Öktem Bağcılık: Şarap Hikâyeleriyle Üretim Tesisinde Gastronomi Deneyimi
Trakya denince çoğumuzun aklına ilk olarak ayçiçeği tarlaları, uzun yollar ve sakin kasabalar geliyor. Oysa bölge, Türkiye’nin en köklü bağcılık geleneklerinden birine de ev sahipliği yapıyor. Bu kültürü yalnızca şarap üretimiyle değil, gastronomi, sanat ve yaşam estetiğiyle birlikte yeniden yorumlamayı hedefleyen Öktem Bağcılık, geçtiğimiz günlerde üretim tesisinde gerçekleştirdiği özel bir davetle Trakya’nın hikâyesini farklı bir perspektiften anlatmayı tercih etti.
2003 yılından bu yana Trakya’da faaliyet gösteren Öktem Bağcılık, yaklaşık 1200 dönümlük bağ alanında bölgenin bağcılık mirasını korumaya ve gelecek nesillere aktarmaya odaklanıyor. Özellikle Papazkarası gibi yerel üzüm çeşitlerinin yaşatılması için çalışan marka, doğaya saygılı üretim anlayışı ve mikro parsel yaklaşımıyla Trakya’nın kültürel ve gastronomik değerlerini görünür kılmayı amaçlıyor. Bu yaklaşımın bir yansıması olarak kurgulanan davet, klasik bir şarap tadımının çok ötesine geçiyordu.
Akşam, üretim tesisinin gezilmesiyle başladı. Üzümün bağdaki yolculuğundan şişeye uzanan sürece kadar pek çok detayın paylaşıldığı tur sırasında, bölgenin üzüm çeşitleri, bağların karakteri ve üretim süreçleri hakkında bilgi edinme fırsatı bulduk. Şarap üretimi hakkında anlatılanlar arasında en önemli ve hatta çoğunlukla yanlış bilinen noktalardan biri, aslında kırmızı, beyaz ve roze şarapların çoğu zaman aynı üzümlerden bile üretilebilmesi. Şarabın rengini belirleyen şey çoğunlukla üzümün suyu değil, kabuklarıyla ne kadar süre temas ettiği. Kırmızı şarap üretiminde üzüm suyu kabuklarıyla birlikte fermente ediliyor; böylece kabuklardaki renk, tanen ve aromalar şaraba geçiyor. Beyaz şarapta ise üzüm sıkıldıktan sonra kabuklar ayrılıyor ve yalnızca üzüm suyu fermente ediliyor. Roze şarap ise bu iki yöntem arasında bir yerde duruyor; kırmızı üzümlerin kabukları şırayla yalnızca birkaç saat temas ediyor ve böylece o karakteristik pembe rengini kazanıyor.
Şarabı yalnızca tadarak değil, nasıl üretildiğini görerek deneyimlemek, ilerleyen saatlerde masaya gelecek her kadehi daha anlamlı hale getiriyordu. Turun ardından misafirler, tesisin içerisinde hazırlanan gastronomi deneyimine davet edildi.
Üretim tesisinden içeri adımımı attığım anda inanilmaz bir atmosferle karşılaştım. Üretim alanı, yüzlerce mumun aydınlattığı büyülü bir mekâna dönüşmüştü. Sanat eserleri, vintage bir piyano ve dikkatle tasarlanmış masa düzeni, endüstriyel bir yapının içinde beklenmedik derecede sıcak ve romantik bir ortam yaratıyordu. Mum ışıklarının şarap kadehlerinde yansıdığı bu atmosfer, Trakya’nın sakin ritmini ve bağ yaşamının dinginliğini hissettiriyordu. Şef Gonca Seyyar tarafından hazırlanan menü, Öktem Bağcılık’ın ODRIS serisi şaraplarıyla eşleştirilmişti.
Gecenin açılışı, Demir Öktem’in sıcak ve kendini aile sofrasında hissettiren konuşmasıyla başladı. Ardından leziz tabaklar ve damakta iz bırakan şaraplar servis edilmeye başlandı.
İlk olarak şefin mevsimsel ilhamıyla hazırladığı seçkin tapaslardan oluşan amuse-bouche servis yapıldı. ODRIS Beyaz Sek Şarap eşliğinde servis edilen ilk tabak, akşamın tonunu belirleyen zarif bir başlangıçtı. Ardından gelen çilek, parmesan ve ceviz eşliğindeki roka salatası, ODRIS Roze Sek Şarap ile eşleştirildi. Tazelik ve meyvemsiliğin öne çıktığı bu bölümün ardından tahinli nohut kreması üzerinde servis edilen çıtır keçi peyniri geldi. Nar ekşisi ve kavrulmuş bademle tamamlanan sıcak başlangıç, ODRIS Fumé Blanc’ın aromatik karakteriyle başarılı bir uyum yakalıyordu. Ana yemekte ise pancar yatağında servis edilen, Antep fıstığı kaplamalı Frenched lamb chops yer aldı. Mevsim sebzeleriyle desteklenen tabak, ODRIS Oak Barrel Kırmızı Sek Şarap’ın güçlü yapısıyla gecenin en akılda kalan eşleşmelerinden birini oluşturdu. Finalde ise rom aromasıyla zenginleştirilmiş klasik İtalyan tiramisu servis edildi. Tatlıya, geceye özel hazırlanan bir likör eşlik etti ve uzun sofranın son notası oldu.
Öktem Bağcılık’ın bu buluşması, aslında markanın yeni dönem vizyonunun da bir özeti niteliğindeydi. Amaç yalnızca kaliteli şarap üretmek değil; Trakya’yı gastronomi, doğa, sanat ve yaşam kültürüyle birlikte deneyimlenebilen bir destinasyon olarak konumlandırmak. Bu nedenle davetliler yalnızca şarapları tatmıyor, aynı zamanda bölgenin üretim kültürünü, doğayla kurduğu ilişkiyi ve yaşam biçimini de keşfetme fırsatı buluyor.
Gece sonunda aklımda kalan şey, tattığım şaraplardan ya da yemeklerden çok daha fazlasıydı. Mum ışıklarıyla aydınlanan üretim tesisi, bağların hikâyesi, şarabın ardındaki emek ve Trakya’nın kendine özgü ruhu bir araya gelerek unutulması zor bir deneyim yaratmıştı. Bazı sofralar yalnızca yemek yemek için kurulmaz; bir coğrafyanın hikâyesini anlatmak için kurulur. Öktem Bağcılık’ın o akşam kurduğu sofra da tam olarak böyleydi.
Kapak Fotoğrafı: Öktem Bağcılık
İlginizi çekebilir: Gastro Magger’dan İzmir’in Bağ Yolu Durakları

Damla Anol Erol 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!