Bor Sanat ve EXIT iş birliğiyle, Beral Madra, Ebru Nalan Sülün ve Missem Canmutlu’nun danışmanlığında yürütülen Konuk Sanatçı Programı’nın üretimleri, “MAYA” başlıklı sergiyle, 11 Ekim 2025 – 16 Ocak 2026 tarihleri arasında Mardin’de izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Ebru Nalan Sülün küratörlüğünde EXIT’te gerçekleşecek olan “MAYA”; dört dönem boyunca katılımcı sanatçıların üretim süreçlerine, karşılıklı etkileşimlerine, kentle ve birbirleriyle kurdukları diyaloğa odaklanıyor. Sergi, ortak akıl ve düşünme süreçlerinde ortaya çıkan özün/cevherin dönüşümünü ve bu dönüşümün yarattığı etkileşimleri görünür kılmayı amaçlıyor.

ekran-resmi-2025-10-01-16-48-41
Ahmet Öktem ve Mehmet Akan | Fotoğraf: Bor Sanat ve EXIT

Konuk Sanatçı Programı sizin için nasıl bir deneyimdi, bahsedebilir misiniz?

Ayşe Ceren Solmaz: EXIT ve Bor Sanat iş birliğiyle yürütülen Konuk Sanatçı Programı, benim için oldukça dönüştürücü bir deneyimdi. Serhat Kiraz gibi Türkiye çağdaş sanatında önemli bir figürle üretim sürecine girmek, hem ilham vericiydi hem de eleştirel düşünme biçimimi yeniden şekillendirdi. Bu karşılaşma, hem benim bireysel üretim pratiğime dair yeni sorular doğurdu hem de kolektif üretim konusunda yeni yollar açtı. Program boyunca diyalog, sadece düşünsel değil aynı zamanda üretimsel bir araç hâline geldi. Bu program, yalnızca bir üretim alanı değil; aynı zamanda karşılaşma, öğrenme ve düşünsel bir alan sağlamış oldu. Sanatçılar arasındaki iş birliklerinin ne kadar verimli olabileceğini deneyimlemiş oldum.

Mehmet Akan: Benim için gerçekten dönüm noktası gibi bir deneyimdi. Bir ay boyunca farklı bir sanatçıyla aynı üretim sürecini paylaşmak, sanata bakışımı değiştirdi diyebilirim. Ortak bir iş ortaya koymak ve onun sergide görünür olması güzel bir deneyim olacak. Aslında bazı şeylerin benim için başlangıcı da burada oldu. En önemlisi yeni bir atölyeye sahip olmak ve orada çalışmaya başlamak oldu. Mekânın değişmesiyle birlikte bakışım da değişti. Bu da farklı işler üretmeme imkân tanıyor ve belki de beni yeni yollara götürecek.

Rıdvan Aşar: Bor Sanat ve EXIT’in birlikteliğiyle gelişen bu misafir sanatçı programının bir parçası olmak benim için çok anlamlı ve keyifliydi. Çağdaş sanat alanında kıymetli ve güçlü eserler üreten mentörüm Handan Börütecene ile denkleşmek bu deneyimi daha değerli bir hale getirdiğini söylememde de fayda var.

Tabii daha bahsetmek istediğim birkaç isim var, onlar olmadan bu soruyu tamamlayamam. Küratörlüğümüzü üstlenen Ebru Nalan Sülün hocam, program süresi boyunca bana ve çalışmama destek sağlayan Missem Canmutlu, Ece Çavuşoğlu, Mehmet Çimen ve Seçkin Acar’a teşekkür etmek istiyorum.

Sidar Alışık: Konuk Sanatçı Program’nın atölye ve birlikte üretim süreçlerine etkisinin yanı sıra kente, yürüyüşlerime ve okuma pratiklerime sızan bir yanı vardı. Programın ritmi ve diğer sanatçılarla kurduğumuz temas ile başka üretimlerin ve karşılaşmaların bana açtığı sorularla kendi işlerime yaklaşmama olanak tanıdı. Zamana yayılmış ve araştırmaya alan açan bir süreç oldu.

ekran-resmi-2025-10-01-16-50-13
Serhat Kiraz ve Ceren Solmaz | Fotoğraf: Bor Sanat ve EXIT

Mentörünüzle nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz?

Ayşe Ceren Solmaz: Fikir alışverişi çoğu zaman bir tartışma, sorgulama ve yeniden düşünme halinde gerçekleşti. Bu diyalog, belli temalara sıkışmadan, daha serbest bir alandı. Örneğin, mekânla kurduğum ilişki ya da malzeme bağlamında geliştirdiğim çalışmalarda, Serhat Kiraz’ın önerdiği kavramsal kırılmalar yeni yönler açtı. Benzer şekilde, onun yerleştirme pratiğinde kullandığı bazı metaforlar, üretim biçimimize yansıdı. Bu karşılıklı etkileşim, doğrudan ortak bir iş üretmekten ziyade, bir çeşit yankı odası gibi işledi. Her fikir bir sonraki adımda yeni bir çağrışım yarattı. Böylece işlerimiz arasında görünmez bağlar kuruldu. İzleyicinin bu bağları sezebileceği bir ortak hafıza alanı oluştu diyebilirim. Birlikte üretmek yalnızca içerik açısından değil, yöntemsel olarak da işlerimize yansıdı. Süreç odaklı, açık uçlu ve diyalog temelli bir üretim biçimi benimsedik. 

Mehmet Akan: İki farklı sanatçı, iki farklı yerden ve kültürden gelip EXIT’te buluştuk. İlk başta “ortak bir iş için ne yapabiliriz?” diye oturup konuştuk. Öncelikle birbirimizi tanımaya zaman ayırdık, sonra da ikimizin de yapabileceği bir çalışma üzerine düşünmeye başladık. Mardin’in tarihi sokaklarını, farklı mekânlarını gezdik, orada ilham aradık. Bir sahafı gezerken eski bir kitapla karşılaştık ve o kitap üzerine düşünmeye başladık. “Bir kitabı plastik sanata nasıl dönüştürebiliriz?” sorusuyla yola çıktık ve sonunda bir enstalasyon çalışması ortaya çıktı. Sürecin sonunda ikimiz için de çok besleyici, farklı ve keyifli bir deneyim oldu.

Rıdvan Aşar: Handan Hocam’ın “yaratıcı süreç” adını verdiği bir atölye ve çalışma süreci geçirdik. Bu süre zarfında çocukluğumdan kalan ve benim için zorluklar yaşatan geçmişin, üzerimdeki etkisi üzerine olan bir “travma” durumu üzerine yoğunlaşarak sürecimizi geçirdiğimizi söyleyebilirim.

Sidar Alışık: Fulya Çetin ile birlikte geçirdiğimiz süreç diyalog temelli idi. Kendisi kente yeni gelen ve aşina olmayan bir göz ile kente bakmaya başlarken; bense zaten halihazırda bu kente aşinaydım ve kente dair bulgularımı hem araştırma hem de sanat alanında kullanıyordum. Sanatçı atölyelerini birlikte dolaştık, sık gittiğim yerlerle ve arkadaşlarım ile tanıştırdım Fulya Hoca’yı. Müzeleri gezdik, restoranları, sokakları, dükkanları dolaştık. Bunları yaparken yer yer notlar ve ses kayıtları aldık. O benim hızlıca geçtiğim sokaklarda bazen birkaç saat durdu ve beni de durdurdu. Alışmış olduğum görüntüye bir kere daha birlikte baktık. Bense ona kent gezisinde eşlik ettim; durakları, insanları ile karşılaşmalarını planladım. Bu süreç kente ve birbirimize dair daha derin ve dikkatli bir farkındalık geliştirmemizi sağladı.

Sürecin sanat pratiğinize nasıl etkileri oldu?

Ayşe Ceren Solmaz: Birlikte düşünmenin ve üretmenin dönüştürücü gücünü birebir deneyimlemek, bundan sonraki işlerimde daha açık, esnek ve ilişkisel bir yaklaşım geliştirmeme zemin hazırladı. Aynı zamanda üretim sürecini iletişim alanı olarak görmemi sağladı. Bu deneyim bana süreç odaklı üretimin değerini hatırlattı. Sonuçtan ziyade sürecin kendisini bir üretim alanı olarak görmek, ilerideki çalışmalarımda daha açık formlarla, sürecin de işin bir parçası haline getiren üretimler yapma isteğimi arttırdı. Bu anlamda, yalnızca bir dönemlik bir karşılaşma değil, sonraki üretimlerime yön veren bir kırılma noktası olacağını düşünüyorum.

Mehmet Akan: Genel olarak sanat pratiğim, bireyin iç dünyası ile dış dünyanın çarpıştığı noktalarda şekilleniyor. Acı, sevinç, korku ya da hayal gibi temel duygular, işlerimde çoğunlukla figürler aracılığıyla bir anlatı formuna dönüşüyor. Kimi zaman bir rüyanın yankısı, kimi zaman da gündelik yaşamda karşılaştığım basit bir imge, daha büyük bir hikâyenin başlangıcı olabiliyor. Bu süreci sadece içsel bir kaydın dışavurumu olarak değil, aynı zamanda kolektif olanla temas kurma çabası olarak görüyorum. Programın ardından sanat bakışımda bazı değişiklikler oldu; figürlerin hareketleri, kompozisyonlar daha doğal, daha hareketli ve ifadesi güçlü hale gelmeye başladı. Önümüzde uzun bir süreç var ve bakalım neler ortaya çıkacak…

Rıdvan Aşar: Daha önce bir arkadaşımla, bu şekilde ikili sürece dayanan Bozlu Art’ta sergilenen bir çalışma yapmıştık. Yanılmıyorsam 2019 yılıydı, o zamanlar Marmara Üniversitesi’nde Zeynep Sayın Hocam’ın derslerine misafir öğrenci olarak katılıyordum. Handan Hocam’la yaşadığım süreci de biraz o anlarla ilişkilendiriyorum. Her ne kadar ortaya çıkan üretim bana ait olsada Handan Hocam’ın dokunuşları ve bazı yerlerde tıkandığımda beni tekrar düşünmeye sevk etmesi diğer yapacağım çalışmalar için “haa bak bu da varmış“ öğretisini aşıladı. Kısaca söylemem gerekirse buna üçüncü gözün açılması etkisi, diyebilirim.

Sidar Alışık: Kente ve mekâna dair işlerimde kullandığım dili ve malzemeyi çeşitlendirme imkânı buldum. Atölye süresince farklı malzeme ve yöntemler denemek için alanlar yarattık ve bu doğrudan üretim pratiğime yansıdı. Bu süreçte, Gümüş Özdeş yürütücülüğünde EXIT binasında gerçekleşen ve dışarıdan katılıma da açık olan Yüksek Baskı Atölyesi’ne katıldım. Öncesinde üretimime dair bazı fikirlerim vardı ancak bu atölye sonrasında çalışmalarımı yüksek baskı tekniğiyle gerçekleştirmeye başladım. Ayrıca kentle kurduğum ilişkiyi daha katmanlı düşünmeye başladım bu ise aslında kendi konumumu değiştirdiğimde görüngünün de değiştiğini fark etmem ile oldu.

ekran-resmi-2025-10-01-16-49-23
Handan Börüteçene ve Rıdvan Aşar | Fotoğraf: Bor Sanat ve EXIT

Programın bir çıktısı olarak “MAYA” adlı sergide yer alacak eserinizden biraz bahsetmenizi istesek?

Ayşe Ceren Solmaz: “Bu Bir Su Öyküsüdür” adlı çalışma, mekân odaklı bir yerleştirme. Mardin’in suyla kurduğu mekân ve belleğe dair ilişkiyi görünür kılmayı amaçlıyor. Eski Mardin haritası üzerine yerleştirdiğim mavi neon çizgi, kentin çeşmelerinin geçtiği güzergahları işaret ediyor. Yerleştirmenin bulunduğu mekanın altında artık kullanılmayan bir kuyu suyu var, bu durum Eski Mardin’deki taş yapıların neredeyse tamamında karşımıza çıkıyor. Çalışmada kullandığım su sesi ise hem mekân hem de şehirle kurulan hafızayı yeniden çağırıyor. Görsel, işitsel ve mekansal unsurların bir arada olması, izleyiciyi yeniden hatırlatma sürecine davet ediyor. 

Mehmet Akan: Ortak çalışmamızda, eski bir kitabı plastik sanata dönüştürdük. Kitabın sayfaları üzerine kendi çizimlerimi kalemle işledim ve ortaya bir enstalasyon çalışması çıktı. Bir diğer çalışmamda bu kez, kırılmış bir küpü yeniden birleştirip onun yüzeyine çizimler ekledim. Ortak çalışmada kullandığımız kitabın bazı sayfalarında İsa’dan bahsediliyordu. Burada da İsa’nın ölümüyle beraber kopan fırtınanın ve kaos atmosferinin izlerini sürerek, parçalı bir kompozisyon kurdum. Çizimlerde hayvan figürlerini de dahil ederek, kırılmış bir küpü plastik sanata dönüştürdüm. Bu süreçte hem geçmişin izlerini hem de kırılma ve yeniden bir araya gelme fikrini bir arada işleyerek, parçalanmış olanın sanatta nasıl başka bir bütünlüğe dönüşebileceğini araştırdım.

Rıdvan Aşar: Sergimiz bilindiği üzere 11 Ekim’de izleyicilere kapılarını açacak. Mardin’de olup ya da dışında yaşayan herkesi sergiye bekliyoruz. Merak edenler içinde serginin üç ay boyunca açık olacağını buraya not etmek istiyorum. Sergide olacak çalışmam için de yukarıda kısaca bahsettiğim “travmam” konulu bir eser olduğunu söyleyebilirim. Bu çalışmayı yerinde deneyimleyip izleyici ile temas kurmasını istediğim için açıkçası çok bahsetmek istemiyorum.

Sidar Alışık: “MAYA” sergisinde kentin cephe silüetlerinden hareketle ürettiğim bir yerleştirme yer alıyor. Bu çalışma Fulya Hoca’nın zeytin dallarının silüetlerinden oluşan işiyle karşı karşıya konumlanıyor.Kent, bir ikilik yaratıyor: Bir yanda keskin uçlar ve tekrarlarla dolu cephe siluetleri, diğer yanda zeytin dallarının organik, akışkan hatları… Bu iki unsur birbirine karşı dururken izleyiciyi aralarından geçmeye davet ediyor. Bir tarafta kent silüetleri “Urban”, diğer tarafta zeytin dalları “Natura”. Karşı karşıya duruyorlar ama bir araya geldiklerinde çoğaltımlı bir kelime ve yeni bir oluş öneriyorlar: “Urbanatura.” Böylece doğa ve kentin birbirini tamamlayan, çoğaltan taraflarını birlikte deneyimleyebileceğimiz bir alan açıyorlar.

ekran-resmi-2025-10-01-16-47-55
Fulya Çetin ve Sidar Alışık | | Fotoğraf: Bor Sanat ve EXIT

Yakın zamanlı projeleriniz neler?

Ayşe Ceren Solmaz: Yakın zamanda 2. Akdeniz Bienali’nde yer alacak bir çalışmam var. Bu proje de yine su ve mekan ilişkisini ele alıyor. Çalışmada, Akdeniz bölgesindeki nehirlerden yola çıkarak bir ‘su haritası’ oluşturuyorum. Mardin’de çeşmeler ve kuyularla başlayan su–mekân araştırmamı, şimdi Akdeniz coğrafyası üzerinden sürdürüyorum. Bu seriyi farklı mekânlarda geliştirerek devam ettirmeyi planlıyorum.

Mehmet Akan: Yakın zamanda Çanakkale’de bir karma sergim olacak.

Rıdvan Aşar: Kendi atölyemde tabii ki üzerine yoğunlaştığım ve çalıştığım projeler var. Yaklaşık 7-8 ay sonra olacak olan üçüncü kişisel sergime hazılık sürecine girmiş durumundayım. Bunun dışında kurucularından biri olduğum “Hangi Sergi Nerede” platformu içinde bir hazırlık sürecimiz mevcut, bunların çıktılarını da bizi takip edenler var ise yakında platform üzerinden paylaşacağız.

Sidar Alışık: Mardin’deki evimi giderek daha fazla bir atölyeye dönüştürüyorum, bu da üretimim için yeni bir gündelik ritim kurmamı sağlıyor. Bu alanda eski çalışmalarımı, kitaplarımı, notlarımı bir arada görebiliyorum ve farklı malzemelerle çalışmak için alanlar yaratmaya çalışıyorum. Ayrıca Eski Mardin’deki cephe değişimlerine odaklanan bir bilimsel yayının hazırlık sürecindeyim ve çocuk atölyeleri tasarlamaya devam ediyorum. Önümüzdeki dönemde kentin belleği, mekân ve gündelik hayat arasındaki ilişkileri daha derinlemesine araştırmayı ve üretimlerimi bu eksende sürdürmeyi hedefliyorum.

Kapak Fotoğrafı: Bor Sanat & EXIT

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Yüzeyin Kabuğunda: Geyikbayırı’nda Görünenin Ötesine Bakmak