Bergama Tiyatro Festivali’nin Ardından: İnatla Geleceğe Bakmak
Altıncı edisyonuyla Bergama için uzun soluklu bir kültür stratejisinin temellerini atmak ve bir kültür mirası inşa etmek için yerelden ve gençlerden aldığı destekle yola çıkan Bergama Tiyatro Festivali, 22- 24 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşti. Geçtiğimiz hafta sonu bir kararlılık ve inatla nasıl güzel bir şey inşa edilebilirin ispatını Bergama Tiyatro Festivali’nde gördüm. Bir festivalin dününü ve bugününü, geleceğe taşımaya çalışan Bergamalılara, festival ekibine ve tüm gönüllülere teşekkür edip sizi 22- 24 Ağustos tarihlerinde geçirdiğim hafta sonunu anlatmak isterim.
İnsan, zamanın ve mekânın içine atılmış, orada sıkışmış bir varlıktır. Bulunduğu yerde kurduğumuz tüm iletişim biçimleri, etkileşimler ve dönüşümler kendi varlığımıza bir daha bakabilme adına yapılır. Tüm bunların yetmediği yerde şehrin içinde, şehirler ve belki de ülkeler arasında yolculuk yapmak, başka tanışıklıklara alan açmak hissettiğimiz bu tıkanıklık haline bir nefes kapısı aralar. Çünkü yol zorlar insanı. Başka bir adanmışlık ister. Kararlılık verir. İnsana yaşama dair bir inanç verir. Yolun inat etmenin ve içimizdeki tükenmeye meyleyeden inancı kuvvetlendirmenin bir aracı olduğunu düşündüğümde ise aklıma hep Werner Herzog’un “Buzda Yürüyüş” kitabı gelir. 1974 yılının kasım ayında, geçen yüzyılın en önemli sinema eleştirmenlerinden yakın arkadaşı Lotte Eisner’in Paris’te hasta yatağında ölmek üzere olduğu haberini alınca şöyle der Herzog: “Olamaz, dedim, şimdi ölemez, Alman sineması şu an onsuz yapamaz, bu önemli kadının ölmesine izin veremeyiz.” Herzog, oraya yürüyerek giderse Eisner’in ölmeyeceğine, iyileşeceğine dair çılgınca bir inançla Münih’ten yola koyulur. Bir sırt çantası ile çıktığı bu yolculukta köylerden, tarlalardan, dağ yollarından kar buz içinde geçerken karşılaştıklarını kendisine has üslubu ile kâğıda aktarır. Herzog, kitabın bir yerinde şöyle yazar; “Kararlı adımlarımın altında yer sallanıyor. Hareket ettiğimde bir bizon hareket ediyor. Dinlendiğimde bir dağ istirahate çekiliyor.” Kararlılığın ve inat etmenin insana verdiği inanç ve kuvvet gösterme halini bu cümlelerin çok güzel anlattığını düşünüyorum. İnsanın yaşama direnebilmek ve iyi olanı korumak için en çok ihtiyacı olan şey; kararlılık ve inat gösterme halidir. Geçtiğimiz hafta sonu bir kararlılık ve inatla nasıl güzel bir şey inşa edilebilirin ispatını Bergama Tiyatro Festivali’nde gördüm. Bir festivalin dününü ve bugününü, geleceğe taşımaya çalışan Bergamalılara, festival ekibine ve tüm gönüllülere teşekkür edip sizi 22- 24 Ağustos tarihlerinde geçirdiğim hafta sonunu anlatmak isterim.

Tarihi Bir Mirasın Üzerinde Yeni Bir Miras İnşa Etmek
Bergama insanının bahsi geçmişken, Bergama Tiyatro Festivali aracılığıyla tarihi bir mirasın üzerinde yeni bir miras inşa etmeye çalışan yerel halktan bahsetmek isterim. Bergama’da tanıştığım ilk insanlardan biri olan Mustafa abi, bizi gördüğü an “Bergama’yı insanlarla anlatın” diyerek başlıyor sohbete. Mustafa abi, minik atölyesinde meyve çekirdeklerinden ve geri dönüşüm malzemesi olan ürünlerden aksesuarlar, pişmiş topraktan ve ilaç kutularından, şişelerinden düdükler yapıyor. Almanlarla eski eser restorasyonu üzerine çalışan Mustafa abi, insanlarıyla değer kazanan Bergama’nın katmanlı yapısının insanlarıyla birlikte anlatılmayı hak ettiğini düşünüyor.

Festival, bu sene yerelden ve gençlerden aldığı destekle güçle bir dönüşümün kapısını aralayarak kent ve kentli ile büyüyen, yenilenen bir hikâye için yola çıkıp bir mirasın inşasını da müjdeledi. Çünkü bu yıl, festival kendi bünyesinde başka bir etkileşim alanını doğurdu. Festival ekibi bu dönüşüm hikâyesinin ortaya çıkışını şu sözlerle anlatıyor: “Geçtiğimiz yılın sonunda ise koşulların dayanılmaz hale gelen gerçekliği ve yılların yorgunluğu nedeniyle, bildiğimiz hali ve formuyla festivalin sürdürülemeyeceği ve hatta sürdürülmemesi gerektiği açık bir gerçek olarak karşımıza çıktı. Bu noktada, sadece “bir edisyon daha” yapmanın ötesinde asıl ihtiyacın, “dönüşüm”ü odağına alarak süreçleri yönetecek devam edebilir yapılar kurmak ve bu süreçleri, yalnızca birkaç kişinin hayal gücüne/ iradesine/ azmine teslim etmeden; o yapıyı var eden herkesle birlikte oluşturulacak bir “kültür stratejisinin” parçası olarak hayata geçirmek olduğunu fark ettik. Tam da bu esnada, umulmadık bir gelişme yaşandı: Bergama’dan, Bergamalıların öncülüğünde festivali talep eden, festivale dair sorumluluk almak isteyen ve “elini taşın altına koyma iradesi gösteren” somut ve güçlü bir toplumsal irade doğdu. Bu talep, esnaftan sivil topluma, yerel yönetimden gençlere kadar yayıldı.” Bu dayanışma ve bir arada olma halinin tüm hafta sonu boyunca bizimle olduğunu söyleyebilirim. Sokaklarda, dükkân camlarında gördüğümüz festival afişleri ve esnafın yüzündeki mutluluk biz katılımcıları da canlı bir organizma olarak festivale dâhil olmuş hissettirdi. Gelin hep birlikte festival sırasında nasıl bir yolculuk geçirdiğimize bakalım.
Tarihin Tadı Damağımda: Bergama’da Bir Lezzet Turu
Ardından ikinci gün sabah Aykan Akçay ve Muhsin Gözkaya rehberliğinde düzenlenen “Tarihin Tadı Damağımda” başlıklı özel kahvaltı ve brunch turunda, Bergama’nın tarihi Arasta Çarşısı ve çevresindeki önemli yeme-içme mekânlarını keşfe çıktık. Önce Ural Köylü’de Bergama tulumunu tattık. Ardından Yonca Börek’e gidip nohutlu börek molası verdik. Daha sonra istikâmetimizi Bereket Kahvaltı Salonu’na doğru çevirip ballı süt, bal kaymak ve tulum peyniri üçlüsünden oluşan meşhur Bergama kahvaltısıyla tanıştık. Kuşlar Simitçi Fırını’nın tarihi taş fırınından çıkan ve kıyır kıyır ağızda dağılan simidi de keşif yolculuğunun önemli duraklarındandı. Buradan yine başka bir tanıdık lezzetin bambaşka tadını damaklarımızda hissettiğimiz Salepçioğlu Helvaları dükkânına gidip helva tadımı yaptık. Ardından gittiğimiz Mavili Kuruyemiş dükkânı daha önce duymadığım bir leblebi yorumuyla karşımızdaydı. Burada da damla sakızlı ve karanfilli leblebinin tadıyla karşılaştık. Oldukça sevdim. Ardından Sarmaşık Lokantası’na uğradık. Buranın kelle paçası meşhurmuş. Ben pek sevmem, o yüzden burada bir tadım yapmadım ama “arzu sende kepçe bende” diyen usta oldukça tatlı geldi. Bir diğer durağımız da güllü damla sakızlı lokum yapan Bayer Lokum’du. Lokum sevmeyen bana lokumu sevdirecek bir tattı. Lezzet turunun sonunda Çınarlı Kahve’de tüm tattığımız ürünlerin olduğu masaya oturduk. Leziz bir sofraydı. Burada da yeni bir tanışıklık olacağından haberim yoktu. “Cilveli çay”ı hiç duymuş muydunuz? Çayın içine atılan çam fıstığı siz çayınızı içerken ağzına gelir ya da ağzınızdan kaçarmış. Bu da bir çayı cilveli yaparmış.

Bergama Kültür Stratejisine Doğru Toplantı Dizileri
Beklenmedik yerlerden ilham alarak bağ kurmak festivaller için her zaman önemli bir dönüşümün habercisidir. Herkesin paydaş olduğu, kişileri önemseyerek birlikte bir hikâye yaratmaya çalışan ve birbirimizden öğrenmek için düzenlenen toplantılar dizisi hem tiyatro sanatı için hem de bir şehrin kültür stratejisini oluşturmak için çok önemli. Doç. Dr. Serhan Ada ve festival ekibiyle birlikte hazırlanan toplantıların hem kültür üreticileri için hem katılımcılar için hem de yerel halk için oldukça faydalı geçtiğini düşünüyorum. Bu toplantıların kültürün bir miras olarak inşa edilip geleceğe aktarılması konusunda iyi bir başlangıç noktası verdiğini düşünüyorum. Konuşulan konuların detaylarını festivalin sitesinde bulabileceğiniz toplantıların katılımcıları ve başlıkları; Gülin Dede Tekin moderatörlüğünde, Emre Yıldızlar (İstanbul Fringe Festivali kurucusu) Şule Ateş (yönetmen – performans tasarımcısı), Ahmet Murat Akoy (Kaş Tiyatro Günleri direktörü – Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı), Doç. Dr. Leman Yılmaz’ın katılımıyla “Tiyatro: Kim İçin Kiminle?” ; Sarp Keskiner moderasyonunda ve Jordi Pascual (Barcelona / UCLG Uluslararası Kültür Komitesi Başkanı), Catarina Vaz Pinto (Lizbon / eski Lizbon Kültürden sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı, İzmir Akdeniz Akademisi Kurulu Üyesi, Serhan Ada (UNESCO Türkiye Milli Komisyonu başkanı – İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Politikası ve Kültürel Diplomasi UNESCO Kürsüsü Başkanı) katılımıyla gerçekleşen “Dünya Şehirli ve Kültür Politikaları”; Başak Işıklar moderasyonunda, Volkan Aslan (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi başkanı ), Yahya Göztepe (Bozcaada Belediye Başkanı) ve Serhan Ada katılımıyla gerçekleşen “Şehirlerimiz ve Yerel Kültür Politikları”; Serhan Ada moderatörlüğünde, Prof. Dr. Tanju Çelik (Bergama Belediye Başkanı), Lütfi Kolat (Bergama Ticaret Odası başkanı/President of Bergama Chamber of Commerce), Fikret Ürper (Ürper Gıda A.Ş. Yönetim Kurulu başkanı/Chairman of the Board, Ürper Food Inc.), Muhsin Gözkaya (Altınkepçe Restoran İşletmesi sahibi/Owner, Altınkepçe Restaurant), Günseli Baki (Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi kurucusu/Founder, Sarı Denizaltı Art Initiative), Akın Yasa (Bergamayı Sevenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı/Chairman of the Board, Association of Bergama Lovers), Dilan Güneş (Bergama Tiyatro Festivali Gençlik Kültür İnisiyatifi, Bergama Theater Festival Youth Culture Initiative) katılımıyla gerçekleşen “Bergama Kültür Stratejisine Doğru” şeklindeydi. Bu panellerde kültür politikalarının yeni aktörleri olaral şehirlerin rolleri, tiyatro sanatının üretimine ve temsiline dâhil olan meseleler, dünya şehirlerinin kültür politikaları ve Bergama şehrinin kültür strajetisi için adımlar konuşuldu.
Tarihin Bir Kentin Atmosferinde Yaşasın Tiyatro Diyebilmek
Festivalin açılış akşamında tarihi Asklepion Antik Sahnesi’nde Tiyatro Bal Porsuğu prodüksiyonu olan, başrollerinde Elit Andaç Çam ve Bülent Emrah Parlak’ın oynadığı “Leyla ile Mecnun Değil” oyununu izledim.
İkinci gün program biraz daha yoğundu. Sıla Doğanay’ın yazıp, bir beyaz yakalının zihnindeki ve bedenindeki seslerle mücadelesini anlatan şarkıların da bir anlatıcı unsur olarak kendisini gösterdiği “Shitland” oyunuyla başladım güne. 1970’li yılların toplumsal ve siyasal çalkantıları içinde kaleme alınan ve bireysel kayıtsızlıkla toplumsal felaket arasındaki kırılgan sınırı sorgulayan, Adalet Ağaoğlu’nun aradan geçen on yıllara rağmen güncelliğini yitirmeyen oyununda, dış dünyanın tehditkâr var oluşuna direnen üç kadının tüm bunlardan kendilerine bir koza oluşturmasını anlatan Kozalar oyunu, oyuncu performansları açısında oldukça etkileyiciydi. Çocukluk aşkının, yıllar içinde değişen dostlukların ve içimizde taşıyıp bir türlü dillendiremediğimiz duyguların sahnedeki izdüşümünü ele alan “Bekleyen Dargın Anılar”, bir çocukluk düşünün peşinde insanın yaşam boyu verdiği mücadeleleri anlatıyor. Pınar Yıldırım’ın seyirciyi de oyunun içine çekerek gerçekleştirdiği performans her anıyla merak uyandırıcıydı. Fred Radix’nin yazdığı, Çağlar Çorumlu’nun yönettiği ve sahnede hayat verdiği bizleri 1895 Paris’inin tiyatro sahnelerine götüren “Şakşakçılar” oyunu izleyicisini de işin içine dâhil ederek Asklepion Antik Sahnesi’nde izleyicilerine oldukça keyifli dakikalar yaşattı.
Festivalin son gününde Burcu Becermen tarafından yazılan ve sahnelenen “Angst” deneysel bir deneyim sundu izleyicilere. Biçimsel olarak Commedia dell’Arte ve çizgi film estetiğinden etkilenen oyunda, çok uzak bir diyarda ve kocaman bir hiçliğin ortasında yaşayan canlıların “farklı olan”ın gelmesiyle kaygıyı hatırlamaları anlatılır. Üçüncü günün ilerleyen saatlerinde ise Akropol Antik Kent’inde bizleri bambaşka bir deneyim bekliyordu: “Yaşanmış, Yaşanıyor, Yaşanacak” etkinliğinde Korhan Futacı ve Esra Yurttut müzikle dansın birleştiği yerden dönüşümün köklerine doğru inen bir performans sergiledi. Güneş batımının eşlikçisi olduğu bu performans bende bir çeşit dinginlik haline dönüştü. Ardından festivalin kapanış oyunu için, daha önce İstanbul’da izleme fırsatı bulduğum “Khôra”yı tekrar izledim. Beden, ses ve metin kullanılarak, devised yöntemiyle üretilmiş bir oyun “Khôra”, ritmini her an diri tutmasıyla izleyicisinde etkili bir his bırakmayı başarıyor.
Bir Festivalin Ardından Mekânla ve İnsanlarla İlişkilenmek
İnsan, yaşamı boyunca dönüşmeye, değişmeye teşne bir varlıktır. Bu dönüşümleri ve değişimleri görebilmek, hissedebilmek için durmaya ihtiyacımız vardır. Kendimizle kalmamız gerekir bir süre. Durmak, bazen hiçbir şeyle ilişkilenmemektir bazen de bir şeyle ilişkilenirken kendine mesafe yaratmaktır. Durduğumuz yerde de mekânla aramızda bir boşluk oluşur. Bu boşluğu da bazen bir nesne, bir insan ya da bir eylem doldurabilir. Bergama’da geçirdiğim hafta sonu boyunca mekânla, yani şehirle aramda oluşan boşluğu hem insanlar, hem şehrin kendisi, hem de tiyatro doldurdu. Bir miras inşası için geleceğe doğru hep birlikte adım atmaya çalışan bu festivalin yolunun çok açık olmasını dilerim. Son söz olarak da festivale beni davet eden, tüm ilgisini üzerimizde tutan Evrim Eylem Şişman ve Gülin Dede Tekin’e, festival boyunca her alanda bize yardımcı olmaya çalışan festival ekibine, tüm sıcaklığıyla bizi misafir eden Bergama halkına çok teşekkür ederim…
Kapak Fotoğrafı: Enes Kudu
İlginizi çekebilir: Aysu Aktepe’den 7. İstanbul Fringe Festivali Üzerine


Enes Kudu 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!