Ramin Sadighi ile: Show of Hands Doğaçlama Müzik Festivali Üzerine
Show of Hands Doğaçlama Müzik Festivali’nin yedinci edisyonu, 15–18 Nisan tarihleri arasında dokuz farklı ülkeden sanatçı ve müzik profesyonellerini Arter’de izleyicilerle buluşturacak. Festivalin kurucusu Ramin Sadighi küratörlüğünde gerçekleştirilecek dört günlük yoğun programda solo ve ikili doğaçlama konserlerin yanı sıra paneller, atölye çalışmaları ve bir film gösterimi de yer alıyor. Show of Hands’e daha önce üç kez ev sahipliği yapan Arter, bu kez festivalin yapımcılığını da üstleniyor. Detaylı programına buradan ulaşabileceğiniz festivalin yedinci edisyonu vesilesiyle festivalin kurucusu Ramin Sadighi ile doğaçlama müziğin doğasına, festivalin oluşturmaya çalıştığı etkileşim ortamına dair bir sohbet gerçekleştirdik.
Show of Hands Doğaçlama Müzik Festivali’nin başlangıcından bugüne geçirdiği yolculuğu nasıl değerlendiriyorsunuz? Festival sizce bugüne kadar nasıl bir dönüşüm ve değişim gerçekleştirdi?
Sağlıklı bir şekilde geriye bakmak için yalnızca festivale değil, daha öncesine gitmek gerekir. Bu fikir yaklaşık 25 yıl önce, müziği profesyonel olarak üretmeye başladığım ve plak şirketim Hermes Records’u yönettiğim dönemde şekillenmeye başladı. Doğaçlamaya olan ilgim, sese gösterdiğim özen ve müzisyenlerle kurulan kişisel ilişkilerin önemi, üzerinde çalıştığım pek çok albüm ve etkinlikte zaten vardı. Bu açıdan bakıldığında Show of Hands, o yılların doğal bir sonucu—bir tür özeti—olarak görülebilir; şimdi ise bu deneyim festival formunda ifade buluyor. Ancak son on yılda temel kavram aslında çok değişmedi. Odak noktası hâlâ doğaçlama ve kolektif bir aradalık. Her edisyonda değişen şey ise bakış açıları—aynı fikir etrafında farklı müzisyenler ve katkı sunanlar tarafından anlatılan yeni hikâyeler.
Show of Hands, anlık yaratımı merkezine alarak tanıdık kalıpların ötesinde bir buluşma ortamı yaratmayı hedefliyor. Doğaçlama müziğin beklenmedik yapısı ve orada o anın içinde gerçekleşiyor olması, sanatçılar ve dinleyiciler için nasıl bir etkileşim ve iletişim alanı oluşturuyor?
Ben doğaçlamayı mistik ya da gerçeklikten kopuk bir şey olarak görmüyorum. Bu, insanüstü bir yetenek değil. Pek çok açıdan sadece başka bir beste biçimi. Tek fark, besteleme ile icra arasındaki sürenin neredeyse sıfıra inmiş olması. Bu da şu anlama geliyor: Öngörülemezlik var ama bu rastlantısal değil. Deneyim, bilgi, farkındalık ve anında harekete geçme cesaretiyle destekleniyor. Düzeltme ya da geri dönme imkânı yok—olanı, hatalarıyla birlikte kabul edip an içinde geliştirmek gerekiyor. Bu süreç, performansın etrafındaki her şeyle—izleyici dahil—daha derin bir etkileşim yaratıyor. Ortaya birlikte açılan bir deneyim çıkıyor. Ve bu süreç samimi olduğu sürece, ortaya çıkan sonucun önemi ikinci plana itiliyor.
15–18 Nisan tarihleri arasında dokuz farklı ülkeden sanatçı ve müzik profesyonellerinin katılımıyla Arter’de gerçekleşecek yedinci edisyonda katılıcımları nasıl bir program bekliyor? Sanatçılar ve katılımcılar için nasıl bir karşılaşmalar yaratmayı hedeflediniz?
İcracılar ile izleyiciler arasında güçlü bir bağ kurulmasını umuyorum. Müzisyenlerin anlattığı hikâyeler yeni gibi hissedebilir ama aynı zamanda tuhaf bir şekilde tanıdık da gelebilir. Daha az şiirsel ifade etmek gerekirse, izleyicilerin bu sınırlı zamanı beklentilerinin ötesine geçmek ve müziğin arkasındaki kişilikleri tanımak için kullanmalarını umuyorum. Ön kabuller olmadan, daha anlamlı bir şey keşfetmek mümkün. Çoğu zaman gerçek ilham da tam olarak orada bulunur.
Programda performansların yanı sıra paneller, atölyeler ve bir film gösterimi de yer alıyor. Programın bu kısmı dinleyici ve sanatçılar için nasıl bir ifade zemini yaratacak? Bu yılın programının merkezinde hangi fikirler var?
Bu unsurlar benim için çok önemli. Çünkü burada farklı bir etkileşim biçimi ortaya çıkıyor—sanatçılar ve izleyiciler fikirlerini, bakış açılarını ve deneyimlerini daha doğrudan paylaşıyor. Bu konuşmaların nasıl gelişeceğini görmek beni özellikle heyecanlandırıyor. Her zaman birbirimizden öğrenecek bir şey vardır ve bu formatlar bunun gerçekleşmesi için alan yaratır.
Sanatçı ve dinleyici için müzikle kurulan ilişki zamanın ve mekânın ruhuna göre her an boyut değiştirebiliyor. Zamanın ve mekânın müziğin bir parçası haline geldiği doğaçlama pratikleri, üretim ve dinleme deneyimi açısında nasıl bir farkındalık sunuyor?
Bu oldukça karmaşık bir soru ve tek bir yanıtı olduğundan emin değilim. Her katılımcı, ister müzisyen ister dinleyici olsun farklı bir deneyim yaşayacaktır. Ancak içinde bulunduğumuz koşullar bu deneyimleri kaçınılmaz olarak şekillendiriyor. Dikkat sürelerinin kısalması, sabırsızlığın artması, hayatın hızlanması ve seçeneklerin çoğalması, bugün müzikle kurduğumuz ilişkiyi etkiliyor. Bu unsurlar hem deneyimin derinliğini hem de niteliğini belirleyebiliyor.
Show of Hands’e daha önce üç kez ev sahipliği yapan Arter, bu kez festivalin yapımcılığını da üstleniyor. Festivalin Arter gibi bir mekânda gerçekleşmesi doğaçlama müzik festivali deneyimine nasıl bir katkı sunuyor?
2023’te Arter’de gerçekleşen ilk edisyondan bu yana burası doğal olarak “evinde hissettiren” bir ortam oldu. Bu sadece benim değil, sanatçıların ve izleyicilerin de dile getirdiği bir durum. Şimdi Arter’in yapımcı rolünü de üstlenmesiyle bu ruh, festivalin yapısına da taşınıyor. Benim için bu büyük bir destek. Sanatsal yönelime daha fazla odaklanmamı sağlıyor ve arkamda güçlü ve deneyimli bir kurum olduğunu bilmek güven veriyor.
Katılımcılara ve dinleyicilere bugün ne vaat ediyorsunuz? Gelecek yolculuğunuza dair nasıl bir vizyonunuz var?
Benim için Show of Hands, unutulmaz bir yemek gibi olmalı, insanların sadece bir kez deneyimlediği ya da her seferinde tamamen farklı olmasını beklediği bir şey değil. Bazı şeylere derinlik ve anlam taşıdıkları için tekrar döneriz. Festival için de dileğim bu; izleyicilerin sürekli yenilik arayışıyla değil, tekrar tekrar yankı bulan tanıdık ama derin bir deneyim için geri gelmeleri.
Kapak Fotoğrafı: Ramin Sadighi
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Polo & Pan ile Röportaj

Enes Kudu 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!