Blake Snyder kitabında, senaryo yazarken takip etmemiz gereken önemli bir kritikten bahsediyordu: Hikâyedeki bir kahramanın seyirciler ya da okuyucular tarafından benimsenmesini, derdiyle dertlenmesini istiyorsak ona o kediyi kurtaracağı bir an yazmamız lazım. Bu gerçekten zor durumdaki bir kediyi kurtarmanın ötesinde mecazen karşısındaki kişinin en derin duygularına dokunacak, görece küçük bile olabilecek bir şey yapması aslında. Bu durum gündelik hayatımızda da geçerli diyebiliriz. Bazen hiç tanımadığımız bir film karakteri sonunda mutlu olsun diye saatlerce izliyoruz; o gün yoldan geçerken gördüğümüz ve hiç tanımadığımız biri kediyle, köpekle sohbet ediyorsa içimiz bir başka ısınıyor. Hatta siyasi bir figürü ya da ünlü birini, şahsen hiç tanımamamıza rağmen, bir gün bir an yaptığı ya da yapmaktan imtiha ettiği bir hareket sayesinde destekliyoruz. Çünkü temelde bizim için “o kediyi kurtardı.” 

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içermektedir.

image-385
Un Simple Accident | Fotoğraf: Le Monde

Peki, kurtarmazsa ne olacak? 

Jafar Panahi’nin Altın Palmiye kazanan “Un Simple Accident” (Basit Bir Kaza) filmini izlerken ilk sahneyle beraber akılda bu sorunun bıraktığı his kalıyor. (Spoiler!) Filmin başında ailesiyle, küçük kızlarının isteği üzerine keyifli bir şarkı dinleyerek arabada giden adam bir köpeğe çarparak ölümüne sebep oluyor. Köpeği yol kenarına çekerek “basit bir kaza”, kaderi böyleymiş gibi ifadelerle yola devam ederlerken küçük kız buna karşı çıkıyor. Müziği kapatmalarını istiyor ve “Senin dikkatsizliğinin kaderle ne ilgisi var?” diyerek bunun basit bir kaza olmadığını bizim adımıza da söylemiş oluyor. Bu sahnedeki adam artık bizim için kötü olmaya muktedir biri haline geliyor. Bunu cebimize koyarak filmi izlemeye devam ederken adam, hapis yattığı dönemde ona işkence ettiğini iddia ettiği biri tarafından kaçırılıyor. Film ilerledikçe işkence edilen farklı mağdurlar hikâyeye dahil oluyor ama ortada bir açmaz var. Kaçırılan kişinin, bahsi geçen işkenceci, İkbal, olduğundan emin değiller. Sesini benzetiyorlar ama işkence sırasında gözleri bağlı oldukları için mutlaka o olduğunu söyleyemiyorlar. Burada zihne saplanan iki temel düşünceyle filme devam ediyoruz. Öncelikle kaçırılan adamın bir köpeği öldürmeyi basit bir kaza olarak görebilecek bir ahlaki anlayışa sahip olması hasebiyle itham edilen suçları yapmış olması son derece makul geliyor. Yani “o kediyi kurtarmadığı” için karakterin yaşadığı süreci makul şüphe perspektifinden izliyoruz. 

Bir diğer düşünce ise: Gerçekten bahsi geçen işkenceleri yaptıysa ona ne ceza verilmesine göz yumabiliriz? Bu ahlaki açmazı aslında mağdur konumdaki karakterler de yaşıyor. 

Nazi dönemi suçlularınının en hatırlanan isimlerinden biri olan Adolf Eichman savunmasını, görevini yerine getiren bir emir eri olduğuna dayandırmıştı. Hegelci bir anlayışla aslında sadece ödevini/görevini yerine getirme halinden bahsediyordu. Bu gözle bakınca, bunca kötülüğü sadece ailesini geçindirmek için görevini yerine getirmek zorunda kalan birilerinin yaptığını düşünerek onları affetmek mümkün mü? Panahi aslında buna bir cevap veriyor ama kesin bir cevap değil. Toplumsal bellekten ve gelecekten yanıt beklediğini hissediyoruz. 

Film aslında affetmenin ya da intikamın da ötesinde hegemonya veya güç taraf değiştirdiğinde, halk tabiriyle rüzgâr terse döndüğünde, dünün mağduru bugünün zalimi olur mu sorusunu da akla getiriyor. Hiçbirinin öyle olmayacağını film boyunca yaşadıkları etik çatışmadan anlıyoruz. Adam eğer düşündükleri kişiyse ona ne yapacaklarından asla tam olarak emin olamıyorlar. Yaşadıkları acılar onları zaman zaman bu vicdan muhasebesinden uzaklaştırsa da film süresince “o kediyi kurtardıkları” anlara şahit olmaya devam ediyoruz. 

image-386
Un Simple Accident | Fotoğraf: Le Devoir

Ölüm ile yaşam ya da Hamlet’ten alıntılarsak, “insanlığın berbat bir kopyası” olmakla olmamak arasındaki karar, kader böyleymiş diye geçiştirilecek kadar basit değildir. Erdemli olmanın hiç basit olmadığı bir gerçeklikle bizi yüzleştiren, nasıl biri olacağının ya da nerede duracağının kararını vermenin o an için basit bir cevap olsa da arka planında çok büyük bir etik ve vicdan muhasebesi olduğunu hatırlatan, herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film. 

O kediyi kurtaran herkese de sevgiler.

Kapak Fotoğrafı: Le Monde

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan 2025 Yılının Filmleri