek kadar lezzetli oluyor. Soslu, hafif tatlı-acı aromalı ve bol sebzeli yapısıyla Dak Galbi, bizim damak tadımıza fazlasıyla uydu. Üstelik masada paylaşarak yenmesi, onu hem doyurucu hem de sıcak ve sosyal bir yemek deneyimine dönüştürdü. Jangin’in yanında sunduğu banchan’lar (marullar, yeşil yapraklar, lahana salatası vb.) da ayrıca çok taze ve lezzetliydi.
Gwanghwamun Mi-jin’de karabuğday ramyonu hakkında konuşmalıyız. Gwanghwamun Mi-jin, Seul’ün merkezinde geleneksel atmosferini koruyan, sade ama oldukça meşhur bir restoran. Michelin rehberinde yer aldığı için yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor. İlk gittiğimizde sırada 100’den fazla kişi vardı; bu nedenle başka bir gün tekrar gidip daha az bekleyerek içeri girebildik. Restoranın en çok öne çıkan yemeklerinden biri, buckwheat (karabuğday) ramyeon, yani memil guksu.
İnce, hafif ve serinletici yapısıyla klasik sıcak ramyonlardan oldukça farklı bir deneyim sundu. Karabuğdaydan yapılan bu erişteler, glisemik yükü düşük ve sindirimi kolay olduğu için özellikle yaz aylarında tercih ediliyormuş. Üzerine konan ince dilimlenmiş sebzeler, hafif tatlandırılmış soya bazlı sos ve yanında gelen turşularla birlikte oldukça dengeli ve sade bir öğün oldu. Lezzet olarak ferahlatıcıydı; içinde acılık ya da yoğun baharatlı aromalar aramayanlar için ideal bir seçenek. Geleneksel ve hafif bir Kore yemeği deneyimi yaşamak isteyenlere mutlaka tavsiye ederim. Ayrıca burada yediğimiz karabuğdaylı bibimbap da oldukça lezzetliydi; klasik bibimbap’tan biraz daha farklı ama bir o kadar da doyurucuydu. Bu mekânda çektiğimiz karabuğday ramyonu videosunu buradan izleyebilirsiniz.
Sırada, Goryeo’da Samgyetang var. Kore mutfağının en geleneksel ve besleyici yemeklerinden biri olan Samgyetang’i Seul’de Goryeo Samgyetang adlı yine Michelin rehberinde yer alan restoranda denedik. Bu yemek, içi pirinç, sarımsak, jujube, ginseng ve kestane gibi malzemelerle doldurulmuş bütün bir tavuğun, kemikleriyle birlikte uzun süre kaynatılmasıyla hazırlanıyormuş. Ortaya çıkan sonuç, yoğun aromalı ve şifalı sayılabilecek bir tavuk çorbası oluyor. Samgyetang özellikle yaz aylarında, Korelilerin “vücudun sıcağa karşı direncini artırmak” için tercih ettiği bir yemekmiş.
Sıcak havada sıcak çorba içme fikri başta bana ters gelse de yemeği yedikçe ne kadar doyurucu ve hafif olduğunu fark ettik. Tavuğun yumuşaklığı, içindeki pirincin lezzeti ve çorbanın hafif ginseng aroması çok dengeliydi. Yanında gelen banchan’larla birlikte oldukça zengin ve doyurucu bir öğün oldu. Busan’dan Seul’e hızlı trenle döndüğümüz gün, valizlerle birlikte restorana gitmek biraz zorlasa da “iyi ki gelmişiz” dedik!
Gelelim asıl konuya: Kore barbeküsü. Yediğimiz restoranın adını açıkçası hatırlamıyorum… Masanın ortasında pişirdiğimiz çeşit çeşit dana eti, taze ve lezzetliydi; özellikle etin kalitesi ve yumuşaklığı gerçekten çok iyiydi. Ancak banchanlar konusunda biraz beklentimizin altında kaldı. Genellikle Kore yemeklerinde özellikle barbeküde sofraya bolca banchan gelirken, gittiğimiz yerde sunulan seçenekler oldukça azdı. Yine de “kendin pişir kendin ye” konseptli bu barbekü deneyimi, Kore mutfağının en karakteristik yemek ritüellerinden biri olarak kesinlikle denenmeli.
Sokak lezzetlerine gelelim. İlk otelimiz, Seul’ün Myeongdong bölgesindeydi; yani sokak lezzetlerinin adeta merkezinde! Ya da en azından merkezlerinden birindeydik. Akşamları otele dönüp eşyalarımızı bıraktıktan sonra, soluğu burada almak ve sokak atıştırmalıklarıyla karnımızı doyurmak, günün en keyifli anlarından biriydi. Çilekli mochiler, çıtır kızarmış tavuklar, sarımsaklı ekmekler, şeker kaplı meyveler, balık kekleri (odeng), japchae ve daha nicelerine tek bir caddede kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Ancak Kore’de sokakta yürürken bir şeyler yemek hoş karşılanmadığı için, aldığınız yemeği genellikle hemen satış tezgahının önünde ya da yakınında ayakta tüketmeniz gerekiyor. Sokak lezzetlerini denediğimiz bir akşam çektiğimiz kısa videoyu buradan izleyebilirsiniz.
Umarım bu yazı, Kore mutfağına ilgi duyan ya da Güney Kore seyahati planlayanlara ilham olur. Bir sonraki yazımda ulaşım, konaklama ve alışveriş deneyimlerimizi paylaşacağım. Görüşmek üzere!
Kapak Fotoğrafı: Cemile Avşar Fırat
İlginizi çekebilir: Cemile Avşar Fırat’tan Güney Kore Rehberi

Cemile Avsar Fırat 




























Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!