İlk yorumu siz yazın!
Kıskanmak: Edebiyattan Ekrana Kalbin Zehri
Edebiyatın, sinemanın ve televizyonun yolları kimi zaman aynı hikayede farklı perspektiflerde kesişir. Nahid Sırrı Örik’in 1946’da yayımlanan ilk romanı Kıskanmak, kıskançlık duygusunun insanda nasıl bir zehre dönüşebileceğini taşranın kasvetli havasında anlatırken; Zeki Demirkubuz’un 2009 yapımı filmi aynı hikayeyi bozmayarak karanlık sinematografisi ile kasaba atmosferinin ağır ve basık havasını seyirciye hissettirerek yeniden kurar. Şu anda NOW TV’de yayımlanan dizi uyarlaması ise bu hikayeyi İstanbul’un görkemine taşıyarak ve biraz da seyirciyi heyecanlandıracak entrikalar katarak yeniden yorumluyor. Böylece kitap, film ve diziden oluşan bu üç farklı eser hem anlatım biçimleri hem de işlendiği dönemin toplumsal bağlamlarıyla birbirinden ayrılırken, ortak bir konuyu anlatıyor: İnsanı içten içe çürüten o duygu; kıskanmak.

Romanın sayfalarını karıştırıp ana karakterin iç dünyasını keşfederken bir yandan da ana karakterin film ve dizide nasıl ele alındığına karşılaştırmalı olarak bakalım. Yazıyı okurken Zeki Demirkubuz’un filmde kullandığı Hauser’den Adagio size eşlik etsin.
Görünmez Kadın namı-diğer Bayan Hiç Kimse: Seniha
Ana karakterimiz Seniha çirkinliğin, yalnızlığın ve yok sayılmanın bir kadının iç dünyasında nasıl bir zehri büyüttüğünü ve o zehrin en sonunda herkesin damarına nasıl sızabildiğini gösterir. Seniha romanın gölge karakteridir, çocukluğundan itibaren hor görülmüş, okula gönderilmemiş ve görmezden gelinerek kenara itilmiştir. Çeyiz ve düğün masrafı çıkmasın diye evlenmesine izin verilmemiştir. Çünkü ona harcanacak olan bu paranın yurt dışında okuyan ağabeyi Halit’e gönderilmesi ailesi tarafından daha uygun görülmüştür. Seniha, romanın görünmez kişisidir. Annesi tarafından sürekli çirkin damgası vurulmuş, okutulmamış ve görmezden gelinmiştir. Erkek kardeşi Halit ise “güzelliğiyle”, sevilmişliğiyle, ailesinin göz bebeği olmuştur.
Anne ve babanın erkek çocuklarına pay ettiği ışık, kız çocuğundan esirgenmiştir. İşte bu ışıksızlıktaki karanlık, Seniha’nın ruhunda büyüyerek “kıskanmak” duygusunun doğmasına sebep olur. Seniha tüm bu dışlanmışlıklarla dolup taşarken ruhundaki bu duygu basit bir kıskançlıktan öteye geçer; abisinin “güzelliğini”, annesinin sevgisini, Mükerrem’in gençliğini ve Nüzhet’in tutkusunu kıskanarak gizli oyununun temellerini atar.
Kitabın veda cümlesi Seniha’nın kıskançlık duygusunu şöyle anlatıyor: “Kıskançlık ateşi, saldırışlarını, sarışlarını ve kemirişlerini senelerce unuttum sandığı kıskançlık ateşleri ihtiyar kızın bütün benliğini yeniden almış, tamamıyla kaplayıp sarmıştı. Ve Seniha artık bunun hep bu şekilde son nefesine kadar süreceğini çok iyi biliyordu. Ancak ağabeyi kendinden evvel ölürse, ağabeyinin kendinden evvel toprağa verildiğini öğrenirse belki de biraz sükûn bulacak, kendisi iyi kötü yaşarken toprakta toprak olmuş bir ölüyü artık belki de pek kıskanmayacaktı…”
Zeki Demirkubuz’un filminde Seniha karakterini Nergis Öztürk oynuyor. Dönemin kıyafetleri, Demirkubuz sinematografisinin karanlık atmosferi ve özel makyaj ile yapılan yaşlandırma efekti sayesinde romandaki karakteri birebir yaşatıyor diyebiliriz. Dizide ise Seniha karakterini Özgü Namal canlandırıyor. Kitapta anlatılan Seniha’ya çirkinlik konusunda hiç uymadığı aşikar.
Kıskançlık Tohumları Atılır
“Kıskanmak… Seniha’nın yüreğinde ilk beliren, kendisini ilk duyuran ve hemen her gün daha fazla gelişip büyüyen his bu olmuştu. Halit’le aralarında sekiz yaş vardı ve onu kıskanmadığı bir zamanı hiç bilmiyordu. Hayatının en eski, en bulanık ve silik hatıraları arasında bile bu kıskançlık her şeye hükmeden bir yer tutuyordu. Hayal meyal hatırladığı zamanlarda da herkes kendisinin kara kuru, Halit’in ise beyaz, sarı saçlı ve mavi gözlü olduklarına bakarak, “Bu kız, o oğlan olmalıydı!” demişler, hep ağabeyini okşamışlardı.”
Çocukluğundan itibaren çirkinlik damgası vurulmuş, ailesi tarafından sevilmeyen, okutulmayan, “ikinci plana atılan” bir kadın Seniha. Buna karşın ağabeyi Halit’in “kız kadar güzel” oluşu, herkesin sevdiği ve şımarttığı erkek kardeşinin her türlü imkana sahip olması, ailesi tarafından okutulmak için Avrupa’ya yollanıp ayrıcalıklarla büyütülmesi Seniha’nın kıskançlık tohumlarının atılmasına sebep olur. Hayatı boyunca annesi tarafından hor görülmesi onu kin, nefret ve haset ile besler. Halit’e gösterilen bu müsamaha, aslında kardeşine oranla toplumun erkek çocuklarına sunduğu ayrıcalıklı hayatı da temsil etmektedir.
Romanda dikkat çeken bir nokta erkek karakterlerin yakışıklı olarak değil “kız kadar güzel” olarak temsil edilmeleri ve anneleri tarafından sürekli pohpohlanmalarıdır. Halit için annesi: “Ah benim güzel evladım! Ne olurdu, zavallı Seniha da sana benzeseydi!” der. Nüzhet için annesi; “Hem oğlumun bu derece güzel olabilmesi için benim de mutlaka güzel olmam icap etmez mi?” der. Halit her kıyafetin yakıştığı “güzel” bir çocuk iken Seniha’ya annesinin ve toplumun giydirdiği elbise çirkinliktir…
Romanda annesinin Seniha’yı hiç sevmediğini iç sesiyle hissedebiliyoruz: “Muhakkak ki iğreniyor benden… Beni iğrene iğrene öpüyor. Şu halde bu oyuna, bu yapma sevgiye ne lüzum var!” Bununla beraber, Seniha o günden evvel güzel olduğu zannına hiç de düşmüş değildi. Fakat kendisinin çirkinliğine annesinin bu derecede emin bulunması kıza dokunmuş, annesinin kendisini hiç sevmediğini, işte ancak o gün tamamen anlamıştı… Kuzguna bile yavrusu anka görünür dendiği halde bu ne biçim bir ana idi ki kızının çirkinliğinden katiyen emin bulunuyor, bunu açıkça ilan ediyordu!”
Ataerkil Düzende “Kurban” Olmak

Seniha gerçekten kötü bir karakter midir? Karakter baştan sona hasetliğiyle betimlenirken onu bu hasetliğe sürükleyen durumları düşünüyorum. Halbuki Seniha ailesinin ona tek bir şey vermesini istemiş ve hayatı boyunca o tek şeyi kıskanmış bir kız çocuğu idi; o da sevgi.
Kitabın önsöz kısmında Enis Batur’un inceleme notlarında Seniha karakteri femme fatale olarak yorumlanıyor. Femme fatale “cazibesiyle sevgililerini tuzağa düşüren ve genellikle onları tehlikeye atan, ölümcül tuzaklara sürükleyen, gizemli, güzel ve baştan çıkarıcı bir kadın tiplemesidir.” Ancak romanda Seniha karakteri çevresini güzelliğiyle değil, toplum tarafından kendisinin de inandırıldığı çirkinliği ve bastırılmış duygularıyla felakete sürükler. Halit’in geleneksel aile tutumu rolleriyle büyütülmesi, Seniha’ya ağabeyine tanınan imkanların verilmemesi geleneksel cinsiyet rollerini yeniden üretir.
Bu ataerkil düzenin kurbanı olan Seniha ağabeyi Halit’e, eşi Mükerrem’in onu Nüzhet’le aldattığı bilgisini verir ve Halit kırılan erkeklik gururuyla Nüzhet ile yüzleşmeye gider. Halit’in hegemonik erkeklik ile inşa edilen erkeklik gururu Nüzhet’i öldürerek “namus cinayeti” finali ile son bulur. Bu kasti kötülük ile Seniha abisi Halit’in acı çekmesine ve hapishaneye gönderilmesine sebep olur. Zeki Demirkubuz’un filminde romana sadık kalınırken, dizide olay örgüsünün nasıl ilerleyeceğini ilerleyen zamanda hep beraber göreceğiz.
Ayna Ayna Söyle Bana, Var Mı Benden Güzeli Bu Dünyada?
Seniha’nın sürekli “çirkin kız” olarak tasvir edildiği romanda diğer karakterlerden Halit, Mükerrem ve Nüzhet’in “güzel” olarak sunulması dikkate değer bir başka konudur. Romanda güzellik arzulanmaya eşlik eder, çirkinlik ise Seniha karakterinde olduğu gibi kenara itilen ve görünmez olandır. Romanda Nahid Sırrı Örik’in şu cümlesi geçer: “Çirkinlerin sevilmemeye ve güzeller için daima feda edilmeye mahkûm bulunduklarını Seniha pek küçük yaşından itibaren bilmiş, anlamıştı.”
Filmde de “Sen ihtiyarsın, ben çirkinim neden çekinip korkalım gece çıkmaktan.” der Seniha. Çünkü çirkin olduğuna o da inanmıştır. Kıskançlığın insan ruhunu lime lime ettiğinin dizide nasıl ele alınacağını ilerleyen günlerde göreceğiz. Seniha’ya yalnızca kötü demek kolay ancak asıl düşünülmesi gereken, onun hangi yaraların kurbanı olarak karşımıza çıktığını fark etmektir bence. Güzellik ve çirkinliklerimizle, eksiklerimiz ve fazlalarımızla dışlanmadığımız, yok sayılmadığımız bir dünyaya…
Kapak Fotoğrafı: Box Office Türkiye
İlginizi çekebilir: Zeynep Özmen’den Uysallar

Dilay Muran










Aile Tadında
Ben Nahid Sırrı Örik'i çok severim. Kıskanmak üzerinde de Freud'ın Kadınlara yönelik görüşlerini bağlamında Modern Turkish Literatüre dersinde bir sunum ve paper hazırlamıştım. Bu açıdan diziyi seyretmeye pek elim varmıyor. Filmi genel Demirkubuz standartlarının bir tık altında bulsam da romanın ruhuna sadık kalması açısından taktirle karşılarım. Bu noktada öneriniz ne olur? Bu kadar yoğunlukta ve vakit sıkışıklığında bu diziye vakit ayırmaya değer mi? İyi çalışmalar, sevgiler..
Çok teşekkür ederim yorumunuz için. 🍀Kıskanmak gibi bir metni Freud bağlamında çözümlemeniz eminim çok ufuk açıcı bir çalışmadır. Diziye gelirsek, edebi ve psikolojik derinliği elbette romandaki kadar güçlü bulmak zor, televizyon ve sinema perspektifi biraz daha seyircinin ilgisini çekecek düzeyde sunulduğundan ötürü aynı duyguyu yakalamak zorlaşabiliyor. Yine de romanın temel yapı taşlarını günümüz seyircisine taşıması açısından güzel bir deneme olduğunu düşünüyorum. Zamanınız darsa, özellikle ilk birkaç bölüme göz atıp anlatım farkını görmek bile yeterli olabilir (genellikle ilk bölümler daha doyurucu olur). Sevgilerle 🌿
Cevabınız için çok teşekkür ederim. Aslında tüm Örik literatürü Freudyen-psikanalitik analizler için çok malzeme sunuyor. Sultan Hamit Düşerken bile bu bağlamda okunabilir alternatif olarak. İyi çalışmalar