Son zamanlarda nerede olsam, gözüm bir şekilde hep aynı manzaraya takılıyor: Sarı bir kapak, üzerinde simsiyah bir çift çekik göz. Metroda yanımdaki koltukta, kafede önümdeki masada, havaalanında bavul sırasında, plajda herkesin başucunda… O kadar çok karşıma çıktı ki, sonunda ben de bu popüler akıma direnemedim ve kitabı büyük bir merakla okudum. Evet, bu meşhur kitap R.F. Kuang’ın büyük ses getiren romanı Yellowface, İthaki Yayınlarından Sarı Yüz adıyla raflarımızda yerini almaya hazır.

51jy24kvsxl-_uf8941000_ql80
Kitap Kapağı | Görsel: Sarı Yüz

Beyaz yalanlar, kültürel sahiplenme, suçluluk… Daha ilk sayfalardan itibaren sizi öyle bir ikileme düşürüyor ki, kendinizi sürekli ahlaki pusulanızla boğuşurken buluyorsunuz. “Acaba ben olsaydım ne yapardım?”

Editör Notu: Yazının devamında kitaba dair spoiler yer almaktadır .

Üniversitede tanışan ve yazarlık eğitimi alan June Hayward ile Athena Liu adında iki arkadaşın (gerçekten arkadaşlar mı, orası tartışılır) edebiyat dünyasına adım atışlarına tanık oluyoruz. Athena, kariyerinin başında büyük başarılara imza atarken, June’un hayatı o kadar da parlak değildir. Rekabetin acımasız olduğu bu sektörde tutunmaya çalışırken, June kendi başarısızlığının ve Athena’nın yükselen şöhretinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğuna yürekten inanır. Ona göre Athena, onun asla olamayacağı her şeydir. Ama June’un hayatı hiç beklemediği bir gecede değişir.

O gece… Athena, beklenmedik bir kazada hayatını kaybeder ve June, bir anlık içgüdüyle Athena’nın henüz tamamladığı el yazmasını (ç)almıştır: Birinci Dünya Savaşı’nda Britanya ordusuna alınan Çinli işçilerin hikayesini anlatan, daktiloda yazılmış epik bir roman. Üstelik dijital bir yedeği de yoktur. June, metni kendi dokunuşlarıyla tamamlayıp sanki kendi eseriymiş gibi yayımlar.

chatgpt-image-13-agu-2025-21_41_15
Alternatif Kitap Kapağı | Görsel Kaynağı: AI ile üretilmiştir.

Tam da burada kitabın ismine ilham veren terimi anlamak önemli diye düşünüyorum. “Yellowface”, özellikle 19. ve 20. yüzyılın başlarında Batılı oyuncuların Doğu Asyalı karakterleri oynamak için yüzlerini sarı tonlara boyayıp çekik göz gibi fiziksel özellikleri taklit ettikleri ırkçı bir tiyatro ve sinema geleneğini ifade eder. Yani romanın adı, hem kültürel temsile dair bir tartışmayı hem de karakterin “başkasının kimliğini taklit etme” eylemini doğrudan çağrıştırıyor.

Yayınevi tarafından etnik kimliği belirsiz “Juniper Song” olarak yeniden markalanan June’un hızla şöhret basamaklarını çıkışı, yayıncılık dünyasının etnik çeşitliliği nasıl işlediğine dair çarpıcı bir örnek haline gelir. Önüne serilen başarı ve övgü selini tereddütsüz kabul eder. Ardından gelen görkemli bir yükseliş ve hikayesindeki çatlaklar görünür hale geldikçe başlayan uzun, acı verici bir maskeden arınma süreci gelir. Ta ki sosyal medyada başlayan bir linç, giderek büyüyen bir intihal skandalına dönüşene kadar. Fakat June, kendisini haksızlığa uğrayan taraf olarak görmeye her zaman fazlasıyla hazırdır; bu da sonunda onun çöküşüne yol açar. June, kendisiyle Athena hakkında hemen fark ettiğimiz gerçeği kavramaya başlar; ikisi de seçtikleri hayatların yalnızlığında birleşir. Bu yalnızlık, onları tuhaf bir şekilde kader ortakları yapar.

Fotoğraf: motherbookerblog.com

Kitabın dili genel olarak akıcı ama aynı zamanda okuyucuyu hafiften tedirgin eden bir havası var. Kendi farkındalığı yüksek tespitleri hikaye içinde yer yer fark ediliyor. Özellikle Çin diasporası gibi konuların kimler tarafından anlatılabileceği meselesine değinilmesini çok isterdim. Ancak roman bu konuyu ne tartışıyor, ne de bu konuda net bir duruş sergiliyor. Konu tamamen havada kalıyor. Teknik kusurları ne olursa olsun, Yellowface’i eleştirel okumak yorucu olabilir. Çünkü olumlu ve olumsuz yönleri, en baştan apaçık bir biçimde ortada.

Aslında hikaye bize bazı yönleriyle çok tanıdık geldiği için mi sev(m)iyoruz? Basit bir kıskançlık hikayesi değil; insanın kendi sınırlarını ve değerlerini sorgulatan bir hikaye okuyoruz. Yoksa ben de Juniper’in mağdur edebiyatına kananlardan biri mi oldum? Yellowface, okuru tam da bu bıçak sırtında bırakıyor.
Kurgu, gerçeği söylediğimiz yalandır.” – Albert Camus

Kapak Fotoğrafı: motherbookerblog.com