Mestia Rehberi: Vizesiz Orta Dünya Seyahati
Son yıllarda bırakın vizeyi, randevusunu bile almak bir ayrıcalık, statü göstergesi. “Duydun mu? Ali’nin vize randevusu varmış. Bazıları şanslı doğuyor. Acaba nasıl bir his?” şeklinde konuşmalar duymak hiç de uzak değil. Durum böyle olunca vizesiz gidilebilen yakın ülkeler önem kazanıyor. Bunlardan biri de sınır komşumuz Gürcistan. Kumarhaneleri, uzun sahil şeridi ve sınırda olmasıyla Batum ve tarihi yapısıyla Tiflis öne çıkan Gürcistan şehirleri. Ancak bu yazımda, gittiğinizde zaman ve mekanda bir yolculuk yapmışsınız hissine kapılabileceğiniz, doğa severler ve trekkingciler için bir hazine olan Mestia bölgesinden bahsedeceğim.
Mestia, Gürcistan’ın Svaneti bölgesinde bulunan bir kasaba. Batum’a 260 kilometre uzakta olsa da ulaşması pek kolay değil çünkü yollar belli bir yerden sonra çok bozuk. Biz yürüyüş grubu olarak kendi midibüsümüzle gittik ancak Batum’dan Zugdudi’ye oradan da başka bir otobüsle Mestia’ya ulaşmak mümkün. Biz kendi aracımızla bile Batum’dan sonra 6 saati aşkın bir sürede ulaşabildik. Bölgede bir havaalanı var ancak bir iki iç uçuş hariç tarifeli sefer pek yokmuş.
Peki bu zahmete değer mi? Eğer doğayı seviyorsanız hele de yürüyüşçüyseniz burası bir cennet. Hiking rotalarının ortasındaki Mestia’ya ayak basar basmaz, hem mekanda hem zamanda yolculuk yapmış gibi oluyorsunuz. Kasabaya girerken görmeye başlayacağınız Svan kuleleri, sizi zaman olarak Orta Çağ’a, mekan olarak da Orta Dünya’ya götürebilir. Bölgede yaşayan Svan halkına aynı zamanda dağ insanları deniyor. Çok uzun bir süre dünyadan kopuk izole bir yaşam sürmüşler. Şu anda bile ulaşılması zor, her tarafı Kafkasların zirveleriyle çevrili olan bölgeyi bir de geçmişte hayal edin. Svan halkı, gerek dışarıdan gerekse kendi içlerindeki kan davalarına bağlı saldırılardan korunmak için bu kuleleri inşa etmiş.
Mestia, yürüyüş rotalarını başlangıç noktasında olan küçük bir kasaba. Biz haziran başında gittiğimizde sezon daha yeni başlıyordu, o yüzden çok kalabalık değildi ama yazın çok kalabalık oluyormuş. Küçük olmasına rağmen 24 saat açık marketleri var ve aradığınız her şeyi buluyorsunuz. Gelelim yürüyüşlere. İlk gün yürüyüşe başlayacağımız noktaya araçla giderken, Kafkasların önemli zirvelerinden olan 4700 metrelik Ushba Dağı, çift zirvesiyle bizi selamlıyor. En yükseklerden olmasa da Kafkaslar’daki tırmanışı en zor olan zirveymiş. Mazari Vadisi’nde ormanların, renk renk çiçeklerin içinde yürüyoruz. Hedef Shdugra (Ushba) Şelalesi. Sonlara doğru bir su geçişi oluyor. Orada ayakkabıları çıkarıp, paçaları sıvıyoruz ve taşlara basarak nehirden karşıya geçiyoruz. Şelaleye vardıktan sonra aynı güzel rotadan geri dönüyoruz.
İkinci günkü rotamız Avrupa’nın en alçak rakımlı buzulu olan Chaaladi Buzulu. Yorucu olmayan bir yürüyüşle buzula varıyoruz. Rehberimiz buzulun geçmiş yıllardaki fotoğrafını gösteriyor ve özellikle bu sene, geçtiğimiz yıla göre bile çok fazla erimiş olduğunu söylüyor. Bir doğasever olarak haliyle buzulla beraber benim de içim eriyor. Doğadan bahsetmişken, bizimkiler oraya da el atmış. Hes’lerin ardında yine Türk şirketleri var. Buzula vardıktan sonra biz buz üzerinde biraz daha ilerliyoruz. Ancak bunu çok dikkatli yapmak gerekiyor çünkü buzulda görünmez yarıklar olabiliyor. Hatta bir tanesini gördük. O yüzden çok ilerlemek doğru değil. Güneş tepeden sizi yakmasın diye güneş kremi sürüyorsunuz ama aynı zamanda buzun üzerindesiniz, enteresan bir deneyim. Bodrum’da değil de buzulda bronzlaştığınızı hayal edin..
Sonraki gün Koruldi Gölleri’ne gidiyoruz. Bugünkü yürüyüş diğerlerine göre dik tırmanışlar olduğu için daha zor. Yürüyüşe başlanacak olan noktaya kadar da önceden ayarlanmış 4*4 Mitsubishi Delica’larla gidiyoruz. Çünkü yol normal araçların gidemeyeceği kadar bozuk. Araçla tırmanırken, hiçliğin ortasındaki bir kilisenin yanından geçiyoruz. Tam bir inzivaya çekilme yeri. Yürümeye başladıktan sonra da genelde tırmanıyoruz çünkü göller deniz seviyesinden 2700 metre yükseklikte. Ana göle ulaştıktan sonra gölün etrafına yayılıp oranın tadını çıkarma vakti. Gölün çevresi karlarla kaplı ve bir kısmı hala buz. Biraz dinlendikten sonra grup diğer küçük göllere bakmaya giderken biz 5 – 6 kişi onlardan ayrılıyoruz. Hedefimiz 3300 metrelerdeki üzerinde büyük bir haç olan zirve. Bundan sonrası artık bir dağcılık faaliyeti gibi.
Yol boyunca derin kar geçişi de var, çarsak geçişi de. İrili ufaklı taşlardan oluşan zemine çarşak deniyor. Kaydığı için aşağı inen bir yürüyen merdivenden yukarı çıkmak gibi. Zirveye çok az kala daha erimemiş buzlar olduğu ve dönüş vaktine az kaldığı için daha fazla zorlamıyoruz ve orada biraz oturup manzaraya kendimizi bırakıyoruz. Aşağıdaki büyük göl oradan muhteşem görünüyor. Her yanımızda ayrı bir zirve var. Karlar ve parça parça küçük beyaz bulutlar, yemyeşil bir pastanın sosları gibi. Bataryaların uzun ömürlü olması için kalibrasyon önerilir ya, her şeyin ayağınızın altında olduğu, rüzgarın sesi dışında bir şey duymadığınız o muhteşem manzarada geçirilen zaman da insan için bir kalibrasyon.
Mestia’daki son yürüyüş gününde ilk durağımız olan Avrupa’nın en yüksek köyü Ushguli’ye doğru 4*4’lerle yola çıkıyoruz. Yol üzerinde yerel bir efsaneye konu olan Tower Of Love ismindeki bir Svan kulesine uğruyoruz. Kule rengarenk çiçeklerin arasında bir masaldan fırlamış gibi. Çiçekler demişken, özellikle bugün, gerek arabayla gerek yürürken renk renk çiçeklerle kaplı çok geniş alanlara denk geldik. Ushguli, 2100 metre rakıma sahip ve bölgede 4 mevsim yaşam var. Svan Kuleleri burada da iyi korunmuş durumda. Sırtını Gürcistan’ın en yüksek dağı olan 5200 metrelik Shakhara Dağı’na veren köyde manzara gerçekten inanılmaz.
Köyden ayrılıp bir süre araçla gittikten sonra Shakhara Buzulu’na doğru yürüyüşe başlıyoruz. Bu buzul daha önce gittiğimiz Chaaladi buzuluna göre çok daha büyük ve daha yüksekte. Yol boyunca bize eşlik eden nehir ve arkasındaki heybetli karlı dağlar yine tabloluk manzaralar oluşturuyor. Buzula vardıktan sonra oturup keyfini çıkarıyoruz ancak bazı yerlere çok yaklaşmamak gerekiyor çünkü yukarıdan büyük kayalar, taşlar ve eriyen buzul parçaları düşüyor.
Biz oradayken büyük bir kayanın düşüşüne tanık olduk. Yükseklerde ısı düşse de hep güneşli havada yürüyüşler yaptık ve çantamızdaki sular haliyle ısındı. Ancak bu bir sorun değil çünkü genelde bölgedeki yürüyüş rotalarında yanınıza ara ara nehir denk geliyor ve suları çok soğuk. Isınan şişenizi 2 dakika nehre koyarsanız, en iyi buzdolabından daha iyi soğutuyor. Özellikle Shakhara Buzulu’nun oradaki su inanılmaz soğuk. İki gün önce başka bir nehirde ayakları suya sokup en çok kim duracak yarışmasında, genelde herkes 2 dakika zor dayanırken o suda yüzen bir arkadaşımızın bugünkü suya girmesiyle çıkması bir oldu. Çizgi filmlerde suya düşen biri buz kalıbı halinde yüzeye çıkar ya, işte onun gerçek hali burası.
Son olarak Mestia’da nerede ne yiyebilirsiniz biraz ondan bahsedeyim. Gürcü mutfağının tanınmış yemekleri olan haçepuri ve khinkali’yi Mestia’da çeşitli restoranlarda bulabilirsiniz. Haçapuri bizin peynirli pidenin Gürcü versiyonu. Khinkali ise Gürcü mantısı. Cafe Leila, Mestia’daki en popüler mekanlardan. Garsonlar da İngilizce biliyor. Ayrıca bir de Türk restoranı var. İçki olarak Gürcü şarapları dışında yerel içkilere meraklıysanız üzüm posasından yapılan chacha’yı deneyebilirsiniz. Genelde shot olarak tüketiliyor.
Ormanları, yaylaları, nehirleri ile Türkiye’nin en sevdiğim coğrafyası olan Artvin bölgesine bir tatil paketi gibi herşey dahil bir coğrafya dersem, Mestia onun ultra her şey dahil hali. Çünkü ekstra olarak çok heybetli dağlara sahip. Avrupa’ya randevusunu bile alamadığınız vize gerekirken, Orta Dünya’ya vizesiz gidebilirsiniz. Hoşça kalın.
Kapak Fotoğrafı: unsplash.com/@igorpeftiev
İlginizi çekebilir: Işık Birengel’den Tiflis

Gürkan Sonat















Aile Tadında
Akıcı anlatım ve güzel fotolar için emeğinize sağlık. Okurken ve fotolara bakarken sanki bana o "ultra herşey dahil " coğrafyada bulunmuşum gibi hissettirdiniz.