Sinema salonuna gittiğinizde ya da bir streaming platformunu açtığınızda, karşınıza çıkan filmlerin büyük çoğunluğunun size “bir yerden tanıdık” gelmesi tesadüf değil. Bir bakıyorsunuz “Hızlı ve Öfkeli” serisinin 10 filmi ana sayfanızı doldurmuş, biraz aşağı indiğinizde yandan en sevdiğiniz gençlik dizinizin modern bir yorumu; bir yanda “Aslan Kral”, “Güzel ve Çirkin”, “Küçük Deniz Kızı” gibi klasik animasyonların yeni versiyonları… Hatta 2000’lerin kült gençlik filmleri bile bugün reboot veya devam filmi olarak karşımıza çıkıyor. Peki, Hollywood neden “yenilik” yerine sürekli geçmişe dönmeyi seçiyor? Bunun birkaç sebebi olabilir.

Call Me By Your Name | Fotoğraf: HBO Max

Bir film çekmek sektörün ve dünyanın da pahalılaşmasıyla artık yüz milyonlarca dolarlık yatırım anlamına geliyor. Yapımcılar da doğal olarak bu bütçeleri garanti olan, paralarını geri kazanabilecekleri yapımlara yöneltiyorlar. Daha önce milyonlarca kişiyi sinemaya çekmiş bir hikâyeyi yeniden sunmak, sıfırdan orijinal bir senaryoya yatırım yapmaktan çok daha “güvenli” geliyor olabilir.

Bunu gişe listelerine bakarak da görebiliyoruz: 2024’te en çok hasılat yapan filmler arasında Ters Yüz 2, Deadpool & Wolverine, Çılgın Hırsız 4, Kung Fu Panda 4 gibi yapımlar var. Dune, Emma, Beni Adınla Çağır gibi kitap uyarlamaları da aynı listede. Orijinallik? Oldukça nadir.

Ters Yüz 2| Fotoğraf: KCRomuva

Ekonomik resesyon ve pandemi sonrası belirsizlik döneminde insanlar kendilerini güvende hissettiren şeylere de giderek daha çok bağlanmaya başladı, bunda artık hemfikiriz ve raporlar da bize bunu gösteriyor. Daha önce sevdiğimiz karakterleri, bildiğimiz sonları ve tanıdık şarkıları görmek bize bir tür “konfor” sağlıyor, öyle değil mi? (Bu yazıyı 185. kere “Gossip Girl’e başlamışken yazıyorum). Yani sadece eğlenmek için değil, rahatlamak için de aynı diziyi tekrar tekrar izliyoruz. 

Freakier Friday | Fotoğraf: Prime Video

Bu yüzden streaming platformlarında 90’ların, 2000’lerin dizileri veya filmleri yeniden zirveye çıkıyor. Aynı şekilde reboot’lar da sadece yeni nesli hedeflemiyor; eski seyirciler için “hatırlama” alanı yaratıyor.

Ancak reboot aynı derecede başarılı olmuyor. Mad Max: Fury RoadPlanet of the Apes serisiSpider-Man: Homecoming gibi yapımlar hem eleştirmenlerden hem de gişeden tam not aldı. Diğer yandan The Mummy (2017)Ben-Hur (2016) veya tartışmalı Ghostbusters (2016) gişede beklentileri karşılayamamıştı. 

And Just Like That | Fotoğraf: Variety

Bu kişiden kişiye dahi çok değişebilir. Çocukken en sevdiğim çizgi film “Güzel ve Çirkin” (1991) olduğundan, 2017 yapımı olan filmini izleyemedim ve o dünyamın, konfor alanımın yıkılmasını istemediğimden izlemek de istemiyorum. Birçoğumuzun bu sebeple Harry Potter dizisini izleme konusunda çekineceğinden de oldukça eminim. “Gossip Girl” modern versiyonu, “Sex and the City” devamı olan “And Just Like That”, “Mamma Mia Here We Go Again”, “Freakier Friday”, “Mean Girls 2”… Liste çok ama çok uzun. Bunları izlediğinizde nostaljinin yeniden yaşatıldığını düşünerek beğendiniz mi, yoksa aklınızdaki o dünya da bugüne ayak uydurduğu için sinirlendiniz mi? 

Mean Girls 2 | Fotoğraf: Viaplay

Bir noktadan sonra seyirci, aynı senaryoları görmekten sıkılacak mı merak ediyorum açıkçası. Çünkü orijinal hikâyeler, sinemanın ve sanatın kalbi olsa da günümüz kaosunda konfor alanımızdan ve gençlik/çocukluk özleminden çıkabilir miyiz? Bilemiyorum. Öte yandan tam da bu yüzden Oscar ve Emmy ödülleri, Cannes ve Venedik Film Festivalleri gibi etkinlikler çok önemli. Orijinalliğe çok değer veren bu platformlar, her yıl bize yepyeni hikâyeler sunuyor.

Son zamanlarda sizin izlediğiniz, tamamen orijinal filmler neler? Yoksa siz de kendinizi sürekli aynı hikâyelerin yeni versiyonlarını izlerken mi buluyorsunuz?

Kapak Fotoğrafı: The Hollywood Reporter

İlginizi çekebilir: Emre Onar’dan Sinemada El Emeği: Guillermo del Toro’nun Frankenstein Dünyasında